|
Hakaseli
Kuzey-Batı ve Batı’da Kemerova Bölgesi,
Kuzey-Doğu ve Doğu’da Krasnoyarsk Eyaleti,
Güney-Batı’da Altay Cumhuriyeti ve Güney-Doğu’da
Tuva Cumhuriyeti ile ortak sınırlarla komşuluk
etmektedir.
3 Temmuz 1991 tarihinde Hakaseli,
Hakas Cumhuriyeti statüsüne kavuşmuştur.
25 Mayıs 1995 tarihinde Hakaseli’nde
ilk defa Hakas Cumhuriyeti Anayasası kabul
edilmiştir.
SSCB'nin yıkılmasından sonra 21 Ağustos 1990
tarihinde bağımsızlık ilân edilerek, Gagauz
Cumhuriyeti ilân edilmiştir. 25 Ekim 1990'da
seçim yapan Gagauzlara Mirce Durağ idaresindeki
"Milliyetçi Moldova Halk Cephesi"nin 50 bin
militanı silâhlı saldırıda bulunmuştur. Bu
saldırılara karşı ölümü göze alan 100.000 Gagauz
Komrad'da toplanarak karşı koymuş, bütün Gagauz
köylerinin bu direnişe katılmaları sonucu 25
Ekimde seçimler yapılmış, 31 Ekim'de de Gagauz
Meclisi oluşturulmuştur. Ancak Moldova Yüksek
Sovyeti Bağımsızlık ilânını kabul etmemiştir.
Dünyadaki tüm Türklerin tarihi beşiği
sayılan Altay ve Sayan dağların arasındaki vadide Sibirya’yı güneyden
kuzeye kadar geçen Yenisey nehrinin sol havzasında yaşayan Hakas
Türklerinin yurdu olan Hakas Cumhuriyetinin yüzölçümü 61.900 km2 olup
toplam nüfusu 585.000 kişidir. Bunların yüzde 70’i şehirlidir. Bununla
birlikte Hakas Cumhuriyetinin yerlisi olan Hakas Türklerinin yüzde
70’i kırsal kesimlerde yaşamaktadır.
En son olarak Sovyetler döneminde
yapılan 1989 Genel nüfus sayımına göre Hakaseli’nde toplam 108 farklı
millete mensup insan yaşamakta olup buradaki etnik mozaiğin
kompozisyonu şöyledir: Ruslar (%79.5), Hakaslar (%11.1), Ukraynalılar
(%2.3), Almanlar (%2), Tatarlar (%0.8), Belaruslar (%0.7), Çuvaşlar
(%0.6), Mordvalar (%0.6), Şorlar (%0.2), Polonyalılar (%0.1) ve
diğerleri (%2.1). Bu nüfus dağılımına bakıldığı zaman Hakas
Türklerinin kendi yurdunda bir azınlık durumunda bulunduğu ve
demografik çoğunluğu Rusların oluşturduğunu kolayca anlamak mümkündür.
Daha XX. yüzyılın başında, yani 1910’da Hakasların toplam nüfusun
içerisindeki oranı yüzde 98 olan Hakaseli’nde 1990’larda Hakas
Türklerinin toplam nüfusun içindeki oranı yüzde 11’e (altmış beş bin)
kadar düşmüştür. Dünyadaki toplam nüfusları 85 bin olan Hakasların
kendi yurdu olan Hakas Cumhuriyeti’nde en yoğun olarak yaşadığı bölge
ise Askız ve Taştıp bölgeleridir.
Toplam 8 bölgeden oluşan Hakaseli’nde toplam nüfusu 170 bin olan
başkent Abakan şehrinin yanı sıra dört şehir daha vardır (Çernogorsk,
Sayangorsk, Sorsk ve Abaza).
Hakaseli’nin başkenti Abakan’dır. “Ayı kanı” anlamına gelen Abakan
şehri Yenisey ve Abakan nehirlerinin kesiştiği bir yerde kurulmuştur.
Bu alanda genişliği yarım kilometre olan Abakan, genişliği bir
kilometre olan Yenisey nehriyle birleşmektedir.
Yüzölçümü küçük olmasına rağmen Hakaseli’nde 324 nehir bulunmakta olup
bunların toplam uzunluğu 8 bin km’dir. 390’u tatlı su ve 110’ da tuzlu
su olmak üzere Hakaseli’nde toplam 500 civarında göl mevcuttur.
