Galaksiler çarpıştı karanlık madde görüldü
Hubble ve Chandra uzay teleskoplarıyla iki galaksinin devasa çarpışması fotoğraflandı. Karanlık maddenin ilk kez sıradan maddeden açıkça ayrıldığı tespit edildi
ABD’nin California Üniversitesi astronomların uzay teleskopları Hubble ve Chandra ile bir renklendirme tekniği sayesinde optik görüntüler elde etti. Görüntülerde mavi renkli görülen karanlık madde, hiç durmadan pembe renkli ve özellikle sıcak gazlardan oluşan sıradan madde kümelerinin içinden geçiyor. Güneşin kütlesinden katrilyon kat daha büyük iki galaksinin çarpışması, saatte on milyonlarca kilometre hızla meydana geldi.
Galaksiler çarpıştı karanlık madde görüldüBüyük çarpışmadan sonra her bir galaktik kümenin gazlarının hızı yavaşladı ancak karanlık maddenin hızı düşmedi. Görüntüler, 2006’da iki galaksi arasındaki dev çarpışmanın sonucu oluşan Bullet galaktik kümesi üzerinde yapılan gözlemi doğruladı. Astrofizikçi Marusa Bradac, son gözlemin karanlık maddenin gizemli özelliklerini anlamada anahtar niteliğindeki olduğunu belirterek, “Karanlık madde, evrende sıradan maddeden 5 kez daha fazla. Bu araştırma, bildiğimizden çok farklı ve bizi oluşturan bir madde ile karşı karşıya olduğumuzu doğruluyor” diye konuştu. Evrenin yüzde 72’si yerçekimi gücüne karşın evrenin genişlemesini açıklayan boşluk enerjisinden oluşuyor. Evrenin yüzde 5’inde bilinen madde, yüzde 25’i ise karanlık madde yer alıyor.
Hubble ve Chandra tarafından çekilen fotoğrafta mavi renkli görülen karanlık madde, pembe renkli görülen sıradan madde kümelerinin içinden geçiyor.

Uzayda hayat belirtisi  

Satürn'ün iç uydusu “kartopu” Enceladus'ta hayatın öz kaynağı su bulunduğuna dair gözlemlerin giderek kuvvetleniyor. Max Planck Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, uyduda “O” derece sıcaklığın hem don, hem erime, hem buharlaşma için kritik değer taşıdığı belirtildi.

Almanya'nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg  kentindeki Max Planck fen bilimleri araştırma kurumundan astrofizikçi  Sascha Kempf, Reuters ajansına demecinde, Enceladus'ta mevcut olabilen “O” derece sıcaklığın hem don, hem erime, hem buharlaşma için kritik  değer taşıdığını, bu yüzden Satürn'ün uydusundan yükselen buhar  bulutunun görülebileceğini, bunun yakından değerlendirileceğini anlattı. 

MARTTA 50 KM YAKLAŞACAK

Avrupa Uzay Kurumu (ESA) ile ABD'nin Ulusal Havacılık-Uzay Dairesi  NASA'nın ortak programı “tek seferlik en pahalı projesi olan 3 milyar  600 milyon dolarlık” Cassini uydusu, mart ayında Enceladus'un 50 km  yakınından geçecek. Bu olağanüstü yakınlaşma sayesinde fizikçiler ve  kimya uzmanları, Enceladus'un “püskürttüğü ancak kütle çekiminden yüzeye  yakın kalan” bulutu daha iyi anlayacak ve su kanıtı için daha derin  saptamalarda bulunabilecek. 

İngiliz gökbilimci William Herschel, Enceladus'u 1789'daki gözlemlerinde  buldu. Kütlesi Dünya'nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan  Satürn'nün minik uydusu Enceladus, sadece 499 km çapında. Satürn'ün 47  ayı (uydusu), 7 adet de dev çevre halkası bulunuyor.  

SU OLABİLİR DENİLMİŞTİ

NASA, iki yıl önceki açıklamasında Enceladus'ta su bulunabileceğini  açıklamıştı.  Güneş Sistemi'nde Mars, Jüpiter'in uydusu Europa ve Enceladus “doğrudan  su kanıtı” taşıyan üç gökcismi.  NASA'nın iki yıl önceki açıklamasında, “Cassini, Enceladus'ta, ABD'nin  Wyoming, Montana, İdaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli  Parkı'ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler tespit  etti” demişti. Cassini seferinden sorumlu bilim adamlarından Carolyn Porco, “Böylesine  küçük ve soğuk bir gökcisminde sıvı halde su bulunduğunu gösteren  delillere sahip olduğumuzu sanıyorum” dedi ve suyun varlığının, bu  esrarengiz ayla ilgili soruları artırdığını belirtti.

AY VE GEZEGEN BİLİMLERİ KONFERANSI

Cassini, 1997'de fırlatıldıktan sonra 2004 yılının temmuzunda Satürn'ün  yörüngesine girmişti. Cassini, halen Satürn'ü 4 yıl daha gözlemleme  gücüne sahip. Enceladus'un milyarlarca yıl önce oluşumundan hemen sonra içindeki  radyoaktif bozulmadan kaynaklanan ısının, bugün yüzeyinden fışkıran  gayzerlerin nedeni olabileceği ve bunun da yaşam için gerekli ortamı  sağlayabileceği görüşü geçen yıl da ortaya atıldı.

ABD'nin Texas eyaletinde her yıl düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri  Konferansında dün sunulan bildiride, Cassini uzay aracının gönderdiği ve  Enceladus'un sıcak bir bölgesinden çıkan gayzer benzeri oluşumu gösteren  ilginç fotoğrafların incelendiği belirtilerek, araştırma sonucunun,  yüzey sıcaklığı eksi 201 santigrat derece civarında olan Satürn'ün  ayının iç kısmında ilkel yaşam için uygun ortam olabileceğini gösterdiği  kaydedildi.

