|
||||
|
Vatan uğrunda mücadele vermeyi terk eden Ahıska Dernek ve federasyon başkanları çok kısa bir zaman sonra kafalarını duvarlara vura vura pişmanlık duyacaklar. Tren vagonlarında can veren atalarının hayaletleri geceleri boğazlarını sıkacak. Nasıl mı? |
||||
|
ÇİLE 1- 1801’de Rus Ordusu “Hıristiyan Gürcistan’a yardım etmek” yaygarasıyla gelip, Tiflis’e yerleştiler. Kısa zamanda dini farklılık nedeniyle, Ortodoks Gürcüleri ile ihtilafa düştüler. Ruslar, 1807-1812 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı’nda ilk defa, 16 Kasım 1810 General Tormasov'un 12 grup ve 3000 atlıdan ibaret ordusu Ahıska'yı muhasaraya aldı, fakat Şerif Paşa'nın Türk Ordusu kaleyi korumayı başararak düşman eline teslim etmedi. 1828 yılının Nisan'ında İmparator Nikolay Osmanlı’ya savaş ilan etti. 1828 Temmuz'unda Tiflis'ten saldıran Ruslar, Arpaçay'ı geçerek Kars'ı muhasaraya aldılar. General Kont Paskeviç ordusuyla beraber Kars etrafında kanlı savaşlar yaptı ama bir sonuç alamadı. Daha sonra şehirde bulunan Ermeniler tarafından Rus Ordusu’na yardım edilerek Kars işgal edildi. Kars işgal edildikten bir kaç saat sonra Köse Mehmet Paşa'nın 20 bin kişilik ordusu Erzurum'dan Kars'ın yardımına geliyor, ama artık şehir Rus Ordusu’nun elinde idi. Kars'ın yardımına gelen Türk Ordusu Ahıska'nın yardımına yöneldi. Daha sonra Kars'ın fethinden sonra, Paskeviç'in ordusu geri dönüp Ahılkelek’i muhasaraya aldı. Güçlü top ateşi ile Ahılkelek Kalesi'ni ele geçirerek, Paskeviç'in Ordusu 1 Ağustos'ta Ahıska'yı kuşattı. O zaman şehirde 50 bin Türk vardı ve anıtları, han ve çarşıları ile burası çok mutlu ve bayındır bir Osmanlı/Anadolu beldesiydi; Ahıskalılar, kadınlı-erkekli Ruslara karşı, destanlar yazarak boğaz boğaza vuruştular, ateşler içinde yanarak ve temiz kanlarını dökerek şehit oldular. 28 Ağustos 1828'de Ruslar, yüzkarası bir zaferle çoluk - çocuk 40 bin ahalinin şehit düştüğü Ahıska'yı ele geçirdi. Aynı zamanda Erzurum'dan gelmiş olan Köse Mehmet Paşa'nın Ordusu da Ruslar tarafından dağıtılarak diğer köyler ve kaleler, o cümleden Azgur Kalesi, Zanav Kalesi, Artun Kalesi ve diğer bölgeler ele geçirildi. Osmanlı Sultanları Ahıska'yı geri almak için bir kaç defa çaba gösterdiler. 1829 yılının Şubat'ında Acar Beylerbeyi Ahmed Bey’in ordusu, 1853 yılının Ekim'inde Ali Paşa'nın ordusu Ahıska'ya hücum ediyor, fakat şehri almak mümkün olmuyor. 29 Eylül 1829'de Osmanlı ile Rusya arasında bağlanan Edirne Muahedenamesiyle, Ahıska/Çıldır Eyaleti'nin Kuzey kısmı; Ahılkelek, Hırtıs, Azgur, Bedre, Çeçerek, Ahıska, Kobliyan adlı 7 sancak "savaş tazminatı" yerine Moskoflara bırakılarak, Erzurum, Muş, Kars, Bayazit, Ardahan kesimleri işgalden kurtarıldı. Böylece Ahıska'da paşalık dönemi tarihe damgasını koyarak yerini yeni bir tarihi döneme bıraktı. Türk Halkının geleceği ile oynayan Paskeviç'in emri ile ilk önce 30 bin, 1828-29 yıllarında ise 100 binden çok Ermeni Ahıska'ya yerleştirildi. Ruslar Türk köy ve mahallerine Ermeni ve Gürcüleri yerleştirerek, Türkleri azınlığa düşürmeye çalışıyordu. Bu zor şartlar altında yaşayan Türkler arasında yeniden bir uyanış başladı. Ahıska Bölgesi’nde hürriyet hareketleri güçlenerek çeşitli cemiyet ve dernekler kuruldu, 1905'de Posoflu Yusuf Zülalı Efendi cemiyet kurarak, Kars, Batum ve Ahıska'da halka hitap etti. 1913'de Kars'da "Hilal-i Ahmer" Cemiyeti kuruldu. Daha sonra bu cemiyetlerin başındaki şahıslar, Ruslar tarafından takip edilerek, 1914 Birinci Dünya Savaşı başlangıcında Türklere öncülük eden 150'den çok vatanperver Rusya'nın içlerine sürüldü. ÇİLE 2- Bilindiği gibi 1944 yılı Mayıs'ında hazırlanmış olan bir belgeye göre, önce Ahıska Türkleri’ni, S.S.C.B. üyesi olan Gürcistan'ın Şark ilçelerine (Rayonlarına) nakletmek kararı alınmış. Ancak daha sonra büyük ihtimal ki, bu karar halkın kafasını karıştırmak ve meşgul etmek için hazırlanmış sahte bir belge olduğu ortaya çıkmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, gerçek niyeti ve planı gizlemek suretiyle; ortaya çıkacak tepkiyi ölçmek, gibi gayelerle aslı olmayan bir dedikodu ortaya atılarak halkın zihni bulandırılmış ve dikkatler başka tarafa çekilmeye çalışılmıştır. Daha sonra, aynı yılın Temmuz'unda yeni plan tasdik olunuyor. Tasdik edilen bu yeni kararda, ahaliyi Gürcistan Cumhuriyeti'nden dışarıya çıkarmak, Orta Asya ve Kazakistan'a sürmek planı açıklanıp uygulamaya konuluyor. Sürgünün Uygulanması Bu acımasız Stalin rejimi, Devlet Savunma Komitesi kararına dayanarak sınır güvenliği gerekçesiyle 110 bini aşkın Türkü, Ahıska'nın 209 köyünden alarak kargo trenleriyle Orta Asya'ya sürmüştür. Şimdiye kadar gizli olan belgelerin açıklanmasından sonra sürgün olayını kısaca özetlersek Stalin rejiminin biraz daha iç yüzünü görmüş olacağız. 13 Kasım 1944 yılında "Komünist İmecesi" uygulamasıyla yollar, köprüler v.s. gibi tesisler, daha başlarına geleceklerinden haberi olmayan halka tamir ettirildi. 14 Kasım 1944 günü, gece saat 12.00'de, daha önce sınıra takviye amacıyla yerleştirilmiş olan on binlerce Rus askeri, silahlarıyla Türklerin evlerine girdiler. Dört saat içerisinde kamyonlara doldurulan mazlum ve çaresiz Türk insanı demir yoluna getirildiler. Diğer taraftan bu sırada yüzlerce Ahıskalı aile ise, her türlü riski göze alarak, Rus askerleriyle çarpışarak, onlarca şehit verme pahasına Türkiye'ye geçmeyi başardı. Bu aileler halen Ağrı, Muş, Kırıkhan, İnegöl, Bursa, Ankara, İstanbul ve diğer yerleşim birimlerinde yaşamaktadırlar. Türkiye sınırına yakın köylerdeki insanlarımızın toplanması için 15 dakika izin verildi. Babaları, kocaları, kardeşleri Alman Cephesi’nde bulunan bu kimsesizleri ve ihtiyarları kim, hangi sebeple, nereye sürüyordu? belirsizdi. Böylece 100-120 bin civarındaki Ahıska Türkü, kara kış gününde yük vagonlarına 8-10 aile halinde koyunlar gibi doldurularak kapılar kilitleniyordu. Yer gök Allah-Allah haykırışlarıyla inliyor, ağlama, sızlama ve hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu. Halbuki bu yakarışları işitecek vicdana sahip kimse yoktu. Vagonlar Hazar Denizi'ne yaklaşmaya başlayınca, bu insanlar kendilerinin denize döküleceklerini sandılar. Bu olay karşısında Azerbaycan'ın o dönemdeki yöneticileri, Ahıskalıları Azerbaycan'da iskan etmek istediler. Ancak Stalin'in kararı kesindi. Azerbaycan yöneticilerini kurşuna dizmekle tehdit etti. Azerbaycan Türkleri’nin gayretleri de netice vermedi. Üç gün sonra vagonlar tekrar Urallar Bölgesi’ne hareket etmeye başladı. Ural Dağları’nın soğuk havası bir çok insanın hayatına mâl oldu. Onlara kefen ve mezar bile nasip olmadı. Kefenleri Sibirya'nın bembeyaz karıydı. Bir buçuk ay süren yolculuk sonunda bu talihsiz