Hazırlayan:

Muhammet KEMALOĞLU

(Tarihçi ve Araştırmacı)

 

Kıbrıs Adı :

Kına Çiçeği adı verilen bir çiçekten veya Kiniros'un kızının isminden yahut aşk ilahesi Kipris'den alınan Kıbrıs Adası, meşhur şehirlerinin adlarına göre Amatusya, Pafya ve Selamiya  adı ile de anılırdı. Mısırlılar ve Hititler zamanında Alasya veya Asi, Fenikeliler döneminde ise Hetim ismi ile anılırdı. Avrupa dillerinde bakırın ismi  bu Ada'nın isminden çıkmıştır. Bakırın Latincesi "Cuprum"dur ki, Kıbrıs-Cyprus kelimesinden çıkmıştır. Kipris kelimesi hem Ada'nın adı, hem de bakır madeninin tahsis olunduğu  ilahe Zühre'nin adıdır. Kıbrıs kelimesinin türlü dillerdeki yazılışı hemen hemen aynıdır: Kıbrıs, cyprus, Chypre, Cypren, Gibros, Zypern.[1]

Kıbrıs'ın Coğrafi Durumu ve Önemi :

Kıbrıs, Akdeniz'in kuzey doğu bölgesinde  34' 33" ve  35’ 41" kuzey enlemleri ve 32' 17" ve  34' 35"doğu boylamları üzerinde yer alır. Yüzölçümü 9283 Km2  olan Kıbrıs, Akdeniz'de Sicilya ve Sardinya'dan sonra, üçüncü  büyük adadır. Dünyadaki diğer memleketlerle kıyaslanacak olursa, büyüklük bakımından belki en önemli yer etmez, fakat şimdi olduğu gibi, eski zamanlarda da Doğu Akdeniz'e ve buradan geçen ticaret yollarına hakim idi. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, tarihi devirlerde sık sık istilalara uğradı ve Akdeniz'e hakim olan devlet, Ada'yı ele geçirdi.[2]

Yüzölçümü ve coğrafyası açısından değerlendirildiğinde  Kıbrıs'ın o kadar önemli olmadığı ortaya çıkar. Batıdan doğuya doğru en uç noktaları arasındaki uzaklık yaklaşık 222 km ve en geniş noktaları arasındaki uzaklık yaklaşık 95 km2dir. Diğer taraftan Ada'nın yerleşimine bakıldığında Türkiye'den yaklaşık 80 km, tarihi karışıklara sahne olan Orta Doğu'dan yaklaşık 100 km uzakta olması. üç temel Akdeniz yolu üzerine açık bulunması: Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz'e açılan deniz yolu, Batı Akdeniz ve Süveyş Kanalı vasıtası ile Kızıldeniz'e Akdeniz'den Mezopotamya üzerinden İran Körfezi'ne uzanması Kıbrıs'ın stratejik açıdan konumunu belirtmekte yeterli olmaktadır. Bu nedenle Orta Doğu'ya ve Akdeniz'e hakim olmak için mücadele eden imparatorlukların dikkatini, tarihin her döneminde, bir mıknatıs gibi üzerine çekmiş ve hala daha da çekmektedir. Kıbrıs Adası, tarih boyunca Orta Doğu'ya açılmak isteyen devletler için, vazgeçilmez stratejik ve ticari bir ada olarak görülmüştür. Ada'yı elinde bulunduran güç, her zaman Türkiye'den, Mısır'a; Lübnan'dan İran'a kadar bölgeyi kontrol edebilir. Kıbrıs Adası yapısı ve yeryüzü şekilleri bakımından, Anadolu'nun güneyindeki Toros Dağları'nın bir uzantısı olarak ele alınmaktadır. Bilimler araştırmalar sonucu, Türkiye'den deniz vasıtasıyla ayrılmış olan Ada'nın  temelde bir kaç yüz metre  derinlikteki bir denizaltı platformuyla, Anadolu'ya bağlı bulunduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin Hatay ilindeki dağ ve ovalar, Kıbrıs'ta deniz yüzeyi üzerine çıkarak aynı niteliklerle devam etmektedir. Ada'nın, Toros Dağları'nın bir devamı olduğu da bilimsel olarak açıklanmıştır. Tanınmış coğrafyacı olan Dr. FREY, "Kıbrıs; coğrafik, tektonik, jeolojik ve iklim koşulları yönü ile Anadolu'nun bir parçasıdır." demektedir.[3]

Eski Devirlerde Kıbrıs:

  Mısır'ın on sekizinci sülalesine mensup III. Tutmez, Doğu Akdeniz'e hakim olan Kıbrıs Adası'nı M.Ö. yaklaşık 1450 tarihinde zabetti. 450 sene Kıbrıs'a hakim olan Mısırlılar, Ada'nın medeniyeti üzerinde hiç bir etki yapamadılar. 450 sene Mısır hakimiyetinde bulunduktan sonra Kıbrıs, Akdeniz sömürgeci devletlerinden Fenike'nin eline geçti. M.Ö. yaklaşık 1000 tarihinde Fenike Kralı Hiram Kıbrıs'ı zaptetti. Kıbrıs'ta Fenike hakimiyeti M.Ö.709 tarihinde sona erdi. Kıbrıs, Fenike hakimiyetinden sonra M.Ö. 669 senesine kadar Asur idaresinde kaldı. Mısır'ın son Firavunlarından Amasis II, M.Ö. 525 tarihine kadar Kıbrıs, Mısırlılara bağlı olarak Salamis Kralı Evalton tarafından idare edildi.[4]