Bilim adamları, yeni geliştirdikleri bir modelle Enceladus'un içindeki  ısının, eskiden meydana gelen bir radyoaktif bozulmadan kaynaklandığını  ve bunun da Satürn'ün ayının sıcak güney yarıküresindeki su buharı  bulutu ve periyodik buz kristali rüzgarlarının açıklaması olabileceğini  belirtti.

Icarus gökbilim dergisinde yayımlanmış kurama göre, Enceladus 4,5 milyar  yıl önce alüminyum ve demir radyoaktif izotopları içeren kaya ve buz  karışımı olarak oluştu. Birkaç milyon yıl sonraki dönemde, iki  radyoaktif elementin hızlı şekilde bozulması merkezdeki kayalık  çekirdeğin mantodaki buz örtüsüne yaklaşmasıyla sonuçlanan sıcak  patlamasına yol açtı. Zamanla çekirdekteki bozulmadan geriye kalanlar da  Enceladus'un içinde eridi.

Mars'ta en önemli keşiflerden biri yapıldı
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Mars’taki robotlarından Spirit’in, Kızıl Gezegen’deki en önemli keşiflerinden birisini yaptığını bildirdi.
NASA’da görevli bilim adamları Amerikan Jeofizik Birliği’nin bir toplantısında yaptıkları açıklamada, Spirit’in inceleme yaptığı bir toprak parçasında, mikrobik yaşam için geçmişte mükemmel bir çevrenin varolduğunun kanıtlarının bulunduğunu düşündüklerini belirttiler.
Mars robotunun bulduğu tortuların büyük olasılıkla, sıcak kaynak suyu veya buhar volkanik kaya ile temasa geçince oluştuğunu söyleyen Mars robot programında görevli bilim adamlarından Steve Squyres, Dünya’da bu tip yerlerin bakteriyle dolu olduğunu anımsatarak, "Bu bizi çok heyecanlandırıyor" diye konuştu.
NASA’nın robot programında görevli araştırmacılar, mayıs ayında, Mars toprağında normalden daha parlak görünen bir toprak parçası üzerinde çalıştıklarını açıklamışlardı.
İncelemeleri sonunda buranın, camın ana maddesi olan silisyum açısından zengin bir toprak olduğunu belirten araştırmacılar, Spirit ile bu toprak parçası üzerinde ve yakındaki kayalarda, fazladan kanıt için incelemelerini sürdüreceklerini bildirmişlerdi.
-"NE OLURSA OLSUN, YAŞAM ÇEVRESİ AYNI"- Şimdi bu parlak maddenin, sıcak yeraltı tortularının, suyun silisyumu çözelti haline getirmesi veya asitli buharın kaya çatlaklarından gayzer gibi yükselmesi ve silisyumu ayrıştırarak, mineral bileşenlerini ortaya çıkarmasıyla oluşmuş olabileceğini düşünen bilim adamları, hangi tez doğru olursa olsun, Mars’ın eski yaşanabilirlik durumunun çoğunlukla aynı olduğunu belirtiyorlar.
"Sıcak yeraltı kaynaklarına veya volkanik buhar püskürten fümerollara gidebilir ve Dünya’da bunların mikrobik yaşama ev sahipliği yaptığını görebilirsiniz. Yani bu Kızıl Gezegen’in yerel yaşam çevresinin geçmişte nasıl olduğunun bir sunumu olarak kabul edilebilir" diyen Squyres, görev süreleri 2009’a kadar uzatılan Mars robotlarının ne yazık ki, sadece önlerindeki jeolojik durumu okuyacak ve bilim adamlarına çevre koşullarının nasıl olabileceğini anlatacak şekilde tasarlandıklarından, yaşamın bizzat kendisinin kanıtlarını bulacak teçhizata sahip olmadığını belirtti.
-SONRAKİ MARS ARAŞTIRMALARINDA, YAŞAM İZİNİN BİZZAT KENDİSİ ARANACAK- Gelecekteki Mars araştırmalarında, böylesi bir yaşamdan geriye kalan kimyasal izlerin işaretlerinin aranacağını kaydeden Amerikalı araştırmacılar, 2009’da uzaya gönderilecek Mars Bilim Laboratuvarı’nın ve 2010’dan sonra fırlatılacak Avrupa robotu ExoMars’ın bunu yapabilecek donanıma sahip olacağını söylediler.
Mars’a sadece 90 günlüğüne gönderilen ikiz robotlardan Spirit 1400, Kızıl Gezegen’in öbür tarafındaki Opportunity de 1379 gündür görev başında bulunuyor.
Güneş ışınlarının iyice azaldığı Mars kışını sağ salim geçirecek enerjiyi muhafaza etmek için yakında faaliyetlerini asgariye indirecek robotlardan Spirit için özellikle gelecek aylar son derece kritik görülüyor.
Yazın toz fırtınalarından güneş panellerinin tozla kaplı olmasından ötürü elektrik üretme kapasitesi iyice azalan Spirit için kışı sağ salim geçirebilmek "riskli" görülüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÜYÜK TURAN'A KOŞAN KUTSAL YOLCU