insanlar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a dağıtıldılar. Ahıska Türkleri sürülürken: Onlara; “Sizleri Alman tehlikesinden korumak için başka yerlere geçici olarak göç ettiriyoruz, en kısa zamanda topraklarınıza geri döneceksiniz” diye yalan söylediler. Sürgün anılarını anlatan başta babam Rahmetli Mihrali BİNALİOĞLU ve sürgün yaşamış 100’den fazla insanların anılarını çok kısa olarak şöyle ifade edebiliriz: ”Gece Rus askerleri köyümüzün evlerini kontrol altına aldılar ve iki saat içinde toplanmamızı emrettiler. Sonra da silah zoruyla tren istasyonunda topladılar. 220’ye yakın Ahıska köyünün Türk ve Müslüman nüfusunun kırk-elli kişi bir hayvan vagonuna dolduruldu. Vagonlar hayvan vagonları olduğu için ısıtma sistemi yoktu. Tuvaletsiz, susuz, dışarıda -15, -20 derece soğukta, bir buçuk ay bir yolculuk yapıldı. Rus askerleri her istasyonda vagonları açarak: açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölenleri trenlerden dışarı atıyorlardı. Tren kapıları günde bir kez açılıyordu. Erkeklerin gözleri önünde utandıkları için tuvalet ihtiyaçlarını yapamayan kadınların idrar keseleri patlayarak ölenler vardı” Onları bu insanlık ayıbına düşürenler neden utanmadılar? Bu insanların suçu neydi?, Türk ve Müslüman olmak mı, nerde bu insanların cesetleri? Kim bu insanlık ayıbını üstlenecek? Altmış yıl içinde kimse üstlenmemişse, bundan sonra birilerinin üstlenmesi zor olur. Ahıska Türklerinin Özbekistan’daki sürgün yaşantıları: Bir buçuk ay süren bu zorlu yolculuktan sonra, açlıktan, soğuktan, hastalıktan, 17 bini çocuk olmak üzere 30 binden fazla insan vefat etmiştir. Orta Asya Çöllerine Ocak ayında gelen Ahıskalılar zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bu toprakların insanlarına, havasına, suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan çöllerine yerleştirilen bu insanlar sıkı bir polis ve KGB rejimi altında adeta bir karantinaya alındılar. 1944-1956 yıllar arasında sıkı yönetim uygulandı. Belli sınırlar içinde yaşamak mecburiyetinde kaldılar, bir köyden diğer bir köye izinsiz gidemediler. Düğün yapmak, evlenmek, yakın akrabaları ziyaret etmek için özel izin alınması gerekiyordu. Yüksek eğitim alma, seçme ve seçilme hakları yoktu. Ne yazık ki; bütün bu insanlık dramını dünya kamuoyu bilmiyordu. Bu insanlık ayıbı tam 12 yıl sürdü. (1944-1956) yılları arasında devam etti. Stalin’in ölümünden sonra sıkı yönetim kaldırıldı. Ama Ahıskalılar Ahıska’ya dönemediler. Ellerinden alınmış mal ve mülkleri verilmedi, hatta turist olarak Ahıska topraklarını ziyaret etmeleri yasaklandı. Bunun başlıca sebepleri Ahıska’nın Türk sınırında bulunması ve 1944’ten sonra boş kalmış Türk köylerine Ermenilerin yerleştirilmiş olmasıydı. Bir Türk toplumunun Türkiye sınır bölgesinde bulunması Rusya açısından sakıncalı olarak görülmüştü. Ahıska Türkleri’nin sürgünündeki Ermeni faktörünü de unutmamalıyız. 1915 Türk-Rus Savaşı’nda Ermeniler Türklere ihanet ettikten sonra, artık Türk topraklarında kalamayacaklarının farkına vardılar. Rus Ordusu’nun arkasına takılarak Anadolu topraklarını terk ettiler ve Kafkasya’ya yerleştiler. Ahıskalılar Ahıska’dan sürülünce de boş kalan köylere Ermeniler yerleştirildiler. İngiliz yazarı Robert Conguest; “120 bin kişilik bir Türk nüfusu yurtlarından sürülüyor ve bu olay 1969 yılına kadar Batı dünyasında duyulmuyor. Koca bir halk yurtlarından sürülüp binlerce km uzaklıkta sıkı bir polis rejimi altında yaşamaya mahkum ediliyor ve dünyanın bu soykırımdan haberi olmuyor” diye yazıyor. Nasıl adalet bu? Bir buçuk ay süren bu yolculuk sonucu 1944 yılının soğuk kışında Ahıska Türkleri Orta Asya’ya ulaştılar. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın çöl arazilerine dağıtıldılar. Yerli halk Ahıskalıları hiç de iyi karşılamadılar. KGB yerli halk arasında iyi çalışmıştı ki; Ahıskalıları düşman gibi karşıladılar. “Siz insan yiyormuşsunuz, Almanlar ile iş birliği yapıyormuşsunuz” diye yalan suçlamalarda bulunmuşlar. Ahıskalılar bu çöl dediğimiz arazileri güzelleştirmeye başladılar. Çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile çok kısa bir zamanda yerli halktan daha iyi yaşamaya başladılar. Baskı ve zulümlere rağmen Türklüklerini, dinlerini, örf ve geleneklerini hep korumaya çalıştılar. Yerli halk Ahıskalılara; “Göçmen, Kafkas” diyenlere karşı kendilerinin “Türk” olduklarını ispat etmeye çalıştılar. Bu nedenledir ki; kimliklerine “Türk” diye yazdırıyorlardı. Merkez Komitesi; Azeri, Özbek, Gürcü, Rus yazmak istemelerine rağmen Ahıskalılar; “Hayır ben Türk’üm ve asla milliyetimden vazgeçmem” diye direniyorlardı. Ahıskalılar hariç eski SSCB de “Türk” diye resmen kabul edilen başka millet olmamıştır. Koca bir halk yaşadıkları sınır boyundaki yurtlarından sürgün ediliyor, soykırıma tabi tutuluyor, 30 binden fazla insan açlık, hastalık ve soğuktan vefat ediyor”, Sağ kalanlar sıkı bir polis “KGB” rejimi altında 12 sene yaşamaya mahkum ediliyor, Ahıska haritasından Türk toplumu siliniyor ve bütün bu mezalim gelip geçen Sovyet liderleri tarafından gizli tutuluyor. Daha da düşündürücüsü Türkiye’de gizli tutulması, bu sürgün ile ilgili bilgiye rastlanmaması hayret vericidir. Sürgüne tabi tutulan bazı milletlerin; “Almanlar ile işbirliği yaptıkları için” sürüldükleri ileri sürülüyor, ama Ahıska Türkleri’ne böyle bir suçlama yapamadılar. Demek ki; Ahıska Türkleri’nin sürgününün tek sebebi Türk olmaktı. Stalin Türk Devleti’ne yapamadığını, Ahıska Türkleri’ne yaptı. Ahıska Türkleri’ne yapılan bu sürgün, resmen bir soykırımdır. Bütün dünyanın bunu böyle kabul etmesini istiyoruz. İnsanlık tarihinin en kirli sayfalarını teşkil eden bu sürgün olayının belgeleri yıllar sonra ortaya çıktı. Bu insanlık suçunu işleyenler, bu ayıbı ortadan kaldırmak için hiçbir girişimde bulunmadılar. İnsanlık tarihini inceleyenler bir gün bu suçun hesabını da soracaklar, ama ne zaman? ÇİLE 3- Özbekistan Fergana Olayları: 1944 yılında Ahıska’dan sürülen Ahıska Türkleri Orta Asya ve Kazakistan Çölleri’ne yerleştirildiler. Mecburi göçe tabi tutulan bu insanlar bu çöl havasına, soğuğuna, insanlarına ve suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Alışamayanlar, soğuktan ve hastalıktan 10 binden fazla insan vefat etmişti. Sovyet Rejiminde sürgün hayatı geçiren Ahıskalılar hep dışlandılar, üçüncü sınıf statüsünde yaşam mücadelesi verdiler. Çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile çok kısa zamanda, yerli halktan daha iyi yaşamaya başladılar. Kendilerine yapılan baskılara, haksızlıklara rağmen Türklüklerini, örf adetlerini ve geleneklerini korumaya çalıştılar. Gürcü, Göçmen, Kafkas, diyenlere karşı Türk olduklarını