Karasal bir iklime sahip olan Hakaseli’nde kışlar soğuk, yaz
mevsimleri ise sıcak geçer. Kışın ortalama sıcaklık eksi 20, yazın
ortalama sıcaklığı da artı 20 olması ile birlikte zaman zaman kışın
hava sıcaklığı 30’un altına inebilirken yazın da +30’un çok üzerine
çıkabilmektedir. Bununla birlikte Hakaseli’nde yılda ortalama olarak
güneşli gün sayısı 311’dir.
Hakas ülkesindeki en yüksek nokta, rakımı yaklaşık 3000 m. olan
Karagaş zirvesidir.
Hakaseli ülkesinin yüzde 73,6’sı orman, koyu orman ve yüksek dağlık
ormanlarıyla kaplıdır. Bu bölgede toplam iki binden fazla bitki türü
mevcut olup bunlardan 28’i yalnızca Hakaseli’ne mahsus bitki türüdür.
Burada mevcut bitkilerden 300 bitki türü tedavi amaçlı kullanılırken
204 tür bitkiden de Tibet tıbbında yararlanılmaktadır.
Hakaseli’nde 800’den fazla mantar çeşidine rastlamak mümkündür. Bunun
içinde yenilebilir olan mantar türünün sayısı 235, zehirli olanların
da 30’dur.
Hayvan dünyası 76 memeli, 334 kuş, 35 balık, 6 sürüngen ve 4 amfibi
(yani, hem suda hem de karada yaşayabilen hayvan) türünün mevcut
olduğu Hakaseli’nde insanın kontrolsüz faaliyet (aşırı sanayileşme ve
şehirleşme, tarımda suni ilaçlamanın yapılması) ve avlanmasının
(özellikle kürkü değerli olan hayvanlar başta olmak üzere) sonucunda
birçok hayvan türü kaybolmuş ya da kaybolma çizgisine düşmüştür.
Ruslar tarafından bölgeye verilen önemin ve işgal edilişinin nedeni
Hakaseli’nin doğa zenginlikleridir. Yer altı ve yer üstü doğal
kaynaklar açısından tam bir cennet olan Hakaseli’nde zengin altın,
kömür, demir cevheri, molibdeniyim, volfram, kobalt, bakır, mermer, ve
diğer birçok maden yatakları mevcuttur.
Aynı zamanda Hakaseli’nde üretimi çekici kılan enerjinin Rusya’nın
diğer bölgelerine nazaran çok daha ucuz olmasıdır. Zamanında dünyanın
en güçlü enerji üretim tesisi olan Hakaseli’ndeki Sayan-Şuş Hidro
Elektrik Barajı’nda üretilen ucuz enerji bölgede başta alüminyum olmak
üzere birçok üretimin maliyetini düşürebilme olanağını tanımaktadır.
Hakaseli’nin zengin ormanları (taygalar) ağaç işleme sanayiinin
gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Bunun yanı sıra hayvancılığın da çok gelişmiş olduğu Hakaseli’nde
özellikle son on yıllardaki ekonomik darboğazın etkisiyle büyük ve
küçük hayvanların sayısı hızla azalmıştır.
Vagon platformları, konteynır, arabalar, vinçler, traktörler,
demir-dışı (renkli) metallerin üretildiği Hakaseli'nde su, demiryolu
ve karayolu ulaşım şebekesi mevcuttur. Havayolları da Abakan’ı başta
Moskova olmak üzere Rusya’da ve yurtdışında bulunan birçok şehre
bağlamaktadır.
Hakaseli’nin dışsatımı (ihracatı) da mevcuttur. Örneğin 1996 yılında
Rusya ve eski Sovyetler ülkeleri hariç olmak üzere dünyadaki başka
yabancı ülkelere yönelik olarak gerçekleştirmiş olduğu dışsatımı
yaklaşık olarak yarım milyon ABD doları olup Hakaseli’nin dışsatımda
en büyük ticaret ortakları ABD ($300 milyon), Japonya ($100 milyon),
Türkiye ($60 milyon), Almanya ($12 milyon) ve Hollanda’dır ($10
milyon).
