|
TÜRK ATASÖZLERİMİZ
Bilinen en eski
Türk lûgatı Dîvân ü Lûgât-it Türk'te külliyetli miktarda ata sözü
... bulunduğu, bunların ise türlerinin günümüze ulaşmış belki en
eski numûneleri olduğu malûmdur. Dîvan'daki bu ata sözlerinin ...
misâl getirilmek üzere kullanıldıkları da bilinen bir gerçektir.
Dîvân ü
Lûgât-it Türk'te Türkçe, kelime olarak lûgatte, müellifince kurulan
cümleler içinde ve misâlen getirilen ata sözlerinde, dörtlüklerde ve
beytlerde kullanılmıştır. Türkçe kelimeleri lûgat yapmak, eser
müellifinin zâten asıl maksadıdır. Yine müellifin bu lûgatleri
açıklamak için kurduğu alelâde cümlelerde kullanılan Türkçe ise
kendisine âittir. Bu kelimeler ve alelâde cümleler kelime
morfolojisi veyâ gramer kâideleri açısından ehemmiyeti hâiz
olabilirlerse de yine misâl getirmek için Kaşgarlı Mahmud Beğ'in
eserinde kullandığı ata sözleri, ..., Türkçe'nin anonim kültür,
san'at ve edebîyât ürünleridirler. Bu bakımdan bu önemli
edebiyat unsurunu bir arada görebilmek maksadıyla, daha önce
derlenmiş olmalarına rağmen, bu ata sözlerini bir kere daha
derlemeyi uygun bulduk. Burada şunu da belirtelim ki bu derlemeyi
yapan kişinin görüşü, bâzı Türk ata sözlerindeki açık veyâ kapalı
anlatımlar, sanki Türk Töresi’nin maddelerini muhtevîdirler.
Dîvân ü Lûgât-it Türk'de 1. ciltte 163, 2. ciltte 51 ve 3. ciltte
104 adet olmak üzere toplam 318 adet “Sab” denilen ata sözü vardır.
Bunların 3 adedi, kendilerine “ata sözü” denilmesine rağmen, lûgatte
geçen bâzı kelimelerin cümle içindeki kullanılışını göstermek için
kurulmuş basit misâl cümleleridir. 1. cilt, 369’daki “0l keçişni sub
iletti” yâni “O keçisini suya götürdü” ile 1. cilt 386’daki “Ol
kulın tepik tepdi” yâni “O adamını tekmeledi” cümlelerinin ata sözü
oldukları söylenemez. 1. cilt 244’deki “Oñay irpeldi iş” ise
düzeltilerek “Oñay iş irpeldi”, yâni “Kolay iş biçildi, bitirildi”
hâline sokulsa bile, bu sözün ata sözü ile bir ilişkisi yoktur. Bu
bakımdan ata sözü denilen 318 adet deyişten 315 adedi gerçek ata
sözüdür.
Bu 315 adet
ata sözünün 3'ü 3 defâ, 26'sı da 2 defâ, ya aynen veya çok az
farklılıklarla mükerreren kullanılmışlardır. Böylece ziyâde
olanlarının adedi 32'dir ve 315’ten tenzil edildiklerinde ata
sözlerinin sayısı 283'e iner.
Mamâfih bu takdimde, ziyâde geçen bu ata sözlerinin “DLT
Tercümesi”ndeki yerleri de belirtildi ve farklı olanların içlerinden
akla en yakın olanı yazıldı. Ayrıca, yemîn etmek için kullanılan bir
mesel de ata sözü gibi kabûl ile yukarıda ta’dâdı yapılan 28
sayısının içine bu dahî dâhil edildi.
Ata sözleri, sözün ilk kelimesinin baş harfine göre abaça düzeni ile
dizildi. Yanına “Tercüme”deki yeri işâretlendi. Bu işâretlerde Romen
rakamı ile cildi, Latin rakamı ile de sayfası gösterildi. Ayrıca
ata sözünün altında, sözün yaşayan İstanbul Türk'çesine çevirisi
verildi.
- A -
Abçı neçe al (tep)
bilse, ayıg anca yol bilir (I. 63) (I. 332)
Avcı ne kadar hîle bilse, ayı o kadar yol bilir.
Aç ebek, tok telek
(I. 387)
Aç kişi aceleci, tok kişi yavaş olur.
Açıglığ er şebük
karımas (I. 147)
Varlıklı kişi çabuk kocamaz.
Aç ne yemes, tok ne
temes (I. 79)
Aç olan ne yemez, tok olan ne söylemez?
Agılda oglak togsa
arıkda otı öner (I. 65)
Ağılda oğlak doğsa, dere boyunda otu biter.
Agız yese köz uyadur
(I. 55)
Ağız yese göz utanır.
Alımçı arslan,
berimçi sıçgan (I. 75) (I. 409)
Alacağına arslan, vereceğine, borcuna sıçan.
Alın arslan tutar,
küçin sıçgan (kösgük, oyuk) tutmas (III. 412) II. 289) (I. 81)
Hîle ile arslan tutulur, zor ile güç ile sıçan (nazar, hayâl)
tutulmaz.
Alp çerikde, bilge
tirikde (I. 388)
Yiğit ordu içinde, bilgin mecliste (kiñeşte) belli olur.
Alp eriğ yabrıtma,
ıkılaç arkasın yagrıtma (I. 139)
Yiğiti bakımsız bırakma, yörük atın sırtını yara etme.
Alplar birle uruşma,
beğler birle turuşma (I. 182)
Yiğitlerle vuruşma, beğlerle sürtüşme, iddiâlaşma.
