|

Hazırlayan:
Muhammet KEMALOĞLU
(Tarihçi ve
Araştırmacı)
Kıbrıs Adı :
Kına Çiçeği adı verilen bir çiçekten veya
Kiniros'un kızının isminden yahut aşk ilahesi
Kipris'den alınan Kıbrıs Adası, meşhur
şehirlerinin adlarına göre Amatusya, Pafya ve
Selamiya adı ile de anılırdı. Mısırlılar ve
Hititler zamanında Alasya veya Asi, Fenikeliler
döneminde ise Hetim ismi ile anılırdı. Avrupa
dillerinde bakırın ismi bu Ada'nın isminden
çıkmıştır. Bakırın Latincesi "Cuprum"dur ki,
Kıbrıs-Cyprus kelimesinden çıkmıştır. Kipris
kelimesi hem Ada'nın adı, hem de bakır madeninin
tahsis olunduğu ilahe Zühre'nin adıdır. Kıbrıs
kelimesinin türlü dillerdeki yazılışı hemen
hemen aynıdır: Kıbrıs, cyprus, Chypre, Cypren,
Gibros, Zypern.
Kıbrıs'ın Coğrafi Durumu ve Önemi
:
Kıbrıs, Akdeniz'in kuzey doğu bölgesinde 34'
33" ve 35’ 41" kuzey enlemleri ve 32' 17" ve
34' 35"doğu boylamları üzerinde yer alır.
Yüzölçümü 9283 Km2 olan Kıbrıs, Akdeniz'de
Sicilya ve Sardinya'dan sonra, üçüncü büyük
adadır. Dünyadaki diğer memleketlerle
kıyaslanacak olursa, büyüklük bakımından belki
en önemli yer etmez, fakat şimdi olduğu gibi,
eski zamanlarda da Doğu Akdeniz'e ve buradan
geçen ticaret yollarına hakim idi. İşte bu
sebeplerden dolayıdır ki, tarihi devirlerde sık
sık istilalara uğradı ve Akdeniz'e hakim olan
devlet, Ada'yı ele geçirdi.
Yüzölçümü ve coğrafyası açısından
değerlendirildiğinde Kıbrıs'ın o kadar önemli
olmadığı ortaya çıkar. Batıdan doğuya doğru en
uç noktaları arasındaki uzaklık yaklaşık 222 km
ve en geniş noktaları arasındaki uzaklık
yaklaşık 95 km2dir. Diğer taraftan Ada'nın
yerleşimine bakıldığında Türkiye'den yaklaşık 80
km, tarihi karışıklara sahne olan Orta Doğu'dan
yaklaşık 100 km uzakta olması. üç temel Akdeniz
yolu üzerine açık bulunması: Ege ve Marmara
denizi ile Karadeniz'e açılan deniz yolu, Batı
Akdeniz ve Süveyş Kanalı vasıtası ile
Kızıldeniz'e Akdeniz'den Mezopotamya üzerinden
İran Körfezi'ne uzanması Kıbrıs'ın stratejik
açıdan konumunu belirtmekte yeterli olmaktadır.
Bu nedenle Orta Doğu'ya ve Akdeniz'e hakim olmak
için mücadele eden imparatorlukların dikkatini,
tarihin her döneminde, bir mıknatıs gibi üzerine
çekmiş ve hala daha da çekmektedir. Kıbrıs
Adası, tarih boyunca Orta Doğu'ya açılmak
isteyen devletler için, vazgeçilmez stratejik ve
ticari bir ada olarak görülmüştür. Ada'yı elinde
bulunduran güç, her zaman Türkiye'den, Mısır'a;
Lübnan'dan İran'a kadar bölgeyi kontrol
edebilir. Kıbrıs Adası yapısı ve yeryüzü
şekilleri bakımından, Anadolu'nun güneyindeki
Toros Dağları'nın bir uzantısı olarak ele
alınmaktadır. Bilimler araştırmalar sonucu,
Türkiye'den deniz vasıtasıyla ayrılmış olan
Ada'nın temelde bir kaç yüz metre derinlikteki
bir denizaltı platformuyla, Anadolu'ya bağlı
bulunduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin Hatay
ilindeki dağ ve ovalar, Kıbrıs'ta deniz yüzeyi
üzerine çıkarak aynı niteliklerle devam
etmektedir. Ada'nın, Toros Dağları'nın bir
devamı olduğu da bilimsel olarak açıklanmıştır.
Tanınmış coğrafyacı olan Dr. FREY, "Kıbrıs;
coğrafik, tektonik, jeolojik ve iklim koşulları
yönü ile Anadolu'nun bir parçasıdır."
demektedir.
Eski Devirlerde Kıbrıs:
Mısır'ın on sekizinci sülalesine mensup III.
Tutmez, Doğu Akdeniz'e hakim olan Kıbrıs
Adası'nı M.Ö. yaklaşık 1450 tarihinde zabetti.
450 sene Kıbrıs'a hakim olan Mısırlılar, Ada'nın
medeniyeti üzerinde hiç bir etki yapamadılar.
450 sene Mısır hakimiyetinde bulunduktan sonra
Kıbrıs, Akdeniz sömürgeci devletlerinden
Fenike'nin eline geçti. M.Ö. yaklaşık 1000
tarihinde Fenike Kralı Hiram Kıbrıs'ı zaptetti.