Ama Hakaseli’nin esas zenginliği bu toprakların asıl yerlisi olan
Hakas Türklerinin özgün kültürü ve zengin tarihine ait maddi ve manevi
mirasıdır. Bu kültürel zenginlik sayesinde Hakaseli kendine birçok
konuğun ilgisini çekmektedir.
Tarihi çok zengin olan Hakaseli topraklarında eski Türk döneminde
Kırgız devleti mevcuttu. Hakas ve Güney Sibirya’daki diğer Türk soylu
halkların ataları olan Kırgızlar, Orta Asya’da en kadim Türk
halklardandır.
Hakaseli’nin her tarafında balbal, kurgan, yazıt, kaya resimleri ve
tarihin eski zamanlarından beri insanlar tarafından sayılan, örneğin
tapınaklar gibi kutsal yerlere rastlamak mümkün olduğundan bu bölge
gerçekten bir açık hava müzesini andırmaktadır.
Tarihsel anıtların çokluğu ve yoğunluğu sayesinde ise Hakaseli bilim
dünyasında Sibirya’daki “Arkeolojik Mekke” olarak da bilinmektedir.
Nitekim Hakaseli’nde bilinen tarihsel arkeolojik anıtların sayısı 30
binden fazladır.
Hakas ülkesinin her yerinde kurganlara rastlamak mümkündür. Kurgan,
genellikle önde gelen birisinin ve ona ait tüm malvarlığının gömüldüğü
ve üzeri toprakla tepe biçiminde örtülen ve daha sonra etrafı
kayalarla duvar şeklinde çevrelenen bir mezarlıktır. Şekli itibariyle
Türkiye’deki höyükleri andırmakla birlikte arkeoloji biliminde Tagar
dönemine ait kurganlar Sibirya piramitleri olarak da bilinmektedir.
Hakaseli’nde en yaygın din Ortodoks Rus Hıristiyanlığıdır, ancak
bölgenin yerlisi olan Hakas Türklerinin büyük bir çoğunluğu, zamanında
devlet tarafından (özellikle Çarlık Rusyası döneminde) maneviyat
alanında uygulanan tüm asimilyasyonist ve Hıristiyanlaştırma
siyasetlerine rağmen, Türklerin İslam öncesi geleneksel inancı olan
Şamanlığı (Kamlığı) halen de yaşatmaktadır.
Çin tarihsel yıllıklarına göre bölgeye MÖ 201’de savaşla gelen Hunlar
ile birlikte giren Kırgızlar buradaki İskit kökenli Dinlinler ile
karışmış ve daha sonra Gyangun-Go (Kırgız devleti) adlı devlet
kurmuştur.
Hakas adı da Kırgız kelimesinin Çince okunuşu olan Hyagaz’dan
alınmıştır 1918’de Hakas aydınları tarafından. İşte o tarihten beri
tüm resmi belgelerde halkın ismi olarak bu ad kullanılmaya
başlamıştır. Daha önce ise Abakan Türkleri, Minusinsk Tatarları,
Yenisey Kırgızları olarak bilinen Hakas Türklerinin gerçek adı
Kırgız’dır.
Medeniyetin en belirgin göstergelerinden biri olarak kabul edilen eski
Türk yazı sistemine sahip olan Kırgız Türkleri bölgede kendi döneminde
(IX-XIII yüzyılları) en güçlü siyasi oluşumlardan biri olduğundan kimi
tarihçiler bu dönemi “Kırgız Üstünlüğü Dönemi” olarak nitelemektedir.
Güney Sibirya’da MÖ. I. Binyılın sonunda kurulan Yenisey Kırgızlarının
devletine ilişkin bilgi eski Türk alimlerinden Nizami Gencevi’nın
(1141-1203) kaleme aldığı meşhur “İskender Name” adlı eserinde
bulunabilir. Büyük İskender’in hayran kaldığı bu Kırgız ülkesinin
insanları ona kendi ağzıyla şöyle dermiş:
Kin gütmeyen bir halkızdır. Göklere itaat ederiz.
Yalnızca doğruya hizmet ettiğimizi sen kendin göreceksin.