M.Ö. 332'den itibaren Kıbrıs, Büyük İskender'e bağlandı. İskender'in  ölümünden sonra Ada'da  Ptolemeler egemenliği başladı (M.Ö.294). Kıbrıs iki buçuk asır Ptolemeler'in idaresinde kaldı. Romalı Kartacalılar arasında yer alan ve tarihi  "PÖN SAVAŞLARI" olarak geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar egemenlik alanlarını Anadolu ve Suriye'ye kadar genişlettikten sonra, Ptolemeler'i ortadan kaldırıp Kıbrıs'ı  ele geçirdiler. İmparator Büyük Theodosius'un ölümünden sonra coğrafi olarak merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi.[5]

  Kıbrıs, 1192 yılından sonra, üç yüzyıl Guy de Lussingan'in soyundan gelen Katolik Krallar tarafından yönetilmiştir. Bu devirde Türk-Kıbrıs ilişkileri Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Türklerin Antalya'yı ele geçirmeleriyle başlar. Lussingan Kralı I. Hugh ve Anadolu Selçuklu Sultanları İzzettin Keykavus ve Gıyasettin Keyhüsrev arasında  karşılıklı "altın mühürle" gönderilmiş mektuplar, Kıbrıs'la Anadolu arasında eski iyi ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir. Kıbrıs, 1489'da Lussingan'lardan sonra Venedikliler'in yönetimine geçti.  1453 yılında İstanbul'un Türklerin eline geçmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun sona ermesi, Doğu Akdeniz'in kontrolü  için Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu arasında rekabeti artırdı. Venedikliler, Doğu Akdeniz'de önemli imtiyazlar elde etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti. Fatih Sultan Mehmet, Kıbrıs'a karşı hemen ciddi bir harekete girişme konusunda tereddütteydi. Çünkü Kıbrıs, 1426'dan beri Mısır Memlükleri'ne vergi veriyordu. Dolayısıyla Ada, Osmanlılarca bir İslam devletinin yüksek hakimiyeti altındaydı. İkinci Bayezıt devrinde, 1485 yılında  Türklerle Memlükler arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs'ı ele geçirmek için planlar yapmaya başladılar.

Osmanlı İdaresinde Kıbrıs :

Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz  ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venedikliler'in elinde bulunuyor, Ada'da yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve haç gemilerini vuruyorlardı.[6]  

Kıbrıs'ın Ortadoks olan yerli halkı Venedik yönetimince Katolik almaya zorlanıyor, ağır vergiler altında eziliyor ve Venedikliler'in topraklarında angarya usulüyle çalışmak zorunda bırakılıyordu. Osmanlı Devleti'nin adaletli yönetimini bilen halk, fırsat buldukça İstanbul'a heyetler göndererek kendilerinin bu zulümden kurtarılmasını istiyorlardı. Osmanlı Devleti'nin Girit ve Kıbrıs Adaları'na olan ilgisini gören ve bu iki ada elinden gittikten sonra büyük devlet olma vasfını kaybedeceğini bilen Venedik Yönetimi, bir taraftan Osmanlılarla iyi geçinmeye çalışıyor, diğer taraftan da Avrupa'da Osmanlılara karşı girişilen hareketleri el altından destekleyerek iki yüzlü bir politika takip ediyordu.[7]

16.asır sonlarında Akdeniz bir "Türk Gölü" haline gelmişti. Fakat Doğu Akdeniz'de Türk Ülkesi'nin siyasi ve ekonomik güvenliğini tehdit eder bir durumu da Kıbrıs Ada'sı Venedik hakimiyetinde idi. Padişah II. Selim bu tehdidi ortadan kaldırmak için Lala Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş ve Mustafa Paşa da Donanmayı-ı Humayun ile hareket edip 1570 yılının sonlarına doğru Kıbrıs Adasını fethetmiştir.

Fethi müteakip kısa bir sürede Anadolu'dan sevk edilen Türk nüfus ile Kıbrıs'ın her alanda Türk-İslam memleketi haline gelmesi sağlanmıştır. Türklerin müsamahası sayesinde Rumlar ve diğer etnik unsurlar yüzyıllar boyu varlıklarını devam ettirmişlerdir. 19.asır boyunca Osmanlı Devleti doğu, batı ve kuzeyde, oldukça geniş topraklarını kaybetmiştir. Ruslarla yüz yıl boyunca kronik bir seyir yakıp eden harpler Türk Milletinde „Moskof Düşmanlığı“killi bir kin haline getirmiştir. 1877-1878’de Rusların Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Osmanlı topraklarına girmesi ile İngilizler Kıbrıs’ta bir üs verilmesi karşılığında Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz şartlar bu teklifin kabul etmesinde en büyük etken olmuştur[8].

İngiliz İdaresinde Kıbrıs:

Adaya yerleşen İngilizler, harpler olmuş bitmiş lakin onlar yardim hususunda yerlerinden bile kıpırdamamışlardır. İngilizler Mısır'ı işgalleri altına almış, Süveyş Kanalını açmışlar ve Hindistan'ı egemenliklerine altına almış ve buna bağlı olarak tarihi Baharat Yolları'na sahip olmuştur. Kıbrıs'a hileli bir yolla ayak basan İngilizlerin asıl amacı Doğu Akdeniz hakimiyetiyle; Hindistan'daki hakimiyetini pekiştirmekti.  Osmanlı ve Osmanlı-Rus savaşları İngiltere'yi pek fazla ilgilendirmiyordu.