DIŞ HABERLER

İÇ HABERLER

AZERBAYCAN

SPOR

TAEKWONDO

TEKNOLOJİ

OTO-MOTO

MAGAZİN

ŞİİRLER

FIKRALAR

POLİTİKAMIZ

LİNKLER

AKİSLER

REKLAMLAR

KÜNYE

KIZIL ELMA

DOKUZ IŞIK

TÜRK DÜNYASI

OSMANLI

TÜRK BÜYÜKLERİ

DİNİMİZ

BOZKURT

RESMİ GAZETE

GAZETE - MEDYA

T.C. KİMLİK NO

VERGİ KİMLİK

DÖVİZ

EN GÜZEL FOTOĞRAFLAR SİTEMİZDE

MOSQUE/CAMİLER

GEÇMİŞİMİZ

ÇANAKKALE

OTOMOBİLLER

MOTOSİKLETLER

TAEKWONDO

AHISKA TÜRKLERİ

 KERKÜK TÜRKLERİ

 TEBRİZ BOZKURT

 YÖRÜK TÜRKMEN
  EBÜLFEZ ELÇİBEY

EN GÜZEL VİDEO FİLMLER SİTEMİZDE

TAEKWONDO

KOMİK

ERMENİ MEZALİMLERİ

HZ.  MEVLANA

Mesnevi'den Hikâyeler

TACİRİN HİKAYESİ

Bir tacirin bir dudusu vardı, kafeste hapsedilmiş, güzel bir duduydu. Tacir, Hindistan’a

Yunus EMRE

Hayatı Şiirleri

Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden

KALBİMİZDEKİ BAŞBUĞUMUZ

ALPARSLAN TÜRKEŞ ve TÜRK ÜLKÜSÜ

Türklük şuur ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksul-lukla savaşa, adalette yarışa,

Hüseyin Nihal ATSIZ

DÜŞMANA TAVİZ VERİLMEZ

Taviz bir fedakârlıktır. Ancak dosta karşı yapılır. Düşmana verilen taviz bir nevi yenik

DZHOKHAR MUSAYEVİÇ DUDAYEV

Türk Milleti

Bugün ise, Türkiye'yi yönetenler o yüce değerl-erden çok

ÇANAKKALE

ALBÜMÜ

www.asilkan.org

SİTEMİZİN BÜYÜK HİZMETİ

Evrende dev bir boşluk bulundu

Astronomların, evrende hiçbir galaksinin, yıldızın ve hatta karanlık maddenin bulunmadığı dev bir boşluk keşfettikleri bildirildi.
Minnesota Üniversitesi'ndeki bir araştırma ekibi, dünyadan yaklaşık 1 milyar ışıkyılı uzaklıkta olduğu belirlenen söz konusu boşluğun niçin orada bulunduğu hakkında bir fikir sahibi olmadıklarını vurguladılar. Keşfi yapan bilimsel araştırma ekibinden Astronomi Profesörü Lawrence Rudnick , ''Astrophysical Journal'' adlı bilimsel dergide yazdığı makalesinde, ''Şimdiye kadar hiçkimsenin bu büyüklükte bir boşluk bulmamış olması bir yana biz bile bu boyutta bir boşluk bulmayı beklemiyorduk'' dedi.
Rudnick ve bilim ekibinin diğer üyeleri, Shea Brown ile Liliya Williams, dergide kaleme aldıkları makalede, söz konusu dev boşluğu, Wilkinson Mikrodalga Anisotropi Araştırma uydusuyla evrendeki soğuk bir nokta üzerinde yaptıkları araştırma sırasında bulduklarını belirttiler. Dergide, Kozmik Mikrodalga fonu adı verilen, evrenin doğumuna neden olan Büyük Patlama'dan arta kalan zayıf radyo sinyali üzerinde yapılan bir araştırmanın söz konusu bölgenin daha soğuk olduğunu gösterdiğine işaret eden Rudnick, ''Gökyözündeki bu noktada farklı bir şey olduğunu zaten biliyorduk'' dedi.

Nasa'nın akıl erdiremediği sır

Nasa uyduları gökyüzünün 80 kilometre üzerinde halat şeklinde uzanan ışık bulutları keşfetti. Işık bulutları dünyanın atmosferi ile güneş arasında bağlantı sağlıyor.
Bilim adamları güneş ışınımlarının 'bulutların'  ortaya çıkmasına neden olduğu tahmin ediliyor. Bilim adamı David Sibeck, Nasa uydusunun bulduğu magnetik bulutların dünyanın üst atmosfer kısmıyla güneş arasında bağlantı sağladığını ortaya koyduğunu söyledi.

Sibeck, güneşin etrafında oluşan rüzgar tozlarının ışık bulutlarını oluşturduğuna inandıklarını da belirtti.

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK ASTRONOMİ SİTESİ www.asilkan.org TARAFINDAN HAZIRLANMAKTADIR. BİNLERCE HABER VE FOTOĞRAFLARLA UZAYDAN HABERLERİMİZİ SİZLERE SUNACAĞIZ...

