|
Gazneli Sultan Mes'ud tahta geçmeden
önce Ali Tegin'den yardım istemiş, buna mukabil de ona Huttal'i
va'd etmişti. Ancak Mes'ud tahta çıktıktan sonra sözünde durmadığı
gibi Maveraünnehr'i Ali Tegin'den alarak oraya Buğra Han Mahmud b.
Yusuf'u yerleştirmeğe karar verdi. Ali Tegin'e karşı Harezmşah
Altuntaş idaresinde kuvvet gönderdi. Altuntaş, Ali Tegin'le
Debusiye'de savaştı ve ağır bir şekilde yaralanmasına rağmen,
müsait bir anlaşma yapmaya muvaffak oldu ve bundan hemen sonra
öldü (1032). Altuntaş'ın halefi Harun ise Sultan Mes'ud'a karşı
Ali Tegin ile avlaştı (1034). Ali Tegin'in ölümünden (1034) sonra
yerine Yusuf geçti. Yusuf, Harun ile beraber, Sağaniyan'ı
zabtederek Tırmiz'i muhasara etti. Ancak Harun'un, Gazneliler
tarafından tertiplenen bir suikast sunucu öldürülmesi (1035),
Yusuf'un geri çekilmesine sebeb oldu. Bunda onun beraberindeki
Selçukluları darıltmasının da rolü vardı. Yusuf bundan sonra
anlaşmak için Sultan Mes'ud'a müracaat etti. O Huttal'dan vaz
geçiyor ve kendisini Arslan Han Süleyman b. Yusuf ile barıştırması
için Mes'ud'un aracı olmasını istiyordu. Ayrıca iki hanedan
arasında tekrar evlenme yolu ile akrabalık tesis edildi. Yusuf'un
durumunu tehlikeye sokan başka bir olay da Nasr b. Ali'nin iki
oğlu Muhammed b. Nasr 1036/1037'de Özkend'de sağlam bir şekilde
yerleşmeğe muvaffak oldu.
İbrahim'in Vahş ve Huttal gibi
şehirlere akınlar yapması üzerine, Sultan Mes'ud ona karşı kuvvet
sevk etti ise de, bir netice elde edemedi (1038/36). İbrahim
Türkmenlerden de yardım aldı ve Ali Tegin oğullarının elinde
bulunan Kiş ,Soğd ve Buhara'yı zabt etti. Ali Tegin'in oğulları
Yusuf Kadır Han'ın oğullarının yanına sığındılar. Muhammed büyük
kağan unvanı alarak kardeşi İbrahim ile kendilerini Yusuf Kadır
Han kolundan ayırmışlar ve bu suretle aşağı- yukarı 1041/1042'den
itibaren doğu ve batı olmak üzere iki Karahanlı Devleti meydana
gelmiştir.
Batı Hanlığı Maveraünnehir ve
Hocend'e kadar batı Fergana'yı içine almaktaydı. Büyük Kağan'ın
merkezi önceleri Özkend, sonra Semerkand olmuştu. Doğu Hanlığı'nın
hududları içinde Talas, İsficab, Şaş, doğu Fergana , Semireçye ve
Kâşgar bulunmaktaydı. Büyük Kagan'ın başkenti Balasagun idi. Doğu
Hanlığı'nın dinî ve kültür merkezi ise Kâşgar idi. Bilhassa bu
şehir Ebu Ali el-Hasan b. Süleyman zamanında en parlak devrini
yaşamıştır.
1.2.4. Kara Hitaylar dönemi
Liao hânedanının inkirâzı üzerine,
Çinlilerin büyük bir kısmı gâlip Cürcenlerin (Müslüman
kaynaklarında: Çürçit) hâkimiyetini kabul etmiş ve Ye-Lu-Ta-Shi
idâresi altında bulunan küçük bir kısmı Batı Moğolistan'daki
birçok kavimleri içine almak ve onlar tarafından desteklenmek
suretiyle, Asya'nın merkezi olan Türkistan'da Kara-Hitay ismi
altında, 1124-1211 yılları arasında 88 yıl süren bir imparatorluk
kurmuştur. Coğrafî sahası ve içtimaî teşekkülü ile
Çinlilerinkinden tamamiyle farklı olan bu devlet, Moğol
istilâsından önceki Orta Asya'nın siyâsi, askerî ve kültür
durumunu aydınlatması bakımından mühim bir yer işgal etmektedir.
Çin kaynaklarında Kıtay kavmine VIII. asırdan itibaren tesâdüf
edilmektedir. Orhon kitabelerinde Kıtay (Kıtan) kavmi, Türk
sahasının doğu kısmında yaşayan ve Türklerin düşmanı olan bir
kavim olarak birçok defa zikredilir. Çinlilerin verdiği malûmata
göre, bunlar Mançurya'nın güney kısmında yaşıyorlardı.
X. asrın başlarında Kıtaylar fatih
olarak ortaya çıktılar ve Çin'in güney kısmını hâkimiyetleri
altına alarak, orada Liao ismiyle, bir hanedan tesis ettiler(916).
840'ta kuzey Moğolistan'da Uygurların yerine geçen Kırgızlar da
bu hanedan'ın müessisi olan Apaoki'nin hâkimiyetini tanımağa
mecbur olmuşlardır. Bu zat 924'te bizzat Karakorum'da bulunduğu
sırada bir Arap, yani bir Müslüman, sefâret heyetini kabul
etmiştir. Bu kayıt Müslümanların havaliye gelişini dair ilk
malûmatı teşkil eder. Mamafih bu bir sefaret heyeti olmayıp sadece
bir tüccar kervanından ibaret de olabilir. Liao hanedanı 960'tan
beri Çin'in güneyinde baş kaldıran millî Sung hanedanına karşı
muvaffakiyetler kazanmıştır. Ancak 1125'te Kıtaylar bir diğer bir
Tungguz kavmi olan Cürcenler tarafından mağlûp edilmişlerdir. Daha
sonra Cengiz han devrinde bir fırsatını bularak Cürcenlere karşı
ayaklanmışlar ve Moğollara tâbi bir devlet olmak üzere Kıtay
imparatorluğunu ihya etmişlerdir. Bu hanedan Cürcenlerden önce ve
sonra da Çin kaynaklarınca bir Çin hanedanı gibi telâkki edilmiş
ve adları Çin imparatorlarının lâkap ve alâmetleri ile anılmıştır.
Yabancı menşeden olan bu hanedan mümessillerinin birer Çin
imparatoru gibi telâkki edilmesi Çin tarihinin biricik istisnasını
teşkil eder.
Çin'e yerleşmeden önce de Kıtaylar
Çin kültürünü, diğer göçebe kavimlere nispetle, daha çok
benimsemiş bulunuyordu. Çok miktarda şamanizm unsurları ile
karşılaşmış olan Budizm, gerek Liao ve gerek Kara-Hitaylarda
makbûl bir din olmuştur. Cürcenlerin de daha sonraları yaptıkları
gibi, Hıtaylar da, esâsı Çin hiyerogrifleri olmak üzere, hususî
bir yazı sistemi vücûda getirmişlerdir. Marquart (SPAW, 1912,
s.500 v.d.) tarafından, menşe' itibârı ile garplı (belki Uygur
örneğine göre) bir yazı sistemi tarzında tefsir edilmiştir. Bugüne
kadar bu yazı ile yazılmış hiçbir vesika bulunamamıştır. Fakat Çin
yazısı örnek tutularak vücûda getirilmiş işâretler ile yazılı
eserlere mâlik bulunuyoruz[36]
Kara-Hıtay bu tâbirin ne zaman ve
nasıl ortaya çıktığı mâlûm değildir. Bu tabirin meydana çıkmasının
Kara-Hanlılar devletinin yıkılması ile ilgili olması muhtemeldir.
Bu tâbirin, bir taraftan Kara-Hıtayları eski Kıtaylar ile bağlamak
ve diğer taraftan bunları şarkî Kıtaylardan ayırmak üzere, iki
vazife gördüğü anlaşılıyor.
Kara-Hıtay devletinin hudutları
hakkında kaynaklardaki mâlûmat birbirinden az-çok farklıdır.
1219'da Orta Asya'yı ziyaret etmiş olan Yeh-lu Chu'u-ts'ai birkaç
10.000 li'den bahsediyor. Onun muâsırı olan Chang-Chun "her tarafı
10.000 li" olarak göstermekte ve daha sonra Ting Chien bunun 6.000
li genişliğinde ve 7.000 li uzunluğunda olduğunu tahmin
etmektedir. Büyük olduğu işaret edilmek istenilen bu
imparatorluğun batı hududu ¥güneyini ¥(Uygurlar da dahilinde
kalıyor) ve kuzey hududunu ¥ediyordu. Buna göre, Kara-Hıtay
devleti, merkezi Balasagun olmak üzere, geniş bir sahayı
kapsamıştır.
Müslüman kaynaklarında Kara-Hıtay
hukümdarları hakkında bilgi az ve eksiktir. Çin ve Müslüman
kaynaklarında mevcut mâlûmatın birleştirilmesinden, Kara-Hıtay
hükümdarlarının sırası ve saltanat devirleri aşağıdaki şekilde
tespit edilebilmektedir. Yeh-lü-Ta-Shi daha önce idareyi eline
almış ve Türkistan'a geçerek, Semerkand'da düşmanlarını mağlup
ettikten sonra, imparator ilân edilmiştir. Çin kaynaklarınca
kendisi 1124'ten beri hükümdar olarak tanınmaktadır.
1. Yeh-lü Ta-Shih 1124-1143 (20
yıl) (Te-Tsung)
2. Kan-tien (kadın) 1144-1150 (7 yıl)
3. İ-lieh 1151-1161 (13
yıl)
4. Cheng ¥
5. Chih ¥
1.2.5. Cengizliler Dönemi
Cengiz devrinde bölgenin kuzeyinde
Uygur, güneyinde de Doglat sülâleleri oluştu. Cengiz'den sonra da
bu sülâleler Çağatay Hanlığına bağlandı.
