|
Balkanların,
Türkiye ve dünya siyaseti açısından önemi her geçen gün artıyor.
Dinmek bilmeyen etnik çatışmalarla dikkatleri üzerinde toplayan
Balkanlar, 1999'dan beri Birleşmiş Milletler(BM) Kosova Misyonu
tarafından yönetilen Kosova’nın bağımsızlık ilanıyla sonuçlanan
süreç sonrasında yeniden gündemin üst sıralarını zorluyor. 1389’da
Sırplarla yapılan Kosova Meydan Savaşı’ndan sonra Osmanlı
egemenliğine giren ve yaklaşık 500 yıl Osmanlı toprağı olarak kalan
Kosova, 2008 yılının ilk günlerinde tekrar dünyanın ilgi odağı
haline geldi. Çünkü Balkanlarda yeni bir devletin daha doğumu
gerçekleşiyordu.
Nüfusunun yüzde 90’ı Arnavutlardan oluşan Kosova'nın bağımsızlığa
giden sürecini analiz etmek amacıyla bir tarih turuna çıktığımızda;
Slobodan Miloşeviç’in Kosova'da ateşlediği Sırp milliyetçiliğinin
Yugoslavya'yı oluşturan halklar için çok ağır sonuçları olduğunu
söylememiz mümkün olacaktır. Tito Yugoslavyası içerisinde 1974’te
tam özerklik hakkına kavuşan Kosova, Sırbistan'da iktidara gelen
Miloşeviç tarafından 1989 yılında tekrar Sırbistan'a bağlandı.
Miloşeviç'in Bosna'yı ve Hırvatistan'da Sırpların yaşadığı bölgeleri
de aynı şekilde Sırbistan'a bağlama planları sonucunda çıkan
savaşlarda binlerce insan hayatını kaybetti.
Başarısızlıkların ardından 1990'ların ikinci yarısında Belgrat'ta
gözler tekrar Kosova'ya çevrildi. Miloşeviç, Bosna'da kullandığı
etnik temizlik silahını bu sefer Kosova'da Arnavutlar üzerinde
denemek istedi. 1992-1995 yıllarındaki Bosna içsavaşıyla kan gölüne
dönen Balkanlar, 3 yıllık aradan sonra yeni katliamlara tanıklık
etti. Sırpların saldırılarında 10 bin Kosovalı hayatını kaybetti.
800 bin Kosovalı ise ya göç etti ya da yer değiştirmek zorunda
kaldı. Miloşeviç’in geri adım atmamasının ardından Mart 1999’da NATO
uçakları Sırp hedeflerini vurmaya başladı. Sırp güçlerinin yerini
NATO aldı ve Kosova, BM kontrolüne girdi.
Bu arada yeni Sırp yönetimi, Kosova’ya geniş özerklik önerdi. Ancak
bağımsızlık hedefleyen Kosovalılar özerkliği yeterli görmedi.
Kosova'nın nihai statüsünün belirlenmesi için 2005'den bu yana
uluslararası toplumun gözetiminde devam eden süreç, Kosova Kurtuluş
Ordusu’nun eski komutanlarından Haşim Taçi ve Devlet Başkanı Fatmir
Seydiu öncülüğündeki Kosova Parlamentosu'nun 17 Şubat günü ilan
ettiği “bağımsızlık” ile sona erdi. Yine aynı saatlerde, Bağımsız
Kosova’nın yeni bayrağı, parlamentoda göndere çekilerek tanıtıldı.
Üzerindeki altı yıldızla birlikte mavi fon üzerine sarı renklerde
Kosova’nın sınırlarını gösteren bir bayrak olarak belirlenen Kosova
Cumhuriyeti’nin bayrağı, o güne kadar kullanılan Arnavutluk
bayrağının yerini aldı. Yeni Kosova Devleti'nin kuruluş ve
uluslararası kabul görme sürecinde önemli bir misyon üstlenen
hükümet; Kosova siyasetinin ana belirleyicileri olan Kosova
Demokratik Partisi (PDK), Kosova Demokratik Ligi (LDK) ve
azınlıkların katılımıyla oluşturuldu. Böylelikle; tam da
uluslararası toplumun arzu ettiği şekilde, ‘parlamentoda yeterli
çoğunluğa sahip ve Arnavut kamuoyu tarafından benimsenen geniş
tabanlı bir hükümet formülü’ hayata geçirilmiş oldu.
