Doğum Tarihi ve
Yeri
1958
Yılının Mart ayında (Hicri 1336 yılının son ayında)
Güney Azerbaycan'ın Çöhregan kasabasında dünyaya geldim.
Çöhregan
Güney Azerbaycan'ın Neresindedir ?
Çöhregan
kendisine yaklaşık on tane kasabanın bağlı olduğu, Tesuc
ve Şebuster şehirlerine bağlı bir kasabadır. Bu
kasabanın, sayıları bine yakın hane ve 4000 civarında nufusu vardır. Bildiğiniz gibi Şebuster şehri Tebriz'e
10 ağaç uzaklığındadır ve kuzey batısındadır.
Şebuster'in kuzeyi Merend ve güneyi Urumiye Gölü'dür. Bu
şehirlerin doğusunda Salmaz ve batısında Karadağ
mahalleri vardır. Sebuster bölgesi Feteli Ahundoğlu, Mirze
Ali Mocuz, Şeyh Mehemmed Hiyabani, Profesor Mehemmed Tagi
Zehtabi, Şebusterli Şeyh Mahmud , Aşik Geşem gibi
şahsiyetleri Azerbaycan'ın Medeniyet, Siyaset, Kültür
dünyasına kazandırmıştır. Çöhregan kasabasında Şebuster
gibi arkasını Mişov dağlarına dayamış önüne Urumiye
gölünü almıştır.
Birazda
doğduğum aileden bahsedeyim
Babamın
adı 'Babahan', annemin adı 'Hanım'dır. Büyük babamın adı
da Settarhan'dır. Settarhan Güney Azerbaycan'ın çağdaş
tarihinde (Şebuster Bölgesinin) unutulmaz şahsiyetidir.
Azerbaycan Türkçesi, İstanbul Türkçesi, Türkmen
Türkçesi, Rusça, Fransızca, Farsça, Arapça dillerini
çok iyi şekilde konuşup yazardı. Üç büyük inkılap
hareketinde de (1905-1911 Meşrutiyet inkılabı,
1919-1920 Hiyabani Hareketi, 1945-1946 Azerbaycan Milli
Hareketi ) çok önemli rolleri olmuştur. Meşrutiyet
inkılabında Tesuc bölge sorumlusu, Hiyebani döneminde
Müşavir ve Hoy , Salmaz , ve Şebuster bölgeleri
sorumlusu, Pişevari hareketinde bölge sorumlusu ve
milletvekilliği gibi görevlerde bulunmuştur. Meşrutiyet
devri sonunda binbaşı olmuş olan büyük babam 40 yıl (
1905- 1946) siyasi ve milli mücadelelerinden dolayı
zindan çekmiş, tutuklanmış, pek çok kere Osmanlı
imparatorluğuna, Türkiye'ye, Türkmenistan'a, Tataristan'a, Kazakistan'a ve bazı Arap ülkelerine
sığınmıştır. İşgalci kuvvetler ve sonraları Rızahan'ı
emriyle evi yakılmış, hanımı ve bir oğlu öldürülmüştür.
