HASTALIĞIMIZI YENMELİYİZ KÜKREMELİYİZ

BÜYÜK TURAN MUTLAKA KURULMALIDIR

 

Kenan EFEOĞLU

 

Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra,  21 milyon kilometre karelik vatan topraklarımıza lokma lokma el kondu. Bu topraklar üzerinde yaşayan din kardeşlerimiz ve öz kardeşlerimiz manda – müstemleke – esir konumuna düştüler. Bu coğrafyayı işgal eden güçler, girdikleri topraklar üzerinde yaşayan Müslüman ahalinin önce dini inançlarına yasaklar getirdiler.

Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra,  21 milyon kilometre karelik vatan topraklarımıza lokma lokma el kondu. Bu topraklar üzerinde yaşayan din kardeşlerimiz ve öz kardeşlerimiz manda – müstemleke – esir konumuna düştüler. Bu coğrafyayı işgal eden güçler, girdikleri topraklar üzerinde yaşayan Müslüman ahalinin önce dini inançlarına yasaklar getirdiler. İslam’a inanan ahalinin dini değerlerine saldırdılar. İşe Kur’an-ı Kerim basımını, yayımını ve öğrenilmesini, öğretilmesini yasaklayarak başladılar. Dinin içine hurafeler, bilhassa Musevi gelenek ve göreneklerini sokarak başladılar. Bu hurafelerin yayılması için, “DİNİ BASIN” adını verdiğimiz güçlü gazeteleri ve televizyonları devreye soktular. Osmanlı’da Müslüman ahalinin sahneye çıkması, tiyatro yapması, şarkı söylemesi yasak olduğu için; çevrilen filmleri, oynanan skeçleri, tiyatroları hep Ermenilere ve Yahudilere yaptırdılar. Komedi filmlerinde bile, İslam dinine ve değerlerine saldırdılar, aşağıladılar ve hakir göstermeye çalıştılar. Ve bu ‘sanatçı’ adı verilen gayrimüslim kanı bozuklara  çifte isim taşıma yetkisi verdiler. Gerçek Ermeni ve Yahudi isimlerini gizleyerek, halktan biriymişçesine, bulundukları ülkede kullanılan isimleri ve soyadlarını kullandılar. Dikkat buyurun bu dağılan coğrafyada çevrilen tüm filmlerde, camilerimize ve burada görev yapan imamlarımıza karşı ‘vurup geçen’ aşağılayıcı sahneler mutlaka vardır. Komedi filmlerinde, tabiri caiz ise; ‘Kemal Sunal’ filmlerinde bile bu tür ‘Vurup geçen’ sahneler bolca vardır. Yıllarca bu coğrafyada “Piyanist” tipi, Yahudilerin finanse ettiği filmler 50’şer 60’ar kez TRT  gibi milli televizyonlarda sıkça vizyona sokuldu. Kurulan her ülkenin başına bir kukla idare getirildi. Halkın oyuyla asla değiştirilemeyecek anayasalar ve demokratik kurum adı verilen müesseseler peydahlandı. Bilhassa Türklerin yaşadığı coğrafyada birlik ve beraberliğin yeniden tesis edilmemesi için alfabe ve dil değişikliğine gidildi. Bu coğrafyada yaşayan tüm Türkler lokma lokma saptırıcı eğitime tabi tutuldular. İnternet adı verdiğimiz ve bütün dünyayı bir anda avucumuzun içine koyuveren teknolojik yenilik bize aslında son yüzyılımızda ne kadar tahribat yapıldığını ispatlamaktadır. Şöyle bir örnek vermemiz gerekirse; bize ulaşan elektronik iletilerde,  diğer ülkelerde yaşayan kardeşlerimizin gönderdikleri iletileri bırakın yayınlamayı, anlayamıyoruz bile. Azeri Türkçesi ile, Türkiye Türkçesi başka hurufatla yazıldığı için, değişik şiveleri anlamakta yeni neslimiz turist kalmaktadır. Bize ileti gönderen Türk kardeşlerimiz Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca veya Azeri, Uygur,  Kırgız vb lehçelerle yolladıkları için, yayın zorluğu çekmekteyiz. Diğer bir deyişle bir birimizi sağırlaştırıldığımız için anlayamıyoruz. Bu yüzden de çoğalamıyoruz. Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanımız, değerli büyüğümüz Hakkı DEDELER, www.asilkan.org saytı bünyesinde bir sadeleştirme servisi kurdu. Sık sık yayınlarımızda Azeri Türkçesi ve Azeri hurufatına yer vermekteyiz. Burada güttüğümüz amaç; hem Güney – Kuzey tüm Azerbaycan’da yaşayan kardeşlerimiz bizim hurufatımıza alışsınlar ve hem de Türkiye’de yaşayan okuyucularımız bir kaç kelime Azerbaycan Türkçesi öğrensin diye. Bize ileti gönderen tüm kardeşlerimize şimdilik şöyle seslenmek istiyoruz: Bize mümkün olduğu kadar Türkiye hurufatı ve Türkiye Türkçesi ile ileti gönderiniz. Eğer bunu yapmazsanız, bize göndermiş olduğunuz eskimez yazı ile gönderdiğiniz Farsça ve Arapça makale ve yazılarınızı ne yazık ki; Türkiye’de üç – beş kişi dışında kimse okuyamaz ve anlayamaz. Eğer bu bilgi ve iletişim çağında 500 milyonluk bir Türk ailesini kucaklaştırıp, bir birine mutu yapacaksak; Türkiye Türkçesi ve hurufatıyla işe başlayabiliriz. Biz kendi bünyemizde ne kadar tercüme ve sadeleştirme yaparsak yapalım yeterli başarıyı sağlayamayacağız. Zira iletiyi gönderen de alan da aracısız merama vakıf olabilmelidir.