   ENGLISH   /   DEUTSCHE  /  FRENCH   /  RUSSIAN  /  ZİYARETÇİ DEFTERİ

UZAYDAN HABERLER

Türk araştırmacılar, 7. nötron mıknatıs yıldızını keşfettiler
Türk araştırmacılar, uzayda bugüne kadar varlığı bilinmeyen dünya'dan 40 bin ışık yılı uzakta, patlama özelliğine ve yüksek manyetik enerjiye sahip ''7. nötron yıldızını'' keşfetti.
Türkiye, bu keşifle, evrenin gelişim sırlarının çözümü için uzayı gözlemleyen pek çok ülkenin bilim gündeminde yeni heyecan yarattı.
Türk araştırmacılar, keşfin ardından pek çok araştırma merkezinden astrofizikte ortak araştırmalar yapma teklifi aldı.
Keşif, önümüzdeki ay, ''The Astrophysical Journal'' dergisinde yayımlanarak literatürdeki yerini alacak.
AA muhabirine açıklama yapan Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Ersin Göğüş, dünya, Güneş ve Ay'ın yer aldığı Samanyolu Galaksisi'nde yüz milyarı aşkın yıldızın, 2 bin dolayında da nötron yıldızının bulunduğunu ifade etti.
-NÖTRON YILDIZLARI-
Göğüş, maddenin en yoğun halde bulunduğu yapılar olan nötron yıldızlarının çok kuvvetli manyetik alanlara sahip olduğunu belirtti.
Bu yıldızlardan manyetik alanları en düşük olanların bile çekim gücünün güneşten 10 bin kat daha fazla olduğunu kaydeden Göğüş, ''Evrendeki en kuvvetli mıknatıslar olan nötron yıldızlarındaki patlamalar, saniyenin onda biri kadar sürüyor. Bu kadar kısa sürede, güneşin neredeyse bir yılda yaydığına eşit miktarda eşit enerji yayıyor'' dedi.
Astrofizikçilerin şimdiye kadar 6 tane çok kuvvetli manyetik alana sahip ve yüksek patlama özelliği gösteren nötron yıldızını keşfettiğini dile getiren Göğüş, bu yıldızların ilk üç tanesinin 1979'dan beri bilindiğini, dördüncüsünün 1998'de, beşincisinin 2008'de, altıncısının 2009'da bulunduğunu söyledi.
-TÜRK ARAŞTIRMACILARDAN 7. NÖTRON YILDIZI KEŞFİ-
Doç. Dr. Gögüş, liderliğini yürüttüğü ve aralarında aynı üniversitenin öğretim üyesi Dr. Yuki Kaneko'nun yer aldığı ekibin yeni bir nötron yıldızı keşfettiğini bildirdi. Göğüş, bu nötron yıldızının bugüne kadar keşfi yapılan 7. nötron yıldızı olduğunu söyledi.
Yeni nötron yıldızının saniyenin onda biri süresinde gerçekleşen patlama nedeniyle fark edildiğine işaret eden Göğüş, keşfe ilişkin şu bilgileri verdi:
''Ekibimiz, ilk olarak NASA'nın Swift uydu teleskobu ile patlamayı keşfetti. Yine, NASA'nın Chandra ve RXTE uydu teleskopları ile takip ederek yeni keşfettikleri nötron yıldızının genel özelliklerini ortaya çıkardı.
Keşfettiğimiz 7. nötron yıldızının manyetik alanı, güneşin manyetik alanının 18 milyar katına eşit. Saniyenin onda birinden de kısa süredeki patlamada yaydığı enerji güneşin 1 saniyede yaydığı enerjiden on milyon kat daha fazla.''
-''EKSENİ ETRAFINDA 7,5 SANİYEDE BİR DÖNÜYOR''-
Bilinen nötron yıldızlarının sayılarının çok az olması nedeniyle bilim dünyası tarafından dikkatle incelendiğini dile getiren Göğüş, ''Bu yıldızlar, maddenin çok yüksek manyetik alanlardaki davranışını anlamamız için adeta bir laboratuvar görevi görüyor. Yani biz direkt olarak bu manyetik etkileri dünyaya getiremiyoruz ama yıldızları takip ederek maddenin çok yüksek manyetik ortamlardaki hareketlerini inceleyebiliyoruz'' diye konuştu.
7. nötron yıldızının keşfinin ilk defa Türk araştırmacıların önderliğinde yapılmasının önemine işaret eden Göğüş, şunları kaydetti:
''Keşifte bizi en gururlandıran konu, Türkiye'deki bilimsel ve teknolojik birikimin belli bir düzeye erişmesini görmek oldu. İyi bir ekibin Türkiye'de önemli bir keşfe imza atması bilimin ülkemizde geldiği noktayı da gösteriyor.
Yıldızın keşfinin yapıldığını duyan bilim çevreleri, ekibimizle irtibata geçerek ortak çalışmak istediklerini dile getirdi. Ekibimiz, aralarında İtalya, ABD, İspanya, İngiltere ve Hollanda'dan da astrofizikçilerin de yer aldığı 23 kişiden oluşuyor.''
7. nötron yıldızının keşfi ile ilgili hazırladıkları makalenin astrofizik alanında dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden biri olan ''The Astrophysical Journal'' adlı yayına kabul edildiğini bildiren Gögüş, derginin gelecek ayki sayısında basılmasının ardından keşiflerinin uluslararası literatürdeki yerini alacağını belirtti.
Dünya'ya uzaklığı 40 bin ışık yılı mesafede olan 7. nötron yıldızının adının, ''SGR J1833 - 0832'' olduğunu bildiren Göğüş, yıldızın çok hızlı bir dönme periyodunun bulunduğunu, ekseni etrafında 7,5 saniyede bir döndüğünü belirterek, yıldızın bu özellikleriyle diğer nötron yıldızları arasında farklı bir yeri olduğunu da sözlerine ekledi.