Kıbrıs'ta Fenike hakimiyeti M.Ö.709 tarihinde
sona erdi. Kıbrıs, Fenike hakimiyetinden sonra
M.Ö. 669 senesine kadar Asur idaresinde kaldı.
Mısır'ın son Firavunlarından Amasis II, M.Ö. 525
tarihine kadar Kıbrıs, Mısırlılara bağlı olarak
Salamis Kralı Evalton tarafından idare edildi.
M.Ö. 332'den itibaren Kıbrıs,
Büyük İskender'e bağlandı. İskender'in
ölümünden sonra Ada'da Ptolemeler egemenliği
başladı (M.Ö.294). Kıbrıs iki buçuk asır
Ptolemeler'in idaresinde kaldı. Romalı
Kartacalılar arasında yer alan ve tarihi "PÖN
SAVAŞLARI" olarak geçen savaşlardan galip çıkan
Romalılar egemenlik alanlarını Anadolu ve
Suriye'ye kadar genişlettikten sonra,
Ptolemeler'i ortadan kaldırıp Kıbrıs'ı ele
geçirdiler. İmparator Büyük Theodosius'un
ölümünden sonra coğrafi olarak merkezi İstanbul
olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları
içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak,
Bizans egemenliği altına girdi.
Kıbrıs, 1192 yılından sonra, üç
yüzyıl Guy de Lussingan'in soyundan gelen
Katolik Krallar tarafından yönetilmiştir. Bu
devirde Türk-Kıbrıs ilişkileri Anadolu Selçuklu
Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Türklerin
Antalya'yı ele geçirmeleriyle başlar. Lussingan
Kralı I. Hugh ve Anadolu Selçuklu Sultanları
İzzettin Keykavus ve Gıyasettin Keyhüsrev
arasında karşılıklı "altın mühürle" gönderilmiş
mektuplar, Kıbrıs'la Anadolu arasında eski iyi
ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir.
Kıbrıs, 1489'da Lussingan'lardan sonra
Venedikliler'in yönetimine geçti. 1453 yılında
İstanbul'un Türklerin eline geçmesi ve Bizans
İmparatorluğu'nun sona ermesi, Doğu Akdeniz'in
kontrolü için Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu
arasında rekabeti artırdı. Venedikliler, Doğu
Akdeniz'de önemli imtiyazlar elde etmişlerdi.
Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul
fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti.
Fatih Sultan Mehmet, Kıbrıs'a karşı hemen ciddi
bir harekete girişme konusunda tereddütteydi.
Çünkü Kıbrıs, 1426'dan beri Mısır Memlükleri'ne
vergi veriyordu. Dolayısıyla Ada, Osmanlılarca
bir İslam devletinin yüksek hakimiyeti
altındaydı. İkinci Bayezıt devrinde, 1485
yılında Türklerle Memlükler arasında savaş
başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs'ı ele
geçirmek için planlar yapmaya başladılar.
Osmanlı İdaresinde Kıbrıs :
Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz
ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası
Venedikliler'in elinde bulunuyor, Ada'da
yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan
korsanlar sık sık ticaret ve haç gemilerini
vuruyorlardı.
Kıbrıs'ın Ortadoks olan yerli halkı Venedik
yönetimince Katolik almaya zorlanıyor, ağır
vergiler altında eziliyor ve Venedikliler'in
topraklarında angarya usulüyle çalışmak zorunda
bırakılıyordu. Osmanlı Devleti'nin adaletli
yönetimini bilen halk, fırsat buldukça
İstanbul'a heyetler göndererek kendilerinin bu
zulümden kurtarılmasını istiyorlardı. Osmanlı
Devleti'nin Girit ve Kıbrıs Adaları'na olan
ilgisini gören ve bu iki ada elinden gittikten
sonra büyük devlet olma vasfını kaybedeceğini
bilen Venedik Yönetimi, bir taraftan
Osmanlılarla iyi geçinmeye çalışıyor, diğer
taraftan da Avrupa'da Osmanlılara karşı
girişilen hareketleri el altından destekleyerek
iki yüzlü bir politika takip ediyordu.
16.asır sonlarında Akdeniz bir
"Türk Gölü" haline gelmişti. Fakat Doğu
Akdeniz'de Türk Ülkesi'nin siyasi ve ekonomik
güvenliğini tehdit eder bir durumu da Kıbrıs
Ada'sı Venedik hakimiyetinde idi. Padişah II.
Selim bu tehdidi ortadan kaldırmak için Lala
Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş ve Mustafa Paşa
da Donanmayı-ı Humayun ile hareket edip 1570
yılının sonlarına doğru Kıbrıs Adasını
fethetmiştir.
Fethi müteakip kısa bir sürede Anadolu'dan sevk
edilen Türk nüfus ile Kıbrıs'ın her alanda
Türk-İslam memleketi haline gelmesi
sağlanmıştır. Türklerin müsamahası sayesinde
Rumlar ve diğer etnik unsurlar yüzyıllar boyu
varlıklarını devam ettirmişlerdir. 19.asır
boyunca Osmanlı Devleti doğu, batı ve kuzeyde,
oldukça geniş topraklarını kaybetmiştir.
