|
1350'de Maveraünnehir'de doğmuştur. Doğduğu yıllar, Maveraünnehir ve
çevresinin büyük kargaşalıklar içinde çalkalandığı yıllardır. Oradan kaç
yaşında ve ne suretle Anadolu'ya geldiği bilinmemektedir. İlk öğrenim
yıllarında, ilk öğrenimini ve gerekli bilgileri, Horasan, Taşkent
çevrelerindeki yetkili hocalardan aldığı ve göç dalgaları ile Anadolu'ya
geldiği sanılıyor. Osmanlı kuruluşunun çekirdek günlerinde Bursa
çevresinde görülmüş, derin bilgisi, anlayışı ile hemen dikkati çekerek
etrafında insanların kümelendiği bir bilgin olmuştur. Kurduğu fikrî
otorite, Osmanlı beylerini de etkiliyordu. O kadar ki, Yıldırım Beyazıt,
Niğbolu zaferinden sonra içkiye alışması ve sarayında içki âlemleri
tertiplediğinin duyulması üzerine, Şemseddin Fenarî'nin cephe alması,
padişahı frenlemiş ve daha dikkatli davranmasına sebep olmuştur. Zamanın
ünlü kişilerinden ders alarak kültürünü zenginleştirdiği biliniyor. Bu
arada, Cemalettin Aksarayi ve Mısır'da Şeyh Kemaleddin gibi büyük
üstadlardan dersler görmüş, din bilgisinin yanında matematik ve
astronomi öğrenmiştir.
Bursa'da müderris olarak ders veriyordu. Ünü, bütün çevreye
yayılmıştı. Uzak vilâyetlerden insanlar, Fenarî'den ders almak için
Bursa'ya geliyorlar ve Orhan Medresesi'nde ondan ders görüyorlardı.
Bursa'da kadı olarak da hizmet vermiş ve birçok davaların adaletle
sonuçlanmasını sağlamıştır. Bir ara, hac farizasını yerine getirmek için
Hicaz'a gitmiştir. Hicaz dönüşü Mısır'a uğramış ve Mısır'da dersler
vermiştir. Mısır'da kısa bir sürede ünü bütün ülkelere yayılmış ve
Fenarî'nin Mısır'da olduğunu öğrenen Çelebi Mehmet, kendisine haber
göndererek Bursa'ya dönmesini rica etmiştir. Bunun üzerine Fenarî,
Mısır'dan kalkıp Bursa'ya geldi. O yıllarda Çelebi Mehmet Bursa'da ünlü
Yeşil Cami ile türbesini yaptırmakta idi. Timurlenk askerlerinin harap
ettiği Orhan Medresesi'nin tamirini de bitirmişti. Şemseddin Fenarî,
bizzat padişah tarafından karşılandı ve Orhan Medresesi'nin baş
müderrisliğine tayin edildi.
Osmanlı İmparatorluğu gelişiyor, sınırları gittikçe
genişliyordu. Padişah ikinci Murad, işlerin adaletle yürümesi ve
şeriatın gösterdiği çizgiler içinde gelişmesi için, kendisine bu konuda
yardımcı olacak bir bilgine ihtiyaç duydu. Şemseddin Fenarî'ye, Osmanlı
Devleti'nin ilk şeyhülislâmlığını teklif etti. Tarihlerin yazdığına
göre, Şemseddin Fenarî, önce bu teklifi kabul etmek istememiş ve şeriat
ahkâmı içinde fetva verecek bir makamın, padişah tarafından tayin ve
gerektiğinde azledilmesini doğru bulmamıştı. Bunu cesaretle padişaha
söyledi, ikinci Murad, tayinin bir ehliyet tercihi olduğunu, bu sebeple
padişahın yapmasında yarar bulunduğunu ileri sürmüş, fakat azlinin,
adaleti baskı altına alabileceğini kabul ederek, şeyhülislâmlık
makamının kayd-ı hayat şartına bağlanmasını kabul etmiştir.
Şemsettin Fenarî 1424'te Osmanlı mülkünün ilk şeyhülislâmı
olarak göreve başladı. 6 yıl bu görevi büyük bir ehliyetle ve adaletle
yürüttükten sonra, tekrar Hicaz'a gitmek istedi. Hükümdardan müsaade
aldı ve yola çıktı. İlerlemiş yaşta idi. Yol zahmetli ve uzundu. Buna
rağmen Şemseddin Fenarî, zahmetlere katlanmış ve ikinci haccını da
tamamlayarak Bursa'ya dönmüşse de döndükten kısa bir zaman sonra hayata
gözlerini yummuştur. Bursa'da, kendi adı ile bilinen bir mahallede,
kendi eliyle yaptırdığı camisinin yanındaki bahçede gömülüdür. Tertemiz
hayatı, daha sonra masallaşmış ve adı evliyalara karışmıştır. 100'den
fazla yazılı eseri vardır. Öldüğü zaman kitaplığında 10.000 cilt kitap
bıraktığı söylenir. Yunan işgali sırasında bu kitaplık yakılmış, yağma
edilmiş, bu yüzden pek çok eser ortadan yok olmuştur. Yaptığı tefsirler
büyük değer taşır. Özellikle Fatiha tefsiri, yalnız Osmanlı ülkesi
içinde değil, bütün Müslüman dünyası içinde ünlüdür. Ayrıca,"Enmuzecü'l-Ulûm"
adlı yüz kadar ilmin tasnifini yapan ansiklopedik eseri, değerli bir
kaynaktır. En büyük eseri olarak "Hulusü'l-Bedayi fi Usulü'l-Şerayi"
bilinir. |