Alp yağıda, alçak
çoğuda (I- 41)
Yiğit kişi düşman karşısında, yumuşak kişi savaşda belli olur.
Anası teblük yufka
yapar, oglı tetik koşa kapar (III. 33)
Annesi (yalancı yufka) yapar, oğlu tetik koşup kapar.
( 1 )
Añduz bolsa at ölmes
(I. 115)
Andız ota olsa, at ölmez. ( 2 )
Anıñ yüziñe titinü
baksa bolmas (II. 144)
Onun yüzüne dik bakılmaz.
Anuk otru tutsa yokka
sanmas (I. 68)
Öne konan yemek ikram edilmemiş sayılmaz.
Arı kapçıtsa ısrur
(II. 329)
Arı kızdırılırsa ısırır, sokar.
Arkasız er çeriğ
sıyumas (I. 128)
Arkasız kişi düşmanını, rakibini yenemez.
Arpasız at aşumas,
arkasız alp çeriğ sıyumas (I. 123)
Arpasız at aşamaz, arkasız yiğit rakibini yenemez.
Arslan karışa sıçgan
ötin ködezür (III. 263)
Kocayan arslan sıçan deliğini gözler.
Arslan kökrese at
ayakı tulaşır (II. 146)
Arslan kükrese atın ayakları dolaşır.
Aşıç ayur tübüm
altın, kamıç ayur men kayda men (I. 52)
Tencere der dibim altın, kepçe der ki ben neredeyim?
Aş tatıgı tuz yogrın yemes (III. 31)
Yemeğe tad
veren tuzdur ama tuz çanakla yenmez.
Atan yüki aş bolsa açka az korunur
(I. 75)
Aş deve yükü
ile olsa aça az görünür.
Ata oglı ataç togar
(II. 80)
Oğul babasına çeker, çekmek üzere doğar.
Atası açıg almıla
yese oglınıñ tısı kamar (II. 311)
Babası ekşi elma yese, oğlunun dişi kamaşır.
Atası anası açığ
almıla yese oglı kızı tısı kamar (III. 272)
Babası anası ekşi elma yese, oğlunun kızının dişi kamaşır.
Ata tonı ogulka
yarasa atasın tilemes (III. 87)
Babanın giyimi oğluna yarasa, oğul babasını istemez.
At teküzligi ay
bolmas (I. 507)
Atın alnındaki akıtma, gökdeki Ay'la bir olmaz, tutulamaz.
Ayın kişi neñi neñ
sanmas (I. 98)
Başkasının malı, mal sayılmaz.
Ay tolun bolsa
eliğin imlemes (I. 82) (I. 288)
Ay dolun olunca el ile gösterilmez.
Azuklug aruk ermes (I. 148)
Azığı olan yorulmaz.
- B -
Balık subda közi
taştın (I. 379)
Balık suda, gözü dışarıda.
Bar bakır, yok
altun (I. 360)
Bulunan, var olan bakır, bulunamayan,nâdir olan altındır.
Barçın yamağı
barçınka, karış yamağı karışka (III.28)
İpek yaması ipeğe, yün yaması yüne.
Barıg otru tutsa
yokka sanmas (II. 28)
Öne konan varlık, ikram edilmemiş sayılmaz. (Bk. Anuk ...)
Beş erñek tuz
ermes (I. 121)
Beş parmak düz, birbirinin eşi değildir.
Bilmiş yek
bilmedük kişiden yeğ (III. 160)
Tanıdık şeytan yabancıdan iyidir.
Birin birin miñ
bolur, tama tama kol bolur (III. 360)
Birer birer bin olur, damlaya damlaya göl olur.
Bir karga birle
kış kelmes (II. 26)
Bir karga ile kış gelmez, gelmiş sayılmaz.
Bir tilkü terisin
ikile soymas (III. 244)
Bir tilkinin derisi iki defi soyulmaz, yüzülmez.
Bir toyın başı
ağrısa, kamug toyın başı agrımas (I. 274) (III. 169)
Bir şamanın başı ağrısa, bütün samanların başları ağrımaz.
Boldaçı buzagu
öküz ara belgülüğ (I. 528)
Öküz olacak buzağı, kendisini belli eder.
Bor bolmayıp sirke
bolma (III. 121)
Şarap olmadan sirke olma.
Boşlaglansa
boksuklanur (II. 272)
Kızıp kurudan kişi boyunduruklanır.
Boş neñge iyi
bolmas (I. 330)
Yaramaz malın sahibi olmaz.
Böri koşnısın
yemes (III. 220)
Kurt komşusunu yemez.
Böriniñ ortak,
kuzgunuñ yıgaç başında (I. 439)
Kurdun avı ortaklı, kuzgunun avı ağaçda kendine ait olur.
Buğday katında
sarkaç subalur (III. 240)
Buğdayın yanında karamuk otu da sulanır.
Bu kök kirsün,
kızıl çıksun (I. 362) ( 3 )
Bu mavi, ak girsin, kızıl çıksın.
Buşmasar boz kuş
tutar, ebmeser ürüñ kuş tutar (II. 12)
Sıkılmayan kişi boz kuş, acele etmeyen kişi beyaz kuş tutar.
Buzdan sub tamar
(III. 123)
Buzdan su damlar.
Bütün ümlüğ kanca
bolsa olturur (I. 224)
Şalvarı sağlam olan nereye istese oraya oturur.
