FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Değerli okuyucularımız; Her türlü şiirlerinizi bize gönderebilirsiniz. Ancak, müstehcen veya sol içerikli şiirler kesinlikle yayınlanmaz. Resminizin veya şahsi bilgilerinizin yayınlanmasını istiyorsanız bize jpg formatında resim veya fotoğraf gönderebilirsiniz. Başkasına ait şiirleri gönderenlerin sorumluluğu kendilerine aittir. 

Şiirlerinizi: bilgi@asilkan.org  adresimize gönderebilirsiniz.

Ağrı


Onların bu ince bileklerini sen
Apak
Apak biraz esmer
Apak biraz esmer biraz sarı
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Bir gece duvağını kaldırmış
Gürbüz bıyıklarına kocasının
Sıcak göğsüne
Gül pembe yüzüne ova dağ
Erkek yalnızlığını getirmiş bir gece
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Akşamlara dek
Kazma kürek tuğla kerpiç
Bu
İnce
Bileklerini
İncitecek misin

Çiçek tutmuş
Kuş tutmuş ha
Arpa buğday tutmuş
Anasının karanlığına bir kazıda
Kara toprağı tutmuş
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Kocaman göklerine senin
Ulaşamaz
Taşıyamaz ulu sessizliğini
Verdiğin aldığn güzelliği kaldıramaz netse
Sen ub ince bileklerini onların söyle Tanrım söyle
İncitecek misin

 

Dört Yapraklı Çiçek


Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Oynamamız bundandır.
Kara toprakla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
kiraz ağaçlarını.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır
Mavi sularla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse
Bundandır inanmamamız
Kocaman bombalara.

 

Kızılırmak Kıyıları


Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri,
O kadar uzak değil.

Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yaşeren senin yaşamındır,
Yaprak değil.

Yersin, içersin sofrasından, üçyüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göcüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil

Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen.
Eli el değil, ayağı ayak değil.

Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.

Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.

Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum
Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, büyük zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.

 

Utanç Kesiti


-Çağlar birbirini görse, Ortaçağ yüzüne
tükürürdü Uzayçağının-

Toplarlar ulusu çalışma kamplarına,
Sıra sıra tel karanlık, sıra sıra tel ölüm.
İner karanlıkta bir ak ses;
Yeter gayrı gel ölüm.

Binlerce eri, polisi -ayın parlaması tanık-
Barsak deşer kan içer, organ koparırlar.
Bir yamyamlıktan bir yamyamlığa,
Tarihi görmediği korkunç bir yüzle varırlar.

İşte bir köyde, ey analar ey.
Ders olsun diye,
Girdi bıçak elleri Amerikanın,
Gebe kadının karnından içeriye.

 

Ölü


Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...

 

 

  

 

 

  

  

  

Google

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com   

www.karunpc.com