Ondan çok yazı basılmamıştır ama siyasi, tarihi,
edebi eserler kalmıştır. Büyük babam 110 yıl ömür
yaşamıştır. (Benim asıl uyanış kaynağım işte bu büyük dedem'dir)
Babamda
doğal olarak böyle bir insanın oğlu olduğuna ve böyle
bir ailenin terbiyesi altında yetiştiğine göre çok
yüksek bir milli ruha sahipti. Onun gözünde ele avuca
sığmaz, hareketli bir çocuk olmamdan dolayı parmağı ile
bana işaret ederek şu ata sözünü söylerdi. 'Oğul ateşten
köz olur, közdende ateş'. Babam ve annem, ikiside
Tanrı'nın rahmetine kavuşmuşlardır. Babam 1938
yıllarında Tebriz'de yüksek tahsilini bitirmiş,
diplomasını almış ve Sebuster Bölgesi'nde öğretmenliğe
başlamıştır. Babam yalnız yemek zamanlarında bizimle
olurdu ve hergün en az bir saat, üç büyük milli
hareket zamanlarından söz ederdi. Benim beyin ve ruhuma
atılan ilk milli kıvılcımlar işte bu babamın verdiği
tarih dersleri olmuştur. (Ben 15 yaşında iken tahsil
görmek için ailemin yanından ayrılmak zorunda kaldım ve
o zamana kadar babamdan dinlediğim, benim milli,
tarihi ruhumu coşturan dersleri öğrenmek fırsatından da
mahrum kaldım)
Babam
okulda öğretmenlik görevini yaparken derslerini hep
Türkçe anlatırdı. Bu yüzden defalarca SAVAK (Şahin
Emniyet ve İttilat organı) tarafından
tutuklanmış ve işkencelere maruz kalmıştır. Babamda
tıpkı babası gibi Türkçe'den Farsça'ya, Arapça'dan
Fransızca'ya kadar olan dillerde pek çok edebi, tarihi
ve siyasi yazılar yazmış ancak bunlar yayınlanamamış,
bizlere kalmıştır.
Benim iki
kız, üç erkek kardeşim olmuştur. Kız kardeşlerimden
birisi Tanrı'nın rahmetine kavuşmuş, öteki büyük kız
kardeşim, iki büyük erkek kardeşim ve bir küçük erkek
kardeşim hayattadır. Ablam da (Feride hanım), benden
üç yaş büyük erkek kardeşim ve üç yaş küçük olan erkek
kardeşlerimde de (Hasan Bey ve Resul Bey) Milli ruh
çok yüksektir. Ama ne yazık ki büyük kardeşim Ali Bey'in
dini duyguları milli ruhunun önüne geçmiştir. Bu yüzden
de geçen dokuz yılda bana destek olmamıştır.
Kardeşlerimin hepsi yüksek tahsillidir, Küçük kardeşim
Resul Bey Tahran'da üniversite'de öğretim görevlisidir.
Benim Ailem
Ben 1979
yılında evlendim. İki kız çocuk iki de erkek çocuk
sahibiyim. Kızlarımdan Fatma 23 yaşında , Meral 17
yaşındadır. Oğullarımdan Hamza 21, Alparslan 11
yaşındadır. Hamza ve Meral Tebriz'de, Fatma ve
Alparslan eşim ile birlikte İstanbul'dadır. Onların
hepsinden çok memnunum. Çünkü bu dokuz yıl boyunca olan
ağır şartlarda ellerinden geleni esirgemediler ve (özellikle eşim Türkay (Tahire)
Hanım) onların manevi
destekleri olmasaydı ben bu kadar dayanamaz,
direnemezdim. Allah hepsinden razı olsun.
Benim soyumun
Kökü ve Nesebi
Benim
soyum Akkoyunludur, Türkmenlerdendir. Akkoyunlularla
ilgili tarih kitaplarından bilgi alabilirsiniz.
Benim eğitim ve
tahsil hayatım
40 yıl
önce, Çöhregan Kasabasında Caferi adındaki ilkokulda
tahsil hayatına başladım. Benim okuduğum yıllarda altı
yıllık olan ilkokulu 1970 li yıllarda bitirdim.