ispatlamak için çalıştılar, pasaportlarında Millet yazıldığı yere " TÜRK" diye yazdırdılar. Hükümet görevlileri Azeri, Özbek, yazmak istemelerine rağmen, Ahıskalılar; “Hayır biz Türküz ve Milletimizden asla vazgeçemeyiz” diye direndiler. Ahıskalılar hariç eski S.S.C.B de Türk diye resmen kabul edilen başka millet yoktur. Bu nedenledir ki; Ahıskalılar hiç sevilmediler ve devamlı KGB'nin takibi altındaydılar. Ahıska Türkleri Orta Asya ve Kazakistan'ın kendilerine hiçbir zaman vatan olmayacağının farkındaydılar. Bundan dolayıda kendi anavatanlarına Ahıskaya veya Türkiye'ye dönme mücadelesi veriyorlardı. Gürcistan buna hep direniyordu. Türklerin Ahıskaya yerleşmesine karşıydı. 45 Sene sürgün hayatı böyle geçti.1989 Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde Sovyet Rejimi'nin çökmesi sırasında Sovyetler Birliğini oluşturan Cumhuriyetler bağımsız bir Devlet olmak istiyorlardı. İlk Cumhuriyetlerden birisi de Gürcistan’dı. Ahıskalılar’ın Ahıska Topraklarına yerleşmesine sıcak bakmayan Moskova Ahıska Türklerinin meselesini Gürcistan'a baskı yapmak için alet olarak kullanmaya başladı. Moskova'nın ve KGB'nin bu ince hesapları Ermenilerin de işine yaradı. Özbekistan'da çoğu Fergana Vilayeti’nde oturan Ahıska Türkleri arasında Ahıskaya dönme faaliyetleri güçlenmiştir. Son zamanlar 1986-89 Özbekistan'daki pamuk yetiştirmedeki yolsuzlukları hakkında soruşturma yapmak için Moskova'dan gelen Ermeni asıllı savcı Gıdilyan- İvanov, binlerce Özbek asıllı insanları tutuklayıp ceza evlerine gönderdiler. Bu gelişmeler Özbekistan'daki toplum içinde azınlıklara karşı özellikle Ruslara ve Ermenilere karşı ayaklanmaya başladılar. Tabi ki KGB durumu kontrol ediyordu ve gelişmelerden haberdardı. 9 Nisan 1989 da Tiflis ayaklanmasında Gürcü Milleti Rus ordusuna karşı isyan etti ve çatışmalar çıktı. Kızılordu, Sivil topluma karşı silah kullandı onlarca insan öldürüldü. Bu olayları örtbas etmek için Sovyetler Birliği’nin son Cumhurbaşkanı Gorbaçov Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov ve KGB bir senaryo yazdılar ve uygulamaya başladılar. 1) Gürcistan Devletini zor durumda bırakmak için Ahıska Türklerini kullanmak, 2) Özbekistan'daki pamuk tarımındaki yapılan yolsuzlukları ortadan kaldırmak, 3) Özbekistan'daki azınlıklara karşı isyancı olan ve devleti suçlayan," BİRLİK" oluşumunu yok etmek, 4) Özbeklerin Rus düşmanlığını Ahıska Türkleri üzerine yönlendirmek, böylelikle iki Türk insanını birbirine düşman etmek. Bu yazılan senaryo 1 Mayıs 1989'da uygulanmaya başlandı. KGB’nin gizli çalışmaları sonucu Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çok kısa bir zamanda düşmanlık başladı. 45 Sene dostça, akrabaca yaşayan bu iki toplum arasındaki olumsuz gelişmeler Özbekleri ve Türkleri hayretler içinde bıraktı, her yerden Ahıskalılar tehdit edilmeye başlandılar, işten çıkarıldılar, sevilmeyen bir toplum haline geldiler. Alışveriş merkezlerinde, halkın yoğun olduğu yerlerde, Ahıska Türkleri’nin Özbek çocuklarına, kadınlarına yaptığı işkencelerin tablolarını ve “Türklere ölüm” pankartlarını asmaya başladılar. (Böyle bir şeyin Ahıskalıların yapacağına Özbek halkı inanmıyordu ama KGB bu konuda çok ısrarlıydı eğitimsiz, cahil insanlara bunu anlatmaya devam ediyordu.) Ahıskalılara artık süre veriliyordu Özbekistan'ı terk edeceksiniz diye Haziran 