- Ç -
Çaksa tütnür, çalsa
bilnür (II. 23)
Yaksa tüter, söylese bilinir.
Çakşak üze ot bolmas, çakrak bile
ubut bolmas (I. 469) ( 4 )
Taş üstünde
ot olmaz, yanşak kişide ar olmaz.
- E -
Ebdeki buzagu öküz bolmas (I. 446)
Ev içinde
bakılan buzağı öküz olmaz.
Ebek ebğe tegmez (II. 19) (Bk.
Ersek ...)
Aceleci evine varamaz.
Ebek siñek sütge
tüşür (II. 13)
Aceleci sinek süte düşer.
Ebliğ toygursa közi
yolka bolur. (II. 176)
Ev sahibi doyurunca, konuğun gözü yolda olur.
Eğir bolsa er ölmes (I. 54)
Eğir otu
kökü bulunduran kişi, hastalansa da ölmez.
Eliğ tutgınça ot tut (II. 292)
Yabancıyı
tutacağına ateş tut.
El kalır (kaldı) toru kalmas. (III.
221) (II. 25)
Yurt gider,
töre kalır.
Emgek eginde kalmas (I. 110)
Sıkıntı
ebedîyen sırtda kalmaz.
Emikliğ uragut kösekçi bolur (I. 153)
Emzikli
kadın iştahlı olur.
Endik uma eblikni agırlar (I. 105)
Şaşkın konuk
ev sâhibini ağırlar.
Erdem başı tıl (I. 107) (1.
336)
Faziletin başı dildir.
Erdemsiz kut çertilür (II. 229)
Faziletsizden uğur, kut kaybolur
Erge muñ tegir, tag señiriñe yel
tegir (III. 360)
Kişiye keder
değer, dağ doruğuna rüzgâr değer.
Erik erini yaglıg, ermegü başı kanlıg
(I. 70)
Yürekli kişi
yağlı, tembelin başı kanlı olur.
Erkeç eti em bolur, eçkü eti yel
bolur. (I. 95)
Teke eti
ilâç olur, keçi eti yel olur.
Ermegüğe bulıt yük bolur (I. 138)
Tembele
bulut yük olur.
Ermegüğe eşik art bolur (I. 42)
Tembele eşik
dağ geçidi olur.
Erñeñe eliğ karı böz üm tikemes (I.
117)
Ergene elli
karış bezden iç donu dikilmez.
Er oglı muñaymas, it oglı külermes
(II. 84)
Kişi oğlu
kederli kalmaz, it oğlu tökezlemez, ayağı sürçmez.
Ersek erğe tegmes, ebek ebğe tegmes
(I. 104)
Oynak kadın koca bulamaz, aceleci evine varamaz.
Er sözi bir, eyer köki üç (II. 283)
Er kişinin
sözü bir, eyerin bağı üç olur.
Esende ebek yok (I. 77)
Selâmetde acele yokdur.
Esiz anıñ
yiğitliği (III. 51)
Yazık onun yiğitliğine...
Eşyek ayur başım
bolsa sundurıda sub içgeymen (I. 492)
Eşek der ki; başım aklım olsa denizden su içerim.
Etli tırñaklı
eyirmes (I. 177)
Et tırnakdan ayrılmaz.
Eyğü er süñüki erir atı kalır. (III.
307)
İyi kişinin
kemiği erir, adı kalır.
Eyğülüğni sub ayakında kemiş başında
tile (II. 112)
İyilik yap
suya at, pınarında dile bulursun.
Eyğülükün kel, isizliğin kelme (II.
91)
İyilikle
gel, kötülükle gelme.
- I -
Iñan ıñrasa botu
bozlar (I. 120)
Dişi deve inlese yavrusu bağırır, bozlar.
Iş yaragında, sart
asığında (III. 13)
İş sırasında, tüccar kârında...
It çakırı atka tegir,
at çakırı ıtka tegmes (I. 363)
İt nazarı ata değer, at nazarı ite değmez.
It ısırmas, at
tepmes teme (I. 178)
İt ısırmaz at tepmez deme.
Itka ubut atsa
oldañ yemes (I. 116)
İtde utanma olsa çarığın altını yemez.
- İ -
İgliğ tutrugı ay
bolur (I. 79)
Hastanın vasiyet etmesi iyilik getirir.
İki koçñar başı
bir aşaçta (aşıçta) pışmas (III. 382)
İki koç başı bir tencerede pişmez.
İkki bogra igeşür,
otra kökegün yancılur. (I. 187) (II. 287)
İki buğra, erkek deve itişir, ortada bükelek sineği incinir.
İm bilse er ölmes (I. 38)
Parolayı
bilen kişi hayâtını kurtarır, ölmez.
İzlik bolsa er öldimes, içlik bolsa
at yagrımas (1.104)
Çarığı olsa
kişi ölmez, teyelti olsa atın sırtı açılmaz, yara olmaz.
- K -
Kaçış bolsa kıya körmes (I. 369)
Halk içinde
uyuşmazlık olsa, kimse birbirine yan bakamaz.
Kadaş temiş kaymaduk, kayın temiş
kaymış (I. 403) (III. 246)
Kardeş demiş
bakmamış, kayın demiş bakmış.
Kagun karma bolsa iyisi ikki eliğin
tegir (I. 410)
Kavun yağma
edilse, sahibi iki eliyle kapar.
Kal sabı kalmas, kagıl bağı yazılmas
(I. 409)
Söz leke
bırakmaz, yaş söğütten yapılan düğüm ırgalanmaz.
