Türk
düşmanı dâhili ve harici bedhahların kirli işlerini gördürmek, ezel-ebet
haset edip hasım belledikleri asil antiemperyalist TC’ni akamete
uğratmak ve nihayet; Satılık kirli beden ve beyinleri kullanmak amacıyla
kurdurdukları organize suç örgütü; Sahibi batılı vampirlerin
eşgüdümünde, (daha düne kadar) ülkemizden kopardıkları küçük lokmalarla
yetiniyordu..
Rantiyelerini “Kürt Sorunu” kisvesiyle maskelemeyi başarmaları üzerine,
gördükleri uluslararası destek sayesinde, nispi de olsa kesintisiz
adımlarla ilerlemeye başlamışlardı. Bu süreçte, iğfal edilmiş beyinler,
maşa ve kuklalar ile her milletten maceraperest lejyonerlerden
müteşekkil lâğım fareleri, vahşi batının (AB) diplomasi, pis işler ve
istihbarat merkezlerinde hazırlanan programlar dâhilinde koordine ve
işbirliği içinde gelişme kaydediyorlardı...
Bu uyum ve ilerlemenin temelinde, menfur eşkıyanın yurt içinde
uygulamaya koyduğu her faaliyetin, batıda yapılan ön hazırlıkları
yatmaktadır. Özellikle son dönemlerde, en yetkili resmi ağızlarca,
itiraf ve pek çok somutla ispat edildiği üzere; Başta, daha Lozan’ı
tanımamış olmak gibi bir alçaklık ve küstahlığın zanlısı ABD olmak
üzere, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Macaristan hariç bütün AB ülkeleri
ile Ermenistan maddi-manevi himaye ve lojistik destekleri ile (mezkür
örgüt nezdinde) topyekun Türkiye aleyhine seferber olmuş
bulunmaktadırlar..
Türkiye’de mukim kriptolarca silâhlı kuvvetlerin baş edemeyeceği
değerlendirilen bu anarşist, faşist ve terörist çıkışın “mutfak
çalışması”; Aslında daha önce batıda yapılmış bir projenin yurt içindeki
uzantı ve uygulaması olup; Tatbikatta ilk adım, malum menfur örgütün 3.
Bülent Ecevit hükümeti eliyle dönme-devşirme memurin’e (7 Kasım 1978)
kurdurulması ile başlatılmıştır. Meselâ iki binli yılların başında
fırtınalar koparan eşkıyanın, Kürtçe isim ve yer adlarının kullanılması
taleplerinin zemini de batıda hazırlanmıştır.
Anadilde eğitim, özerklik ve günümüzde dile getirilen ayrılıkçı
taleplerin gerekçeleri, batının doğu araştırmaları, AB Üniversiteleri ve
Kürt enstitülerinde belirlendi. Ondan sonradır ki, içeri havale edildi
ve “em zımanê xwe dıxwazin-dilimizi istiyoruz” kampanyaları başladı.
Akabinde, “bu anayasa ile asla, 1982 faşist ve antidemokratiktir”
teraneleri ve ağababaları AB domuzlarının dayatması ile “yeni ve sivil
anayasa” teraneleri yükselmeye başladı.
Yeni ve sözde sivil Anayasa’dan maksat 1961’de açılıp, 1982’de “milli
devlete” dönüş ile tekrar kapanan “bölme ve parçalama” yolunu açmak.
AB’ye katılım süreci bile bu amaca hizmet edecek biçimde hazırlanıp ("Presidency
Conclusions", Md: 23. "..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer
devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye birkaç
devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa,
yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına...;
Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı bölümünden…)
biçiminde düzenlendi…
Aynı şekilde Alevilerin geçmişi, günlük hayatları, inançları ve devletle
ilişkileri didik didik edildi. Dernekler kurduruldu. Kıvam tutunca yurt
içinde Dersim Soykırımı yalanı ortaya atıldı. AK ve AP dönemsel Türkiye
raporlarında, Lozan’da attıkları imzaları bir kenara ittiler ve Fener
patriği ekümenik, Kürtler azınlık sayıldı. Ayrı millet olma
özelliklerini bünyesinde toplayan anadilin anayasa ya girmesi halinde,
Kürt azınlık süreci hukuken başlayacak; Asuri, Pontus, Laz, Çerkes
yalanlarına da hukuk temeli oluşacaktır. Ermeniler, dünyanın büyük bir
bölümüne yalan ve iftiralarını kabul ettirmiş bulunuyorlar. Diğerleri de
bu yolu izleyecektir.
Tehdidi görüp, harekete geçilmezse yakın bir gelecekte ülke ve devletini
seven Türk, Kürt, Zaza, Laz, Çerkes, Asurî başını eğip, esaret hayatı
yaşayacaktır.. Ermeni yaftalı Etnik -terörist (sözde) Kürtçü hareket;
Hükümetin acz ve müsamahası sayesinde uluslararası hukukta kendine
azınlık yeri açmaya çalışıyor. Bu konudaki delice hayallerini Sudan,
Ömer el Beşir ve Ruanda yargılanmaları, AİHM, Uluslararası Ceza
Mahkemeleri, Uluslararası Adalet Divanı, (Russell Mahkemeleri), BM
anayasası ve sözde Kürt soykırımı süslüyor. Ne var ki; Paris’te, San
Remo’da şeklen elde ettikleri azınlık statüsünü tekrar kazanmalarının
önünde sadece Lozan engeli bulunuyor.
|