1989'da Ahıska Türkleri’nin yoğun olduğu Fergana Bölgesi’nde 14-20 yaşındaki gençlere uyuşturucu, bol miktarda alkol verildi, Ahıskalılar’ın evlerine kırmızı işaret konuldu. Bu evlerin yakılmasını emredildi, karşılık verenlerin öldürülmesi istendi. Fergana olayları böylelikle başlamış oldu ve çok hızlı şekilde diğer bölgelere sıçradı. Binden fazla evin yakılıp yıkılması, 300'den fazla günahsız insanın ölümü, binlerce kadına, çocuğa ve yaşlıya yapılan işkenceler ile sonuçlanan bu dehşet verici olaylar Fergana Bölgesi’ndeki 20 bine, Özbekistan'da 100 bine yakın insanın sürgünü ile sonuçlandı. 45 sene Özbekistan'daki yaşamamız boşa gitti. Alın teri ile kuruş kuruş biriktirip yaptırdığımız evler yakıldı, yağmalandı. Mal, mülk, bağ, bahçe, her şeyi kaybettik. Canlarını kurtaran Ahıskalılar kendilerine bir yuva, bir ev edinmek için Özbekistan'ı terk etmek zorunda kaldılar. Merkezi Moskova'da olan basın ve haber kaynakları Rus askerlerini Ahıska Türkleri’nin kurtarıcısı olarak gösterdiler. Sanki Kızılordu olmasaydı, Ahıskalılar öldürülecekti. Böylelikle KGB tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmış! oldu. Askeri uçaklar ile Rusya'nın Kursk, Belgorod, Tula, Smolensk vilayetlerine 70-80 Rus ailesi içine 3-5 Türk ailesi yerleştirildi. Rusya Devleti'nin özellikle bu beş vilayeti seçmesi, önceden hazırlanmıştı. Yerli halkın siz geçen sene gelecektiniz, neden böyle geç kaldınız demeleri, senaryonun eskiden yazıldığını ortaya koydu. Olayları KGB'nin çok uzun süredir hazırladığı ve başarı ile sonuçlandığı gösteriyordu. Son olarak Ocak 1990'da Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te Ahıska Türklerine yapılan saldırılar ve 100’e yakın evin yakılması Özbekistan Devleti'nin; “Biz sizlere güvence veremiyoruz, Özbekistan'ı terk edin” demesi, Özbek Devletinin de bu senaryo içinde olduğunu gösteriyor. Böylece koskoca Sovyet Devleti bir avuç Ahıska Türkü'nün can ve mal güvencesini sağlayamadı mı? yoksa sağlamadı mı? ÇİLE 4- 1944 Stalin Sürgününden kurtulan bir kısım Ahıskalı Özbekistan’a yerleştiler. Özmekistan Fergana olayları sırasında kardeş kıyımından kaçarak Rusya’nın Krasnodar bölgesine yerleştiler. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte burası yeni kurulan Rusya’nın idaresine geçti. Ruslar kendi vatandaşları olan Ahıska Türklerine Rus kimliği vermediler. Bir anda vatansız ve kimliksiz kalan Ahıska Türkleri evlerinden dışarı çıkamaz hale geldiler. Çocuklarını okula gönderemiyorlar, çarşıya ve pazara çıkamıyorlar, hastalanınca hastaneye gidemiyorlar, her şeyden önemlisi de ölülerini bile gömemiyorlardı. Tüm haklarını yitirmişlerdi. Rusya devlet başkanı Viladimir Viladimiroviç Putin, Krasnodar valisi Aleksandır Tkaçov’a emir vermişti. “Türkleri Krasnodar’dan temizleme operasyonu” başlatılmıştı. Bir kısım Ahıska heyeti Moskova’daki yabancı büyükelçilerine “imdat” çağrısı yaptılar. En çok güvendikleri Moskova Türkiye Büyükelçiliğine de dilekçeler verdiler. Kısa bir zamanda medyatik gösteriş budalası bir takım insan hakları dernekleri ve sivil toplum örgütleri “imdat” sesine koşuştular. Kanada ve Amerika’dan yardım talebine cevap gelmesine rağmen, AKP hükümeti olayları görmezden geldi. Türkiye Büyüjkelçiliği kılını bile kıpırdatmadı. Krasnodar’dan “imdat” isteyen 1200 aile reisi topluca İzmir