Temuçin Moğol kabilelerini
birleştirdikten sonra, 1206 yılında açılan kurultayda Cengiz Han
unvanını alır[37], Cengiz Han'ın bu kurultayda kabile beylerine
söylediği "Gökte iki güneş ve bir kında iki kılıç olmadığı gibi,
bir hanlıkta da iki han olmaz. Gelin benimle birleşin ve benim sağ
elim olun" şeklindedir.[38]
Temuçin'i Cengiz Han yapan bu
kurultay öncesinde, yıl 1204, Temuçin ile Nayman kabilesinin beyi
Tayang Han arasında savaş çıkmıştı.[39] Savaşta Nayman kabilesi
yenilir ve dağılır. Ağır yara alan Tayang Han, kaçıp sığındığı
yerde çok geçmeden ölür. Bu savaşta Cengiz Han'ın eline esir
düşenlerin arasında, Tayang Han'ın yüksek dereceli beyi Uygur
Türklerinden olan Tatakun da vardır. Tatakun, yanından çıkardığı
altın damgayı Cengiz Han'a teslim ederek, kendisinin bu görevi
yerine getirmek için, isteyerek kaçtığını ve esir düştüğünü
anlatır.
Cengiz Han, bu altın damganın
kendisinin adına kullanılması, aynı zamanda, Türk-Uygur dilinin,
yazısının, kanun ve âdetlerinin oğulları ve beylerine öğretilmesi
için Tatakun'u görevlendirir. Tatakun hizmetiyle kendini kanıtlar
ve Cengiz'in halefi Ögedey'in büyük rütbeli devlet memuru olur.
Tatakun'dan sonra da, Cengiz oğulları ve beylerine Uygur yazısını
öğreten Uygurların adı kayıtlarda geçmektedir: Karayagaç Buyruk,
Mihg Seris, Yolun Timur, Sucis, Şiyban.[40]
Cengiz Han hanlığını genişletmek
amacıyla, 1210 yılında Alp Utuk ve Darbay adlı iki kişiyi elçi
olarak Turfan Uygurlarının İdikut devletine gönderir. Turfan
İdikut'u (Hanı) Barçuk Art Tegin, Cengiz Han'ın elçilerini kabul
eder ve Cengiz Han'a biat ettiğini belirtmek için, gelen elçiler
ile beraber Moğolistan'a elçi gönderir. Kendisi 1211 yılında
Cengiz Han'ın Kerülen nehri boyundaki karargâhına giderek, Cengiz
Han'ı ziyaret eder. Cengiz Han, Barçuk Art Tegin'e hediyeler verir
ve kızı İl Altun Hanım'ı ona eş olarak vermeyi kabul eder.[41]
Böylece Barçuk Art Tegin 10.000 kişilik birlik ile katılır. Üstün
savaş yeteneklerinden dolayı Cengiz Han'ın takdirini kazanır.[42]
Türkistan, Cengiz İmparatorluğuna
katılınca, Cengiz ve halefi Ögedey, imparatorluğun idaresi için,
Ürgençli Türk Mahmut Yalavaç ile onun oğlu Mesut'tan
faydalanırlar. Mesut'u Moğol beyleri ile beraber Türkistan'ın
idaresine bırakıp, Mahmut'u Ordubalık (Pekin) şehrine götürürler.
Mesut Beyin iyi bir idareci, iyi bir eğitimci olduğu, Buhara'da ve
Kâşgar'da Mesudiye Medresesini kurduğu bilinmektedir.[43]
Cengiz Han ömrünün sonuna doğru,
1225 yılında imparatorluğunu dört oğluna paylaştırırken, Moğol
geleneğine göre, Cengiz Han'ın esas mülkünün en küçük oğula
kalması ve her oğlun arazisinin merkeze uzaklığının da yaşı ile
uygunluk sağlaması lâzımdı. Cuci'nin büyük oğul olması itibarıyla
en uzak bölgeyi alması gerekirdi.[44] Böylece, büyük oğul Cuci'ye
Deşti Kıpçak (Kıpçak Bozkırları), ikinci oğul Çağatay'a bütün
Türkistan, üçüncü oğul Ögedey'e Altay, Tarbagatay dâhil Batı
Moğolistan, dördüncü oğul Tuluy'a Cengiz'in asıl yurdu
verilir.[45]
Baba mülkü yukarıda bahsettiğimiz
geleneğe göre taksim edilse bile, büyük han seçiminin bu gelenek
ile ilgisi yoktur. Cengiz Han hayatta iken, halef olarak üçüncü
oğlu Ögedey'i tayin etmiştir. Böylece 1227'de, Cengiz'in ölümünden
sonra, Ögedey büyük han olarak babasının yerine geçer. 11 Aralık
1241'de, 56 yaşında Ögedey ve yine aynı yıl Çağatay ölürler. Bir
müddet Cengiz'in evlâtları arasında taht kavgaları sürer. Ağustos
1246'da yapılan kurultayda Güyük babası Ögedey'in yerine büyük han
seçilir. Çağatay hayatta iken, tahtına vâris ettiği büyük oğlu
Kara Hülegü'nün yerine, Güyük'ün desteğiyle Kara Hülegü'nün
kardeşi Yesü Möngke oturur. Mesut Bey, bu yeni hükümdarlara
güvenemediği için Cuci'nin vârisi Batu'ya sığınır. Fakat, Güyük'ün
ölümü üzerine, Tuluy'un büyük oğlu Mengu 1252'de açılan kurultayda
büyük han seçilince, Mesut Bey tekrar Türkistan'daki eski görevine
getirilir.[46]
Çağatay Hanlığının batı kısmı;
Maveraünnehir halkı daha önceden çiftçiliğe dayanan yerleşik
ekonomik hayata geçtiği için, o yörenin Moğolları önce Türkleşir.
Çağatay Hanlığının doğu kısmı; bugünkü Doğu Türkistan'daki
Moğollar, Maveraünnehir Moğollarına nispeten göçebeliği ve
Moğolluğu biraz daha devam ettirir. Çağatay Hanlığının bu iki
kısmındaki iktisadî ve etnik farklılaşma, gitgide hanlığın siyasî
ve manevî varlığının parçalanmasına yol açar. Maveraünnehir
insanları kendilerini "Çağataylılar" diye adlandırıp, doğudaki
Moğolları "haydutlar" olarak görürler. Doğudaki Moğollar ise,
batıdakileri hulmuk "melez", kendilerini "asil Moğol" olarak kabul
ederler.[47]
Çağatay Hanlığı ikiye bölündüğünde,
batıda Timur'un mensup olduğu Barlas kabilesi ve onun nüfuzu
Maveraünnehir'de ne ise, doğudaki Duğlat kabilesi ve onun nüfuzu
Altışehir'de odur. Çağatay Han'ın ölümünden bir yüzyıl geçtikten
sonra, Çağatay Han'ın soyu bu iki kabile beyinin eline geçer.
Moğolca Manglay Süye olarak
adlandırılan "Altışehir"in adının Cengiz Han tarafından mı, yoksa
Çağatay Han tarafından mı verildiği belli olmamakla beraber,
Duğlat kabilesinin beyi Urtup'un idaresine verilmiştir. Bu
kabileye mensup olan, Tarih-i Reşidî'nin yazarı Mirza Haydar
Duglat, atalarını geçmişe doğru şöyle sıralamaktadır: Muhammed
Hüseyin ¥Emiri Said Ali - Emir Ahmed ¥defa kabul eden Duğlat beyi
olup Urtup'un torunudur.[48]
Herat şehrinde 1508 tarihinde Özbek
hanı Şaybak tarafından öldürülen Muhammed Hüseyin Taşkent'te altı
yıl kadar valilik yapmıştır. Muhammed Hüseyin'in oğlu olan Mirza
Haydar Duğlat 1499 yılının Ağustos ayında Taşkent'te doğmuştur.
Mirza Haydar Duğlat ana tarafından, Timur'un beşinci kuşaktan
torunu Hindistan fatihi Babur'un akrabasıdır. Çağatay Hanı Yunus
Han'ın kızı olan Babur'un annesi Kutluk Nigâr Hanım, Mirza Haydar
Duğlat'ın annesi olan Hub Nigâr Hanım'ın ablasıdır.[49] Haydar
Mirza Duğlat'ın amcası Seyit Muhammed Mirza, Seidiye Hanlığı'nın
ikinci hanı Abdulreşit Han tarafından 1533'te öldürülünce, bu
olaydan korkan Haydar Mirza Duğlat Timurlular tarafına kaçar ve
1541'de Keşmir'i fethederek, orada devlet kurar. Kendisini
korkutan kişinin adına bağışladığı ünlü eseri Tarih-i Reşidî'yi
burada yazar. O, 1551 Ekiminde yerlilerin bir isyanı sırasında,
okla vurularak öldürülür.[50] Böylece, Haydar Mirza Duğlat'ın
ölümüyle Altışehir ve Keşmir'de 13. yüzyıl ortalarından 16. yüzyıl
ortalarına kadar süren, Duğlat soyunun 300 yıllık saltanatı sona
erer.