'Bakır renkli Ay'a yoğun ilgi
Önceki gece gerçekleşen, Ay'ın beyazdan bakır rengine döndüğü eşsiz manzaralı 'parçalı Ay tutulması'nı Ankaralılar rasathanede, İstanbullular Taksim Meydanı, İzmirliler de tarihî Saat Kulesi çevresinde izledi. Ay'ın bakır rengine büründüğü 'parçalı Ay tutulması' önceki gece gerçekleşti. Türkiye'den çıplak gözle izlenebilen tutulma, TSİ 21.24'te başladı ve 00.10'da tam tutulma yaşandı. Ankaralılar, Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi'nin tutulma dolayısıyla düzenlediği etkinlikte Ay'ın parçalı halini teleskopla yakından görme şansı buldu. İstanbullular, gökyüzü şölenini daha iyi takip edebilmek için Taksim Meydanı'nda toplanırken, İzmirliler Saat Kulesi'nin üstünde oluşan tutulmayı merakla izledi. Rasathanedeki etkinlik kapsamında teleskopla Ay tutulmasını izleyen başkentlilere uzman astronomlar eşlik ederek, gökyüzü olayı hakkında detaylı bilgi verdi. Rasathane yetkilileri, tutulmanın Türkiye'nin her yerinden izlenebildiğini hatırlatarak, etkinliğe katılanların, tutulmanın görsel yönünden çok bilimsel yönünü takip ettiğini belirtti. Taksim Meydanı'nda toplanan vatandaşlar, gözyüzü şölenini fotoğraf makineleri ve kameralarla kalıcı kılmaya çalıştı. Tutulma, İzmir'de de meraklı vatandaşlar tarafından ilgi ile takip edildi. Kameralara İzmir Saat Kulesi ile birlikte yansıyan şölen, seyirlik görüntüler oluşturdu. TSİ 21.24'te Ay'ın, Dünya'nın yarı gölge konisine girmesi ile başlayan tutulma, saat 22.36'da Ay'ın Dünya'nın tam gölge konisine girmesi ile devam etti ve maksimum tutulma saat 00.10'da gerçekleşti. Dünya atmosferinin Güneş'ten gelen mavi ışınları saçıp, kırmızı ışınları kırarak Ay'ın üzerine düşürmesinden dolayı Ay'ın bakır renginde göründüğü tutulma, çıplak gözle de izlenebildi. Ay tutulması, Dünya'nın Ay ile Güneş arasında bir noktada bulunması sonucu, Ay'ın, Dünya'nın gölge konisinin içerisinde kalması sonucu gerçekleşti. Ancak Ay'ın Dünya etrafındaki yörüngesi ile Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesi arasındaki açı nedeniyle her tutulmada Ay, Dünya'nın gölge konisine tam girmeyebiliyor. Bu durumda gerçekleşen tutulma 'parçalı Ay tutulması' olarak adlandırılıyor.

Uzay kaç kilometre sonra başlıyor
Kanadalı bilim adamları, uzayın sınırının deniz seviyesinin 118 kilometre yukarısında başladığını hesapladı. Kanadalı bilim adamları, uzayın sınırının deniz seviyesinin 118 kilometre yukarısında başladığını hesapladı. Journal of Geophysical Research dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Kanada'nın Calgary Üniversitesi tarafından tasırımı yapılan ve Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu (NASA) tarafından iki yıl önce fırlatılan Supra-Thermal Ion Imager adı verilen cihaz, 200 km irtifadan topladığı verilerle uzayın sınırının hesaplanmasına yardımcı oldu. Araştırmada, uzayın sınırı atmosferin göreli yumuşak rüzgarları ve hızı saatte bin kilometreyi aşan uzaydaki parçacık yüklü daha şiddetli akıntıların izi takip edilerek hesaplandı. Calgary Fizik ve Astronomi Bölümü Doçenti David Knudsen, uzayın sınırın hesaplanması için daha önce de ölçümler yapıldığını, ancak üst atmosferin rüzgarları da dahil olmak üzere, tüm bileşenleriyle ilk kez incelendiğini belirtti.

Yeni bir güneş sistemi bulundu

Astronomların uzayın derinliklerinde yeni bir güneş sistemi buldukları, güney siteminde iki gezegen bulunduğu bildirildi. Ohio State University'den Scott Gaudi, aynı anda iki gezegen bulmanın biraz şans olarak nitelenebileceğini belirterek, “Ama ben bunun, bu sistemlerin, bizim galaksimizde yaygın olduğu anlamına geldiğini düşünüyorum” dedi.

Science dergisinin yarın çıkacak sayısında yayımlanan yazıda buluşlarını sergileyen bilim adamları, yeni güneş ve uydularının, astronomların gözlediği daha uzaktaki bir yıldızın önünden geçtikleri sırada belirlendiğini belirtti. Gaudi, bizim güneş sistemimizin küçültülmüş bir benzerini bulduk” dedi. Araştırmacılar yeni güneşin etrafındaki gezegenlerin Satürn ve Jüpiter'e benzediklerini, ama yüzde 20 daha küçük olduklarını kaydetti. Yeni güneş sisteminin “microlensing” denen bir teknik kullanılması sayesinde bulunduğu, bu tekniğin uzaktaki yıldızların ışığını 500 kez büyüttüğü kaydedildi. Mikrolensing yöntemini kullanarak daha önce de 4 tane tek gezegen bulunmuştu. Mikrolensing yönteminde, bir yıldızın ve gezegenin çekimi, arkadaki başka bir yıldızın ışığını büküp yoğunlaştırmak için kullanılıyor. Bir yıldız izlenirken, başka bir yıldız onun önünden geçerse, öndeki yıldızın çekimi yoğunlaşıp ışık huzmelerini büküyor. Bu da arkadaki yıldızın (görüntüsünün) büyütülmesine neden oluyor. “OGLE-2006-BLG-109L” adı verilen yeni güneşin dünyadan 5 bin ışık yılı uzakta olduğu belirtildi. Işığın bir yılda aldığı mesafe olarak tanımlanan bir ışık yılı 10 trilyon km.