Ruslarla yüz yıl boyunca kronik bir seyir yakıp
eden harpler Türk Milletinde „Moskof
Düşmanlığı“killi bir kin haline getirmiştir.
1877-1878’de Rusların Balkanlar ve Kafkaslar
üzerinden Osmanlı topraklarına girmesi ile
İngilizler Kıbrıs’ta bir üs verilmesi
karşılığında Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini
bildirmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde
bulunduğu olumsuz şartlar bu teklifin kabul
etmesinde en büyük etken olmuştur.
İngiliz İdaresinde Kıbrıs:
Adaya yerleşen İngilizler,
harpler olmuş bitmiş lakin onlar yardim
hususunda yerlerinden bile kıpırdamamışlardır.
İngilizler Mısır'ı işgalleri altına almış,
Süveyş Kanalını açmışlar ve Hindistan'ı
egemenliklerine altına almış ve buna bağlı
olarak tarihi Baharat Yolları'na sahip olmuştur.
Kıbrıs'a hileli bir yolla ayak basan
İngilizlerin asıl amacı Doğu Akdeniz
hakimiyetiyle; Hindistan'daki hakimiyetini
pekiştirmekti. Osmanlı ve Osmanlı-Rus savaşları
İngiltere'yi pek fazla ilgilendirmiyordu.
Kıbrıs'a misafir olarak çıkan İngiltere daha
sonraki dönemlerde Kıbrıs'a "milletlerarası
hukuku çiğneyerek " vali tayin edip, sömürge
yönetiminin bir benzerini de burada da
oluşturmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti'nde
İngiltere'ye kafa tutacak bir irade mevcut
olmadığı için bu oldu bittiye maalesef çok fazla
itiraz edememiştir. 19. asır başlarında başta,
Rusya, İngiltere ve Fransa'nın himayelerinde
ayaklanan Rumlar, Mora Yarımadasında 1829
yılında Yunanistan Devletini kurarak
çıkmışlardır. İngiliz'lerin adaya çıkması ile
birlikte Kıbrıslı Rumların hamisi kesilen
"Yunanistan" bununla da yetinmeyip, adayı
Yunanistan'a bağlama projesi geliştirmişti: "ENOSİS"
Osmanlı Devleti girmiş olduğu
1.Cihan Harbi'nden maalesef yenik çıkmış,
Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu Emperyalist
İngiltere, Fransa, Rusya ve diğerleri tarafından
paramparça edilmişti. Bununla da yetinmeyen
Emperyalist devletler 30 Ekim 1918 yılında
imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile kalan
Anadolu topraklarını da işgale başlayıp Türk
Milleti'ne "İSTİKLAL" mücadelesi
verdirtmişlerdir. İngiliz'lerin evlad-ı manevisi
Rumlar (Yunanlılar) Batı Anadolu'da Türk'ün
"Osmanlı Tokadını" yemişti. Son yüzyılın en
büyük komutanı ve tartışmasız en büyük devlet
adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde
Türk Milleti "Türkiye Cumhuriyeti" ile yoluna
devam etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluşunun dünya devletlerince kabul ve tasdik
edildiği Lozan Antlaşması'nda Kıbrıs Türklerinin
de durumu tartışılmıştır. Maalesef Lozan
Antlaşması'nın 16., 20. ve 21. maddelerindeki
Kıbrıs'ın İngiltere'ye ait olduğu kabul edildiği
gibi, İngiliz dayatması ile Kıbrıs Türklerinin
adayı terke zorlanmaları da söz konusu
ediliyordu...
19. asrın başlarında nüfusun
ekseriyetini teşkil eden adanın sahib-i
ekseriyesi Türklerin adadan kovulma süreçleri de
başlamıştı. Aksine Türkiye'den kovulan Rumlar
adaya yerleştiriliyor ve Türk nüfusunun
azınlıkta kalmaya mahkum ediliyordu. 1940'lı
yılların başına kadar Kıbrıs'ta azalarak
mevcudiyetini sürdüren Kıbrıs Türkleri, Rumların
ENOSİS heveslerini frenlemek ve kendi
varlıklarını sürdürmek için 18 Nisan 1943
yılında Kıbrıs Türklerinin ilk siyasi partisini
kurarak, Dr. Fazıl Küçük liderliğinde yeni bir
döneme doğru yol almıştı. Daha sonra kurulan,
İşçiler Birliği, Çiftçiler Birliği , Milli Parti
birleşerek "Kıbrıs Türk Birliği”ni oluşturarak
varlık mücadelelerini tüm dünyaya ilan ederler.1950'li
yılların başına kadar Türkiye Kıbrıs Meselesinde
Maalesef iyi bir imtihan verememiştir.
1950'lerde Yunan Generali Grivas'ın adaya gelip
ENOSİS'i gerçekleştirmek için EOKA terör
Örgütü'nü kurup, Türk'lere karşı katliamlara
girişmesi ile Türkiye tavrını değiştirme
durumunda kalmıştır.
Büyük İngiltere İmparatorluğu'nun
II. Dünya Savaşı sonucunda çözülme sürecine
giren İngiltere'nin Kıbrıs'ı terk edeceğini
anlayan Kıbrıslı Rumlar Yunanistan'ında açık
desteğiyle "Halk Oylaması" yapıp Kıbrıs'ta önce
bir Kıbrıs Rum Devleti kurmak, sonrada adayı
Yunanistan'a bağlamak niyetlerini aşikarane ilan
edince, Türkiye ve Türk Halkından tepki görmekte
gecikmemişlerdir.