1.2.6. Seidiye Hanlığı (Yarkent
Hanlığı)
Çağatay Han'ın onüçüncü kuşaktan,
Timur'un beşinci kuşaktan torunu ve Babur'un dayısı olan Ahmet
Alçahan'ın oğlu Seyit Han (1484-1533), uzun bir müddet Babur ile
kader birliği yaptıktan sonra, 4.700 kişilik kuvvet ile Artuş
üzerinden Kâşgar'a doğru ilerleyecektir. Seyit Han'dan 350 yıl
sonra, Ocak 1865 yılında Yakup Bey de bu yol ile Kâşgar'a
gelecektir. Seyit Han'ın Kâşgar'ı hedef aldığı o zaman, Kâşgar'da
zalimliği ile tanınmış Duğlat beylerinden Abubekir saltanat
sürmektedir. O, 1478 yılında Seyit Han'ın dedesi Yunus Han'ı
Yarkent civarında yenerek, Kâşgar'ı ele geçirmesinden, Seyit
Han'ın Kâşgar'a geldiği 1514 yılına kadar 36 yıl buranın mutlak
bir hükümdarı olacaktır. Sayramî'ye göre, "Abubekir kadar zalim
padişahın tarihte yine bir benzeri yoktur".[51]
Seyit Han halkın da yardımıyla
Kâşgar, Yarkent, Hoten şehirlerini ele geçirir ve 1514'te Seidiye
Hanlığı'nı kurar. Seyit Han devletini güçlendirmek amacıyla
birtakım ıslahat girişimlerinde bulunur. Aksu gibi verimli
topraklara göç teşebbüsünde bulunur. Hazineden halka mülk dağıtır.
En önemlisi, halkın iktisadî gücünü yükseltmek için, halk 10 yıl
vergiden muaf tutulur.[52]
Aksu'nun kuzey doğusu ile Bay'ın
batısındaki Arbat (Aravan) denilen yerde, 1516 yılında, Seyit Han
ağabeyi Mansur Han ile görüşür ve aralarında, Altışehir'deki bu
hanlığı beraber yönetmekten ibaret bir anlaşma ortaya çıkar. Bu
görüşmede tarihçi Haydar Mirza Duğlat da bulunur. Seyit Han, Tibet
Budistlerine karşı çıktığı cihat seferinde, 2 Ağustos 1533 günü
48 yaşında ölür.[53]
Hanlık ilk önce Kâşgar'ı, sonradan
Yarkent'i başkent edinir. Başkentinin adıyla "Yarkent Hanlığı"
veya kurucusunun adıyla "Seidiye Hanlığı" olarak bilinen bu
hanlığın kurucusu Çağatay soyundan olsa da, tamamen Türk-İslâm
geleneğine göre yaşatıldığı için, bu hanlığa Çağatay Hanlığı
denilmemektedir. Eğer bu hanlığı kendine özgü bir özelliğiyle izah
etmek gerekirse, en çarpıcı kendine özgü bir yönü, hanlığın
kuruluşundan başlayarak hocaların koyu etkisi altında kalmasıdır.
Hanlığın genel manevî havasına tasavvuf hâkim olduğu için,
hanların ve devlet adamlarının askerî ve siyasî fikirleri sınırlı
kalır. Dünyada ve komşularında cereyan eden değişiklikleri takip
edemezler. Bu yüzden Seidiye Hanlığı siyasî ve askerî bakımdan
komşuları ile rekabet edebilecek seviyeye ulaşamamıştır. Abdullah
Han döneminde (1638/39-1668) kuzey komşuları olan Kalmukların
büyük bir askerî güce sahip olduğu bilinmektedir. Buna karşı önlem
alınırsa da iş işten geçmiş, her şey Abdullah Han'ın aleyhine,
genel olarak Saidiye Hanlığı'nın aleyhine işlemiştir.[54]
Yarkent'te toplanan hocalar
arasındaki iktidar mücadelesi, Abdullah Han ile oğlu Yolbars
Han'ın arasının açılmasına sebep olur. Abdullah Han, 1662'de
Yolbars Han'ı Kâşgar'a vali tayin ederek başkentten uzaklaştırır.
Bu tedbir Yolbars Han'ın arkasındaki "Aktaglık" hocaları daha çok
gücendirir. "Karataglık" Hocalar ise Abdullah Han'ı destekleyerek,
iç savaşı körükleyecektir. Bundan sonra Kâşgar Aktaglık Hocaların
merkezi, Yarkent ise Karataglık Hocalar'ın merkezine
dönüşecektir.[55]
Hindistan'daki Timur oğullarının
devleti ile iyi ilişki kurmaya çalışan Abdullah Han, 1664'te Mir
Hacı Pulad'ı elçi olarak Hindistan'a gönderir. O zaman Hindistan
padişahı, Babur'un beşinci kuşaktan torunu olan Alemgir
(1618-1658-1707), 1665 yılında, Hoca İshak'ı elçi olarak Kâşgar'a
gönderir. Fakat, o arada Kâşgar'da kargaşa olduğunu duyunca, Hoca
İshak yoldan Hindistan'a geri döner. Sözü geçen kargaşa, Abdullah
Han'ın oğlu Yolbars Han tarafından yenilip, tahtını bırakarak
Hindistan'a sığınması sırasında çıkar. Abdullah Han'ın geleceğini
duyunca Alemgir, onun olağanüstü bir şekilde karşılanmasını
buyurur.
Aktaglık ve Karataglık Hocalar'ın
çekişmeleri sırasında yalnız saltanatını değil, hayatını bile
sürdüremeyeceğini anlayan Abdullah Han, 1667 yılında Seidiye
Hanlığından ayrılarak, Hindistan'daki Timur oğullarına sığınır.
Aktaglık Hocalar ve Aktaglık taraftarı beyler, 1668 yılında
Abdullah Han'ın oğlu Yolbars'ı han ilân ederler. Karataglık Şadi
Hoca'nın oğlu Abdullah Hoca, kendi taraftarı olan bey ve
müridlerini yanına alarak, Aksu'ya çekilir ve orada iken, Abdullah
Han'ın kardeşi İsmail'i kendileri için han tayin ederler. Aksu
şehrinin Hakim Beyi ile Hoten şehrinin Hakim Beyi, İsmail Han'ı
destekler. Karataglıklar işi daha sağlam bir kuvvete bağlamak
için, Oyratların iktidar muhalifi Altan Teyci'ye adam gönderip
yardım ister. Altan Teyci bu teklifi kabul eder ve asker gönderir.
Oyratların iktidarında bulunan Singge ise, Yolbars Han'ı
desteklemektedir. Böylece Oyratların da iki taraf olarak askerî
kuvvete başvurmaları ile, Aktaglık ve Karataglık Hocalar'ın
mücadelesi savaş hâline dönecek, çekişme sahası başkent Yarkent
olacaktır. Bu savaşı Yolbars Han kazanır ve Yarkent tahtına
oturur. Fakat, bu defa Yolbars Han'ın tahtı yanında başka birisi
vardır; bu kişi, Singge'nin yüksek dereceli komutanı Erk Beg'dir.
Erk Beg bir müddet sonra, Yolbars Han'a karşı olan kişileri
kışkırtarak, Yarkent'te isyan çıkartır. İsyancılar Yolbars Hanı
öldürür. Yolbars Han'ın küçük yaştaki oğlu Abdullatif, han ilân
edilir. Abdullatif tahta çıkar çıkmaz annesinin aklı ile isyan
eden beyleri kılıçtan geçirir, babasının öcünü almaya kalkar. Erk
Beg Kâşgar'a kaçarken, yol üstü Aksu'daki İsmail Han'a haber
gönderip, ona Yarkent'i ele geçirmenin tam fırsatı olduğunu
anlatır. İsmail Han bu haberi duyunca askerî faaliyete başlar ve 2
Nisan 1670 tarihinde Yarkent İsmail Han'ın eline geçer. Yolbars
Han'ın oğlu Abdullatif Kâşgar'a kaçar. İsmail Han Kâşgar'a kuvvet
gönderip, Yolbars Han'ın çoluk çocuğunu öldürtür. Aktaglık Hocalar
takip edilir.[56]
İsmail Han, ağabeyi Abdullah Han'ın
izini takip ederek, Karataglık Hocaları desteklemeye devam eder.
Aktaglık Hocalar'ın lideri Appak Hoca, İsmail Han tarafından
kovulur. Appak Hoca Keşmir yolu ile Tibet'e geçer ve Budistler'in
lideri V. Dalay Lama ile görüşür. Ondan İsmail Han'a karşı yardım
etmesini ister. Bu istek, Dalay Lama ve Kalmuklar tarafından hoş
karşılanır. Kalmuk komutanları ve Appak Hoca'nın başında bulunduğu
12 bin kişilik Cungar ordusu Yarkent şehrini ele geçirir. Esir
alınan İsmail Han ailesiyle beraber İli'ye götürülür. 1678'de
cereyan eden bu olay ile, Seidiye Hanlığı topraklarında, 1755'teki
Birinci Çin İstilâsına kadar sürecek olan 77 yıllık "Hocalar
Devri" başlar. Bu devir içinde Hocalar, her yıl Kalmuklara 100 bin
madenî para vergi verirler. Bir madenî para 35 gram gümüşe eşit
olup, toplam yıllık vergi miktarı, 3.5 ton gümüşe eşittir. Bu
vergi Altışehir'deki her aile gelirinin %55'i ile karşılanır.[57]
Seidiye Hanlığı'nın, siyasî ve
askerî cihetten güçsüz olmasına rağmen, iktisat, edebiyat ve
sanatta birçok gelişmelere sahne olduğu bilinmektedir: Doğu
Türkistan tüccarları Çin'e altın, yeşim taşı, yün, deri götürüp,
oradan ipek giysi ve porselen alırlar. Hindistan'a keçe, pamuklu
kumaş, altın ve Çin mallarını götürüp, oradan baharat
getirirler.[58]
Edebiyat ve sanattaki gelişmelere
ise, Mirza Haydar Duğlat'ın Tarih-i Reşidî'si, Şah Mahmut
Çuras'ın Tarih-i Reşidi Zeyli gibi tarihî eserler, o dönemin
ürünleridir. Seyit Han ile Seyit Han'ın oğlu Abdulreşit Han'ın
ikisi de şairdir. Seidiye Hanlığı'nın en ünlü musikî-şinası
Kıdırhan Yarkendî olup, onu Abdulreşit Han yanından hiç ayırmazmış.