Satürn uydusu Titan'da 'denizler' tespit edildi

Bilim adamlarının, Satürn'ün en büyük uydusu Titan'ın yüzeyinde "denizler" tespit ettiği bildirildi.
Bilim adamlarının, Titan uydusunun, son derece kalın ve nitrojenden oluşan atmosferindeki metan ve diğer organik bileşenler nedeniyle hidrokarbon denizlerine sahip olduğu yolunda teorileri bulunuyordu. Güneş sistemi dışında yer alan ve bir gezegen büyüklüğündeki Titan'da daha önce küçük göl kümeleri tespit eden Cassini uzay aracı bu kez, bilim adamlarının bu teorilerini doğru çıkaracak şekilde uydunun yüzeyinde muhtemelen metan gazından oluşan deniz büyüklüğünde sıvı yoğunlukları tespit etti. Araştırmacılar, görsel ve radar görüntülemesi kullanarak Titan'ın puslu kuzey kutbunda en az iki deniz olduğunu gösteren kanıt buldu. Satürn gezegeninin keşfi için 1997'de fırlatılan Cassini uzay aracının kamerası geçen ay, Hazar Denizi'ne benzer 1.095 kilometre uzunluğunda büyük ve düzensiz bir şekil üzerinde incelemelerde bulunmuştu. Yanıcı bir gaz olan metan, yoğun atmosferik basınç ve soğuk nedeniyle Titan uydusunda sıvı halinde bulunuyor.

Kemer'de UFO heyecanı
ANTALYA'nın Kemer İlçesi'nde UFO (Tanımlanamayan Uçan Cisimler- Unidentified Flying Objects) heyecanı yaşandı. Saat 03.30 sıralarında zaman zaman sabit duran, şekil değiştiren ve gökyüzüne doğru yükselen cisim, bir süre sonra hızla gözden kayboldu.
Kemer'de saat 03.30 sıralarında ilçe merkezindeki Çalış Tepesi'nde görülen cisim korku yarattı. Amatör kamerayla kaydedilen cisim, önce Çalış semalarına ışık saçarak yükseldi, daha sonra hızlı hareketlerle gökyüzünde kayboldu. Zaman zaman farklı geometri şekillerine giren, üzerinde küçük şekillerin bulunduğu cismi gören bir grup plaja doğru koşarken bazıları bunun Türkiye'yi ziyaret eden UFO'lar olduğunu savundu.

Venüs’e yıldırımlar düşüyor!..

Avrupa Uzay Ajansı'nın, Venus Express aracı Venüs’te şimşek çakmaları keşfetti. Bu güne kadar şüpheyle yaklaşılan bu fikir aracın ilettiği verilerle netleşti. Üstelik Venüs'te Dünya'dakinden daha fazla şimşek görülüyor. Venus Express, Kasım 2005'te Kazakistan'daki Baykonur üssünden havalanmış, Nisan 2006'da da Venüs yörüngesine ulaşmıştı.
Venüs gezegeninin yüzeyinde bir zamanlar ciddi miktarda su olduğu ancak Güneş rüzgârlarının bunun çoğunu, Güneş Sistemi'nin oluşumunun ilk 1 milyar yılında yok ettiği düşünülüyor. Bu değişim öncesinde, gezegenin Dünya gibi yaşanabilir bir çevreye sahip olduğu anlaşılıyor. Uzmanlar sonraki dönem için "Okyanuslar buharlaştı ve bütün su buharlaşıp atmosfere karışarak yok oldu" ifadesiyle açıklıyor.

Pilotun UFO şoku’

Pilot, uçuş sırasında bulutların arasından çevresine ışıklar saçan nesneyi görünce neye uğradığını şaşırdı.
İngiltere’den havalanan uçağın pilotu ve bazı yolcuları bulutların arasında beyaz parlak ışıklar saçarak ilerleyen beyaz cismi gördüğünde gözlerine inanamadı. Aurigny Havayollarına ait uçağın kaptanı Ray Bowyer ‘Pilot’ dergisine yaptığı açıklamada sefer sırasında ‘sigara şeklinde inanılmaz parlaklıkta beyaz ışık saçan bir cisim’ gördüğünü belirtti. Bowyer sözlerine şöyle devam etti:
40 mil kadar uzağımızda duran cismi fark ettikten sonra onun biraz daha batısında duran başka bir cisim gördüm. İki obje de 9 dakika kadar bir süre görüş alanımızda kaldı’.
Uçağın yolcularından Kate- John Russell ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘Bulutların arasında ışıklı bir cisim gördük’.

En büyük gezegen bulundu

Gökbilimciler, güneş sisteminin dışındaki bilinen en büyük gezegeni keşfettiklerini açıkladı. Bu gezegenin, Jüpiter'den yüzde 70 oranında daha büyük olduğu söyleniyor. TrES-4 adı verilen ve Hercules takımyıldızında bulunan yeni gezegenin yoğunluğunun Jüpiter'inkinden çok daha düşük olduğu belirtiliyor. Yeni gezegen, Arizona, Kaliforniya ve Kanarya Adaları'nda kurulu TrES teleskop ağı tarafından keşfedildi. TrES-4, dünyadan 1435 ışık yılı uzaklıkta bulunan GSC02620-00648 yıldızının çevresinde dönüyor. Ana yıldızdan 7 milyon kilometre uzakta olmasına rağmen gezegenin yüzeyinin sıcaklığının 1327 derece olduğu tespit edildi. TrES-4, ana yıldız çevresindeki turunu 3.55 günde tamamlıyor. Bu da yeni gezegende bir yılın bir haftadan daha az olması anlamına geliyor. Yeni gezegen dünyayla yıldızı arasından geçerken yıldızın ışınlarının yüzde birini engelliyor. Bu da parlaklığını azaltıyor.  Gökbilimciler, yeni keşifleriyle işgili ayrıntıları Astrophysical Journal dergisinde yayımlayacaklar. Bilimadamları, dev gezegenler için kullanılan mevcut bilimsel yöntemlerle yeni gezegenin büyüklüğünü açıklamanın mümkün olmadığını söylüyorlar.