Çöhregan'da orta okul olmadığı için bölgenin merkezi
olan Tesuc şehrine gitmek zorunda kaldım. 1974 yılında
Tesuc şehrindeki Cami adındaki ortaokulda okumaya
başladım. (Dört yıl boyunca her gün rahmetli annem
biraz peynir, ekmekle, kitaplarımı sırtıma bağlar 9
kilometre gidiş 9 kilometre dönüş için beni okul yoluna
yollardı)
16 yaşıma
değmemişken Maragha Şehrinde Pedagoji okumak için
ailemden ayrılmak zorunda kaldım. Öğretmen yetiştiren bu
öğrenim kurumunu bitirdikten sonra 1977 yılında askeri
öğretmen olarak askeriyede görevlendirildim. 1979
yılında askerliğimi bitirerek Şebuster Bölgesindeki ilk
mekteplerden öğretmenliğe başladım. O sırada inkılap
olduğu için üniversitelerde tahsil görmek dört beş yıl
süre ile imkansızdı. Bu aradaki zamandan faydalanarak
ikinci diplomamı 1980 yılında Tebriz'den aldım. 1984 yılında da ilk defa üniversite sınavına girerek Tebriz
Üniversitesinde Fars dili ve edebiyatı öğrenimi görme
hakkını kazandım. Fars dili ve edebiyatı okumak
istememin pek çok sebebi vardır. Bunlardan bir kaçına
değinmek istiyorum.
1- Ben de
şairlik zevk ve yeteneğinin olması.
2- Ana
dilimizde öğrenim görme hakkımızın olmaması, Fars dil ve
edebiyatının inanılmaz derecede Türk dil ve
edebiyatından etkilenmiş olması ve dolayısıyla pek çok
Türk şair ve yazarlarının edebi eserlerinin bu fakülte
de okutulması (Ketran, Haqani, Nizami, Molevi, Tebrizli
Şems, Nesimi, Saib, Pervin, Şehriyar)
3-İlgim
edebiyattan çok dil bilime olmuştur. Ancak İran'da dil
fakültelerine girmek için dört yıllık lisans öğrenim
almak gerekmekte ve bu lisans öğrenimi de Fars dili ve
edebiyatı veya buna benzer fakültelerde okuduktan sonra
olabilir.
1988
yılında Fars dili ve edebiyatı bölümünü yüksek dereceli
olarak bitirdim ve bir yıl ara verdikten sonra bu sefer
yine ilk girişimde Meshedin Firdevsi Üniversitesi'nin
Umumi dil fakültesinden öğrenim görme hakkını kazandım.
Bir yıl sonra da Tahran'da ki Terbiyet Öğretmen
fakültesinde çalıştığım için o üniversiteye atandım ve
iki yılda burada öğrenim gördükten sonra 1992 yılında
hazırladığım tezim, 'Fars dilinde Türk sözleri' ile
yüksek lisansımı aldım. Bu üniversitede, yüksek lisans
almak, öğretmenlik okumak veya doçentlik unvanını almak
ancak çok çalışkan öğrencilere özgü idi. Ben en yüksek
notlarla, bu okulda öğretmenlik vazifemi alabilmek için
'Fars ve Türk dillerinin fonetik ve Morfolojik
Karşılaştırılması' adı ile hazırladığım tezimle bunu
başardım. Bu benim İran'daki öğrenim hayatımın sonunu
teşkil etmektedir. O yıl resmi olarak ders vermeye
başladım, 1993 yılında tezlerimi daha da geliştirerek
Azerbaycan Milli Akademisi'ne başvurarak Filoloji
doktorluğu ve Filoloji İlmi Profesörlüğü unvanını almayı
başardım. 2003 yılında Bakü Devlet üniversitesinden de
fahri doktorluk unvanını aldım.
Benim Mesleğim
Yukarıda
anlattığım gibi ben 19 yaşındayken ilkokul
öğretmenliğine başladım. Daha sonraları yavaş yavaş
tahsil ve tecrübelerim arttıkça orta okullarda ve
üniversite kürsülerinden ders vermeye başladım. Ben
Tebriz'de Şeyh Şems ve Sigetuislam (Mühendis Gulemirza
Emani 16 yıl önce bu okulda benim öğrencim olmuştur) ve
orta okullarda Terbiyet öğretmen ve Tebriz
üniversitelerinde öğretmenlik yapmış , İki yıl kadar da
Tahran üniversitesinde Harici diller fakültesi ve Tebriz
Terbiyet öğretmen üniveristesinde rektör yardımcısı
olarak çalışmış yani 46 yıllık ömrümü öğrenmeye ve
öğretmeye harcamışım. Yani diyebilirim ki bütün çalışma
hayatım boyunca bir gün bile şerefli öğretmenlik
görevinden ayrılmadım.