Kıbrıs'a misafir olarak çıkan İngiltere daha sonraki dönemlerde Kıbrıs'a "milletlerarası hukuku çiğneyerek " vali tayin edip, sömürge yönetiminin bir benzerini de burada da oluşturmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti'nde İngiltere'ye kafa tutacak bir irade mevcut olmadığı için bu oldu bittiye maalesef çok fazla itiraz edememiştir. 19. asır başlarında başta, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın himayelerinde ayaklanan Rumlar, Mora Yarımadasında 1829 yılında Yunanistan Devletini kurarak çıkmışlardır. İngiliz'lerin adaya çıkması ile birlikte Kıbrıslı Rumların hamisi kesilen "Yunanistan" bununla da yetinmeyip, adayı Yunanistan'a bağlama projesi geliştirmişti: "ENOSİS" [9]

Osmanlı Devleti  girmiş olduğu 1.Cihan Harbi'nden maalesef yenik çıkmış, Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu Emperyalist İngiltere, Fransa, Rusya ve diğerleri tarafından paramparça edilmişti. Bununla da yetinmeyen Emperyalist devletler 30 Ekim 1918 yılında imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile kalan Anadolu topraklarını da işgale başlayıp Türk Milleti'ne "İSTİKLAL" mücadelesi verdirtmişlerdir. İngiliz'lerin evlad-ı manevisi Rumlar (Yunanlılar) Batı Anadolu'da Türk'ün  "Osmanlı Tokadını" yemişti. Son yüzyılın en büyük komutanı ve tartışmasız en büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde Türk Milleti "Türkiye Cumhuriyeti" ile yoluna devam etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun dünya devletlerince kabul ve tasdik edildiği Lozan Antlaşması'nda Kıbrıs Türklerinin de durumu tartışılmıştır. Maalesef Lozan Antlaşması'nın 16., 20. ve 21. maddelerindeki Kıbrıs'ın İngiltere'ye ait olduğu kabul edildiği gibi, İngiliz dayatması ile Kıbrıs Türklerinin adayı terke zorlanmaları da söz konusu ediliyordu...

            19. asrın başlarında nüfusun ekseriyetini teşkil eden adanın sahib-i ekseriyesi Türklerin adadan kovulma süreçleri de başlamıştı. Aksine Türkiye'den kovulan Rumlar adaya yerleştiriliyor ve Türk nüfusunun azınlıkta kalmaya mahkum ediliyordu. 1940'lı yılların başına kadar Kıbrıs'ta azalarak mevcudiyetini sürdüren Kıbrıs Türkleri, Rumların ENOSİS heveslerini frenlemek ve kendi varlıklarını sürdürmek için 18 Nisan 1943 yılında Kıbrıs Türklerinin ilk siyasi partisini kurarak, Dr. Fazıl Küçük liderliğinde yeni bir döneme doğru yol almıştı. Daha sonra kurulan, İşçiler Birliği, Çiftçiler Birliği , Milli Parti birleşerek "Kıbrıs Türk Birliği”ni oluşturarak varlık mücadelelerini tüm dünyaya ilan ederler.[10]1950'li yılların başına kadar Türkiye Kıbrıs Meselesinde Maalesef iyi bir imtihan verememiştir. 1950'lerde Yunan Generali Grivas'ın adaya gelip ENOSİS'i gerçekleştirmek için EOKA terör Örgütü'nü kurup, Türk'lere karşı katliamlara girişmesi ile Türkiye tavrını değiştirme durumunda kalmıştır. [11]

Büyük İngiltere İmparatorluğu'nun II. Dünya Savaşı sonucunda çözülme sürecine giren İngiltere'nin Kıbrıs'ı terk edeceğini anlayan Kıbrıslı Rumlar Yunanistan'ında açık desteğiyle "Halk Oylaması" yapıp Kıbrıs'ta önce bir Kıbrıs Rum Devleti kurmak, sonrada adayı Yunanistan'a bağlamak niyetlerini aşikarane ilan edince, Türkiye ve Türk Halkından tepki görmekte gecikmemişlerdir.

Rumların bu hareketine Türkiye-Adada Taksim tezini ortaya atmıştır. 1949'da Malatya Kültür Derneğinin Kıbrıslı Türklere  sahip çıkan ilk mitingi, 1950'li yıllarda bütün Türkiye'ye yayılmış ve Türk Milleti Kıbrıslı kardeşlerine sahip çıkmıştır.Türkiye bundan sonra "Kıbrıs Meselesi"ni milli bir dava olarak benimseyecek ve Kıbrıs Türk'ünün hep yanında olacaktır. 1955'lerden  itibaren,Türkiye'ye dalga dalga yayılacak olan " Kıbrıs Mitingleri" ile Türk Halkı  “Milli Mücadele” den sonra en büyük milli heyecan dalgası ile ayağa kalkacak ve Kıbrıslı kardeşlerinin en büyük teminatı olacaktır.