Yıldız, 13 ışık yılı uzunluğundaki kuyruğuyla görüntülendi!

NASA’nın GALEX telekopu tarafından uzayın derinliklerinde görüntülenen bir yıldız 13 ışık yolu uzunluğundaki kuyruğuyla bilim adamlarını şaşırttı.
NASA’nın 2003 yılında başlayan ultraviole projesi çerçevesinde yürütülen çalışmalarda GATEX telekopunun elde ettiği bu görüntüyle bir yıldızın ilk kez kuyruğuyla görüntülendiği bildirildi.

Dünyadan 350 ışık yılı uzakta bulunan Mira adlı yıldızın parlak kuyruğu sadece ultraviole ışığı altında görülebildi. Muazzam kuyruğu ilk keşfeden bilim adamlarından biri olan ABD’li Mark Seibert uzaydaki birçok yıldızın benzer kuyruklara sahip olduğunu fakat henüz hiçbirinin bu şekilde görüntülenemediğini belirtti.
Bilim adamları dev kuyruğun yıldızın son 30 bin yıllık geçmişi hakkında önemli ipuçları verebileceği bildirildi.

Mars'ta kurukafa muamması

NASA'nın internet fanları sitesinde yer alan bu Mars görüntüsü büyük tartışma yarattı.
Fotoğrafın NASA'nın Mars aracı tarafından çekildiği belirtilirken, fotoğrafta yer alan cismin dikkat çekici bir biçimde kurukafaya benzediği ve bunun bir uzaylıya ait olabileceği ileri sürülüyor.
UFO meraklıları arasında büyük hit haline gelen fotoğraf, bugünlerin tartışma konusu. Kimine göre fotoğrafta görünen cisim, tasadüfen bir kurukafaya benziyor ve Mars yüzeyindeki bir taştan başka bir şey değil. Kimine göre ise bir uzaylıya ait bir kurukafa ve sivri çenesi, birbirine yaklaşık 5 santimetre mesafede bulunan gözleriyle tam da meşhur "Roswell olayı"nda, Nevada çölüne düştüğü söylenen UFO'da bulunan uzaylıya benzer özellikler taşıyor.
"Roswell UFO vakası", 1947 Temmuz ayında ABD'nin New Mexico eyaletinin Roswell şehrinde meydana geldiği iddia edilen olay.
Roswell olayında otopsisi yapıldığı ileri sürülen uzaylı...
Amerikalı eski bir askeri yetkilinin, 62 yıl önce ABD’nin New Mexico eyaletindeki Roswell askeri üssü yakınlarına düşen bir cismin içinde uzaylı cesetleri de bulunan bir UFO olduğunu ve bunların Amerikan ordusu tarafından gizlendiğini ölüm döşeğinde itiraf ettiği söyleniyor.
O dönemde üssün halkla ilişkiler subayı olan ve 2008 yılında ölen Teğmen Walter Haut, ölümünden sonra açılmak üzere yazdığı mektupta, ABD ordusunun birçok teknolojiyi bu "kazada" ele geçen dünya dışı uzay mekiğinden aldığını iddia etmişti.

Huygens Satürn'ün uydusu Titan'a iniyor

Avrupa Uzay Dairesi'ne ait Huygens adlı aracı, Satürn gezegenin en gizemli uydularından Titan'a doğru inişe geçti.  Aracın paraşütünü açarak atmosfere girdiğini belirten uzmanlar, kısa süre içinde ilk görüntüleri almayı umuyor. Bulutlarla kaplı Titan birçok açıdan, Güneş Sistemi'nde dünyaya en en çok benzeyen uydulardan.

Bu nedenle bilimadamları, Titan'da, gezegenimizin tarihiyle ilgili olarak alınacak bazı dersler olduğunu düşünüyor.

Huygens, yaklaşık üç haftadır saatte 25 bin kilometre hızla, Satürn'ün en büyük uydusuna doğru ilerliyordu.

Araç Titan'ın atmosferine girdiğinde, kameraların görebilecekleri arasında; likid hidrokarbon denizleri, organik buz kütleleri, hatta belki de çamur püskürten volkanlar da olabilecek.

Huygens, yaklaşık iki buçuk saat boyunca, Titan'ın yüzeyi hakkındaki bilgileri, ana uzay aracı Cassini'ye aktaracak.

Huygens, uyduya nasıl indiğine bağlı olarak, bir saat daha Titan'da kalabilecek. Bilimadamları uydudaki koşulların, dünyanın ilk dönemini, hatta belki de yaşama giden süreci anlamalarına yardımcı olabileceğini düşünüyor.

Astrobiyolog Chris Mackay, "Eğer dünyanın ötesinde herhangi bir yerde hayat olduğunu bulursak, bu bize Galaksi'nin hayatla dolu olduğunu söyleyecektir" diyor.

Huygens'ın Titan seferi Avrupa Uzay Dairesi ile Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'nın işbirliği sonucu gerçekleşti.

Proje, Ay'a ulaşmak için verilen mücadeleden bu yana en iddialı uzay projeleri arasında.

Herşeyin yolunda gitmesi durumunda ise Güneş Sistemi'nin en güzel manzaralardan birini görmemiz bekleniyor.

Yaratan muhteşem yaratmış!..