Sürecin başından bu yana ülkenin bağımsızlığından yana bir politika
izleyen ABD, bağımsız Kosova'yı hemen ertesi gün tanıdı. AB Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi de “üye ülkelerin münferit olarak
Kosova'yı tanımalarının” yolunu açtı. Türkiye, ilk 24 saat içinde
Kosova’yı tanıyan ülkeler arasında yer alırken, İngiltere, Fransa,
İtalya ve Almanya'nın da aralarında bulunduğu 17 AB üyesi ülke, AB
Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi’nin açtığı yoldan ilerleyerek,
18 Şubat 2008’de Kosova'yı tanıdı. Buna karşılık İspanya, Slovakya,
Romanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan Kosova'nın
bağımsızlığının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkladı.
Sırbistan'a destek veren RF ise Kosova'nın bağımsızlığına sert bir
şekilde karşı çıkarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK)'ni sürece dahil
etme ve 1244 sayılı kararın geçerliliğini koruması yönündeki
çabalarına hız kazandırdı.
Gelinen aşamada; Eski Yugoslavya'dan ortaya çıkan 7'nci Devlet olan
ve bugüne kadar 43 devlet tarafından tanınan Kosova öznesinde
yaşanan gelişmeler bununla sınırlı kalmadı. Kosovalı liderler,
ülkede yönetimin BM'den devralınarak yeni kurumlarının
oluşturulmasına imkan sağlayacak anayasayı da 7 Nisan günü imzaladı.
BM'nin Kosova Özel Temsilcisi Martti Ahtisaari'nin planı
çerçevesinde hazırlanan anayasada Kosova; 'bağımsız ve egemen bir
devlet' olarak tanımlandı ve yönetim şeklinin de “parlamenter
cumhuriyet” olduğu belirtildi. Hem iç kamuoyunu, hem uluslararası
toplumu memnun etmeye çalışan anayasa ile birlikte azınlıkların
hakları da güvence altına alındı. Daha da ötesi, bazı Kosovalı
Sırpların taşıdığı “Kosova'nın Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan
etmesinden sonra yeni kurulan ülkede güvence altında olmayacakları”
endişesi giderilmeye çalışıldı. Kabul edilen yeni anayasa ile
Kosova'da resmi diller, Arnavutça ve Sırpça oldu. Kosova'nın yüzde
70'i Müslüman kabul edilmekle birlikte laik bir devlet olduğu için
anayasaya resmi din konulmadı ve bütün dinler eşit kabul edildi.
Sırp ve Rus muhalefetine rağmen, ABD-AB ve Türkiye’nin desteği ile
bağımsız devlet olmayı başaran Kosova'yı, yeni bir devlet olarak
daha pek çok sınavın beklediğini söylemek mümkün olacaktır.
Kosova'nın ilan ettiği bağımsızlık, 1999'dan bu yana devam eden
“statü sorununun” çözümü açısından ortaya konulan en gerçekçi
seçenektir. Bununla birlikte; Kosova'nın “ayrı ulusal kimliğe sahip
oldukları” gerekçesiyle bağımsızlık talebinde bulunan bölgeler
açısından da emsal olma özelliği taşıyan bu seçenek, dünya siyaseti
bağlamında yeni bir tartışma ortamı yaratmıştır. İşte bu yüzden
Sırbistan ve Rusya Federasyonu tarafından birbirine yakın siyasal
gerekçelerle, Arjantin tarafından ise, Falkland Adaları nedeniyle,
Kosova'nın bağımsızlığının hiçbir zaman tanınmayacağı yolunda
açıklamalar yapılırken, Küba, Vietnam ve Libya tarafından farklı
siyasal nedenlerle Kosova’nın yakın gelecekte tanınmayacağı
açıklandı.
Diğer yandan; Kosova Savaşı'nı adeta destanlaştıran Sırp milliyetçi
söylemi içinde Kosova’nın 'kutsal topraklar' olarak tanımlandığı göz
önünde tutulduğunda Sırbistan’ın diplomatik girişimlerin yanı sıra
farklı bazı tedbirlere girişeceği öngörülmekte. Nitekim; Sırbistan
kamuoyunun gündemini meşgul eden, “Kosovalı Sırpların çoğunlukta
olduğu bölgelerin Sırbistan'a ilhakı” konusundaki tartışma da bu
öngörüyü doğrulamakta.
(Yörtürk Kültür
ve Sanat Dergisi) |