1959 yılında Londra ve Zürich’e Türkiye-İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan konferanslar, Türk ve Rum ortaklığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin kurulmasıyla neticelenecektir.  15-16 Ağustos 1960  tarihinde ilan edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rumlardan (Baş Piskopos Makaryos), yardımcısı Türklerden  (Dr. Fazıl Küçük) oluşmaktaydı.  % 70 - % 30 ortaklıkla oluşan Cumhuriyetin teminatı, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olacaktır.[12]


[1] Alasya, H.Fikret, Tarihte Kıbrıs, s.1

[2] Alasya,a.g.e, s-1

[3] Denker, M. Sami, Kıbrıs Sorunu, s.23-24

[4] Alasya, A.g.e ,s.3-4

[5] Denker, A.g.e, s.26

[6 ] Denker, A.g.e, s.27

[6] Emecen, F, “Kuruluş’tan Küçük Kaynarcaya“,  Osmanlı Devleti Tarihi,cilt 1,s.41

[7] Osmanlı İdaresinde Kıbrıs,s.13

[8] Denker, A.g.e, s.29

[9]Gökdemir, A.g.m, s-16

[10] Denker, A.g.e, s-33

[11]Emecen, A.g.e,s.49

[12] Gökdemir, A.g.m, s-16

KIBRIS CUMHURİYETİ

 

1931-1954 Yıllarında ENOSİS Faaliyetleri:

 

İngilizlerin adada kurmuş oldukları sömürge yönetimi gerek Rumlar tarafından gerek Türkler tarafından pek hoş karşılanmamıştır. Kıbrıs Adası’nı İngiliz’lerden kurtarmak için mücadeleye önce Rumlar başlatmıştır. Rum’lar ENOSİS hayalleri doğrultusunda Ada’yı Yunanistan’a bağlama çalışmaları, diplomatik yollardan gerçekleşmeyince bu defa silahlı bir yola başvurmaya başladılar. Rum toplumu, 1931 yılında Yunanistan’ın Kıbrıs Konsolosu  Kyrou ve Kitium Piskoposu Nikodemas yönetiminde İngilizlere karşı ayaklandı.[1] Bu  ayaklanma karşısında, İngilizler, 12 Kasım 1931 tarihinde Yasama Meclisini feshederek 6 üyeli bir Yürütme Konseyi kurmuştur.[2] Ayaklanmadan sonra İngiliz Sömürge Yönetiminin aldığı caydırıcı önlemler, ile 1940’lı yılların sonlarına kadar olayların yatışmasında etkili oldu.

İngiltere’nin Kıbrıs Ada’sı üzerindeki politikası Rum-Yunan ikilisi lehine gelişmeye devam etmiştir. Kıbrıslı Rumlar, Enosis isteklerine, II.Dünya   Savaşı sırasında ortaya çıkan “milletlerin kaderlerini kendilerinin tayin etmesi” ilkesi doğrultusunda, çoğunlukla bu Yunanistan’la  birleşmek anlamı taşımaktaydı, sürekli olarak tekrarlamaya devam etmiştir.[3]II. Dünya Savaşı’ndan sonra Rumlar, Yunanistan’ın İngilizlerle birlikte savaşmış olmasını ileri sürerek, Enosis isteklerini tekrarlamaya başladılar[4]. İngiltere, savaştan sonra Kıbrıs Adası’na Muhtariyet verilmesi için çalışmalara başladı. İlk olarak 1947 senesinin başlarında Lord Winster’i Ada’ya vali olarak tayin etti. Vali Temmuz 1947’de bir danışma meclisi kuracağını açıklamış, bu meclisin 19 kişiden oluşacağı ve bunlardan 4’ünün Türk olacağını belirtmişse de  Türk tarafının buna tepki göstermesi üzerine değişiklik yapılarak Rum üye sayısı 12’ye düşürülmüş Türk üye sayısı da 7’ye çıkarılmıştır. Bu meclise  Rumlardan sadece Solcu Rumlar destek vermiş Milliyetçi Rumlar ve Kilise ise tam bir Muhtariyet getirmediği gerekçesi ile destek vermemişlerdir. Destek vermeyen Rumların asıl amacı Yunanistan’a ilhak fikirlerini yinelemiş, ancak  Vali tarafından bunun mümkün olamayacağı kendilerine bildirilmiştir. Rum Cemaati Başkanı Başpiskopos Makarios tarafından  reddedilir ve arkasından, Rum kaynaklı  Milli Kıbrıs Mücahitleri Örgütü, E.O.K.A. (Etniki Organosis Kypriou Agonistan)  tarafından fanatik General George Grivas liderliğinde, İngilizlere karşı, “Enosis” istekleri ile saldırıya başlarlar.[5] Rumların, İngiltere’ye karşı başlattıkları mücadele 1Nisan 1955  tarihinde EOKA saldırılarıyla başlar[6].

Anayasa çalışmalarına Rumların büyük engellemelerine rağmen devam edildi ve 1948’de Anayasa teklifi hazırlandı. Rumlar tam bir Muhtariyet getirmediği gerekçesi ile  mayıs 1948’de bu Anayasayı reddettiler, Türk Delegeleri ise Türk azınlığının hukuku korundukça Türkler için kabul edilebileceğini beyan etmiştir. Muhtariyet çalışmalarında tam bir başarı sağlayamayan Lord Winster, seçtiği bir İstişare Meclisi ile Ada’yı yönetmeye devam etmiştir. Rumlar, Başpiskopos Makarios önderliğinde asıl amaçlarının Enosis olduğunu beyan ederek İlhak için mücadelelerine devam ettiler.