Kalın bulutug tüpi sürer, karañku
ışıg urunç açar (III. 216)
Yoğun bulutu
tipi sürer, karanlık işi rüşvet açar.
Kalıñ berse kız alır, kerek bolsa kız
alır. (III. 371)
Çeyiz veren
kız alır, gerekliyse pahalı alır.
Kalın kaz kulabuzsuz bolmas (I. 487)
Kaz sürüsü
kılavuzsuz olmaz.
Kalın kolan çupgasız bolmas (I. 424)
Eşek sürüsü
başsız olmaz.
Kañdaş kuma ürür, iğdiş örü tartar.
(III. 382)
Baba bir
kardeşler dövüşürler, ana birler yardımlaşırlar.
Kanıg kan bile (birle) yumas (III.
66) (III. 157)
Kanı kan ile
yıkamazlar.
Kan ışı bolsa, katun ışı kalır (I.
410)
Kağanın işi
olursa, hâtununun işi kalır.
Kara bulıtıg yel açar, urunç bile el
açar. (I. 354)
Kara bulutu
yel açar, rüşvet ise yurt açar.
Kara muñ kelmeğinçe Kara Yalga keçme
(III. 33)
Kara belâ
gelmedikçe Kara Yalga geçidini geçme.
Karga karısın kim bilir, kişi alasın
kim tapar (I. 425)
Karganın
kocamışını kim bilir, kişinin gönlündekini kim anlar.
Karga kazga ötgünse butı sınur (I.
254)
Karga kaza
özense bacağı kırılır.
Karı öküz balduka korkmas (III. 421)
Yaşlı öküz
baltadan korkmaz.
Kayıñ kasıña (III. 151)
Katılık
kayın ağacına mahsûstur.
Kayıñ kasıña, söküt süliñe (I. 356)
(III. 369)
Kayın
ağacına katılık, söğüt ağacına tazelik yaraşır.
Kaynar öküz keçiksiz bolmas (I. 390)
(III. 191)
Coşkun ırmak
geçitsiz olmaz.
Kaz kopsa ördek kol iğ igenür (I.
104)
Kaz giderse
ördek göle sâhib çıkar.
Kek (Keten) kördi keregü yüydi (I.
447) (I. 404)
Sıkıntıyı
görünce çadırını yüklenip gitti.
Keñeşliğ bilig üyreşür, keñeşsiz
bilig obraşur (I. 232)
Danışılmış
bilgi güzelleşir, danışılmamış bilgi yıpranır.
Keriş yagrı ogulka kalır. (I. 370)
At
sırtındaki yara oğula kalır.
Keyüklüğ ölimes, küpeçliğ kürimes
(III. 256)
Giyimli kişi
ıslanmaz, gemli at huysuzluk etmez.
Kılıç tatıksa iş yunçır, er Tatıksa
et tuncır (II. 281)
Kılıç
paslanırsa iş incinir, kişi Farslaşırsa eti, kanı bozulur.
Kılnu bilse kızıl keyer, yaranu bilse
yaşıl keyer (I. 394) (III. 20)
Cilve bilse
kırmızı giyer, yaranmayı bilse yeşil giyer.
Kırk yılka teğin bay çıgay tüzlinür
(I. 349)
Kırk yıla
kadar zengin fakir bir olur.
Kış konuki ot (I. 332)
Kış konuğu
ateşdir.
Kız birle küreşme, kısrak birle
yarışma (I. 474)
Kız ile
görüşme, kısrak ile yarışma.
Kız kişi sabi yorıglı bolmas (I. 326)
Cimri
kişinin sözü, ünü yayılmaz.
Kiçikde katıglansa ulgayu sebnür (II.
268)
Küçük iken
uğraşan, büyüyünce sevinir.
Kiçik ulugka turuşmas, kırguy
soñkurka karışmas(II. 95)
Küçük büyüğe
karşı durmaz, atmaca sungura karışmaz.
Kimiñ bile kaş bolsa yaşın yakmas
(III.22)
Kimin
yanında kaş denilen taş olsa, yıldırım onu yakmaz.
Kim kür bolsa köbez bolur. (I. 325)
Kuvvetli
olan kabadayı olur.
Kiñ ton opramas, keñeşliğ bil iğ
artamas (III. 358)
Geniş, bol
giyim yıpranmaz, danışılmış bilgi yanılmaz.
Kişi alası içtin, yılkı alası taştın
(I. 91)
Kişinin
alası içinde, atın alası dışındadır.
Kişi eti tiriğle
tatır. (III. 257)
Kişi eti diri iken tatlıdır, kıymetlidir.
Kişi sözleşü, yılkı
yıylaşu (III. 104)
Kişi söyleşerek, at koklaşarak anlaşır.
Kizdeki kiz yıpar (I.
327)
Misk kutusu misk kokar.
Kizlençü kelinde (III. 242)
Gizli şey
gelinde bulunur.
Kobı er kuyugka kirşe yel alır (III.
226)
Talihsiz
kişi kuyuya girse yel alır.
Kolan kuyugka tüşse kurbaka aygır
bolur (III. 122)
Eşek kuyuya
düşse kurbağa aygır olur.
Korkmış kişiğe koy başı koş korunur.
(III. 126)
Korkmuş
kişiye koyun başı çift, iki görünür.
Koş kılıç kınka sığmaz (I. 359)
Çift, iki
kılıç bir kına sığmaz.
Kökge sagursa (suysa) yüzge tüşür
(II. 81) (III. 132) (III. 439)
Kişi göğe
tükürse, yüzüne düşer.