Onun zamanında Seidiye Hanlığı Türk musikî-şinaslığının merkezi
olur. Irak, İran, Tebriz, Harezm, Semerkant, Endican, İstanbul,
Keşmir, Belh ve Şiraz gibi yerlerden gelen müzik heveslileri
Yarkent'te toplanırlar.[59] Abdulreşit Han'ın eşi Amannisahan hem
şair, hem musikî-şinastır. Fakat, Amannisahan'ın eserleri,
Amannisahan'dan yüzyıl sonra, Appak Hoca'nın tahta çıktığı sırada
yasaklanır ve ateşe verilir.[60]
Sonuç olarak, Seidiye Hanlığı'nın
genel durumu için şunları söyleyebiliriz: Bir millî devletin
varlığını sürdürebilmesi için, iktisat ve sanattaki gelişmeler
yetmeyecektir. Bu gelişmeler ile bütünleşen, komşuları ile rekabet
edebilecek siyasî ve askerî güç de gerekecektir.
Seidiye Hanlığı'ndaki genel durumun
tersine, Cungar Hanlığı'nda (Oyratlarda) göçebe bir milletin hayat
tarzına uygun olarak, devletin bütün varlığını askerî güce
dayanarak sürdürdüğü bilinir. Fakat, böyle bir devletin de uzun
ömürlü olmayacağını Cungar Hanlığı'nın başına gelenler
gösterecektir.
Yunus Han'ın torunları olan Babur,
Seyit Han ve Haydar Mirza Duğlat'ın bu üç torununun olağanüstü
girişimler ile, tarihin çetin denemelerinden geçerek, üç yörede,
Hindistan, Altışehir ve Keşmir'de aynı çağda, 16. yüzyılın ilk
yarısında üç devlet kurmaları bir rastlantı değildir. Cengiz'in ve
Timur'un neslinden gelen bu üç şahsiyet, Türkistan tarihinin öyle
bir dönüm noktasında doğup büyüyeceklerdi ki, Türkistan'da
Çağatay'ın bıraktığı 250 yıllık devlet ile Timur'un bıraktığı 150
yıllık devlet, artık yok olma tehlikesi ile karşı karşıya
kalacaktır. Böylece Çağatay ve Timur oğulları da yok olup tarihten
silinebilecektir. Bu bütün bir devletin, bütün bir neslin başına
çöken kara günler, ölüm-kalım savaşının doğurduğu o acımasız kanlı
olaylar, Türkistan bozkır doğasının o sert iklimi, bu üç
şahsiyeti, insanlarda olabilecek bütün yetenekler ile beraber
doğurup, yoğurup büyütecektir. Onlar büyük bir asker, büyük bir
devlet adamı olarak tarih yarattıkları gibi, büyük bir ülkücü,
büyük bir yazar olarak Babur'un Vek?y?'si, Haydar Mirza Duğlat'ın
T?r?h-i Reş?d?'si gibi ölümsüz eserler ile tarih de yazacaklardır.
İşte onların sayesinde Çağatay devleti Doğu Türkistan'da yine 150
yıl, Timur devleti Hindistan'da yine 350 yıl yaşayacaktır.
1.2.7. Seidiye Hanlığından Günümüze
Doğu Türkistan
Kalmuklar 1674'te Turfan, Ürümçi ve
İli bölgelerinde Cungariye devletini kurdular. 1679'dan sonra 18
yıl boyunca bu devlet bölgenin güneyine de hâkim oldu. Kalmukların
hâkimiyetindeki bu devir, Doğu Türkistan'da genel vali sıfatıyla
hocaların hüküm sürdüğü bir devir olmuş; bu sebeple "Hocalar
Devri" olarak adlandırılmıştır.[61]
Bu tarihten sonra bölgede yine
karışıklıklar görülmeye başlanır. 1864'ün Aralık ayında Sıddık Bey
Kıpçak isyan ederek Yenihisar ve Kâşgar'ı ele geçirdikten sonra
Hokand Hanı Hudayar Han'a bağlılık bildirdi. Bunun üzerine Hudayar
Han, Büzrük Han Türe'yi Kâşgar valisi, Yakup Bey'i de başkumandan
olarak bölgeye gönderdi. Ancak Sıddık Bey bunu kabul etmeyince
bertaraf edilerek Kâşgar resmen Hokand Hanlığı'na bağlandı. Bir
süre sonra Yarkent de hanlığın topraklarına katıldı. Bu sırada
Batı Türkistan Rus işgaline uğradı ve Kâşgar'a büyük göç oldu. Göç
sırasında, 1865'te Yakup Bey Kâşgar valisini devirerek Hokand
Hanlığı'nın sona erdiğini ilân etti ve Atalık Gazi Bedevlet Yakup
Bey unvanı ile Kâşgar ve Yarkend hükümdarı oldu. Yakup Bey 1866'da
Hoten'i, 1867'de Kuça'yı, 1868'de Turfan'ı, Ürümçi'yi ve Kumul'a
kadar olan bölgeleri ele geçirerek hâkimiyet sınırlarını
genişletti.[62]
İngilizler Yakup Bey'in bu hareketi
ile ilgilendiler. 1868'de Kâşgar'a gelen ticarî heyet Yakup Bey
ile görüştü ticarî antlaşma imzalandı. Yakup Bey bir yandan
İngilizlerle dostça ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer yandan da
Osmanlı Sultanı Abdulaziz'e oğlu Seyid Yakup Han Töre (Hoca
Töre)'yi yollayarak yardım talep etti. Hoca Töre, Türkistan'daki
gelişmeleri sultana ve ileri gelenlere ilettikten sonra sultanın
yüksek himayesine girmek istediklerini belirtmiştir. Sultan bu
isteğe kayıtsız kalmayarak bir gemi ile silâh ve asker yardımı
yollamıştır. Bu andan itibaren Yakup Bey, sultanın verdiği emirlik
unvanını alarak hâkimiyeti altındaki topraklarda hutbeyi Abdülaziz
Han adına okutmuş ve sikkeleri onun adına bastırmıştır.[63]
Yakup Bey Petersburg'a elçi
yollayarak Rusya ile de dostça ilişkiler kurmaya çalışmıştır.
Osmanlı himayesine giren ve Çin'e karşı Rusya ve İngiltere
arasında denge politikası yürüterek yerini bir dereceye kadar
sağlamlaştıran Yakup Bey, maalesef 1877 yılının Mayıs ayında vefat
etmiş; Çinliler de hiç vakit geçirmeden yaptıkları taarruzla 16
Mayıs 1878'de Doğu Türkistan'ın tamamını işgal ve istilâ
etmişlerdir. Bir süre Zo Zungtang komutasındaki ordu tarafından
idare edilen Doğu Türkistan, 18 Kasım 1884'te Çin imparatorunun
emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Xin jiang "Yeni Toprak")
adıyla doğrudan imparatorluğa bağlanmıştır.
Doğu Türkistan üzerindeki Mançu
sülâlesinin hâkimiyeti 1911 yılına kadar devam etti. Bu tarihte
Çin'deki Mançu sülâlesi yıkılarak cumhuriyet rejimi kuruldu ve bu
rejim de bölgeyi kâğıt üzerinde elinde tuttu. Bu zaman zarfında
mahallî idareciler merkezin zayıflığı sebebiyle tamamen bağımsız
hareket ediyorlardı. Hatta dış ülkelerle doğrudan doğruya
antlaşmalar yapabiliyorlardı. Ancak bu sürede de Doğu Türkistan
idarecilerinin Çinli olduğu unutulmamalıdır.
1930'lara gelindiğinde, yerli
idarecilerin halk üzerindeki baskıları artmış ve halkı
bezdirmişti. Bunun bir sonucu olarak yer-yer ayaklanmalar patlak
vermeye başladı. Bunlardan önemlileri şunlardır:
-
Hoca Niyaz Hacı liderliğinde,
Nisan 1931'de Kumul ayaklanması,
-
Mahmut Muhiti liderliğinde, Ocak
1933'te Turfan ayaklanması
-
Mehmet Emin Buğra liderliğinde,
Şubat 1933 Hoten ayaklanması
Bunların yanında, yine 1933 yılı
içinde Tarım havzasında Timur ve Osman isimli kişilerin
liderliğinde, Altay'da Şerif Han Töre liderliğinde ayaklanmalar
patlak verdi. Bütün bu ayaklanmalar sonuç verdi ve aynı sene
Ürümçi şehri haricinde bütün Doğu Türkistan Çinlilerden
temizlendi.
İhtilâllerin ilk başladığı yer olan
Kumul'daki ayaklanmaya Döngenlerden Ma Jung Ying, Mayıs 1931'de
emrindeki yüz gönüllü ile katıldı; ancak yaralanınca Temmuz'da
Kansu'ya döndü.
Kumul'a Eylül 1931'de Ruslar yardım
teklif etti ise de Kumul ihtilâlcileri reddetti. Bunun üzerine
Rusya Doğu Türkistan'ın valisi Jing Şu Ren'le Ekim ayında gizli
bir antlaşma yaparak vali kuvvetlerine silâh yardımına başladı.
Buna rağmen bölgeye hâkim olamayan Jing Şu Ren, Nisan 1933'te
Rusya üzerinden Çin'e kaçınca başkumandan Şing Şi Sey kendini
askerî vali ilân ederek idareyi ele aldı.
1933'te Ma Jung Ying binden fazla
gönüllüyle tekrar gelerek 16 Haziranda Hoca Niyaz Hacıyla görüştü.