  1950 Yılındaki Plebisit (Halkoylaması):

Rodos ve On iki Ada’yı alan Yunanistan , Megali İdea emelleri ile Kıbrıs’ı da kendisine ilhak edebileceği kanısına varmıştır. Bu amaçlarına ulaşmak için Kıbrıs Rumlarının Ruhani Lideri III. Makarios önderliğinde yapılacak bir halkoylaması ile haklı olduklarını Dünya Kamuoyuna göstermeye çalışmışlardır. Bu Plebisit’e karşı Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’den 1949 yılının sonlarına doğru  büyük bir tepki ve gösteri yapılmış ama Yunan tarafında ise Plebisit lehinde gösteriler yapılmıştır.

Kıbrıs Hükümetinin muhalefetine rağmen, Rum Kilisesi uluslararası kaidelere uymayan plebisiti 16 Ocak 1950 tarihine rastlayan bir Pazar günü , Rumların çoğunlukta olduğu bir yerde plebisitin sonucunun zaten ilhak lehine olacağı şüphesizken yaptırdı[7].

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, 1947 yılında Kıbrıs ile ilgilenirken daha sonraki yıllarda ise sanki kendi meselesi değilmiş gibi davranmaya başlamıştır. Yunanistan ise Kıbrıs meselesini kendi meselesi olarak benimsemiş ve bu doğrultuda Ada’nın kendisine verilmesi için birkaç kere İngiltere’ye müracaat etmiştir. Ancak İngiltere bunun mümkün olmadığını ve mevcut statükonun devam edeceğini beyan etmiştir.

Self-Determinasyon:

Yunan Hükümeti, 1950 plebisitinden umduğunu bulamayıp ve İngiltere’nin tutumu ile Ada’nın kendisine verilmeyeceğini anlamasıyla 1950’li yıllarının başlarından itibaren Rusya’nın desteği ile konuyu Birleşmiş Milletlere götürmeye karar vererek, burada isteklerini açıkça dile getirmişlerdir. 22 Temmuz 1952 tarihinde Atina’da yapılan ve ENOSİS diye bağıran 50000 katıldığı mitinge, devlet memurlarının da katılmasını sağlamak için, Yunan Hükümeti resmi daireleri tatil etmişti[8].

Yunanistan, Türkiye’nin sessizliğinden de cesaret alarak,  İngiltere’yi ikili görüşmelere yanaştırmak amacı ile 16 Ağustos 1954’te Birleşmiş Milletlere (BM) müracaat ederek, Kıbrıs halkı için “SELF-DETERMİNATİON”  hakkının uygulanmasını amaç güden bu müracaatla Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür[9].

EOKA’ nın Kuruluşu ve Faaliyetleri:

Diplomatik yollardan Enosis’in gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını anlayan Yunanistan, silahlı mücadelenin başlamasına karar vermiştir. Yunanistan, 1952 yılında aslen Kıbrıslı olan Yunanlı gerillacı Grivas’ı, sonradan EOKA adını alan, gizli tedhiş teşkilatını kurmakla görevlendirdi.[10] 1 Nisan 1955 de başlatılan teşkilatlı EOKA tedhiş harekatı ilk evvela mahalli İngiliz idaresine yönetilmiş, sonra Türklerin hesabını görülmesi planlanmıştı.[11] EOKA, Ada’nın her tarafında bombalar patlatmaya ve sabotajlar yapmaya başladılar.

İlk üç ay sadece İngilizleri hedef tutan bu Tedhiş örgütü 21 Haziran 1955  tarihinden itibaren saldırılarını Türklere de yöneltti ve Rum Tedhişçiler tarafından atılan bombalar 14 Türk’ü yaraladı[12]. İngiliz Hükümeti 1955’te, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında üçlü bir konferans için iki toplumun Anavatan Hükümetlerini Londra’da bir konferansa çağırdı fakat Yunanistan’ın ENOSİS’TE ısrar ettiği için, Türkiye’de böyle bir talebe yanaşmadığından bir anlaşmaya varılamadı[13].

İngilizlerin  Genel Vali  Mareşal John Harding’in çok sıkı tedbirlerine rağmen olaylar bir türlü önlenemedi ve Mareşal Harding bu durum karşısında aklınca pek parlak bir çareye başvurdu ve olayların yaratıcısı olarak gördüğü Başpiskoposu Makarios’u 9 Mart 1956 tarihinde Hint Okyanusu’ndaki “Seychelles” Adalarına sürdü. Ve böylelikle de İngiltere bilmeden Kıbrıs’ta bir Makarios efsanesinin doğmasına yol aştı[14].

EOKA Örgütü, 1955-1956 yılları arasında giriştiği tedhiş faaliyetlerinde 12’si Türk, 96’sı İngiliz ve 108’i Rum olmak üzere  216 kişi öldürüldü, 542 kişi yaralandı ve 1196 bomba olayı meydana geldi[15].