Rumların bu hareketine
Türkiye-Adada Taksim tezini ortaya atmıştır.
1949'da Malatya Kültür Derneğinin Kıbrıslı
Türklere sahip çıkan ilk mitingi, 1950'li
yıllarda bütün Türkiye'ye yayılmış ve Türk
Milleti Kıbrıslı kardeşlerine sahip
çıkmıştır.Türkiye bundan sonra "Kıbrıs
Meselesi"ni milli bir dava olarak benimseyecek
ve Kıbrıs Türk'ünün hep yanında olacaktır.
1955'lerden itibaren,Türkiye'ye dalga dalga
yayılacak olan " Kıbrıs Mitingleri" ile Türk
Halkı “Milli Mücadele” den sonra en büyük milli
heyecan dalgası ile ayağa kalkacak ve Kıbrıslı
kardeşlerinin en büyük teminatı olacaktır.
1959 yılında
Londra ve Zürich’e Türkiye-İngiltere ve
Yunanistan arasında yapılan konferanslar, Türk
ve Rum ortaklığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
kurulmasıyla neticelenecektir. 15-16 Ağustos
1960 tarihinde ilan edilen, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rumlardan (Baş
Piskopos Makaryos), yardımcısı Türklerden (Dr.
Fazıl Küçük) oluşmaktaydı. % 70 - % 30
ortaklıkla oluşan Cumhuriyetin teminatı,
İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olacaktır.
KIBRIS CUMHURİYETİ
1931-1954 Yıllarında ENOSİS
Faaliyetleri:
İngilizlerin
adada kurmuş oldukları sömürge yönetimi gerek
Rumlar tarafından gerek Türkler tarafından pek
hoş karşılanmamıştır. Kıbrıs Adası’nı
İngiliz’lerden kurtarmak için mücadeleye önce
Rumlar başlatmıştır. Rum’lar ENOSİS hayalleri
doğrultusunda Ada’yı Yunanistan’a bağlama
çalışmaları, diplomatik yollardan
gerçekleşmeyince bu defa silahlı bir yola
başvurmaya başladılar. Rum toplumu, 1931 yılında
Yunanistan’ın Kıbrıs Konsolosu Kyrou ve Kitium
Piskoposu Nikodemas yönetiminde İngilizlere
karşı ayaklandı.
Bu ayaklanma karşısında, İngilizler, 12 Kasım
1931 tarihinde Yasama Meclisini feshederek 6
üyeli bir Yürütme Konseyi kurmuştur.
Ayaklanmadan sonra İngiliz Sömürge Yönetiminin
aldığı caydırıcı önlemler, ile 1940’lı yılların
sonlarına kadar olayların yatışmasında etkili
oldu.
İngiltere’nin
Kıbrıs Ada’sı üzerindeki politikası Rum-Yunan
ikilisi lehine gelişmeye devam etmiştir.
Kıbrıslı Rumlar, Enosis isteklerine, II.Dünya
Savaşı sırasında ortaya çıkan “milletlerin
kaderlerini kendilerinin tayin etmesi” ilkesi
doğrultusunda, çoğunlukla bu Yunanistan’la
birleşmek anlamı taşımaktaydı, sürekli olarak
tekrarlamaya devam etmiştir.II.
Dünya Savaşı’ndan sonra Rumlar, Yunanistan’ın
İngilizlerle birlikte savaşmış olmasını ileri
sürerek, Enosis isteklerini tekrarlamaya
başladılar.
İngiltere, savaştan sonra Kıbrıs Adası’na
Muhtariyet verilmesi için çalışmalara başladı.
İlk olarak 1947 senesinin başlarında Lord
Winster’i Ada’ya vali olarak tayin etti. Vali
Temmuz 1947’de bir danışma meclisi kuracağını
açıklamış, bu meclisin 19 kişiden oluşacağı ve
bunlardan 4’ünün Türk olacağını belirtmişse de
Türk tarafının buna tepki göstermesi üzerine
değişiklik yapılarak Rum üye sayısı 12’ye
düşürülmüş Türk üye sayısı da 7’ye
çıkarılmıştır. Bu meclise Rumlardan sadece
Solcu Rumlar destek vermiş Milliyetçi Rumlar ve
Kilise ise tam bir Muhtariyet getirmediği
gerekçesi ile destek vermemişlerdir. Destek
vermeyen Rumların asıl amacı Yunanistan’a ilhak
fikirlerini yinelemiş, ancak Vali tarafından
bunun mümkün olamayacağı kendilerine
bildirilmiştir. Rum Cemaati Başkanı Başpiskopos
Makarios tarafından reddedilir ve arkasından,
Rum kaynaklı Milli Kıbrıs Mücahitleri Örgütü,
E.O.K.A. (Etniki Organosis Kypriou Agonistan)
tarafından fanatik General George Grivas
liderliğinde, İngilizlere karşı, “Enosis”
istekleri ile saldırıya başlarlar.
Rumların, İngiltere’ye karşı başlattıkları
mücadele 1Nisan 1955 tarihinde EOKA
saldırılarıyla başlar.