Bendeki
Milli düşünce ve Siyasi Faaliyetler Ne zaman ve Nasıl
başladı ?
Yukarıda
izah ettiğim gibi en az bir asırlık zamana yakın Milli
düşünceye inanmış olan siyasi bir ailede dünyaya göz
açmış, büyümüş biri olarak aile kökümüzün dayandığı Akkoyunlular tarihine baktığımızda da kim olduklarını,
hangi izleri bıraktığına dikkat edersek ailemizin milli
siyasi geçmişi çok daha eskilere varacaktır. Herhalde
geçmişimizin yüz yılı bölgemizdeki on binlerce diri
şahidin hafızasındadır. Bu konuyu meraklı araştırmacılara
bırakmalıyız. Ama kendimi bildiğim en küçük yaşlarımdan
beri (ilkokula gittiğimden beri) Azerbaycanımızın
bölünüp parçalanması beni düşündürürdür ve Rus
İmparatorluğuna (Türk Milletinin en gaddar düşmanıdır,
bu şerefsiz düşman 200 yıldan fazladır Azerbaycana
tecavüz etmektedir ve hala Karabağımızın kutsal
toprakları bu kalleş düşmanın ayakları altında
inlemektedir) küçücük yaşımdan beridir beslediğim kin ve
nefret hiçbir zaman azalmamış, tersine artarak ailemden
gelen temiz milli duygular ve orta okulda tarih okurken
daha da artarak gelişmiştir. 15-16 yaşlarımdayken (o
zaman Maragha'da Pedagoji okuyordum) kendi dilimizin
yasak olması ve Azerbaycan'a yapılan zulümleri iyice
anlayarak bunu okul arkadaşlarımla tartışmaya
başlamıştım.
Pedagoji
bölümünü bitirip 19 yaşındayken Asker öğretmenlik
safhasına geldiğimde ilk olarak Farslarla anlaşıp daha
sonra onlardan Türk'e ve Türk milli varlık ve kimliğine
ihanetlerini gördüm ve yine hatırladım ki ilkokulda
okuduğum zamanda babamla birlikte Meşede gitmiştik.
Orada iki hafta kaldığımız otelde bir Farsın anneme
8Afedersiniz) 'Eşek Türk' dediği için annemin de ona 'Farse seg' köpek
Fars dediği için çıkan kavgada 11 pencerenin camını
indirmiştim. Bu olayın sonrasında gelen polisler babamı
ve beni karakola götürüp babamdan ağır ceza alarak bizi
bırakmışlardı. (Hiçbir zaman bu olayı unutamadım) Ama
dediğim gibi askerlik zamanımda yalnız olarak şovenist
Farslarla karşı karşıya gelmiştim. Altı aylık askerlik
ve öğretmenlik süresince gerçekten milli bir mücadele
savaşı başlamış ve herkesi bildiği gibi altı ayın
sonunda rütbelerin verilmesine sıra geldiğinde 10 askere
birinci derecede çavuşluk, 20 askere ikinci derecede ve
950 askere de üçüncü derecede çavuşluk verilirdi. Bin
askerden kalanlar ise sıfır dereceli askerlik unvanı
alırlardı. Buna göre davranışlarımız biraz sakin
olmalıydı. 5 ay 25 gün sonra sıra benim rütbemi almaya
geldi. Ben ikinci dereceli çavuş olmuştum. Bu aşamadan
sonra biraz daha az dikkat etmeye başladım ve bizi suçlu
durumuna düşüren Farslara bir tarihi ve unutamayacakları
dersi verme zamanı geldiğini düşündüm. Elbette ben
bunlara çoğu zaman demiştim ki: Azerbaycan'dan adamlık
dersi almadan çıkamayacaksınız diye. Hala aklımdadır ben
200 askerin başı olarak bu terbiyesiz Farslara bütün
yatak odalarını temizlemelerini emrettim, Onlar bu
emrimi önemsemediler. Ben de böyle yapacaklarından
emindim. Onun için hazırlanmıştım. Askeri eğitim
alanında üçe kadar saydım ve emrimi yerine
getirmelerini istedim. Yine gülerek kabul etmediler.
