|
HAYATI
Niyazi
Yıldırım Gençosmanoğlu, 1929’da
Elazığ’ın Ağın ilçesinde doğdu.
1947’de Akçadağ Köy Enstitüsünden
mezun olan şair, gençlik yıllarında
başladığı şiir sanatını bir delikanlı
hevesiyle sürdürürken Nihal Atsız’ın
“Bozkurtların Ölümü” adlı romanını
okur. Genç bir köy öğretmeni iken
okuduğu bu roman, ileride onun
şiirinin kaynağını oluşturur. Manzum
yazıların hafızalardan daha geç
silineceğini düşünen şair, romanı
manzum hikâyeye dönüştürmeye çalışır.
Nihal Atsız da teşvikiyle
çalışmalarına hız verir.
Niyazi Yıldırım’ın şiirleri, bent,
kıta ve beyit şeklinde tertip
edilmiştir. Serbest nazmı da zaman
zaman kullanan şair beyitlerini
genellikle gazel tazında yazmıştır.
Türk tarihinde efsaneleşmiş Dede
Korkut Hikâyelerinden (Bu hikâyeler 12
tanedir.) bir kaçını manzum olarak
yeniden yorumlarken fikirlerini de
tarih çerçevesi içine yerleştirir.
Dede Korkut üslûbuyla oluşturduğu
manzum hikâyeler, eski tarihin yeniden
gözden geçirilmesi gibidir. Diğer bir
ifadeyle; tarihî şahsiyetler ön plâna
çıkarılmış, efsane ve mitolojik
motifler yeniden çizilmiştir. Tabiî bu
arada uçsuz bucaksız Asya Bozkırları
üzerinde vatan kuran alperenler de
devleştirilmiştir.
Alp, İslâmiyet öncesi hayatımızın
kahramanları; Eren İslâmiyet sonrası
hayatımızın bilge kişileridir. Şair
kimileri gibi Türk tarihini
İslâmiyet’in doğuşuyla başlatmaz,
bilâkis İslâmiyet öncesinin Alp’i ile
İslâmiyet sonrasının Eren’ini
birleştirerek yeni bir terkip
oluşturur. Ardından da: “Alperen,
maddî ve manevî erdemleri şahsında
birleştiren bir insan tipidir.”
diyerek onları yüceltir. Bununla da
yetinmeyen şair; alperenleri
Anadolu’yu doğudan-batıya defalarca
kat eden sıradağlara benzetir. “Bu
sıra dağlar, Alperen dedelerime ne
kadar benziyor. Sırt sırta, omuz omuza
yaslanan bu dağlar ve Alperenler
ölmüşler, fakat dümdüz toprak değil,
ulu ulu dağlar olmuşlar” diyerek yeri
sabit tutan dağları Türk’ü ayakta
tutan alperenlerin mezar tümseğine
benzetir.
Aylardan Ağustos,
günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel
iklîm-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu
geçti hücuma
Yeni bir şevk ile
gürledi gökler
Ya
Allah...Bismillah...
Allahuekber
Önde yalın kılıç
Türkmen Başbuğu
Ardında Oğuz'un
ellibin tuğu
Andırır Altay'dan
kopan bir çığı
Budur, Peygamberin
övdüğü Türkler...
Ya
Allah...Bismillah...
Allahuekber
Türk, Ulu Tanrı'nın
soylu gözdesi
Malazgirt Bizans'ın
Türk'e secdesi
Bu ses insanlığa
Hakk'ın müjdesi
Bu seste birleşir
bütün yürekler...
Ya
Allah...Bismillah...
Allahuekber!..
Nağramızdır bu gün gök
gürültüsü,
Kanımızdır bugün yerin
örtüsü
Gazi atlarımın nal
parıltısı
Kılıçlarımızdır çakan
şimşekler...
Ya
Allah...Bismillah...
Allahuekber!..
Yiğitler kan döker,
bayrak solmaya,
Anadolu başlar, vatan
olmaya...
Kızılelma'ya hey...
Kızılelma'ya!!!
En güzel marşını
vurmadan mehter
Ya
Allah...Bismillah...
Allahuekber
cc
Şanlı
kitap
önderimiz
kılındı
İman
sancak
gönderimiz
kılındı
İklim-i
Rum,minderiniz
kılındı
Ol
mindere
kavi
diz
verilmeli.
Barak
Baba,Sarı
Saltuk
orada,
Hacı
Bektaş
Veli,Taptuk
orada,
Bir
mübarek
vatan
yaptık
orada,
Ki,bir
can
dilerse
bin
verilmeli.
Töre,nizam,yol
ve
yordam
her
kula
Ulus,erkan,edep,erdem
her
kula,
Yirmidört
saatte
her
dem
her
kula,
Allah
ın
buyruğu
uz
verilmeli.