[1] Olgun, Aydın, Kıbrıs Gerçeği 1931-1990, s-9

[2] SİSAV, Kıbrıs Sorunu, Dış İlişkiler ve Savunma Araştırma Gurubu, s-17

[3] Denker, A.g.e, s-36,37

[4] Tamçelik, Soyalp, “Kıbrıs Sorununun Siyasal Anatomisi”, Kıbrıs Mektubu Dergisi, cilt-15, sayı-5, s-41

[5] Denker, A.g.e, s-37

[6] Demirer, M.Akif, Türkün Onur Sorunu KKTC, s-93

[7] İktisadi Kalkınma Vakfı Yayınları, KKTC, s-6

[8] Alasya, H.Fikret, Tarihte Kıbrıs, s-168

[9]  SİSAV,A.g.e , s-19

[10] Tamçelik, Soyalp, A.g.m, s-43

 

[11] Karagil, Nevzat, Kıbrıs Meselesi Üzerine Son Konuşmalar ve Yazılar, s-109

[12] ismail, Sebahattin,  Kıbrıs Cumhuriyetinin Doğuşu Çöküşü ve KKTC’nin Kuruluşu s-15

[13] Serter, Vehbi Zeki, Kıbrıs Cumhuriyetinin Doğuşu ve Yıkılış Nedenleri, s-2072

[14] Olgun, A.g.e, s-11

[15] Olgun, a.g.e. s-12

Cumhuriyetin ilanı:

 

MacMillan Planı:

İngiltere, 1958 yılında  MacMillan Planı’nı ortaya atmıştır. Buna göre Adadaki Cemaatler ayrıca İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında bir ortaklık kurulmasına dayanıyordu. Türk ve Yunan Hükümetleri birer temsilci gönderecekti. Bu durum yedi yıl sürecek, eğer sistem iyi işlerse ve barış sağlanırsa İngiltere, Ada’nın idaresini dost Türk ve Yunan Hükümetleri ile paylaşacaktı. Ada’da her cemaatin kendi işlerinde Otonomisini kullanabileceği bir temsili hükümet kuracak ve Türk ve Rumlar çift tabiiyet kullanabilecektir[1].Kıbrıs Rum liderliği derhal, Yunan Hükümeti ise kısa bir süre sonra MacMillan Planı’nı reddederek, self-determinasyonda ısrar ettiklerini açıkladılar[2].Türk Hükümeti ise taksim tezi baki kalmak üzere, bazı şartlarla İngiliz planının destekleyeceğini bildirdi.[3]Yunanistan MacMillan Planı’nı devre dışı bırakmak için gerek İngiliz parlamentosunda gerek Birleşmiş Milletlerde çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Fakat İngiltere, bütün bu müdahalelere rağmen planın devreye sokacağını bildirmiştir. Artık yapılacak tek şey MacMillan Planını tatbik etmekti. Bunun bir neticesi olarak Türk temsilcisi, 1 Ekim 1958’de resmen ve fiilen görevine başladı ve Plan yürürlüğe girmiş oldu[4].

  Zürich ve Londra Antlaşmaları:

“1958 yılı Kıbrıs’ta yoğun tedhiş olaylarının meydana geldiği bir yıl oldu. EOKA , bu yılın yalnız Temmuz ayında 48 Türk’ü öldürdü. İngiltere başbakanı Harold McMillan’ın Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile 8-9 Ağustos 1958’de yaptığı görüşmelerde de bir sonuca ulaşamadı.15 Ağustos Planı olarak ta bilinen bu plan, Ada’nın yönetiminde Türk’lere geniş hakların verilmesini öngörüyordu. Plana göre, Yürütme Konseyine dört Rum temsilciye karşı iki de Türk temsilci de ekleniyordu. Bu arada, Kıbrıslı Rum ve Türkler için kabul edilen “çift uyruk” sistemi de kaldırılıyor, sorunun kesin çözümünün yedi yıl sonraya bırakılmasını öngörüyordu”[5].İngiltere’nin yeni planını Rumlar kabul etmediler. Türk Hükümeti ise planı olumlu karşıladı. Türkiye’yi bu planı kabule iten en önemli neden, planın kabulü halinde bir taksim olasılığının doğması idi. Türkiye işi sıkı tutarak, Kıbrıs’ta Başkonsolosluk görevini yapan Burhan Işın’ı  McMillan planının belirtilen temsilcilik görevine atadığını açıkladı. Durum Rumlarda büyük endişeye neden oldu. 

“Sorunun gittikçe çıkmaza girdiğini ve EOKA’ nın tedhiş faaliyetlerinin bütün dünyanın nefretini kazandığını gören Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, üçlü görüşmelere gitmekten başka seçenek kalmadığını görerek çabalarını bu yöne çevirdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof arasında bir seri görüşmeler başladı.

İki Dışişleri Bakanı,19 Ocak 1959 tarihinde Paris’te yaptıkları görüşmede Kıbrıs’la ilgili anlaşmanın ana hatlarını saptadılar. Bu gelişmelerden sonra Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, 6 Şubat 1959 tarihinde Zürich’te buluştular. Menderes-Karamanlis görüşmesi 11 Şubat tarihinde tam bir anlaşma ile sona erdi. Taraflar bu tarihte yayınladıkları bir bildiri ile görüş birliğinde içinde olduklarını açıkladılar.

Zürich’te iki Başbakanın aldıkları kararlar, 17 Şubat 1959 tarihinde Londra’da Türkiye-İngiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanları tarafından imzalanarak kesinleşti.[6]Böylelikle Türklerin ve Rumların bir arada yaşayacakları “KIBRIS CUMHURİYETİ” kurulmuş oldu.

  Zürich ve Londra Anlaşmalarında yer alan esaslar çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasası ve Anayasanın değişmez bir parçası olan Garanti ve İttifak Antlaşmaları hazırlanmış ve 15-16 Ağustos 1960 gecesi Antlaşmalar imzalanarak Kıbrıs Cumhuriyeti resen ilan edildi[7].