Kök temür kerü turmas (I. 361)
Çelik kılıç geri durmaz.
Koni barır keyikniñ
közinde ayın başı yok (III. 151)
Düz giden geyiğin gözünden başka yarası yokdur.
Kop sögütğe kuş
konar, körklüğ kişiğe söz kelir (I. 319)
Söğütlüğe kuş konar, doğru kişiye söz gelir.
Közden yırasa
köñülden yeme yırar. (III. 366)
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
Közüñüğe köğ tüşdi
(III. 132)
Aynaya pas düşdü.
Kulak eşitse köñül bilir. Köz korse
üyik kelir. (I. 211)
Kulak işitse
gönül bilir, göz görse sevinç gelir.
Kul yağı, it böri
(1.336)
Kulunun düşman, itinin kurt olduğunu unutma.
Kurmış kiriş
tügülmes, ukrukun tag egilmes (III. 215)
Kurulmuş kiriş düğümlenmez, kement ile dağ egilmes.
Kurtga büyik
bilmes yerim tar ter (III. 259)
Yaşlı kadın oyun bilmez yerim dar der.
Kurug yıgaç
egilmes, kurmış kiriş tügülmes (I. 198)
Kuru ağaç egilmes, kurulmuş kiriş düğümlenmez.
Kurug kaşık agızka
yaramas, kurug söz kulakka yakışmas (I. 382)
Kuru kaşık ağıza faydasızdır, kuru söz kulağa lüzumsuzdur.
Kuş balası
kusınçıg, it balası okşançıg (III. 232)
Kuş yavrusu süs için, it yavrusu okşamak için
Kuş kanatın, er atın (I. 34)
Kuş kanadı
ile, kişi atı ile varır, uçar.
Kuş tuzakka meñ uçun ılınur. (III.
358)
Kuş tuzağa
yem için yakalanır.
Kuş yabuzı sagzıgan, yıgaç yabuzı
azgan, Yer yabuzı kazgan, budun yabuzı Barsgan (I. 439)
Kuşun kötüsü
saksağan, ağacın kötüsü kuş burnu, Yerin kötüsü çöl, ahâlînin kötüsü
Barsgan’lılardır.
Kut belgüsi bilig (I. 427)
Devlet
alâmeti bilgidir.
Kutlugka koşa yağar (III. 60)
Kısmetliye
çift yağar.
Kutsuz kuyugka kirşe kum yağar (I.
457)
Kısmetsiz
kişi kuyuya girse kum yağar.
Kuyugda sub bar,
it burnı tegmes (I. 375)
Kuyuda su var ama itin burnu erişmez.
Kuzda kar eksümes,
koyda yağ eksümes (I. 326)
Dağın güneş görmeyen yamacında kar eksilmez, koyunda yağ eksilmez.
Küç eldin kirşe toru
tüñlüktin (tünlükten) çıkar (III. 120) (II. 17)
Zorbalık yurda girse, töre bacadan kaçar.
Kül ürkünçe köz ürse
yik (I. 337)
Küle üflemektense, köze üflemek yeğdir.
Kümüş küñe ursa altun ayakın kel ir
(I. 165)
Gümüş güneş
altına bırakılsa, altın ayağıyla gelir.
Künde irük yok, beğde kıyık yok (I.
70)
Güneşde
gedik yokdur, beyde caymak yokdur.
Küñe baksa köz kamar (I. 340)
Güneşe bakan
göz kamaşır.
Küniniñ küline tegü yağı (III. 237)
Kuma kumanın
külüne dahi düşmandır.
Küzegü uzun bolsa el iğ köymes (I.
448)
Küskü (ateş
kuskusu) uzun olursa el yanmaz.
Kuz keliği yazın (yayın) bilgürer
(belgülüğ) (II. 172) (III. 160)
Güzün gelişi
yazdan bellidir.
- M -
Muş oglı muyabu togar (II. 14)
Kedi yavrusu
miyavlayarak doğar
Muş yakrıka tegişmes, ayur kişi neñi
yaraşmas (II. 105)
Kedi asılı
yağa (kavurmaya) erişemez, gevezenin malı kişiye yaramaz.
- N -
Neçeme obrak keyük erse, yagmurka
yarar (III. 38)
Nice eski
giyim olsa yine de yağmurda işe yarar.
Nece munduz erse eş eygü, nece eğri
erse yol eygü (I. 458)
Ne kadar
aptal olsa da eş iyidir, ne kadar eğri, uzun olsa da yol iyidir.
Nece yitik biçek erse Öz sapın
yonumas (I. 384)
Bıçak ne
kadar keskin olursa olsun, kendi sapını yontamaz.
- O -
Oglak yiliksiz, oglan
biliksiz (I. 119)
Oğlak iliksiz, çocuk bilgisiz olur.
Oglan biligsiz (I. 386)
Çocuk
bilgisiz olur.
Oglan ışı ış bolmas, oglak müñüzi sap
bolmas (III. 145)
Çocuk işi iş
olmaz, oğlak boynuzu sap olmaz.
Oglan sub töker ulug yanı sınur. (II.
19)
Oğlan su
döker, büyüğün bir yanı kırılır.
Oprak yasıkdın tozlug ya çıkar. (III.
16)
Eskimiş, kullanılmayan
yay kabından tozlu yay çıkar.
Ortak erden artuk almaş (I. 99)
Ortak
ortağından fazla almaz.
Otagka öpkelep süğe sözlemedük (III.
208)
Çadıra
kızıp, askerle konuşmaz.