İnatla
girmeyin
soy
sop
faslına
Kurtsa
kurt
itse
it
döner
aslına
Rum
ülkelerinde
Oğuz
nesline
Peygamber
kavlince
öz
verilmeli.
İçinde
olanlar
bir
nebze
iman
Gönlünü
mazluma
eder
süt
liman
Halkı
ayırmadan
kafir
müslüman
Açsa
aş,açıksa
bez
verilmeli.
Bu
kılıçlar
iller
fethi
içindir.
Bu
kitaplar
diller
fethi
içindir.
Türküler
gönüller
fethi
içindir.
Cümle
ozanlara
saz
verilmeli.
Kartal
yuvasıdır
Söğüt
te
burçlar,
Devletin
zırhıdır
sınırda
uçlar,
Gazi
Osmanlara
zağlı
kılıçlar
Yunus
Emrelere
söz
verilmeli...
Er meydanlarından çekilir oldun
Çorak iklimlere ekilir o! dun
Eğilmek bilmezdin bükülür oldun...
Sürer mi bu gaflet; daha kaç sene? Uyan ey Türk uyan! Uyumak nene?
Boşaldın boşaldın.. dolabilmedin,
Gidişin o gidiş.. gelebilmedin...
Döktüğün kanları alabilmedin...
Şah damarlarına yapışan kene
Sömürür mü seni: daha kaç sene?
Bakın şu Oğuz'un torunlarına;
Kara taş bağlamış karınlarına!
Umutsuz gözlerle yarınlarına
Bakarlar mı dersin; daha kaç sene
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene!
Eski sandıklarda harsın, tören ey!
Hain, çaşıt dolu; yanın, yören ey!
Bağlı tutsak sanır seni gören ey!
Bu böyle sürer mi; daha kaç sene?
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Bak ne der Oğuz Han, Alparslan, Tuğrul:
Ey Bozkurtlar soyu! Yerinden doğrul!
Silkin! ... Öz mâyanla yeniden yoğrul!
İnsanlığı nûra kavuştur yine
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Acunda ne varsa kurudan, yaştan
Al Dede Korkut'tan, Hacı Bektaş'tan
Malazgirt ufkuna doğ yeni baştan...
Dilerim Tanrı'dan bu devran döne,
Uyan ey Türk! ... Uyan! Uyumak nene?
Seni aldatmasın 'Batı' denilen,
Onun mayasıdır 'katı' denilen,
Onun iç yüzüdür 'kötü' denilen...
Odur özsuyunu sömüren kene!
Sen uyan; onu da uDüşün! Kaç parçaya bölmüşler seni?
Sonsuz bir sahraya salmışlar seni...
Kanadını kırıp yolmuşlar seni..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Yıkıldın, yakıldın: 'devrim' dediler,
Soysuzlaştırıldın 'evrim' dediler,
Bozkurta it, ite 'yavrum' dediler..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Türk Bilge Kağan der 'İşitin beni!
Benim çağlar aşan, benim en yeni.
Ey Türk! Birgün gaflet basarsa seni
Gönül ver, kulak tut bendeki üne,
Uyan Ey! Kendine dönmeyi dene! '
'Üstten gök basmayıp yer çökmeyince
Hainler türeyip bel bükmeyince
Seni gafil bulup kan dökmeyince
Türk'ün bir düşmanı çıksa da bine
İlini, töreni bozamaz yine! '
Köklerinden koptu okumuşların,
Batıyı put yaptı okumuşların,
Yaptığına taptı okumuşların...
Ey Türk! Kendine dön! Yad, yaban nene
Kalk, doğrul yerinden, yürü geç öne!
Dinle! Dövülmekte... Çağrı kösleri,
Dinle! Yakındadır... ayak sesleri,
Bozkurtların sıcak, hür nefesleri
Ufkunu doğudan sarsın da yine
Kalk! Doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Sen, Oğuz Ata'nın has milleti, sen!
Sen, son Peygamberin has ümmeti. sen!
O seni boğmadan, boğ zilleti sen! ...
Uyan! Ey Türk oğlu! Uyumak nene?
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Medet ummaya gör kızıl surattan,
Seni mahrum koyar aşktan, muraddan,
Çağla Sakarya'dan, kükre Fırat'tan..
Kara, kızıl, sarı.. sür, topla yine;
Bunlardır özünü sömüren kene!
Destanlar yazılır, şanına lâyık,
Yine de erişmez ününe lâyık,
Olursan soyuna, dinine lâyık...
Geçer bu gafletin; sürmez çok sene,
Uyan ey Türk oğlu! Uyumak nene? |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|