Geçtiğimiz gün,  İzmir’de ‘kentkart’ adı verilen toplu taşım konturu yükletirken, konturu yükleyen  seyyar satıcı Kürt  gencinin yanına bir ayakkabı boyayan çocuk geldi. Çocuk elindeki fotoğraf albümünü konturcuya verdi. Albümü yapan çocuk; son bir ay içerisinde şehid edilen Mehmetçiklerimizin gazetelerden kestiği fotoğraflarını albüme yerleştirmişti. Ben hemen albüme el koydum. Bunları neye biriktirdiğini sordum. Çocuk yarı alaylı bir ifadeyle, “biz de çok üzülüyoruz abi” dedi. Bir anda 50-60 Kürt seyyar satıcının etrafımda biriktiğini gördüm. İzmir’de yaşayanlar bilirler, eğer Kürt değilseniz İzmir sokaklarında simit bile satmanız mümkün değil. Şehirdeki tüm büfeler, seyyar tezgahlar Kürtlere ait. Eğer siz de seyyar satıcılık yapmaya yeltenirseniz bir ton dayak yersiniz!. Evet kendi ülkende, kendi şehrinde  ağız açamaz bir hale getirildik. Her gün 5-10-15 şehid vermeye alıştık. CHP’nin, MSP uzantısı partilerin ve AKP’nin Türkiye üzerinde aştığı tahrifatlar çoğalarak büyüyor. Birkaç sene sonra bu kandırılmış veledi zina çocuklar başımızı bir hayli ağrıtacaklar. Hakkı Başkanımızın son yazısında işaret buyurduğu gibi; yatalak hastaya döndük. Bakımsızlıktan ve dermansızlıktan vücudumuzu parazitler kapladı. Bitler, keneler ve pireler vücudumuzu istila ettiler.

İşte şimdi 500 milyon olarak kükremek zorundayız. Son gücümüzü toplayarak; Ermeni’ye, Yahudi’ye, Fars şovenistlerine, Gürcü’ye,  Rus’a, Çinli’ye, AB’liye ve ABD’liye karşı kükremeliyiz. Eğer bunu yapmazsak bir-iki asır daha müstemleke ve köle olarak hem de vatansız olarak yaşamaya mahkum edileceğiz. Kan bağını reddeden Sayın Dr. Devlet Bahçeli ve ‘Ah bir meclise girebilsem’ diye yanıp tutuşan ve de giren Muhsin Yazıcıoğlu başkanla Büyük Turan bizler için sadece hayal olarak kalmaya mahkumdur. Büyük Turan Hareketi Hakkı başkanımızla kendini göstermiştir. Bu hareket birkaç Türkün değil, 500 milyon Türkün ortak ülküsü ve davası olmalıdır. Aksi halde, kükreyemezsek; ayakkabı boyayan o veledi zina büyüdüğü zaman bizler için çok geç olacak. Hani derler ya; “sinek küçük ama mide bulandırır” diye, bu misal de böyle bir şey işte!..

İki Siirt seçimleri sonrasında, bölücü Kürtlere bin bir taviz vererek başbakan olan ve son seçimlerde de Necip Milletimizi kandırarak %47 oy alan Sayın Tayip Erdoğan’a soralım ve oy verenler de Allah katında vicdanen cevap versinler:

  • Başörtüsünü serbest bırakmaya gücün yetecek mi?

  • Vatan Topraklarını satmaya, ülkeni pazarlamaya devam edecek misin?

  • Anarşiyi ülkeni bölmeden kurutabilecek misin?

  • Diyanet İşleri Başkanlığı üzerindeki siyasi baskıları kaldırabilecek misin?

  • Salamon’dan, Simon’dan haraç ödeyerek vize alıp hacca ve umreye gidiyoruz. Senin bizi elimizi kolumuzu sallaya, sallaya özgürce, uçakla veya kara yoluyla hacca veya umreye göndermeye gücün yetecek mi?

  • Apo piçini asamayacağın ortada,  Osman piçini de yakalamaya niyetin yok. Bir eve dönüş affı daha çıkartıp katilleri serbest bırakacak mısın?

  • İmralısaray’dan talimat alan kanı bozukları TBMM’de tutmaya devam edecek misin?

  • Kuzey Irak sınır ötesi operasyon teskeresini çıkartıp; Barzani itinin başına karargahını yıkabilecek misin?

Sorular çok ama, daha fazlasını sormaya da gerek yok.. Nasılsa doğrularımız bir değil. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!..

 

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com  www.karunpc.com