Ot tese ağız
köymes (I. 43)
Ateş demekle ağız yanmaz.
Ot tütünsüz
bolmas, yiğit yazuksuz bolmas (I. 400) (III. 16)
Ateş dumansız olmaz, genç kişi günahsız olmaz.
Otug oyguç birle
öçürmes (I. 177)
Ateş alev ile söndürülmez.
- Ö -
Öd keçer kişi
tuymas, yalñuk oglı meñgü kalmas (I. 44)
Zaman geçer kişi duymaz, insan oğlu ebedî kalmaz.
Ödlek karıtmışka
boyug talkımas (II. 304)
Zamanın yaşlandırdığı kişiye boya ayıp sayılmaz.
Ögüñüçi üminde artarur (I. 203)
Öğünen kişi
iç donunu pisletir.
Öküş sebinç bolsa katıg oksunur (III.
373)
Çok sevinen, pek pişman olur.
Öküz ayakı
bolgınça buzagu başı bolsa yeğ (I. 59)
Öküz ayağı olmakdansa, buzağı başı olmak yeğdir.
Öldeçi sıçgan muş
taşakın (taşakı) kaşır (III. 267) (I. 438)
Eceli gelen sıçan kedinin husyelerini kaşır.
Ötlüğ yinçü yerde
kalmas (III. 30)
Delikli inci yerde kalmaz.
Öz köz ir kışlag (I.
464)
Kışlığını kendi gözünle seç.
- S -
Sabanda sandırış
bolsa örtgünde irteş bolmas (I. 402) (II. 214)(III.416)
Saban zamanı sürtüşme olursa, harman zamanında dövüş olmaz.
Sabın sagrakka tegir
(I. 471)
Sözle, tatlı dille sürâhiye erişilir.
Saçratgudın korkmış
kuş kırk yıl ayrı yıgaç üze konmas (II. 331)
Tuzakdan korkmuş kuş kırk yıl çatal ağaç üstüne konmaz. ( 5 )
Sakak bıçar, sakal
okşar (I. 282)
Çene keser, sakal okşar.
Sakak okşar, sakal bıçar (II. 286)
Çene okşar,
sakal keser.
Sart azukı arıg bolsa yolda yer (I.
342)
Tüccarın
malı temiz olsa yolda kendisi yer.
Sartnıñ azığı arıg bolsa yol üze yer
(I. 66)
Tüccarın
malı temiz olsa yol üzerinde kendisi yer.
Sınamasa arsıkar, sakınmasa utsukar
(I. 242)
Sınamayan
aldanır, sakınmayan yutulur.
Soğuşup uruşur, otra ton titişür (II.
89)
Soğuşup
vuruşulur, arada elbise yırtılır.
Söğüt süliñe kayıñ kasıña (I. 356)
(III. 134)
Söğütde tazelik,
kayında sertlik vardır.
Sözğe süçünse bulun barır (II. 150)
Lâfa dalan
tutsak olur.
Sub içürmesge süt ber (I. 218)
Su
içirmeyene süt ver.
Sub körmekinçe etük tartma (III. 426)
Suyu körmeyince etek toplama.
Subuzganda eb
bolmas, topurganda ab bolmas (I. 516)
Mezarlıkda ev olmaz, tozlu yerde av olmaz.
Sundılaç ışı ermes
örtgün tepmek (I. 526)
Harman tepmek çayır kuşunun (serçe) işi değildir.
Süsegen uyka Teñri
müñüz bermes (III. 364)
Süsegen öküze Tanrı boynuz vermez.
- T -
Tabgaç Kannıñ
turkusı telim teñlemeyip bıçmas (I. 427)
Çin hakanının ipeği çokdur ama denk getirmedikçe biçmez.
Tagıg ukrukın
egmes, teñizni kaygıkın bükmez (I. 100)
Dağ kement ile eğilmez, denizin önü kayıkla kesilmez.
Tag tagka
kabuşmas, kişi kişiğe kabuşur. (II. 103) (III. 153)
Dağ dağa kavuşmaz, kişi kişiye kavuşur.
Tamu kapugın açar
tabar (III. 234)
Cehennemin kapısını açan maldır.
Tapug taş yarar,
taş başıg yarar (III. 58)
Emir taşı yarar, taş başı yarar,
Taşıg ısrumasa
öpmiş kerek (I. 163)
Taşı ısıramayanın öpmesi gerekir.
Tatıg közre
tikeniğ tüpre (II. 280)
Farslı'ya dikkat et, dikeni kökünden sök.
Tatsız Türk bolmas, başsız börk
bolmas (I. 349) (II. 281)
Fars'sız
Türk olmaz, başsız serpuş olmaz.
Tayak bile taymas, tanuk sözün bütmes
(III. 166)
Baston ile
kayılmaz, şahit sözüne inanılmaz.
Tay atatsa at tınur, oğul ereyse ata
tınur (I. 206)
Tay
atlaşınca at dinlenir, oğul erginleşince babası dinlenir.
Taygan yügrügin (yügürgenni) tilkü
sebmes (III. 175) (II. 15)
Tazının
hızlı koşanını tilki sevmez.
Taz at taparçı
bolmas (III. 149)
Alacalı at yük taşıyamaz.
Taz keliği
börkçige (I. 26) (II. 41)
Kelin, börksüzün geleceği yer börkçüdür.
Tebey bedük erse
mayakı bedük ermes (III. 168)
Deve büyük ise, tersi, dışkısı büyük olmaz.