İşte o zaman Tebrizli Seccad geldi ve onu iki kat
yatağın üstünden yere attı. Yerde dövüş başladı. İki
saat kadar dövüştük. Azerbaycanlıların sayısı az
değildi. Babalarımızın dediği söze 'Kişi tükürdüğünü
yalamaz' inanmıştık. Bu olay bütün askeriyeye yayıldı.
Bizleri ve o Farsları tutuklayıp mahkemeye çıkardılar.
Mahkeme sonunda Erdebilli Komutanımız Serkurt Behbudinin
yardımlarıyla kurtulduk ve böylece bizi tehdit edenlerin
ağızları burunları kızarıp bozarmış olduğu halde
bıraktık. Bu olaya yüzlerce Azerbaycanlı ve Esfer
öğretmen , Kumandanımız olan Serkurt Behbudi ve
Serquruhban Habibzade şahittir. Olay olduğunda ben 19
yaşındaydım. 1977-1978 yıllarında.
Bu olaydan
sonra beni asker öğretmen olarak 18 ay daha hizmet için
Keleyber Şehrine yarım ağaçlık uzaklıktaki Milli
kahramanımız Babeğin galası eteğinde olan Zeriha kentine
yolladılar. (Bu kente yerliler Ziryan derler. Bu kent Eher Keleyber yolu üzerindedir ve Peyham kentinden sonra
Keleybere ve Kelale kentiyle karşı karşıyadır) Güney
Azerbaycan'ın bu bölgeleri Fars şovenistlerince yapılan
asimilasyon planlarından nasibini almamış, sağlam
kalmış şanslı bölgelerdendir.
1979
yılına kadar burada asker öğretmen olarak çalıştım. O
sırada inkılap olduğunu için ve dolayısıyla rejim
değiştiği için bizi askerlikten 6 ay erken bıraktılar.
Bundan sonra bütün Sebuster yerlilerini kendi bölgeleri
olan Şebustere vermişler ama benim kısmetime Zeriha
düşmüştü. Bunun nedenini sonradan öğrendik ki babamın
pek çok defa milli meselelere göre tutuklanması
nedeniyle ve güya bana uyarı olsun diye bu bölgeye
atılmışım. Ama bilmeden o kadar güzel iş görmüşlerdi
ki; Çünkü bildiğiniz gibi Sebuster bölgesi İran ve Güney
Azerbaycan'ın en gelişmiş en medeni en çağdaş
bölgesidir. Sebuster çok güzeldi. Yabancı ayağı değmemiş, yabancı bir el değmemiş bir yerdi. İşte benim de böyle
bir yere ihtiyacım vardı. Buradan daha güzel bir yer
olamazdı. Gerçekten bu bölge el değmemiş, son derece
doğaldır. Ben asıl özümü ve gerçek Azerbaycanlıyı (Azerbaycanlının bozulmamış ve değişmemişi dil, kültür,
müzik, adet , sünnet, gelenekler ve hatta kadın,
erkek giysileri bu bölgede görüp, öğrendim.
Ben
inkılabın olduğu yıl Sebuster'e gelmiştim. Yalnızdım.