Ahıska Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği’ne dilekçeleri ulaştırmalarına rağmen, dernek bu dilekçeleri Federasyona ilettiğini söylediyse de, dilekçeler; Dernek – Federasyon – İçişleri – Dışişleri bakanlıkları arasında kayboldu. Nihayetin de mazlum Ahıskalıları Amerikan işçi mafyası borçlandırarak alıp götürdü. Bir tek Türk ricalinin de yüzü kızarmadı. ÇİLE 4- 1992 Yılında çıkartılan 3835 Sayılı; Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskanı Kanunu mucibince bir kısım Ahıskalı kardeşimizi 1994 yılından sonra ülkemize kabul ettik. Etmez olsaydık! Geldikleri yerlerde fakr-u zaruret içinde yaşayan bu kardeşlerimize bir zulüm de biz yaptık. Her birisi yetişmiş beyin olan, yüksek okul mezunu bu kardeşlerimizin diplomalarını gayrimilli kurumumuz olan YÖK yok saydı. Geldiği ülkede doktorluk, doçentlik ve hatta profesörlük yapan Ahıskalı bir anda vasıfsız hale düşürüldü. Parklarda ve bahçelerde, asgari ücretin yarısına amele olarak çalışmaya mecbur olanları gördük. Evi yok, iskanı yok, geldikleri ülkedeki sosyal hakları elinden alınmış, işi yok, aşı yok kardeşlerimizi sürünmeye mahkum ettik. Benim Genel Sekreterlik yaptığım dönemde, bakanlıklardaki bürokratlarımız; “Vay be, Alaska’da da Türkler yaşıyormuş” diyerek cahil ve cühelalıklarını sergiliyorlardı. Biz dernek vasıtasıyla 14 sayı, 20 bin gazete, 5 bin kitapçık ve 20 bine yakın da el ilanı basarak Ahıska Türkleri konusunda mevzuatımızı bilgi sahibi yapmaya çalıştık. Gittiğimiz her yerde, Necip milletimizin mağdur olmuş bu topluluğu hakkında mevzuatımızı bilgilendirdik. Ve yeterli olmasa bile büyük bir itibar sağladık. Menemen Koyundere bölgesinde, 568 konutluk araziyi İzmir Valiliğinin de desteğiyle temin edip, TOKİ’ye devrettirdik. Ancak bu konutların dağıtımında da çeşitli haksızlıklar yapıldı. Toplum içine fitne ve nifak sokmamak için geceleri kırılan dişlerimi yedim. Bir anda yerden mantar biter gibi dernekler ve federasyonlar kurulmaya başlandı. Ülkemiz genelinde 20’den fazla Ahıska Derneği ve 2 tane de federasyon kuruldu. Buralarda da ehil olmayan eller 4 yılda kazandırdığımız “Mazlum Ahıskalı” imajını zedelediler. Dernekler iş takibi yapar hale geldiler. Bunun üzerine, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, tüm valiliklere ve emniyet müürlüklerine yazı gönderdi. Ahıska derneklerinin iş takibini yasakladı. Fakir Ahıska derneklerinin çaresizlik içinde kıvrandığını gören Gürcistan fırsatı çok çabuk değerlendirdi. Fikr-i İğfal yoluyla tüm dernek ve federasyon başkanlarını bloke etmeyi başardı!.. ÇİLE 5- Dünya üzerinde yaşayan toplumlar arasında en son olarak Ahıska Türklerine soykırım ve sürgün yaşatılmıştır. Birleşmiş Milletler yasalarına göre; Silah gücüyle yerlerinden ve yurtlarından sürülen toplumların vatanlarına geri dönmeleri gerekiyordu. SSCB dağıldıktan sonra, Ahıska Türk vatan topraklarına Gürcistan matazori olarak el koydu. Bu konuyu Avrupa Şurası ve Birleşmiş Milletler kabul etmediler. Gürcistan dağılan SSCB topraklarında ve Türkiye’de kurulan Ahıska dernek ve federasyonlarına el altından destek vermeye başladı. Araya aracı olarak zaman zaman TİKA’yı soktu. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Şurasına kukla olarak Ahıska Türklerini temsilen Barbakatze adlı birini götürdü. Gürcistan’a 2011 tarihine kadar Ahıska Türkleri’ni ikna etmesi için Gürcistan’a süre tanındı. Bu safhada garantörlük hakkı bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ni idare ettiğini zanneden AKP hükümeti ortalıktan sıvışıverdi. Tren vagonlarında nefessiz kalıp şehid düşen yiğit Ahıskalıların fakr-u zaruret içerisinde inleyen yiğit evlatlarının milli davalarına yardımcı olmadı. Gürcistan’dan gelen en yüksek düzeydeki devlet adamlarının iğrenç emellerini bildikleri halde, AKP’liler bu heyetlere itibar göstererek Ahıska’yı altın tepsiye koyup, Gürcistan’a adeta ikram ettiler. Evet, satılan vatan toprağımız Ahıska; Kıbrıs’ın 3 misli büyüklüğünde, 6260 Km2… 2011 yılında Ahıska; Gürcistan, Ahıska Türkleri de; Gürcistan vatandaşı sayılacaklar. Gürcistan 22 dernek ve 2 federasyonun tüm üyelerini uçakla götürüp getirdi. Otel ve iaşelerini karşıladı. Toprak vaadinde bulundu. Bu fikr-i iğfal sonucunda, Birleşmiş milletlerden ve Avrupa Şurasından gelecek olan milyar dolarları da Gürcistan cebine indirecek. ÇİLE 6- YOLDA VE GELİYOOOOOR. Vatan uğrunda mücadele vermeyi terk eden Ahıska Dernek ve federasyon başkanları çok kısa bir zaman sonra kafalarını duvarlara vura vura pişmanlık duyacaklar. Tren vagonlarında can veren atalarının hayaletleri geceleri boğazlarını sıkacak. Nasıl mı? Gürcistan fikr-i iğfal yoluyla, en fazla 2 bin Ahıskalıyı alıp götürecek. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Şurası’nın Gürcistan’ı tanımasını sağlayacak. Daha sonra o bölgelerde yaşayan Ruslar, Ermeniler ve Gürcüler Ahıska Türklerine karşı yeni bir temizlik operasyonu düzenleyerek, yeni bir Fergana hadisesinin oluşmasına sebebiyet verecekler. Belki bu olaylarda yüzlerce kardeşimiz şehid edilecek. Ve akacak bu kanların sorumlusu da; bu gün bayram eden dernek ve federasyon başkanları olacaklardır. Yiğit Ahıskalı kardeşlerimizin 63 sene sonra yine yüzleri gülmedi, yine yüzleri gülmeyecek.
Doğu
komşuları olan Tunguzlar, Hunlar'ın zayıf anından
yararlanarak harp vesilesi arama gayesiyle Oğuz Han'dan çok
sevdiği atını vermesini isterler. Beylerini toplayan Oğuz
fikirlerini sorar. Beyler atın verilmesinin onur kırıcı
olduğunu söylerler. Ancak yüce Han, ordunun harbe hazır
olmadığını ileri sürerek atın Tunguzlar'a verilmesini
emreder. Şirretliklerini ve küstahlıklarını artıran
Tunguzlar, atın verilmesinden cesaret alarak daha da
aşağılayıcı bir talepte bulunarak Oğuz'dan karısını
vermesini isterler. Beylerin karşı çıkmasına rağmen Oğuz Han
karısının verilmesini de kabul eder. Ancak Tunguzlar’ın
istekleri bir türlü bitmez. (Tıpkı AB'nin taleplerinin
bitmediği gibi) Sınırdaki ot bitmez, kervan geçmez kum
çölünü de isterler. Oğuz yine beylerinden oluşan kurultayı
toplar. Beyler Oğuz Han'a: “Atınızı verdiniz, eşinizi
vermeyi kabul ettiniz, gereksiz kumluk araziyi vermenizde
hiçbir engel yoktur” derler. Beylerin bu cevaplarına
sinirlenen Oğuz Han: “Hayır, vermeyi kabul ettiğim at benim
şahsi malımdı. Sevgili eşim de öyle. Ama çöl parçası olarak
nitelediğiniz topraklar benim milletime aittir.” Diyerek
düşman teklifine red cevabını verdirir. Israr eden kendi
beylerinin de kafalarını vurdurur. Daha sonra ani bir
baskınla Tunguzlar'ın üzerine yürüyerek onları ve
topraklarını egemenliği altına alır. Yine Gazi Mustafa Kemal
Atatürk: “Vatan toprakları kutsaldır, kaderine terk
edilemez” demişti. |
||||
|
||||