Zürich ve Londra Anlaşmaları gereğince Türkiye ve Yunanistan’ın Ada’da bulundurması gereken askeri birlikler de 16 Ağustos 1960 sabahı Magosa’ya çıktılar. Antlaşmalar gereğince Türk Alayı 650, Yunan Alayı ise 950 erden kurulmuştu.

              

 

Kıbrıs’ta Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Rum Toplumu Lideri Başpiskopos Makarios Cumhurbaşkanlığına, Türk lideri Dr. Fazıl Küçük’te Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığına getirildiler.


[1] Alasya, H.Fikret, Tarihte Kıbrıs, s-191

[2] Tamçelik, Soyalp, “Kıbrıs Sorununun Siyasal Anatomisi”, Kıbrıs Mektubu Dergisi,cilt-15, sayı-6, s-35

[3] Alasya, H.Fikret, Tarihte Kıbrıs, s-191

[4] Alasya, H.Fikret, Kıbrıs Tarihi ve Kıbrısta Türk Eserleri,s-153

[5] Olgun, Aydın, A.g.e, s-17

[6] Olgun, A.g.e, s-18

[7] Alasya, H.Fikret, Kıbrıs Tarihi ve Rum Yunan Emelleri, s-53

Cumhuriyet Dönemi Gelişmeleri:

16 Ağustos 1960 tarihinde resmen kurulan Cumhuriyet, Kıbrıslı Rumların ENOSİS hayallerine darbe vuruyordu. Garanti Antlaşması Ada’nın taksimini  ya da başka devlet ile birleşmesini önlüyordu. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye Ada’nın bağımsızlığının korunması, bütünlüğünün korunması ve Cumhuriyetin korunması için müdahale hakkı tanıyordu.

Cumhuriyetin her devlet kademesinde %70-%30 ortaklığa dayanıyor ve böylece Kıbrıs’ta Türk varlığı ve Türklerin hakları güvence altına alınıyordu. Rumlar bu ortaklığı içlerine sindirememiş ve bu ortaklığın bozulması için ellerinden geleni yapmaktan kaçınmamışlardır. Cumhuriyetin ömrünün kısa olmasında Rumların ENOSİS hayallerinden vazgeçmemiş olmalarının rolü vardır. Türklerin katledilmesi için uğraşan bir toplum için onlarla ortaklık kurmak çok ağır gelmişti. “Ne zaman ateş ile su, Ne zaman Cennet ile Cehennem birleşirse Rumlarda ancak o zaman Türklerle dost olabilir” Grivas’ın bu sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu içe sindirememe daha Cumhuriyetin ilk yıllarında kendini göstermiştir.“Lefkoşe, Limasol, Magosa, Larnaka ve Bafta’da kurulması öngörülen Türk Belediyeleri kurulamamıştır. Bu konu  Anayasa Yüksek Mahkemesinin verdiği karara uyulmamış  ve bunun üzerine söz konusu Mahkemenin Başkanı Prof. Forsthoff görevinden istifa etmiştir[1].

Cumhurbaşkanı  Makarios, Anayasanın işlenemez halde olduğunu öne sürerek Anayasada 13 Maddelik bir tadil tapılmasını istedi. Bundan güdülen amacın Anayasada arzuladıkları istikamette değişiklik yapmak olduğu hemen anlaşılmıştır. 30 Kasım 1963 ‘te Makarios Meşhur 13 Maddelik değişiklik teklifini masaya getirmiştir[2].Makarios’un bu değişiklik teklifi Türkiye tarafından reddedildi.

“Makarios, Türk Hükûmeti’nin tekliflerini reddedeceğini bildiği için planını buna göre hazırladı ve bu maksatla Lefkoşe’de  Türk’lerin 6 saatte imha etmek üzere hazırlanan “AKRİTAS PLANI” çok iyi eğitim görmüş 20.000 kişilik EOKA tedhiş kuvvetleri ile en modern silahlarla donatılmış olan Yunan Alayı’na mensup askerlerin oluşturduğu “Kıyım Kuvvetleri”, faaliyetlerini tatbik mevkiine koyması için emir verdi.[3]        

21 Aralık Cumartesi günü Lefkoşe’nin Türk Mahallelerinde Kıbrıslı Rum “özel kolluk görevlileri” bir kadının üstünü aramaya kalkıştıklarında kızgın bir kalabalık toplandı. Bunun üzerine görevliler otomatik silahlarla ateş açtılar ve kadınla yanındaki erkeği neredeyse ikiye biçtiler. Bu cinayetler Kıbrıslı Rum Saldırılarının başlangıcı oldu[4].

21 Aralık günü başlayan katliam tarihe “KANLI NOEL” olarak geçti. On günlük süre içerisinde kundaktaki bebekler ve 70 yaşındaki ihtiyarlar dahil olmak üzere onlarca Türk katledildi. Bir kısmı daha canlı iken çukurlara atılmış ve üzerleri buldozerler ile örtülmüştü.

Türkiye Hükümeti, Garanti Antlaşmasının IV. Maddesine göre tek taraflı olarak müdahale hakkını kullanacağını devletlere bildirmişti. Bu doğrultuda 25 Aralık 1963 tarihinde dört Türk jeti Lefkoşe üzerinde uyarı uçuşu yaptılar[5].

