|
Dinimizin
vecibelerini
tam
olarak
yerine
getiren
kadınlara
‘Mümine
kadın’
adı
verilir.
Mümine
kadınların
giyinmeleri
ve
genel
davranış
biçimleri
de
Ayetlerle,
hadislerle
ve
gelenekler
–
göreneklerle
dünden
bu
güne
bir
çizgiye
oturmuştur.
Dinin
uyulmasını
istediği
kurallar
vardır.
Bu
kurallara
göre;
Müslüman
bir
kadının,
reşit
olmasını
müteakiben
örtünmesi,
dişiliğini
teşhir
etmemesi,
saçının
bir
tek
telini
ve
saçının
yoğunluğunu
dahi
göstermemesi
gerekir.
Eğer
Müslüman
bir
ülkede
dine
yasak
getirilmiyorsa,
inananlara
müstemleke
güçleri
zulüm
etmiyorsa,
o
ülkenin
fertleri
özgürce
dini
vecibelerini
yerine
getirirler.
Gerek İslamiyet öncesi ve gerekse İslamiyet’in gelmesiyle Müslüman Türk kadınları da giyim ve kuşan konusunda Allah’ın emirlerini; Ayetler, Hadisler, gelenek ve görenekler açısından mükemmel bir şekilde yerine getirmişlerdir.
İşgal ve esir edilen Osmanlı coğrafyasına diğer ülkelerde olduğu gibi yasaklar getiren müstemleke güçleri, idareyi yöneten kuklaları vasıtasıyla dini yasaklar getirmişlerdir. Bu yasaklar ülkemizde İsmet İnönü ile başlamış ve artarak bu güne gelinmiştir. Bu gün hala, Suriye, Mısır, Lübnan, Balkanlar ve hatta Suriye ve Azerbaycan’da camiler zincire vurulmuş durumdadır. Dinini öğrenmesine ve uygulamasına tüm Türk coğrafyasında yasak getirilmiştir.
İslam coğrafyasında en büyük güç Türklerdir. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra; ahlak ve faziletlerinin yanı sıra giyim ve kuşamlarıyla da diğer toplumlara örnek olmuşlardır. İslam coğrafyasında yaşayan Araplar, Acemler, ve Müslüman olan diğer kavimler her zaman Türklerin şeref ve iffetlerinden feyiz almışlardır. Buna karşılık; yerel bazı sapmalar hariç, Müslüman Necip Türk Milletinin kadın ve erkekleri atalarımız Oğuzlardan bu yana kılık ve kıyafetlerinde hiçbir zaman sapmaya lüzum görmemişlerdir. Bu gün bile hala Müslümanlığı kabul etmeyen Hıristiyan Gagavuz kadınları Türk gelenek ve görenekleri gereğince teşhirci, asri kıyafetleri değil, kapalı, iffetli ve başı kapalı kıyafetleri giymektedirler. 1960’dan sonra ‘Alevi’ diye isim değiştiren Kızılbaş topluluklarında da kadınların başları örtülü ve Türk kadınının iffetini temsil eden teşhircilikten uzak bir konumdadır.
Türban, Kara çarşaf, burka, kep ipeksi lame örtüler, peruk ve abiye kıyafetler Arapların, Acemlerin, Kürtlerin, Hıristiyan ve Yahudilerin inanca göre kıyafetleridir. Parlaklığıyla, renk ahenkliğiyle vücut hatlarını teşhir eden hiçbir kıyafeti Müslüman Türk kadınları tercih etmemişlerdir.
Bütün bunlara rağmen, kanlı 1960 İhtilali ile birlikte, İsmet İnönü’nün emriyle Jandarmalar evleri basarak Türk kadınının başından fesi ve üçetek adı verilen folklörük büyük değeri olan giysileri yasak etmişlerdir. İnönü gücünü hiçbir zaman Müslüman Necip Türk Milleti’nden, Gazi Paşamızdan ve tarihinden almamıştır. Hayatı ve idaresi boyunca Bu necip milleti pranga mahkumu bir köle saymıştı. Kur’an-ı Kerim bulundurmayı yasaklayan, camilerimize zincir vuran ve hatta evinin önündeki tuz bataklığından yarım teneke tuzlu su çalana idam cezası veren de İnönü’dür.
Bugün Kızılbaş adı verilen topluluklarla hiçbir sürtüşmemiz yoktur. Ancak İnönü devrinde ‘Alevi’ ismini alan ve devlet üst kademelerinde odaklaşan bir kuşakla bugün sürdürülen mücadeleler İnönü’nün bina ettiği kadrolaşmanın eseridir. Laiklikle, Laik Cumhuriyet ilkeleriyle ve Oğuzoğlu Gazi Paşamız Mustafa Kemal Atatürk’le yakından ve uzaktan hiçbir bağı da yoktur. Millete rağmen Devlet kuralları oluşturmanın müstemleke’cesi de İnönü’nün bugünkü CHP zihniyetidir. Akıntıya kürek çekmeye devam eden bu zihniyet balolarda göbek göbeğe dans eden kadınlarımızın sayısını bir türlü artırmaya Muaffak olamadılar ya; çirkeflikleri o yüzden!...
İffet ve fazilet dolu Müslüman Necip Türk Milleti kıyafetlerinden bazılarını sizler için derledik. Arz ederim…

(Tokat MEB)

( ITC)

( ITC)

( ITC)

( ITC)

(Tokat MEB) |