Tebey münüp koy
ara yaşmas (III. 60)
Deveye binip koyun sürüsü içinde saklanılmaz.
Tebi silkinse
eşekke yük çıkar (II. 246)
Deve silkinse eşeğe yük çıkar.
Tebi yük kötürse,
kamıç yeme kötürür (II. 75)
Yük götüren deve, kaşığı da haydi haydi götürür.
Tegirmende togmış
sıçgan kök kökregiñe korkmas (III. 282)
Değirmende doğmuş sıçan gök gürlemesinden korkmaz.
Tegme kişi öz bolmas, yat yaguk tuz
bolmas. (I. 433)
Her kişi
kendin gibi olmaz, yad kişi, hısımla müsâvî olmaz.
Telim sözüğ uksa bolmas, yalım kaya
yıksa bolmas (III. 20)
Çok söz
anlaşılmaz, yalçın kaya yıkılmaz.
Teñsizde tegirmen turgursa,
yaragsızda yar bolmas (II. 355)
Uygun
olmayan yerde değirmen yapan yararsız ark yapar.
Teşük subda belgürer (I. 387)
Deşik, yarık, delik, suda su ile belli olur.
Tezek karda yatmas,
eygü ısız katmas (I. 386)
Tezek karda yatmaz, iyilik kötülüğe katılmaz.
Tılın tergiğe tegir
(I. 429)
Tatlı dil ile sofraya erişilir.
Tılın tügmişni tısın
yazmas (II. 20)
Dil ile bağlanan diş ile çözülemez.
Tikmeğinçe önmes,
tilemegince bulmas (II. 20)
Ekmeyince bitmez, dilemeyen bulamaz.
Tilkü öz yinige (İñe)
ürse uyuz bolur. (III. 5) (I. 54)
Tilki kendi inine karşı ürüse uyuz olur.
Tiriğ esen bolsa tañ
öküş korur (I. 62)
Kişi esen yaşasa şaşılacak çok şey görür.
Tokum yüzüp kuyrukta
biçek sıma (I. 473)
Deriyi yüzüp kuyrukda bıçağı kırma.
Tolum anutsa kulun
bulur, tolum unutsa bulun bolur (I. 215)
Silâhını hazır eden at da bulur, silâhını ihmâl eden tutsak olur.
Toyın tapugsak Teñri
sepinçsiz. (III. 377)
Şaman tapınsa da Tanrı memnun olmaz.
Tünle bulıt örtense
eblûk urı keldürmişçe bolur
Tañda bulıt örtense
ebge yağı kirmişçe bolur (I. 251)
Akşam üstü bulut kızarırsa ev halkı çocuk doğmuş gibi olur,
Tan vakti bulut kızarırsa eve düşman girmiş gibi olur.
Tünle yorub kunduz
sebnür, kiçikde eplenip ulgayu sebnür (III. 87)
Geceyle yola çıkan gündüzün sevinir, küçükken evlenen yaşlanınca
sevinir.
Tütün kopursa işlenür (II. 72)
Dumanı
kaldıran islenir.
Tütüşmeginçe tüzülmes, tüpirmeğinçe
açılmas (II. 71)
Dövüş
olmayınca düzen düzülmez, tipi olmayınca hava açılmaz.
Tuzun birle uruş,
utun birle tireşme (üsterme) (I.414) (I.221)
Yumuşak başlı kişi ile vuruş alçak kişi ile iddialaşma, direşme.
- U -
Ula bolsa yol azmas,
bilig bolsa söz yazmas (I. 92)
İşâret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz uzamaz, yayılmaz,
Ulugnı uluglasa kut
bulur (I. 304)
Ulu kişiyi ululayan, devlet bulur.
Uluk yağırı ogulka
kalır (I. 68) (Bk: Keriş ...)
Atın omuz başındaki yara oğula kalır.
Uma kelse kut kelir (I. 92)
Konuk
gelirse devlet gelir.
Umayka tapınsa oğul
bolur (I. 123)
Şevkat meleğine yakaranın çocuğu olur?
Usukmışa sakıg kamug
sub korunur (I. 191)
Susamışa serab bütün su görünür.
Us üşgürse ölür (I.
228)
Kukumav kuşu kişiye karşı öterse o kişi ölür.
Uygur yıgaç uzun kes,
temür kısga kes (II. 11)
Ey Uygur, ağacı uzun kes, demiri kısa kes.
- Ü -
Üri kopsa oguş
alkışur, yağı kelse imrem tepreşür (I. 87)
Gürültü kopsa hısım, akraba koşuşur, düşman gelse halk debreşir, yer
yerinden oynar.
- Y -
Yablak tıllıg beğden
kerü yalñus tul yeğ (III. 133)
Kötü dilli beyden yalnız dul kadın yeğdir.
Yagıñ erse kerek
yundakı tegir (III. 44)
Düşmanın hücum edip gitse bile atının fışkısı kalır.
Yağını aşaklasa başka
çıkar (I. 305)
Düşman küçümsenirse başa çıkar.
Yakadaki yalga gali
eligdeki ıçgınur (I. 253) (III. 307)
Yakandakini yalarken elindeki gider.
Yalksa yeme yağ eyğü, köyse yeme kün
eyğü (III. 435)
Bıksa bile
yağ iyi, yaksa bile gün iyidir.
Yalñuk meñgü tirilmez, sınka kirüb
kirü yanmas (III. 64)
Kişi
ebediyen diri kalmaz, mezara giren geri dönmez.
Yalñuk oglı munsuz bolmas (III. 141)
Kişi oğlu
dertsiz olmaz.
