|
Daha
bir kaç gün önce, 26 yiğidimizi teröre şehid verdik.
Anaların ve babaların yanı sıra, kanı bozuk olmayan tüm
halkımızın ciğerleri yandı ve köz oldu. Pazar günü tün
Türkiye bayrağımızı kaparak meydanlara indi.
Mehmetçiğimiz dağlarda teröristlerin peşine düştü. Yeni
şehid haberleri gelmeye devam ediyordu. Meydanlardaki
öfkeli insanların öfkesi doruğa çıkmıştı ki; Van’da 7.2
şiddetinde deprem olduğu haberi meydanlara düştü.
Daha bir kaç gün önce, 26 yiğidimizi
teröre şehid verdik. Anaların ve babaların yanı sıra,
kanı bozuk olmayan tüm halkımızın ciğerleri yandı ve köz
oldu. Pazar günü tün Türkiye bayrağımızı kaparak
meydanlara indi. Mehmetçiğimiz dağlarda teröristlerin
peşine düştü. Yeni şehid haberleri gelmeye devam
ediyordu. Meydanlardaki öfkeli insanların öfkesi doruğa
çıkmıştı ki; Van’da 7.2 şiddetinde deprem olduğu haberi
meydanlara düştü.
Şehidlerimiz nedeniyle, yüreği dağlı
insanımızın, yüreğine başka bir ateş daha düşmüş oldu.
Meydanlar dağıldı ve herkes televizyon başına koşuştu.
Biz de, arkadaşlarla sitemiz
idarehanesinde, gelen acı haberleri derlemeye çalıştık.
Hakkı DEDELER başkanımız bize, Kürtçe ağıt yakan veya
imdat isteyen birilerinin olup olmadığını sordu.
Hayret!.. Bir tek kimse, Kürtçe ağlayıp, ağıtlar
yakmıyordu. İmdat isteyenler bile, enkaz altından Türkçe
yardımlar istiyorlardı. Kurtarma ekipleri Türküyle,
Kürdiyle depremzedelerin yardımına koşuyorlardı.
Haberci olarak bizler, ortamı
kokluyorduk. Bölücü satılmış, hainlerin beyanatlarını
derliyor, bölgedeki hain belediyelerin, depremzedelere
verdiği hizmetleri gözetliyorduk. İstanbul’dan,
İzmir’den veya Ankara’dan gelecek olan yardımların
geciktiği yaygarasını yayarlarken, bölücülerin
kontrolündeki bölge belediyelerin fırınlarında üretilen
ekmeklerin, depremzedelere fahiş fiyattan, 2.5 liradan,
battaniye ve giysilerin el altından karaborsa
satıldığına da şahit olduk. Kurtarma çalışmalarında,
Türküyle, Kürdiyle canhıraç çalışıldığına şahit olduk.
Kürt bölücülere lanet için meydanlara
inen, şehidleri için ağlayan kalabalıkların, bu kez
Van’daki Kürtlere nasıl yardımlar ulaştıracaklarının
telaşına düştüklerini gördük. Dağlara soğuk kış kıyamet
günü, terörist kovalamak için çıkan Mehmetçiğimizin,
geri dönerek, depremzedelere yardım için kolları
sıvadığına da şahit olduk. Daha düne kadar kendisine
kurşun sıkanları, taş atan kandırılmış çocukları
kurtarabilmek, enkaz altından çıkartabilmek için,
polislerimizin ve jandarmalarımızın canhıraç
çalışmalarına da şahit olduk.
Kürt asıllı depremzedelerin, Türk
kurtarma ekibine ve Türk depremzedelerin Kürt kurtarma
ekiplerine sarılıp, şükranlarını sunduklarını, depremi
duyar duymaz, tek yürek acı duyan Azerbaycan Türklerinin
Ankara’dan önce, bölgeye ulaştıklarını da gördük.
İlla ki; Allah’ın deprem mi vermesi
gerekir. Felaketlerle mi bir birimize Türküyle, Kürdüyle
kucaklaşmamız, kenetlenmemiz gerekir?
30 yıldır Türküyle, Kürdiyle, hain kanı
bozuk teröre on binlerce şehid verdik. Bir tek ama bir
tek hemşeri derneğinin meydanlara inip; ‘Biz bölünmek
istemiyoruz, bir vatan, bir bayrak kardeşçe yaşamalıyız,
biz hısım ve akrabayız, biz din kardeşiyiz’ demedi.
Yandaş belediyeleri soyarak derneklerini ve
federasyonlarını büyüttüler. Bölücülerin talebiyle
hareket edip, büyük şehirlerimizde, kardeşliğe, hısım ve
akrabalığa yakışır hiç bir faaliyette bulunmayıp,
şehidlerimizin cenazelerine bile katılmadılar. Terörü
kınamadılar. Bayramlarımızda işyerlerine bayrak bile
asmadılar. Büyük şehirlerimizde, ‘Şu kadar Mardinli var,
şu kadar Diyarbakırlı var, şu kadar Vanlı var’ diyerek,
potansiyel seçmen havası yaratarak, belediye
başkanlarını adeta haraca bağladılar.
Taş atıp rencide ettikleri
polislerimizin, çocuklarını eğiten öğretmenlerimizin,
Askerlerimizin ve Jandarmamızın da bölgede meydana gelen
depremde, bölge halkıyla birlikte göçük altında
kaldığını ve görevli polisimizin, askerimizin ve
öğretmenlerimizin göçük altında kalan Kürdün
çıkartılması için canla başla çalıştıklarına şahit
olduk. Tüm Türkiye’nin, şehid verdiği Mehmetçiğimiz için
ağladığı gibi, depremde hayatını kaybeden Kürtler için
de göz yaşı ve yürek acısı duyduğunu gördük.
Şimdi sıra; kandırılmış Kürtlerde...
Bilhassa büyük şehirlerimizde faaliyet gösteren Doğu ve
Güneydoğulu hemşeri derneklerinde. Nasıl şehid annesi
Van depremzedesi için acı duyduysa, yardıma koşmak için
çırpındıysa, sizler de, büyük şehirlerimizde,
bayrağımızı kapıp, terörü kınamak için meydanlara inip;
‘Biz bölünmek istemiyoruz, Yahudi ve Ermeni uşaklığı
etmeyiz’ diyerek yürüyünüz. Allah bu fırsatı bir
depremle de vermiş olsa, çok büyük bir kenetlenme
fırsatıdır. Bu fırsatı tepmeyiniz.
Yüce Allah Van depreminde hayatını
kaybeden Müslüman kardeşlerimize rahmet, acılı
ailelerine de sabırlar versin. Yaralılara acil şifalar
versin. Eğer samimi olarak bu felaket bizi kenetlerse,
Yahudi ve Ermeni uşağı PKK da kendi kendisini fesh eder.
Ülkemiz kısa zamanda yaraları sarar ve çoğumuzun gıpta
ettiği Amerika’yı ve AB ülkelerini de sollar geçer.
Temennimiz; Yüce Allah (cc) Alem-i İslam’a, Müslüman
Necip Türk Milleti’ne başkaca felaketler ve acılar
çektirmesin. Şehidlerimizin kemikleri sızlamasın.
|