Anayasa çalışmalarına Rumların
büyük engellemelerine rağmen devam edildi ve
1948’de Anayasa teklifi hazırlandı. Rumlar tam
bir Muhtariyet getirmediği gerekçesi ile mayıs
1948’de bu Anayasayı reddettiler, Türk
Delegeleri ise Türk azınlığının hukuku
korundukça Türkler için kabul edilebileceğini
beyan etmiştir. Muhtariyet çalışmalarında tam
bir başarı sağlayamayan Lord Winster, seçtiği
bir İstişare Meclisi ile Ada’yı yönetmeye devam
etmiştir. Rumlar, Başpiskopos Makarios
önderliğinde asıl amaçlarının Enosis olduğunu
beyan ederek İlhak için mücadelelerine devam
ettiler.
1950
Yılındaki Plebisit (Halkoylaması):
Rodos ve On iki Ada’yı alan
Yunanistan , Megali İdea emelleri ile Kıbrıs’ı
da kendisine ilhak edebileceği kanısına
varmıştır. Bu amaçlarına ulaşmak için Kıbrıs
Rumlarının Ruhani Lideri III. Makarios
önderliğinde yapılacak bir halkoylaması ile
haklı olduklarını Dünya Kamuoyuna göstermeye
çalışmışlardır. Bu Plebisit’e karşı Kıbrıs
Türkleri ve Türkiye’den 1949 yılının sonlarına
doğru büyük bir tepki ve gösteri yapılmış ama
Yunan tarafında ise Plebisit lehinde gösteriler
yapılmıştır.
Kıbrıs
Hükümetinin muhalefetine rağmen, Rum Kilisesi
uluslararası kaidelere uymayan plebisiti 16 Ocak
1950 tarihine rastlayan bir Pazar günü ,
Rumların çoğunlukta olduğu bir yerde plebisitin
sonucunun zaten ilhak lehine olacağı şüphesizken
yaptırdı.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri,
1947 yılında Kıbrıs ile ilgilenirken daha
sonraki yıllarda ise sanki kendi meselesi
değilmiş gibi davranmaya başlamıştır. Yunanistan
ise Kıbrıs meselesini kendi meselesi olarak
benimsemiş ve bu doğrultuda Ada’nın kendisine
verilmesi için birkaç kere İngiltere’ye müracaat
etmiştir. Ancak İngiltere bunun mümkün
olmadığını ve mevcut statükonun devam edeceğini
beyan etmiştir.
Self-Determinasyon:
Yunan
Hükümeti, 1950 plebisitinden umduğunu bulamayıp
ve İngiltere’nin tutumu ile Ada’nın kendisine
verilmeyeceğini anlamasıyla 1950’li yıllarının
başlarından itibaren Rusya’nın desteği ile
konuyu Birleşmiş Milletlere götürmeye karar
vererek, burada isteklerini açıkça dile
getirmişlerdir. 22 Temmuz 1952 tarihinde
Atina’da yapılan ve ENOSİS diye bağıran 50000
katıldığı mitinge, devlet memurlarının da
katılmasını sağlamak için, Yunan Hükümeti resmi
daireleri tatil etmişti.
Yunanistan,
Türkiye’nin sessizliğinden de cesaret alarak,
İngiltere’yi ikili görüşmelere yanaştırmak amacı
ile 16 Ağustos 1954’te Birleşmiş Milletlere (BM)
müracaat ederek, Kıbrıs halkı için
“SELF-DETERMİNATİON” hakkının uygulanmasını
amaç güden bu müracaatla Kıbrıs sorunu
uluslararası bir sorun haline dönüşmüştür.
EOKA’ nın Kuruluşu ve
Faaliyetleri:
Diplomatik
yollardan Enosis’in gerçekleşmesinin mümkün
olmayacağını anlayan Yunanistan, silahlı
mücadelenin başlamasına karar vermiştir.
Yunanistan, 1952 yılında aslen Kıbrıslı olan
Yunanlı gerillacı Grivas’ı, sonradan EOKA adını
alan, gizli tedhiş teşkilatını kurmakla
görevlendirdi.
1 Nisan 1955 de başlatılan teşkilatlı EOKA
tedhiş harekatı ilk evvela mahalli İngiliz
idaresine yönetilmiş, sonra Türklerin hesabını
görülmesi planlanmıştı.
EOKA, Ada’nın her tarafında bombalar patlatmaya
ve sabotajlar yapmaya başladılar.
İlk üç ay
sadece İngilizleri hedef tutan bu Tedhiş örgütü
21 Haziran 1955 tarihinden itibaren
saldırılarını Türklere de yöneltti ve Rum
Tedhişçiler tarafından atılan bombalar 14 Türk’ü
yaraladı.
İngiliz Hükümeti 1955’te, Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere arasında üçlü bir konferans için iki
toplumun Anavatan Hükümetlerini Londra’da bir
konferansa çağırdı fakat Yunanistan’ın ENOSİS’TE
ısrar ettiği için, Türkiye’de böyle bir talebe
yanaşmadığından bir anlaşmaya varılamadı.