Birimiz büyük veya küçük bir sıkıntıdaysa eğer,
Ve bundan haberdarsak,
Onunla her şeyimizi paylaşırız,
Çünkü hiç kimsenin hiçbir şeyde yokluk çekmediği bir düzen,
Bizim için bir kanundur,
Malvarlığımız bakımından hepimiz eşitiz,
Zenginliğimiz eşitçe paylaştırılmıştır aramızda,
Bu yaşamda hepimiz de eşitiz,
Ve hiç kimse bir başkasının derdine gülmez bizde,
Hırsızları tanımayız ve dolayısıyla dağlarda
Bekçilere ihtiyaç duymayız biz.
Neden korku duyalım ki ?
O, büyüğümüz! Kötü sözlere öğretilmedik biz,
İnsanları affeder ve onlara sevgiyle yaklaşırız,
Birisi işiyle başa çıkamadığı zaman ise,
Ona yardımcı öğütlerimizi esirgemeyiz,
İnsanları yanlış yollara sevk etmeyiz,
İsyankarlar yoktur aramızda, kan döken insanlar değiliz,
Derdi varsa birinin, tüm ailece paylaşırız onu,
Sevinçte de bir hep beraberiz,
Ne altın ne de gümüş gözümüzde değerli,
Burada onlar rağbet görmez ve kumdan pahalı değil ...
Buna mukabil gördüklerine ve öğrendiklerinden sonra bu ülkeye hayran
kalan Nizami’nin Büyük İskender’i şöyle konuşur:
O, hayvansı hırsım! Tümüyle bir ateşin içindeydim ben.
Burada gördüklerime alışabilir miyim acaba?!
Bu güzel halk hakkında daha önceden bilgi sahibi olsaydım
Dünyanın dört bir yanında dolaşmakla vakit kaybetmezdim asla!
17. yüzyılın başlarında bölgeye gelen işgalci güçlere karşı öz yurdunu
ve bağımsızlığını savunan Kırgız Türkleri silah bakımından Rusların
bir hayli gerisinde kalmasına rağmen vatanlarını sayıca kat kat üstün
olan düşmana karşı yaklaşık olarak 150 yıl boyunca yiğitçe
koruyabilmiştir. Ancak netice itibariyle bu savaşın ve daha sonraki
tarihsel sürecin içerisinde sayısal olarak oldukça yıpranan Kırgız (Hakas)
Türklerinin yurdu işgal edilerek sayısız kurganlar dışarıdan gelen Rus
soyguncular tarafından talan edilmiştir.
Günümüzde ise Hakaseli Rusya Federasyonuna bağlı, yönetim biçimi
cumhuriyet olan federe bir devlettir. Kendi Anayasa ve devlet armasına
sahip olan Hakaseli Rusya Federasyonu ile yapmış olduğu anlaşma
gereğince kendi yetki alanına verilmiş konularda Federal mevzuatı
ihlal etmemek koşuluyla bağımsız olarak hareket edebilmektedir.
Hakaseli’nin yerli halkı olan Hakas Türkleri tüm olumsuz koşullara
rağmen atalarından kendilerine miras olarak kalan Şamanlık geleneğini
asırlar boyu devam ettirerek günümüze kadar ulaştırabilmiştir. Bugün
ise bu yöneliş her geçen gün daha da güçlenerek gelişmektedir.
Sovyetler zamanında unutturulan tüm şamanik gelenekler yeniden
canlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu hususta hem halk hem de halkın
önde gelen aydın kesimi hep elele vererek gönüllü çalışmalarda
bulunmaktadır. 1980’lerin sonundan beri başlayan bu yöndeki
çalışmaların neticesinde Hakaseli’nde Hakas Türkleri tarafından kutsal
sayılan ve yüzyıllarca kutsanan 300’den fazla kutsal yer tespit
edilmiştir. Bu yerler çeşitli Hakas kabile ve kabilelerin bir alt kolu
olan soylara ait kutsal yerlerdir. Böylece Sovyet döneminde halkın
manevi yaşamından tamamen silinen bu köklü gelenek yeniden tespit
edilerek yaşama döndürülmüş ve bir anlamda kuşaklar arası kopmuş bir
zincir halkası yerine konulmak suretiyle zamanlar arasındaki köprüye
yeniden bir bütünlük kazandırılmış, Hakas Türklerinin maneviyat
yaşamındaki süreklilik sağlanmıştır. |