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yıkılışı:

  “Makarios, 1 Ocak 1964 günü Zürich ve Londra Antlaşmaları’nı feshettiğini ilan etmiştir. Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkmış ve Kıbrıs Rum Yönetimi gayrı resmi bir idare şekline girmiştir. Temsilciler Meclisi’ne Türk milletvekilleri alınmamıştır. Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides yasaların cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından yayınlanması, artık söz konusu olmadığından, Türk milletvekillerinin de Temsilciler Meclisi’nde yasal bir yeri yoktur demiştir. Türk Bakanlar kabineden atılmış, Türk milletvekilleri meclise sokulmamış, Türk memurları kaba kuvvetle dairelerden atılmış yollardan karılmış böylece Kıbrıs Rum Yönetimi, Türklerin haklarını gasp ederek Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ele geçirmiştir”[6].

  Esasen 1 Ocak 1964 tarihinden itibaren,  Kıbrıs Rum Yönetimi Türk tarafına devlet bütçesinden vermek zorunda olduğu %30 ödeneği kesmiş ve Rumlara düşük faizli kredi vererek kalkınmaları sağlanmıştı. Milletlerarası kuruluşlardan aldığı yardımlardan, Türk tarafına pay vermemiş ve Türk kesimine hizmet dahi götürmemiştir.

         Ada’yı terk ediniz diye Türklerin tahdit edilmesi ve ekonomik ambargolar neticesinde Türkler Ada’da yaşayamaz hale getirilmiş ve ya valiz ya tabut olarak iki seçenek bırakılmıştır. Nitekim Kıbrıslı Türklerin bir çoğu İngiltere’ye, Avustralya’ya Türkiye’ye daha doğrusu nerede yaşama imkanı bulmuşsa oraya göç etmek zorunda kalmıştır[7].


[1] Alasya, H.Fikret, Tarihte Kıbrıs, s-208

[2] SİSAV, A.g.e, s-27

[3] Aynı eser, s-27

[4] Tamçelik, Soyalp, “Kıbrıs Sorununun Siyasal Anatomisi”, cilt-15, sayı-5  s-43

 

[5] Oberline, Pierrre  (çev:Alb.  Mehmet  Erdoğan), “Kıbrıs Cumhuriyenin Doğuşu ve yıkılışı”  Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı-67, s-76

[6] Demirer, A.g.e, s-93

[7] Alasya, H.Fikret, Kıbrıs Tarihi ve Rum Yunan Emelleri, s-68

1963-1974 Dönemi Gelişmeleri:

  Bu dönemde Rumların tek amacı Akritas Planı’nı tatbik etmek ve Cumhuriyeti yıkarak ENOSİS’İ gerçekleştirmek, Türk’leri Kıbrıs Adası’nda azınlık durumuna getirmekti.

  Makarios’un Anayasadaki tadil isteğinin Türkiye tarafından reddedilmesi ile birlikte Kıbrıs Rum Çeteleri, Lefkoşe’nin Türk kesimindeki evlerine saldırmaya başladılar. Bu saldırılar sonucunda yüzlerce Türk öldürülmüş, yararlanmış ve esir düşmüştür. 4 Şubat 1964 günü Gaziveren Köyüne, 14 Şubat günü Limasol’daki Türk toplumuna, 9 Mart’ta  Baf  Türklerine Geçitkale (Kofina) ve Boğaziçi (Ayios Thedoros) köylerine karşı girişilen saldırılar bunlardan sadece birkaçıdır[1]. Bu saldırılarda 100’den fazla Türk köyü tamamen veya kısmen tahrip edildi. 25.000’den fazla Türk mülteci durumuna geçmiştir. Tek amaç, ENOSİS’İ gerçekleştirmek için Türkler’in moralini bozup şartsız teslimlerini sağlamaktı.

  “Aralık 1963’de başlayıp 1967 yılının sonuna kadar devam eden olaylar Kıbrıs Türkleri’nin tarihinde en karanlık günler olarak anılacaktır. Gerçektende bu devre içinde Kıbrıs Türk Toplumu ve liderleri üzerinde akla gelmedik baskı türlerine girişilmiş, güçlendirilen Rum silahlı kuvvetleri ile güvenlik birlikleri Türklere ağır kayıplar verdirmiştir. Ancak şartlar onların lehine olmasına rağmen Kıbrıs Türk’ünün direncini kıramamış ve arzularına olaştıramamıştır”[2].

  Meseleye politik yoldan bir çözüm yolu arandı. Bu maksatla 13 Ocak 1964 tarihinde 5’li bir toplantı Londra’da yapıldı fakat sonuç alınamadı[3]. Bu dönemde Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş’ın Ada’ya dönmesi yasaklanmış ve bu yasak 1968 yılına kadar devam etmiştir. Ayrıca bu dönemde Türk Toplumu üzerinde acımasız bir ambargo uygulanmıştır. Kısacası 1964-67 devresinde fiilen Yunanistan’ın  ve Rum’ların işgali altında girmiştir. Bu dönemde Rum Muhafız Teşkilatı’ndaki Yunanlıların sayısı 20.000’i aşmıştır.

  Rumlar 1967 yılında planları çerçevesinde tekrar saldırılarına geçmiş fakat Türkiye’nin müdahale edeceğinde ısrar etmesi Kıbrıslı Rumlarının ve Makarios’un geri adım atarak uzlaşmacı bir tutum içerisine girmelerine sebep oldu.

  İngiltere’nin girişimiyle Ocak 1964'te Londra’da yapılan toplantıda Yunanistan’ın, Türklerin 1960 yılında kazandıkları haklardan mahrum etmek istemeleri ve Enosis istekle