İngilizlerin
Genel Vali Mareşal John Harding’in çok sıkı
tedbirlerine rağmen olaylar bir türlü önlenemedi
ve Mareşal Harding bu durum karşısında aklınca
pek parlak bir çareye başvurdu ve olayların
yaratıcısı olarak gördüğü Başpiskoposu
Makarios’u 9 Mart 1956 tarihinde Hint
Okyanusu’ndaki “Seychelles” Adalarına sürdü. Ve
böylelikle de İngiltere bilmeden Kıbrıs’ta bir
Makarios efsanesinin doğmasına yol aştı.
EOKA Örgütü, 1955-1956 yılları
arasında giriştiği tedhiş faaliyetlerinde 12’si
Türk, 96’sı İngiliz ve 108’i Rum olmak üzere
216 kişi öldürüldü, 542 kişi yaralandı ve 1196
bomba olayı meydana geldi.
Cumhuriyetin ilanı:
MacMillan Planı:
İngiltere,
1958 yılında MacMillan Planı’nı ortaya
atmıştır. Buna göre Adadaki Cemaatler ayrıca
İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında bir
ortaklık kurulmasına dayanıyordu. Türk ve Yunan
Hükümetleri birer temsilci gönderecekti. Bu
durum yedi yıl sürecek, eğer sistem iyi işlerse
ve barış sağlanırsa İngiltere, Ada’nın idaresini
dost Türk ve Yunan Hükümetleri ile paylaşacaktı.
Ada’da her cemaatin kendi işlerinde Otonomisini
kullanabileceği bir temsili hükümet kuracak ve
Türk ve Rumlar çift tabiiyet kullanabilecektir.Kıbrıs
Rum liderliği derhal, Yunan Hükümeti ise kısa
bir süre sonra MacMillan Planı’nı reddederek,
self-determinasyonda ısrar ettiklerini
açıkladılar.Türk
Hükümeti ise taksim tezi baki kalmak üzere, bazı
şartlarla İngiliz planının destekleyeceğini
bildirdi.Yunanistan
MacMillan Planı’nı devre dışı bırakmak için
gerek İngiliz parlamentosunda gerek Birleşmiş
Milletlerde çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur.
Fakat İngiltere, bütün bu müdahalelere rağmen
planın devreye sokacağını bildirmiştir. Artık
yapılacak tek şey MacMillan Planını tatbik
etmekti. Bunun bir neticesi olarak Türk
temsilcisi, 1 Ekim 1958’de resmen ve fiilen
görevine başladı ve Plan yürürlüğe girmiş oldu.
Zürich
ve Londra Antlaşmaları:
“1958 yılı
Kıbrıs’ta yoğun tedhiş olaylarının meydana
geldiği bir yıl oldu. EOKA , bu yılın yalnız
Temmuz ayında 48 Türk’ü öldürdü. İngiltere
başbakanı Harold McMillan’ın Yunanistan
Başbakanı Karamanlis ile 8-9 Ağustos 1958’de
yaptığı görüşmelerde de bir sonuca ulaşamadı.15
Ağustos Planı olarak ta bilinen bu plan, Ada’nın
yönetiminde Türk’lere geniş hakların verilmesini
öngörüyordu. Plana göre, Yürütme Konseyine dört
Rum temsilciye karşı iki de Türk temsilci de
ekleniyordu. Bu arada, Kıbrıslı Rum ve Türkler
için kabul edilen “çift uyruk” sistemi de
kaldırılıyor, sorunun kesin çözümünün yedi yıl
sonraya bırakılmasını öngörüyordu”.İngiltere’nin
yeni planını Rumlar kabul etmediler. Türk
Hükümeti ise planı olumlu karşıladı. Türkiye’yi
bu planı kabule iten en önemli neden, planın
kabulü halinde bir taksim olasılığının doğması
idi. Türkiye işi sıkı tutarak, Kıbrıs’ta
Başkonsolosluk görevini yapan Burhan Işın’ı
McMillan planının belirtilen temsilcilik
görevine atadığını açıkladı. Durum Rumlarda
büyük endişeye neden oldu.
“Sorunun gittikçe çıkmaza
girdiğini ve EOKA’ nın tedhiş faaliyetlerinin
bütün dünyanın nefretini kazandığını gören
Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, üçlü
görüşmelere gitmekten başka seçenek kalmadığını
görerek çabalarını bu yöne çevirdi. Türkiye
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Yunanistan
Dışişleri Bakanı Averof arasında bir seri
görüşmeler başladı.
İki Dışişleri Bakanı,19 Ocak 1959
tarihinde Paris’te yaptıkları görüşmede
Kıbrıs’la ilgili anlaşmanın ana hatlarını
saptadılar. Bu gelişmelerden sonra Türkiye
Başbakanı Adnan Menderes ile Yunanistan
Başbakanı Konstantin Karamanlis, 6 Şubat 1959
tarihinde Zürich’te buluştular. Menderes-Karamanlis
görüşmesi 11 Şubat tarihinde tam bir anlaşma ile
sona erdi. Taraflar bu tarihte yayınladıkları
bir bildiri ile görüş birliğinde içinde
olduklarını açıkladılar.
Zürich’te iki
Başbakanın aldıkları kararlar, 17 Şubat 1959
tarihinde Londra’da Türkiye-İngiltere ve
Yunanistan Dışişleri Bakanları tarafından
imzalanarak kesinleşti.Böylelikle
Türklerin ve Rumların bir arada yaşayacakları
“KIBRIS CUMHURİYETİ” kurulmuş oldu.