Bütün oradaki halk ile Şerietmedari önderliğinde bütün
varlığımızla Müslüman Halk Hareketine katıldım. Okulda
verdiğim dersleri Türkçe okuturdum. (Kitapların hepsi
Farsça olduğu için Farsça okunurdu. Ben dili Türkçe olan
kitapları bulur ve onlardan ders verirdim) Hatta
sınavları bile Türkçe yapardım. İlk olarak benim
okuttuğum öğrencilerim ilkokulu bitirip ortaokula
gitmeye başladılar. Allah'a şükürler olsun ki benim
okuttuğum öğrencilerin hemen hemen hepsinin 16-17 yıl
sonra Lisans, Yüksek lisans yaptıklarını, Mühendis,
Hukukçu olduklarını öğrendim. Ve hatta bazıları ile
Tebriz'de görüştüm. Halkının çoğunun Tebriz ve başka
bölgelere göçmesine rağmen Ziryan hala göç vermeden
ayakta durmaktadır. Yüksek öğrenim yapmış öğrencilerimi
gördüğümde hepsinin yüksek seviyede Milli şuura sahip
olduklarını görmek de bana mutluluk kaynağı olmuştur.
İnanın bu
bölgede 26 yıl önce tam anlamıyla bir Milli Uyanış
Hareketi başlamıştı. Kardeşim Mühendis Emanli ve onlar
gibi Tebriz'in Halilabad ve Menbeh Bölgesinde yaşayan
Milli Hareketçi kardeşlerimiz hem Tebriz'i görmüş hem Ziryanliları iyi tanımışlardır. Dolayısıyla benim bu
anlattıklarıma şahitlik edebilirler. (Neden bunları
yazıyorum? Yazıyorum ki; Milletimizin son Kurtuluş
Hareketi tarihinin hiçbir noktası karanlıkta kalmasın.
Gelecekte ki araştırmacılara yardım etmek için bütün
bunlar yazılıyor)
Bu
bölgenin bendeki en derin etkilerinden biri de gurur
kaynağımız olan Babek galasıdır. Babeğin özü; yaşam
felsefesi, yabancı saldırısı karşısındaki direnişleri
olmuştur. Benim şuur binamın temelini demirle bastırıp
sertleştirdi. Tahminen 1979 inkılabından tam iki ay
sonra 18 ay hizmetle bizi kullanıp bıraktılar. Ben
Pedagoji okuduğuma ve asker öğretmen olduğuma göre hemen, hiç ara vermeden Şebuster kentinde ilk okulda
öğretmenlik görevine başladım. Ben kendi kendini
yetiştirmiş, tam bir Milliyetçi olarak öğretmenlik
görevine başladım. Volkanlar gibi tek coşup taşardım.
Herkese fikirlerimi söylerdim. Onlarda derlerdi ki:
Bunlar nasıl fikirler? İlk defa böyle fikirlerle
karşılaşıyoruz. Bu fikirler Allahsız Komünistlerin
fikirlerine benziyor ama biz seni biliyoruz. Sen Allah'ı
tanıyan, bilen bir Müslümansın. Bırak bu işlerden
elini çek. Yalnızlığımı yavaş yavaş anlamaya başladılar.
Yolumuzun ne kadar çapraşık, korkunç ve tehlikeli
olduğunu hissetmeye başlamıştım.
Ama ben de
güçlü bir inatçlı ruh vardı. Yenilse bile yenilmeyi kabul
etmez. Onun için anamda babam bana çocukluktan şöyle
deyimler vermişlerdi. (Kara Mahmut, Düşmana Tokmak,
Kabaktan yemez, Allahın belası , Nagahan bela ..)
Elbette 3 yıl Tekvando eğitimi alıp fiziki açıdan da
doğrudan doğruya kabaktan yemeze dönmüştüm. Elbette
bunlar gençlikte kaldı. Genç, yılmaz, sarsılmaz ve
yenilmeyi asla kabul etmeyen Mahmut hep geziyor ve
pirini arıyor. Uzun sözün kısası çok gezdim, çok
aradım ama hiç muradıma eremedim. Bir süre sonra gördüm
ki bu iddia kendimcedir ve benim gibi eğitimsiz
öğrenciye pirim, üstadım diyorlar. 1980'de Sebuster'de
öğretmenlik zamanı başladı. Bir taraftan da evlendik.
Evlendiğimde yaşım 22 idi.