Bilimadamları, Satür gezegeninin etrafındaki büyük halkalar sisteminin yapısını çözme yolunda önemli bir adım attı.
Uzmanları, özellikle G halkası olarak adlandırılan halkanın yapısı şaşırttı. G halkası, Satürn'ün etrafındaki halkaların en dışında yer alanı.
Halka, gezegenin merkezine 168 bin, en yakındaki uydusuna da 15 bin kilometre uzaklıkta.

Bilimadamları, yakınlarında bu halkayı oluşturan bu toz parçacıklarını bir arada tutacak manyetik alanı olan bir uydu olmadığı için, halkanın dağılması gerektiğini düşünüyordu.
Ancak Cassini uzay aracıyla yapılan gözlemler sonucu, halkanın Satürn'ün en uzaktaki, en büyük uydusu olan Mimas'la etkileşim halinde olduğu ve bu uydunun yarattığı manyetik alanın halkayı bir arada tuttuğu anlaşıldı.
Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve İtalyan Uzay Ajansı'nın ortak çalışması Cassini-Huygens uydusu sayesinde alınan veriler, bilimadamlarına G halkasıyla ilgili olarak daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı araştırma imkanı verdi.
Bu veriler G halkasının yapısının diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koydu.
Halkanın bütününe eşit olarak dağılan toz parçacıklarının yanı sıra, halkanın yaklaşık altıda birinin, büyüklüğü bir kaç santimetreden, bir kaç metreye kadar değişen buz parçalarından oluştuğu anlaşıldı.

BEN ALLAH CC YARATTIĞINDA  ŞÜPHE OLMAYAN  BİR AYETİM

Satürn göz kamaştırdı
Satürn yörüngesinde araştırmalar yapan Cassini uzay aracının gezegenden yeni gönderdiği görüntüler göz kamaştırdı. Cassini, Satürn gezegeninin kızıllığını görüntülediği gibi, karanlığa bürünen Satürn halkalarını yakalayarak bu gezegende gece ve gündüz farkını resmetti. Fotoğrafta, Satürn gezegeninin güneş ışığı olmadan kendi termik radyasyonuyla 5.1 mikron dalga boyunca kendisini aydınlattı bölgeler de görüldü.

Sanal ortamda 'astral seyahat'
Bilim adamlarının yaptığı bir deney, nedeni açıklanamayan ve parapsikolojik olaylar arasında sayılan "beden dışı deneyim"in (astral seyahat) nasıl oluştuğuna ışık tuttu. "Kişinin fiziksel bedeni dışında ve bilinçli bir şekilde başka mekanlara yaptığı yolculuk ve bu bedeniyle geçirdiği deneyimler" olarak tanımlanabilecek bu olayın nörolojik nedenini bulmayı amaçlayan Londra Üniversitesi ve İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü uzmanları, "astral seyahate" benzer bir deneyim yaratmak için sanal gerçekliğin kullanıldığı deneyler yaptı. Uzmanlar, beyni şaşırtarak "fiziksel bedenin başka bir yerde olduğuna inandırmak" için, sanal gerçeklik gözlükleri kullandı. Sanal gerçeklik gözlükleriyle yaratılan görsel illüzyon ve bedenlerine gerçekten dokunulduğu hissi, deneklerde "fiziksel bedenlerinden çıktıkları" hissi yarattı.   
Araştırmacılar, deney sonucunda elde ettikleri bulguların, cerrahların "uzaktan ameliyat yapması" ya da gerçeklik hissi artmış bilgisayar oyunları kurgulanması gibi pratik sonuçları da olabileceğini belirtti. Bazı uzmanlar, astral seyahat ya da "beden dışı deneyim" olgusunun tamamen doğaçlama olarak geliştiğini öne sürerken, bazıları ise bu deneyimin "tehlike altında olmakla" ilgisi olabileceğini, ölümcül bir durumla yüz yüze gelmenin ya da alkol, uyuşturucu kullanmanın tetikleyici olabileceğini savunuyor. Başka bir teoriye göreyse bu deneyim, kişilerin bedenleriyle ilgili olumsuz algıları olması ya da bedenleriyle yeterince "ilişki" kurmamalarından kaynaklanabiliyor. "Kendimizi gözlerimizin olduğu yerde sanıyoruz" İsviçre’de yapılan deney, "beyindeki, dokunma ve görme merkezleri arasındaki bağlantı kopukluğunun" fiziki bedenin dışına çıkıldığı hissi yaratabileceği varsayımı üzerine kuruldu. Gönüllü denekler, gözlerine sanal gerçeklik gözlükleri takarak, bir kameranın önünde ayakta durdu. Denekler, bu gözlükler sayesinde, kendi bedenlerinin üç boyutlu arkadan görüntüsünü, kendi önlerindeymiş gibi görebiliyordu. Araştırmacıların, sırtlarına bir kalemle dokunduğunu gözlükler sayesinde görebilen denekler, kalemin gerçek sırtlarına değil, önlerinde gördükleri "sanal sırtlarına" dokunması sonucu onu algılıyormuş gibi hissettiklerini söylediler. Bir sonraki aşamada, deneklere gösterilen görüntü değiştirildi ve deneklere, sanal gözlükler aracılığıyla, gerçek bedenleri değil, bir mankenin sırtının üç boyutlu görüntüsü gösterildi. Mankenin sırtına kalemle dokunulduğunu gören denekler, buna rağmen önlerinde gördükleri bedeni "hala kendi bedenleri gibi algıladıklarını" ifade etti.

  

Google

Copyrights (c) 2004  karunpc İzmir

www.karunpc.org