Ma Jung Ying'in bütün askerî işleri tek başına ele almak
istemesine Hoca Niyaz karşı çıktı. Bunun üzerine Ma ihtilâlcilere
saldırarak ellerindeki silâh ve mühimmatı aldı. Hoca Niyaz'ın zor
duruma düştüğünü gören Rusya, Hoca Niyaz'a Şin ile anlaşmasını
teklif etti. Teklifi değerlendiren Hoca Niyaz, 9 Temmuz 1933'te
Şin ile anlaştı. Antlaşmaya göre Tanrı dağlarının güneyi Hoca
Niyaz'ın, kuzeyi de Şin'in idaresinde olacaktı. Antlaşma Ürümçi'de
imzalandı.
Bu şekilde 12 Kasım 1933'te,
Kâşgar'da "Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti" ilân edildi ve
aşağıdaki hükûmet kuruldu:
Cumhurbaşkanı Hoca
Niyaz Hacı
Başbakan Sabit Damollah Abdülbaki
Erkan-ı Harbiye Reisi General Mahmut Muhiti
İçişleri Bakanı Seyitzade Yunus Bek
Dışişleri Bakanı Kasım Can
Eğitim Bakanı Abdulkerimhan Mahdum
Evkaf Bakanı Şemsettin Turdi
Adalet Bakanı Zarif Kari
Ziraat ve Ticaret Bakanı Abdul Hüseyin
Maliye Bakanı Ali Ahun
Harbiye Bakanı Oraz Bek
Sağlık Bakanı Abdullah Hani
Ocak 1934'te Çöçek ve Altay sınırından giren Kızıl Ordu, Ürümçi
civarında Ma Jung Ying'i bozguna uğratarak Kâşgar'a doğru
ilerlemeye başladı. Bu arada Ürümçi'den Kâşgar'a gelen başkonsolos
Afserof, Hoca Niyaz ile görüşerek hükûmetin lâğvedilmesi ve
kendisinin Ürümçi'de Şing Şi Sey ile birlikte ortak idare
kurmasını teklif etti. Bunu kabul etmek zorunda kalan Hoca Niyaz,
Afserof ile birlikte Kâşgar'dan ayrıldı. Ürümçi'de genel vali
yardımcısı oldu ve böylece hükûmet sona erdi.
Eylül 1938'de Şing Şi Sey, Stalin'in
mümtaz misafiri olarak Moskova'ya gitti ve Sovyetler Birliği
Komünist Partisi'ne üye oldu.
Nisan 1937'de çıkan ihtilâlin
bastırılmasının ardından Hoca Niyaz tutuklandı; sonra da Şerif Han
Töre ve diğer mücahitler gibi işkence ile öldürüldü. Aynı yıl
Barköl'de dört ayaklanma ile Şubat 1940'ta ve Haziran 1941'de
Altay'da çıkan ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı.
Şing Şi Sey bir yandan Sovyetler
Birliği ile yakın ilişkiler kurarken diğer yandan Çin ile gizlice
anlaşmıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında fırsatını bulan Şing Şi
Sey Çin'e bağlılığını ilân etti. Bunun üzerine önceden sınıra
yığınak yapmış bulunan Çin ordusu ülkeye girdi, Kızıl Ordu Doğu
Türkistan'ı terk etti. Bu, Milliyetçi Çin'in Doğu Türkistan'a
soktuğu ilk kuvvetti. Halk Çin işgaline karşı yer yer direnişe
geçti. Bunlardan bir kısmını Rusya desteklemekteydi.
Eylül 1944'te İli'de çıkan ayaklanma
sonuç verdi ve İli, Altay, Tarbagatay vilâyetleri kurtarılarak 12
Kasım 1944'te "Şarkî Türkistan Cumhuriyeti" ilân edildi:
Cumhurbaşkanı Ali Han Töre
Cumhurbaşkanı Muavini Hekim Hoca Beg
Genel Sekreter Abdürrauf Beg
Maliye Bakanı Enver Musabay
Eğitim Bakanı Seyfettin Azizi
Sağlık Bakanı Muhittin Kanat
Adalet Bakanı Mehmet Can Mahdum
İli'de hükûmet kurulduktan sonra Ruslar isyancılara yardım olarak
silâh, askerî ve sivil müşavirler yolladı. Bu müşavirler
vasıtasıyla Rusya, Çin'le antlaşma yapılmasını telkin etti. Bunun
üzerine Çin'le görüşmeler başladı. Çin görüşmelerde aracı olmaları
için literatürde "Üç Efendi" olarak bilinen İsa Yusuf Alptekin,
Mehmet Emin Buğra ve Mesut Sabrı'yi Doğu Türkistan'a davet etti.
Ülkeye gelen Üç Efendi çoğunlukla gençlerin dinleyici olarak
katıldığı bir konferans düzenleyerek tam bağımsızlığa ulaşmak için
önce Çin'e bağlı bir millî muhtariyet kurulmasının ve bu şekilde
kültürün, mefkûrenin ve iktisadî hayatın yükseltilmesinin en uygun
yol olduğunu, bir süre sonra Doğu Türkistan'ın Rus boyunduruğuna
girme tehlikesinden de uzak olarak bağımsız olabileceğini
anlattılar. Görüşmelerin sonunda anlaşma sağlandı.[64] Ancak
antlaşmaya taraftar olmayan Ali Han Töre ile birkaç reis Rusya'ya
kaçırıldı.
Antlaşma neticesi Ürümçi'de 15'i
yerli, 10'u da Çinli olmak üzere 25 kişilik ortak bir hükûmet
kuruldu. Buna göre Çinli general Zhang Zhi Zhong Genel Vali,
Kremlin yanlısı olan Ahmetcan Kasım ile Burhan Şehidî de vali
muavinleri olmuşlardı. Aynı hükûmete Mehmet Emin Buğra Bayındırlık
Bakanı, Canım Han Maliye Bakanı, İsa Yusuf sandalyesiz üye olarak
girmiş, Mesut Sabri de Eyalet Genel Müfettişi olmuştu.[65]
İhtilâl kuvvetlerinin altında olan
ve Ruslarca desteklenen İli, Altay, Tarbagatay vilâyetlerine Çin
eli uzanmıyor, güneydeki Çinlileştirme politikası ise halkın
kuzeydeki gibi Rusya'ya meyline sebep oluyordu. Bunun üzerine Çin,
Mesut Sabri'yi genel valiliğe, İsa Yusuf'u da hükûmet genel
sekreterliğine atamak yoluyla idareyi milliyetçilere bıraktı.
Hükûmetin Rus yanlısı üyeleri bu yeni durum karşısında İli
bölgesine çağrıldılar ve hükûmetten çekildiler.
"Milliyetçi hükûmet" ilk iş olarak
Türkleşme prensibiyle eğitime el attı. Bu hareket Çin'i ve
Rusya'yı telâşlandırdı. 1948'de Doğu Türkistan'da bulunan Çin
silâhlı kuvvetleri başkumandanı bir beyanname yayınlayarak yerli
milliyetçilerin Rus taraftarlarından daha tehlikeli olduğunu ifade
etti.[66]
Aynı sıralarda Çin'de Mao'nun meşhur
yürüyüşü gerçekleşmekteydi. Bunun bir neticesi olarak Çin hükûmeti,
S.S.C.B.'ne hoş görünmek amacıyla, 1 Ocak 1949'da Mesut Sabri ve
İsa Yusuf'u işten el çektirdi. Yerlerine Kremlin yanlısı komünist
Burhan Şehidî getirildi. Bu arada Çinli komünistler yavaş yavaş
Çin'e hâkim olmuş ve Doğu Türkistan sınırına dayanmıştı. Eylül
1949'da Doğu Türkistan'daki milliyetçi Çin birliklerinin baş
kumandanı, Çin komünist hükûmetine bağlılık ilân etti. Böylece
komünist ordu hiçbir askerî kuvvetle karşılaşmadan ülkeye girdi.
İsa Yusuf, Mehmet Emin Buğra ve
binlerce Uygur ve Kazak Türkü Hindistan ve Pakistan'a iltica etti.
Mesut Sabri şehit edildi. Böylece Doğu Türkistan'daki karanlık
günler başladı. On binlerce aydın öldürüldü ve hapislere atıldı.
O tarihten günümüze dek Çin'e karşı
bağımsızlık mücadelesi devam etmektedir. Son olaylarla doruk
noktasına çıkmıştır ve yer yer ayaklanmalar olduğu gözlenmektedir.
Ayaklanmaların Uygur Türkleri bağımsızlığa kavuşuncaya kadar devam
edeceği anlaşılmaktadır.
1.3. Doğu Türkistan'ın yakın dönemi ile bugünkü
nüfus yapısı
Türkistan'daki 16.
yüzyıl başında cereyan eden siyasî ve ekonomi buhranın sonucu
olarak, Timur oğulları Hindistan'a, Çağatay oğulları da
Altışehir'e çekilirler. Böylece, bütün Türkistan'ı bir arada tutan
siyasî birlik dağılır. Gitgide etnik farklılaşmalar ortaya çıkar.
Dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Orhun
civarından göç eden Uygurlar, Turfan yöresinde İdikut devletini ve
Kâşgar yöresinde de diğer Türk boylarıyla birleşip Karahanlı
devletini kurarlar. Bugünkü Doğu Türkistan'daki Türk topluluğunun
esasını teşkil eden Uygurlar, işte bu İdikut devletini ve
Karahanlı devletini kuran Uygurların torunlarıdır.