Zürich ve
Londra Anlaşmalarında yer alan esaslar
çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasası ve
Anayasanın değişmez bir parçası olan Garanti ve
İttifak Antlaşmaları hazırlanmış ve 15-16
Ağustos 1960 gecesi Antlaşmalar imzalanarak
Kıbrıs Cumhuriyeti resen ilan edildi.
Zürich ve Londra Anlaşmaları
gereğince Türkiye ve Yunanistan’ın Ada’da
bulundurması gereken askeri birlikler de 16
Ağustos 1960 sabahı Magosa’ya çıktılar.
Antlaşmalar gereğince Türk Alayı 650, Yunan
Alayı ise 950 erden kurulmuştu.
Kıbrıs’ta Cumhuriyetin ilanıyla
birlikte Rum Toplumu Lideri Başpiskopos Makarios
Cumhurbaşkanlığına, Türk lideri Dr. Fazıl
Küçük’te Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığına
getirildiler.
Cumhuriyet Dönemi Gelişmeleri:
16 Ağustos 1960 tarihinde resmen
kurulan Cumhuriyet, Kıbrıslı Rumların ENOSİS
hayallerine darbe vuruyordu. Garanti Antlaşması
Ada’nın taksimini ya da başka devlet ile
birleşmesini önlüyordu. Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere’ye Ada’nın bağımsızlığının korunması,
bütünlüğünün korunması ve Cumhuriyetin korunması
için müdahale hakkı tanıyordu.
Cumhuriyetin
her devlet kademesinde %70-%30 ortaklığa
dayanıyor ve böylece Kıbrıs’ta Türk varlığı ve
Türklerin hakları güvence altına alınıyordu.
Rumlar bu ortaklığı içlerine sindirememiş ve bu
ortaklığın bozulması için ellerinden geleni
yapmaktan kaçınmamışlardır. Cumhuriyetin ömrünün
kısa olmasında Rumların ENOSİS hayallerinden
vazgeçmemiş olmalarının rolü vardır. Türklerin
katledilmesi için uğraşan bir toplum için
onlarla ortaklık kurmak çok ağır gelmişti. “Ne
zaman ateş ile su, Ne zaman Cennet ile Cehennem
birleşirse Rumlarda ancak o zaman Türklerle dost
olabilir” Grivas’ın bu sözü bunu açıkça
ortaya koymaktadır. Bu içe sindirememe daha
Cumhuriyetin ilk yıllarında kendini
göstermiştir.“Lefkoşe, Limasol, Magosa, Larnaka
ve Bafta’da kurulması öngörülen Türk
Belediyeleri kurulamamıştır. Bu konu Anayasa
Yüksek Mahkemesinin verdiği karara uyulmamış ve
bunun üzerine söz konusu Mahkemenin Başkanı
Prof. Forsthoff görevinden istifa etmiştir.
Cumhurbaşkanı Makarios, Anayasanın işlenemez
halde olduğunu öne sürerek Anayasada 13 Maddelik
bir tadil tapılmasını istedi. Bundan güdülen
amacın Anayasada arzuladıkları istikamette
değişiklik yapmak olduğu hemen anlaşılmıştır. 30
Kasım 1963 ‘te Makarios Meşhur 13 Maddelik
değişiklik teklifini masaya getirmiştir.Makarios’un
bu değişiklik teklifi Türkiye tarafından
reddedildi.
“Makarios,
Türk Hükûmeti’nin tekliflerini reddedeceğini
bildiği için planını buna göre hazırladı ve bu
maksatla Lefkoşe’de Türk’lerin 6 saatte imha
etmek üzere hazırlanan “AKRİTAS PLANI” çok iyi
eğitim görmüş 20.000 kişilik EOKA tedhiş
kuvvetleri ile en modern silahlarla donatılmış
olan Yunan Alayı’na mensup askerlerin
oluşturduğu “Kıyım Kuvvetleri”, faaliyetlerini
tatbik mevkiine koyması için emir verdi.
21 Aralık
Cumartesi günü Lefkoşe’nin Türk Mahallelerinde
Kıbrıslı Rum “özel kolluk görevlileri” bir
kadının üstünü aramaya kalkıştıklarında kızgın
bir kalabalık toplandı. Bunun üzerine görevliler
otomatik silahlarla ateş açtılar ve kadınla
yanındaki erkeği neredeyse ikiye biçtiler. Bu
cinayetler Kıbrıslı Rum Saldırılarının
başlangıcı oldu.
21 Aralık günü başlayan katliam
tarihe “KANLI NOEL” olarak geçti. On günlük süre
içerisinde kundaktaki bebekler ve 70 yaşındaki
ihtiyarlar dahil olmak üzere onlarca Türk
katledildi. Bir kısmı daha canlı iken çukurlara
atılmış ve üzerleri buldozerler ile örtülmüştü.
Türkiye
Hükümeti, Garanti Antlaşmasının IV. Maddesine
göre tek taraflı olarak müdahale hakkını
kullanacağını devletlere bildirmişti. Bu
doğrultuda 25 Aralık 1963 tarihinde dört Türk
jeti Lefkoşe üzerinde uyarı uçuşu yaptılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yıkılışı:
“Makarios,
1 Ocak 1964 günü Zürich ve Londra
Antlaşmaları’nı feshettiğini ilan etmiştir.
Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkmış ve
Kıbrıs Rum Yönetimi gayrı resmi bir idare
şekline girmiştir. Temsilciler Meclisi’ne Türk
milletvekilleri alınmamıştır. Temsilciler
Meclisi Başkanı Glafkos Klerides yasaların
cumhurbaşkanı ve yardımcısı tarafından
yayınlanması, artık söz konusu olmadığından,
Türk milletvekillerinin de Temsilciler
Meclisi’nde yasal bir yeri yoktur demiştir. Türk
Bakanlar kabineden atılmış, Türk milletvekilleri
meclise sokulmamış, Türk memurları kaba kuvvetle
dairelerden atılmış yollardan karılmış böylece
Kıbrıs Rum Yönetimi, Türklerin haklarını gasp
ederek Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ele geçirmiştir”.
Esasen 1 Ocak 1964 tarihinden
itibaren, Kıbrıs Rum Yönetimi Türk tarafına
devlet bütçesinden vermek zorunda olduğu %30
ödeneği kesmiş ve Rumlara düşük faizli kredi
vererek kalkınmaları sağlanmıştı. Milletlerarası
kuruluşlardan aldığı yardımlardan, Türk tarafına
pay vermemiş ve Türk kesimine hizmet dahi
götürmemiştir.
Ada’yı terk ediniz diye Türklerin tahdit
edilmesi ve ekonomik ambargolar neticesinde
Türkler Ada’da yaşayamaz hale getirilmiş ve ya
valiz ya tabut olarak iki seçenek bırakılmıştır.
Nitekim Kıbrıslı Türklerin bir çoğu
İngiltere’ye, Avustralya’ya Türkiye’ye daha
doğrusu nerede yaşama imkanı bulmuşsa oraya göç
etmek zorunda kalmıştır.
1963-1974 Dönemi Gelişmeleri:
Bu dönemde Rumların tek amacı
Akritas Planı’nı tatbik etmek ve Cumhuriyeti
yıkarak ENOSİS’İ gerçekleştirmek, Türk’leri
Kıbrıs Adası’nda azınlık durumuna getirmekti.
Makarios’un
Anayasadaki tadil isteğinin Türkiye tarafından
reddedilmesi ile birlikte Kıbrıs Rum Çeteleri,
Lefkoşe’nin Türk kesimindeki evlerine saldırmaya
başladılar. Bu saldırılar sonucunda yüzlerce
Türk öldürülmüş, yararlanmış ve esir düşmüştür.
4 Şubat 1964 günü Gaziveren Köyüne, 14 Şubat
günü Limasol’daki Türk toplumuna, 9 Mart’ta Baf
Türklerine Geçitkale (Kofina) ve Boğaziçi (Ayios
Thedoros) köylerine karşı girişilen saldırılar
bunlardan sadece birkaçıdır.
Bu saldırılarda 100’den fazla Türk köyü tamamen
veya kısmen tahrip edildi. 25.000’den fazla Türk
mülteci durumuna geçmiştir. Tek amaç, ENOSİS’İ
gerçekleştirmek için Türkler’in moralini bozup
şartsız teslimlerini sağlamaktı.
“Aralık
1963’de başlayıp 1967 yılının sonuna kadar devam
eden olaylar Kıbrıs Türkleri’nin tarihinde en
karanlık günler olarak anılacaktır. Gerçektende
bu devre içinde Kıbrıs Türk Toplumu ve liderleri
üzerinde akla gelmedik baskı türlerine
girişilmiş, güçlendirilen Rum silahlı kuvvetleri
ile güvenlik birlikleri Türklere ağır kayıplar
verdirmiştir. Ancak şartlar onların lehine
olmasına rağmen Kıbrıs Türk’ünün direncini
kıramamış ve arzularına olaştıramamıştır”.
Meseleye
politik yoldan bir çözüm yolu arandı. Bu
maksatla 13 Ocak 1964 tarihinde 5’li bir
toplantı Londra’da yapıldı fakat sonuç alınamadı.
Bu dönemde Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf
Denktaş’ın Ada’ya dönmesi yasaklanmış ve bu
yasak 1968 yılına kadar devam etmiştir. Ayrıca
bu dönemde Türk Toplumu üzerinde acımasız bir
ambargo uygulanmıştır. Kısacası 1964-67
devresinde fiilen Yunanistan’ın ve Rum’ların
işgali altında girmiştir. Bu dönemde Rum Muhafız
Teşkilatı’ndaki Yunanlıların sayısı 20.000’i
aşmıştır.
Rumlar 1967 yılında planları
çerçevesinde tekrar saldırılarına geçmiş fakat
Türkiye’nin müdahale edeceğinde ısrar etmesi
Kıbrıslı Rumlarının ve Makarios’un geri adım
atarak uzlaşmacı bir tutum içerisine girmelerine
sebep oldu.
İngiltere’nin girişimiyle Ocak
1964'te Londra’da yapılan toplantıda
Yunanistan’ın, Türklerin 1960 yılında
kazandıkları haklardan mahrum etmek istemeleri
ve Enosis istekle |