Yalñuk oglı yokayur eyğü atı kalır
(III. 384)
Kişi oğlu
yok olur, ölür, iyi ise adı kalır.
Yalñuk ürülmüş kap ol, ağzı yazlıp
alkınur (I. 195)
Kişi
şişirilmiş tulum gibidir, ağzı açılınca söner.
Yalñus kaz ötmes (III. 384)
Yalnız kaz
ötmez.
Yarın bulgansa el
bulganır (III. 21)
Kürek kemiği karmaşık olursa, yurt da karışır. ( 6 )
Yaş ot köymes,
yalapar ölmes (III. 47)
Yaş ot yanmaz, elçi ölmez, öldürülmez.
Yatnıñ yaglıg
tiküsinden, öznüñ kanlıg yuyruk yeğ (III. 43)
Elin yağlı lokmasından, kendinin kanlı yumruğu yeğdir.
Yayag atı çaruk, küçi
azuk (I. 381)
Yayanın atı çarık, gücü azıkdır.
Yazıda böri ulısa
ebde it bağrı tartışur (III. 255)
Düzlükde kurt ulusa, evde itin bağrı sızlar.
Yazıdaki süblin
eyergeli, ebdeki takagu uçgınma (I. 447)
Düzlükdeki sülünü ararken, evdeki tavuğu kaçırma.
Yazın katıglansa
kışın sebnür. (III. 159)
Yazın katık yapan, kışın sevinir.
Yazmas atım bolmas,
yañılmas bilge bolmas (III. 59)
Şaşmaz ok olmaz, yanılmadık bilgin olmaz.
Yazmas atım yağmur,
yañılmas bilge yañku (III. 379)
Şaşmaz ok yağmur, yanılmaz bilgin yankıdır.
Yer basrukı tag,
budun basrukı beğ (I. 466)
Yerin baskısı dağ, milletin baskısı beğdir.
Yeti başlıg yil büke
(III. 227)
Yedi başlı ejderha.
Yıgaç uçuña yel
tegir, körklüg kişiğe söz kelir (I. 319)
Ağaç ucuna yel deyer, değerli kişiye söz gelir.
Yılan kendü eğrisin
bilmes, tebi boynın eğri ter (I. 127)
Yılan kendi eğriliğini bilmez, deveye boynun eğri der.
Yılan yarpuzdın
kaçar, kanca barsa yarpuz utru kelür. (III. 39)
Yılan, yılan sıçanından kaçar, nereye kaçsa yılan sıçanı karşısına
dikilir, gelir.
Yıparlıg kesürgüdin
yıpar kitse yiyi kalır (III. 48)
Amber kabından amber gitse de koşusu kalır.
Yırak yer sabin arkış keldürür (I.
97)
Uzak yerin
haberini kervan getirir.
Yitükliğ anası koyun açar (III. 18)
Kaybetdiği
nesneyi anasının koynunda arar.
Yogurkanda artuk ayak kösülse üşiyür
(II. 137)
Ayak
yorgandan dışarıya uzatılırsa üşür.
Yunt başın yularlab keñeldi (III. 9)
At başını
dâimâ yularlayıp tedbîr al.
Yunt kazısı yağ (III. 223)
Yağın iyisi
atın karnından çıkan yağdır.
Yurt kiçük bolsa angut bedük ur (I.
93)
Delik küçük
olsa da tapayı (yamayı) büyük vur.
Yüpüşlüğ kelin keyeküni yapaş bulur (III.
11)
Yüz
görümlülüğü çok olan gelin, güveyiyi yavaş, yumuşak bulur.
Yüzge körme erdem tile (II. 6) (III.
143)
Kişide yüz
güzelliği değil fazilet ara, dile.
- - - - -
( 1 ) Yalancı yufka, yalancı ekmek...
Herhalde yalancı dolma gibi bir isim olacak..
( 2 ) Andız, dağlarda yetişen ve kökü
atın karın ağrısına iyi gelen bir ottur.
( 3 ) Andlaşma meseli... Çelik renkli
hançer yere konur, andlaşanlar hançerin üzerine ellerini koyup hep
bir ağızdan bu sözü söylerler. Bugün dahi Türk Ordusu’nda, askerlik
yemîninin silâha el basarak yapılmakta olduğu malûmdur.
( 4 ) Çakrak = Şakrak... Şen-şakrak'daki
neş'eli mânâsına değil de, herşeye, mütemâdiyen gülen, şımarık,
gerzek mânâsına düşünülmelidir.
( 5 ) Kuş tuzağı çatallı daldan
yapılır
( 6 ) Kürek kemiği yakılarak üzerinde
peyda olan çatlaklarla bakılan Türk falı... Bu fal ve fala vesile
olan kürek kemiği pek uğurlu sayılmaz. Belki de Eğinli (Kemâliye'li)
ve Anadolu'daki kasap esnafının kürek kemiği üzerindeki eti
sıyırdıktan sonra, satırla, bu kemiği ikiye ayırmaları veya üzerine
bir delik açmaları bu yüzdendir. Biz bunun sebebini kasap esnafına
sorduğumuzda açık bir cevap alamadıksa da çoğu, sebebini
bilmediklerini söylediler. Bazıları da "âdetdir, görenekdir"
cevâbını verdiler. Belki de bu âdet, Atilla Kağan'in Orleans
savaşından bir gün önce şamanlara bakdırdığı faldan sonra zuhur
etmişdir. (Bk: Gordony, Anlaşılmayan İnsan)
Tonyukuk
|