On beşinci yüzyılın sonları ve on
altıncı yüzyılın başlarında kuzeydeki Kıpçak bozkırlarından
Türkistan'a göç eden Cuci ulusuna mensup olanlar, Çu nehri
kıyısındaki hayvancılık bölgesine ve Maveraünnehir'deki Tarım
bölgesine yerleşirler. Hayvancılık bölgesine yerleşenler "Kazak"
adını, tarım bölgesine yerleşenler "Özbek" adını taşırlar.[67]
Tanrı Dağları'nda 16. yüzyılda
Kırgızlar da ayrı bir Türk topluluğu olarak görünürler. Onlar 15.
yüzyılın başlarında kuzeydoğudan Oyratlar ile beraber Türkistan'a
gelmiş olabilirler. Kırgızlar, Çağatay Hanlığının izniyle Issık
Göl'ün güneyinde hayvancılık ile meşgul olurlar. Onların Müslüman
olmaları 16. yüzyılın sonlarına rastlar.[68] Tarihçi Prof. Enver
Baytur'a göre "Kâşgar Hocalarının atası sayılan Mahdumî Azem'in
küçük oğlu Hoca İshak Tanrı dağlarındaki Kırgız bölgelerine gidip
İslâm dinini yaymış, Tezkire-i Cahan'daki belgelere göre, Hoca
İshak Kırgız bölgelerinde 12 yıl kalmıştır".
Kazaklar ve Kırgızlar Doğu
Türkistan'ın kuzey-batısını, Oyratlar Doğu Türkistan'ın
kuzey-doğusunu işgal ettikleri için, Çağatay oğulları ve onlara
bağlı olan Moğollar, ister istemez güneye (Altışehir'e)
kaymışlardır. Güneydeki bu Moğollar, tamamen Türkleşip bugünkü
Uygurlara karışıp gitmişlerdir.[69] Kâşgar, Yarkent, Hoten
nehirlerinin kıyılarında ve Lopnor gölünün çevresinde yaşayan
Dolanlar (dolan Moğolca "yedi = 7" demektir) 18. yüzyılın
başlarında, Kalmukların Altışehire hâkim oldukları devrede,
buralara gelip yerleşen ve Türkleşen Kalmuklardır. Dolanlar, Çaş-şirin,
Barçuk, Bögür kabilelerinden müteşekkil olup, Şamanizm
kalıntıları, diğer Türk boylarına nazaran Dolanlarda daha
yaygındır.[70]
Günümüzde Doğu Türkistan'da en
büyüğü Uygurlar olmak üzere, çok sayıda Türk toplulukları ve diğer
milliyetten halk bir arada yaşamaktadır. Sağlıklı bir veri
olmamakla birlikte 1993 nüfus sayımına göre ve 1993 sonu
itibariyle bölgenin toplam nüfusu 16.052.648 kişidir. Bu nüfusun
yüzde 62'sini oluşturan
10.015.948 kişi Türk kökenlidir. Doğu Türkistan'ın yüzde 47'sini
oluşturan Uygurların nüfusu 7.589.468'dir; nüfusun yüzde 37'si,
yani 6.036.700 kişi (Çin Ordusu hariç) Han milliyetindendir;
1.196.416 Kazak Türkü, Doğu Türkistan nüfusunun yüzde 7.3'ünü
oluşturur. Ayrıca bölgede 732.294 Huy (Çinli Müslüman); 149.198
Moğol; 154.282 Kırgız Türkü; 36.785 Şibe; 36.108 Tacik; 12.782
Özbek Türkü; 18.856 Mançu; 5.827 Dagur; 4.440 Tatar Türkü ve 8.563
Rus yaşamaktadır.
Yukarıda adı geçenlerden Han
milliyeti dışındaki Türk ve daha sonra da Moğol soylular
yüzyıllardır Doğu Türkistan topraklarında bir arada
yaşamaktadırlar. Ayrıca Doğu Türkistan nüfusunun 70.929 kişilik
bir bölümü Dong Şiang, Tibet, Miao, Yi, Buyi ve Kore
milliyetlerindendir[71]. Bu toplulukların büyük bir bölümü Çin
Halk Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan'ı işgalinden hemen önce ya da
sonra diğer eyalet ve özerk bölgelerden bölgeye göç etmişlerdir.
Özellikle Han milliyetini Çin hükûmeti Doğu Türkistan'da çoğunluğu
sağlayarak asimile etme siyaseti ile göç ettirmiştir. Doğu
Türkistan'ın ilk işgal yıllarında Han milliyetinden olanların
sayısı 200 bin iken, bugün altı buçuk milyona ulaşmıştır. Bu göç
bugün bütün hızıyla devam etmektedir.
1.4. Doğu Türkistan'ın dinî
yapısı
Doğu Türkistan bugün de birçok dinin
yaşandığı bir bölgedir. Bölgede en yaygın dinler İslâmiyet,
Lamaizm (Tibet Budizmi), Budizm, Taoizm, Hristiyanlık (Katoliklik,
Doğu Ortodoks Kilisesi) ve Şamanizmdir. Uygur, Kazak, Huy
(Döngen), Kırgız, Tacik, Özbek, Tatar, Salar, Dong Şiang ve Baoan
milliyetlerinden halklar İslâm dinindendir. Dolayısıyla Doğu
Türkistan'ın toplumsal yaşamında en etkin din İslâmiyet'tir. Doğu
Türkistan'da 23.000 cami, Lamaist tapınağı ve Katolik kilisesi
bulunmaktadır. Çin, tarihten beri uyguladığı ikili dinî siyaseti
günümüzde de uygulamaktadır. Mao'nun ölümünden sonra dinî
siyasette kısmen de olsa yumuşama olmasına rağmen, dinî baskı
günümüzde de devam etmektedir.
1.5. Doğu Türkistan'ın bugünkü
yönetim sistemi
1949 yılında komünist Çin işgalinden
sonra, Çin Hükûmeti tarafından 1 Ekim 1955'te eyalet statüsüne son
verilip, Doğu Türkistan'ın adı Xin Jiang Uygur Özerk Bölgesi
olarak belirlendi. Bölgenin başkentinin "Dihua" olan eski adı da "Ürümçi"
olarak değiştirildi. "Şin Jiang Uygur Özerk Bölgesi" hükûmeti
kuruluşundan itibaren Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin
özerklik siyasetini uygulamadı. Kendi başına karar alıp Çinlilerin
sindirme politikasını uyguladı. Uygur Türkleri siyasî yaşama,
hükûmet çalışmalarına, ekonomik kalkınma ve kültürel etkinliklere
katılamadı.
Doğu Türkistan'da Turfan, Kumul,
Aksu, Kâşgar, Hoten, İli, Çöçek ve Altay adı taşıyan sekiz
"yönetim bölgesi" vardır.
İli Kazak Özerk Yönetim Bölgesi,
Böritala Moğol Özerk Yönetim Bölgesi, Cimisar Huy Özerk Yönetim
Bölgesi, Bayangol Moğol Özerk Yönetim Bölgesi ve Kızılsu Kırgız
Özerk Yönetim Bölgesi olmak üzere beş "özerk alt bölge"
bulunmaktadır.
Ürümçi, Karamay ve Şihenze kentleri
doğrudan doğruya "Şin Jiang Uygur Özerk Bölgesi" hükûmetine bağlı
olarak yönetilirler.
Turfan şehri, Kumul şehri, Aksu
şehri, Kâşgar şehri, Hoten şehri, Gulca şehri, Çöçek şehri ve
Altay şehri kendi isimlerini taşıyan bölge yönetimlerine bağlı
olarak yönetilirler. Kuytun şehri, Korla şehri, Böritala şehri,
Cimisar şehri, Fukang şehri ve Artuş şehri özerk bölge
yönetimlerine bağlı olan şehir merkezleridir.
Doğu Türkistan'da 64 kasaba, 6 özerk
ilçe, 802 nahiye ve 42 azınlık özerk nahiyesi bulunmaktadır.
1.6. Doğu Türkistan'ın bugünkü
ekonomik ve sosyal durumu
Ekonomi:
Doğu Türkistan petrol, uranyum, demir, kömür, altın, volfram, tuz,
doğal gaz gibi stratejik yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip
bir ülkedir. Bütün Çin'de mevcut 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu
Türkistan'dan çıkarılmaktadır. Doğu Türkistan'da şimdiye kadar
5.000 yerde maden ocağı bulunmuş olup bu, Çin'deki toplam maden
ocağının % 85'ini teşkil eder.
Yaklaşık 500 bölgeden petrol, 30
bölgeden doğal gaz çıkarılmaktadır. Petrol rezervi 8 milyar ton
olarak tespit edilmiş ve her yıl 10 milyon ton petrol Çin'e
taşınmaktadır.
Çin'in kömür rezervinin yarısı Doğu
Türkistan'dadır. Yıllık altın üretimi de 360 kg. civarındadır.
Uranyum, volfram gibi stratejik madenler ile tuz ve renkli kristal
taşları Doğu Türkistan'ın başlıca yer altı ürünlerindendir.
150 bin km2 tarım arazisine ve bir o
kadar ekilebilen toprağa ve 12 bin km2 genişliğinde ormanlık alana
sahip Doğu Türkistan yaylalarında 60 milyona yakın küçük ve büyük
baş hayvan beslenmektedir.
Bu doğal kaynakları bakımından
dünyanın en zengin ülkelerinden sayılması gereken Doğu Türkistan,
maalesef şu anda "geri kalmış bir ülke" hüviyetinde olup, halkı
kendi topraklarında yoksulluk içinde yaşamaktadır. Bunun başlıca
sebebi, bu zenginliklerin talan edilircesine Çin'e taşınması ve
ülkede kurulu bütün sanayi tesislerinden sağlanan gelirin Pekin'e
aktarılmasıdır. Nitekim, Çin yöneticileri, Çin'in ham madde
zenginliklerinin % 85'inin Doğu Türkistan'dan elde edildiğini
itiraf etmektedirler. Ülke sanayi kuruluşlarında çalışanların %
90'ını ve petrol tesislerinde çalışanların % 99'unu bölgeye
yerleştirilen Çinliler oluşturmaktadır. Bu bakımdan Türkler
arasında işsizlik oranı çok yüksektir.
Kısacası, Doğu Türkistan dünyanın en
zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, belki en fakir olan
ülkedir...
Eğitim: Doğu Türkistan
bölgesinde 800 anaokulu, 7100 ilkokul, 1900 ortaöğretim okulu,
100 meslekî ortaöğretim okulu, sağır dilsiz ve görme özürlü
çocuklar için 20 özel okul, 21 yükseköğretim enstitüsü ve
çeşitli branşlarda 100 fakülte vardır. Teknik ve meslek içi
eğitim kurslarıyla tatil dönemlerinde eğitim sunan
programlar da oldukça yaygındır. Günümüzde 40 üniversite ve 90
lisansüstü uzmanlık okulu vardır. Endüstri, tarım, ormancılık,
tıp ve halk sağlığı, finasman, hukuk ve siyasal bilimler,
kültürfizik, sanat eğitimi, öğretmen okulları ve okul öncesi
eğitim uzmanlığı gibi branşlarda yaygın eğitim verilmektedir.
Günümüzde Doğu Türkistan eğitim kurumlarından yararlanan çocuk,
ergen, yetişkin, sağır-dilsiz ve görme özürlü kişilerin toplamı
dört milyon civarındadır ve sayılan eğitim kurumlarında 180.000
öğretmen çalışmaktadır.
Eğitim alanında da bu eşitsizlik
sürmektedir. Uygur ve diğer Türk kökenli halkların çocuklarının
üniversite kazanma oranı oldukça düşüktür. Yukarıda bahsettiğimiz
okulların çoğunda Han milletinden öğrenciler eğitim görmektedir.
Çin Hükûmetinin eskiden beri Uygur Türklerini cahil bırak-yönet
siyasetiyle eğitim kalitesini yükseltmeye yönelik hiçbir girişim
yoktur. Kâğıt üzerinde eğitimde eşitlikten bahsedilmesine rağmen
Uygurların eğitim hakkı her zaman engellenmiştir. Hanlılar bakımlı
ve bilgisayarla donatılmış okullarda eğitim görürken, Uygur
Türkleri ilkel okullarda eğitimini sürdürmektedirler.
Eskiden okullarda Çince ağırlıklı
eğitim yapılırken, 1998 yılında alınan bir kararla üniversitelerde
eğitim Çince ağırlıklı yapılmaya başlanmıştır. Yavaş yavaş bütün
okullarda Çince eğitime geçilmesi plânlanmaktadır.
Basın-yayın: Doğu
Türkistan'da basın-yayın hayatının durumu ile ilgili olarak F.
Sema Barutcu Özönder'in "Doğu Türkistan'da Basın¥Milletler
Neşriyatı'nın Edebi Neşriyatı Örneğinde" adlı çalışması da bir
fikir verebilir. Bu makalede Çin'in en büyük azınlıklar neşriyatı
olan Milletler Neşriyatının Uygurca kitap kataloğunu incelemiş ve
Kurum'un neşriyatı Merkezî hükûmetin azınlık topluma karşı
yürüttüğü siyasetle birebir uygunluk gösterdiği tespit edilmiştir.
Yayınevinin 1953-1980 yılları edebî yayın faaliyeti birkaç istisna
dışında tamamen parti ideolojisine dönük propaganda eserleridir ve
çok az Rusçadan tercümeyi saymazsak, hemen hepsi Çinceden
tercümedir.[72]
Sağlık: Halk, devletin sağlık
hizmetlerinden de mahrumdur. Doğu Türkistan'daki Çinli nüfusun
%95'i devletin ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmasına
karşılık, Türklerin yararlanma oranı ancak % 12 civarındadır.
Kalanı, % 88'i ücrete tâbidir.
2. Uygur Türkçesi
2.1. Uygur Türkçesinin Genel Türk
dili içindeki yeri
Uygur Türkçesi tarihte Türk
milletinin kültürünün gelişmesinde önem rol oynamıştır. Çağdaş
Uygur Türkçesi de Eski Uygurcanın devamıdır. Uygur Türkçesi Türk
dilinin gelişmesinde bir dönüm noktasıdır. Çünkü Uygur Türkçesi
¥müstesna olmak üzere bugünkü Türk lehçeleri için bir ana dil
mahiyetindedir. Bugünkü lehçeler, Türk dilinin gelişme kanunları
bakımından, Uygur Türkçesi devrinden ayrılmışlardır. Bu gün ayrı
ayrı lehçelerin özellikleri gibi görünen teferruat, Uygur Türkçesi
devrinde bir dil içinde ve o dilin tam hukuklu unsurları halinde
yaşamakta idiler. Bunun tespiti Uygur Türkçesinin, Türk dilinin
gelişmesinin tarihi ve bu gelişmenin yol ve kanunlarını tayin için
de ne kadar mühim bir yer tuttuğunu göstermeğe kâfidir.
Türk dili Türk milleti kadar yaşlı
bir teşekküldür. En eski Türk dilinin nasıl olduğunu şimdiden
katiyetle söyleyememekle beraber, bugün elimizde bir müspet netice
olarak şunu söyleyebiliriz. Türk dilinin tarihî devirlerine giden
yol Uygur Türkçesi devri üzerinden gidecek ve onun araştırılması
da bu devrin bize gösterebildiği yollardan istifade edecektir.[73]
Uygur Türkçesinin tasnifine gelince,
XIX. yüzyılın başlarından son yıllara kadar yirmiden çok tasnif
denemesi yapılmıştır. Bunların içinde en önemlileri Radloff'un,
Ramstedt'in ve Samoyloviç'in tasnif denemeleridir.
Türk dil biliminin kurucusu Wilhelm
Radloff'un "Kuzey Türk Dillerinin Ses Bilgisi" adlı eserinde
yayımlanan ve "Türk lehçelerinin ses özelliklerine göre tasnifi"
adını taşıyan denemesi, daha önceki tasnif denemelerine bakarak,
çok daha bilimsel ve ayrıntılıdır. Radloff Türk lehçelerini dört
gruba ayırmıştır:
I. Doğu Diyalektleri: 1. Asıl
Altay diyalektleri (Altay, Teleüt), 2. Baraba diyalekti, 3. Kuzey
Altay diyalektleri (Lebed, Şor), 4. Abakan diyalektleri (Sagay,
Koybal, Kaç, Yüs ve Kızıl, Küerik (Çolım), Soyon, Karagas, Uygur);
II. Batı Diyalektleri: 1.
Kırgız diyalektleri (Kara-Kırgız, Kazak-Kırgız, Kara-Kalpak), 2.
İrtiş diyalektleri, 3. Başkurt diyalekti, 4. Volvo ya da Kuzey
Rusya diyalektleri (Mişer, Kama, Simbir, Kazan, Belebey, Kasım);
III. Orta Asya Diyalektleri:
1. Tarançi, Kumul, Aksu, Kâşgar; Çağatay diyalektleri (Kuzey Sart,
Hokant, Zerefşan, Buhara, Hive).
IV. Güney diyalektleri: 1.
Türkmen, 2. Azerbaycan, 3. Kafkasya diyalektleri, 4. Anadolu
diyalektleri, 5. Kırım diyalekti, 6. Osmanlı diyalekti.
Radloff'un bu tasnifi, görüldüğü
gibi, sadece dilleri değil, diyalektleri de içine alması
bakımından çok ayrıntılı bir tasnif denemesidir.
Radloff'tan sonraki en önemli tasnif
denemesi ünlü Mongolist ve Altayist Ramstedt yapmıştır. Ramstedt
tek heceli sözlerin sonundaki ¥durumu, Eski Türkçedeki /d/
foneminin korunması ya da /z/ ve /y/ seslerine gelişmesi, söz
başındaki /t/ sesinin durumu gibi ölçütlere göre Türk lehçelerini
şöyle tasnif etmiştir:
I. Çuvaş dili (ta? >
tu "dağ")
II. Yakut Dili (ta? > tıa "orman")
III. Kuzey Grubu:
-
1. d- alt grubu (ta? > ta?):
Uranhay, Soyot; Karagas
-
2. z- alt grubu: Koybal, Şor;
Çolım
-
3. y- alt grubu (ta? > to: ya da
tu:): Barada; Altay (Altay Kalmıkları, Teleüt, Lebed, Kumandı)
IV. Doğu Grubu (d > y, ta? >
ta?): Sart (Buhara, Hive); Doğu Türkistan (Yarkent, Kaşgar,
Turfan, Hami, Tarançi, Çağatay)
V. Batı Grubu (ta? > taw, d >
y): Kırgız, Kazak, Kara-Kalpak, Nogay, Kumuk, Karaçay, Balkar,
Karaim, Volga diyalektleri (Tatar, Mişer), Başkurt.
VI. Güney Grubu (ta? >
da?, da:, d > y): Türkmen (Türkmenistan, Stavropol), Türk ya da
Osmanlı.
Ramstedt'in tasnifi, kullandığı
ölçütlerin az olmasına rağmen, görüldüğü gibi, oldukça ayrıntılı
ve gerçeğe yakındır.
Yine önemli tasniflerden biri olan
Samoyloviç'in tasnifidir. O Türk lehçelerini altı gruba ayırmıştır.
Tasnifinde Yeni Uygur Türkçesini ta?liq- grubu (Çağatay,
Güney-Doğu)'na dâhil etmiştir. Bu grubun özellikleri şunlardır:
-
1. Z (toquz),
-
2. d > y (adaq > ayaq),
-
3. bol-,
-
4. -a? > aw (ta? > taw).
-
5. -ı? > -ıq (ta?lı? > ta?lıq),
-
6. -?an (qal?an). Eski yazı
dillerinden Çağataycayı da bu gruba dâhil etmiştir.
Modern Türk dil ve lehçelerinin
bugüne kadar yapılmış tasnif denemelerinden yola çıkarak Türk
lehçelerini 12 gruba ayırmıştır: Yeni Uygurca ile Özbekçeyi ta?liq
veya Çağatay grubuna dahil etmiştir[74].
[1] Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih
¥Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi
[2] Bkz. Bilge Kağan Yazıtı, Doğu 37: "Uygur il teberi yüz kadar
askerle doğuya kaçıp gitti." Bilge Kagan yazıtları için bkz. T.
Tekin, Orhon Yazıtları, Ankara 1988. 50-51.
[3] E. Chavannes, Notes Additionnelles Sur Les Tou-Kiu (Turcs)
Occidentaux, Paris 1903, s. 87; W. Eberhard, Çin'in Şimal
Komşuları, Çev. N. Uluğtuğ, Ankara 1942, s. 74; B. Ögel, Sino-Turcica.
Cengiz han ve Çin'deki Hanedan'ın Türk Müşavirleri, Taipei 1964,
s. 30; B. Ögel, "Uygur Devletinin Teşekkülü ve Yükseliş Devresi",
Belleten, C. 19, Ankara 1964, s. 334.
[4] J. Bacot, "Reconnaisance en Haute Asie Septentrionale par Cinq
Envoyes Ouigours au VIIIe Siecle", JA, Tom. CCXLIV, Paris 1956,
s.145-148.
[5] J.R. Hamilton, "Toquz-Oguz et On-Uygur", JA, Tom. CCL, Paris
1962, s. 61; S. Gömeç, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, Ankara
1997, s.12-13; B. Ögel, a.g.e., s.30; S. Tezcan, "1283 Numaralı
Tibetçe Pelliot Elyazmasında Geçen Türkçe Adlar Üzerine", 1. Türk
Dili Bilimsel Kurultayına Sunulan Bildiriler, Ankara 1975, s.304.
[6] Gy. Németh, Attila ve Hunları, . Bunun için bkz. İ. Kafesoğlu,
Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1983, 2. baskı s. 122; S. Tezcan,
a.g.m., s. 303.
[7] Ebu'l-Gazi Bahadır Han, Türklerin Soy Kütüğü (Şecere-i
Terakime), Haz. M. Ergin, İstanbul, (Tarihsiz), s. 28-29.
[8] Kâşgarlı Mahmud, Divanü Lügat-it-Türk Tercümesi, Çev. B.
Atalay , C.1, 2. Baskı, Ankara 1985, s. 111-112.
[9] J. R. Hamilton, "Toquz-Oguz et On-Uygur", JA, Tom. CCL, Paris
1962, s.41.
[10] W. Eberhard, a.g.e., s.75; B. Ögel, Türk Mitolojisi, C. I, 2.
Baskı, 1993, s. 80.
[11] E. Esin, İslamiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslama
Giriş, İstanbul 1978, s.14.
[12] W.Eberhard, a.g.e., s.74; B. Ögel, "İlk Tölös Boyları",
Belleten, C. Sayı 48, Ankara 1951, s. 795-831.
[13] F. László, "Dokuz Oğuzlar ve Göktürkler", Belleten, C.14,
Ankara 1950, s.42.
[14] V. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler,
İstanbul 1927, s. 47.
[15] Bkz. KBY, 1. Satır. H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları I-IV,
İstanbul 1936-1941.
[16] Liu Zhi Shiao, Uygur Tarihi, Pekin 1988, s.593; B. Ögel, "Şine
Usu Yazıtının Tarihi Önemi" Belleten, C.15, Ankara 1951, s. 361,
S. Gömeç,
[17] V. Barthold, a.g.e., s.31.
[18] E. Chavannes, a.g.e., s.90; B. Ögel, "Uygurların Menşei
Efsanesi", DTCF Dergisi, 6/1-2, Ankara, s.17;
[19] "Yabgu" unvanı Türk devletlerinin Doğu kısmını idare eden
kişinin unvanıdır. Bu unvan için Bkz E. Chavannes, Documents sur
les Tou-kiue Occidentaux, St. Petersbourg, 1903, s. 95.
[20] Özkan İzgi, Uygurların Siyasî ve Kültürel Tarihi, Ankara
1987, s.,14.
[21] "Uygur Kağanlarının Tang Sülalesi tarihlerine göre Soy
Kütüklerinin İncelenmesi" Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat
Fakültesi, Araştırma Dergisi, Sayı, 13, Erzurum 1985, s. 263.
[22] Ö. İzgi, a.g.e., s., 264.
[23] Tai Wen-Shen, Li Te-Yü'nün Mektuplarına göre Uygurlar,
Doktora Çalışması, Taipei, 1967, s. 2.
[24] B. Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları I, s., 107.
[25] Gülçin Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi
Kabileleri, Doktora Tezi, İstanbul, 1967, s., 98.
[26] B. Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları I, s. 110.
[27] G. Çandarlıoğlu, a.g.e., İstanbul, 1967, s. 103.
[28] İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, 3. Baskı, İstanbul, 1984,
s. 115.
[29] Bu kağan 840'da Karabalasagun'da öldürülen Uygur Kağanının
kız kardeşinin oğludur. Bkz. B. Ögel, a.g.e., s.193, S. Gömeç,
a.g.e., s. 62.
[30] J.R. Hamilton, a.g.e, s. 142; B. Ögel, a.g.e, s. 193; S.
Gömeç, a.g.e, s. 62.
[31] B. Ögel, a.g.e., s. 193-194; S. Gömeç, a.g.e., s. 62.
[32] Rásónyi, Tarihte Türklük, s. 61. S. Çağatay "İl, Ulus ve
Yönetenler" A. Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Cumhuriyetin
50. Yıldönümü Anma Kitabı, Ankara 1974, s. 290.
[33] L. Ligeti, Bilinmeyen İç Asya, 2 cilt, Çev. S. Karatay,
İstanbul 1970, s. 79-81;
[34] A. Stein, Innermost Asia, Vol.2. Oxford 1928, s. 581; S.
Gömeç, a.g.e., s. 63.
[35] Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, İstanbul 1981, s.
36-7.
[36] Hıtay diline ait Çince bir lûgat için bkz. P. Pelliot, JA,
seri 2, IV. 174.
[37] H.H. Howorth, History of the Mongols From th to 19 th Century
Part. I. The Mongol Proper and the Kalmuks, Londra, 1876, s. 64.
[38] H.H. Howorth, a.g.e., 1876, s. 62.
[39] Liu Zhi Shiao, a.g. e., Pekin 1988, s.499.
[40] Liu Zhi Shiao, a.g.e., 1988, s.501; B. Ögel, Sino ¥
[41] Liu Zhi Shiao, a.g.e., 1988,s.468.
[42] Liu Zhi Shiao, a.g.e., 1988, s.227.
[43] W.W. Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan, Ankara 1990,
s.506-507.
[44] W.W. Barthold, a.g.e., s.417.
[45] Liu Zhi Shiao, a.g.e., s.276.
[46] H.H. Howorth, a.g.e., 1876, s. 158, 161, 163, 164, 188.
[47] Şin Cangning Kiskiçe Tarihi, Ürümçi, 1984, s.302-303.
[48] Şin Cangning Kiskiçe Tarihi, Ürümçi, 1984, s.304.
[49] Dughlat, Mirza Muhammed Haydar, A History of the Moghuls of
Central Asia, Londra,1972, s. 9.
[50] Dughlat Mirza Muhammed Haydar, a.g.e., s. 22.
[51] Musa Sayrami, Tarih-i Hamidi, Pekin, 1986, s. 123.
[52] Musa Sayrami, a.g.e., 1986, s.123-124.
[53] Dughlat, Mirza Muhammed Haydar, a.g.e., 1972, s.143.
[54] Mehmet Emin Buğra, a.g.e. 1987, s.380.
[55] Liu Zhi Shiao, a.g.e., Pekin 1988, s.811-815.
[56] Uygurlarning Kiskiçe Tarihi, s.319-321.
[57] Uygurlarning Kiskiçe Tarihi, s.343.
[58] Mehmet Emin Buğra, a.g.e., 1987, s. 381-382.
[59] Mucizi, Molla İsmetulla Binni Molla Nimetulla, Tevarih-i
Musikiyyun, Pekin, 1982, s.33-34.
[60] Mucizi, Molla İsmetulla Binni Molla Nimetulla, a.g.e. Pekin,
1982, s.12.
[61] Mehmet Emin Buğra, a.g.e.,s.8-16.
[62] Mehmet Emin Buğra, a.g.e., s.23-27.
[63] İklil Kurban, a.g.e, s. 9-15.
[64] Mehmet Emin Buğra, Amaç Karahoca, Doğu Türkistan ¥1960, s.
55-61
[65] Mehmet Emin Buğra, a.g.e., s. 61.
[66] Mehmet Emin Buğra, a.g.e, s. 85.
[67] Mehmet Emin Buğra, a.g.e, s.348-350.
[68] Şin Cangning Kiskiçe Tarihi, 1984, s. 325-326.
[69] Şin Cangning Kiskiçe Tarihi, 1984, s.328.
[70] A.N. Korupatkin, Kâşgariye, (İngilizceden Uygurcaya çeviren:
Hekime Erşidin) Ürümçi 1984.
[71] Çin Halk Cumhuriyeti Türkiye Büyük Elçiliği, Sincian'ın
Şimdiki Durumu, Ank. 1997.
[72] F. Sema Barutcu Özönder, "Doğu Türkistan'da
Basın¥Neşriyatı'nın Edebi Neşriyatı Örneğinde", Doğu Türkistan
Çağdaş Uygur Edebiyatında Millî Mücadele, (Sempozyum) Ankara 1996,
s. 65 vd.
[73] R.R. Arat, "Uygur Türkçesi'nin Türk Dili Tarihindeki Yeri",
Makaleler, Ank. 1987, s. 400.
[74] Erdem Dergisi, Ankara, cilt 5, Ocak 1989. |