|
Dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde
dağınık şekilde vatansız olarak yaşayan Ahıska Türklerinin
anavatanları “Ahıska”ya dönüşleri konusundaki “beklentileri”, Gürcü
yönetiminin Avrupa Konseyi’ne bulunduğu taahhüt nedeniyle çıkarmak
zorunda kaldığı kanunla bu kez “endişe” halini aldı.
Ahıska Türkleri 1944 yılında yaşadıkları topraklardan Stalin’in
verdiği kararla, dağılan Sovyet coğrafyasının değişik bölgelerine
sürgün edildiler. Sürgün edildikleri bölge/ülkelerdeki kültürlerin
yaşam alanlarına iliştirilen Ahıska Türkleri, buralarda adeta
“hayatta kalabilme” mücadelesi verdiler. Bunun yanında bir gün
anavatana dönebilme umutlarını da muhafaza ettiler.
Gürcistan yönetiminin Avrupa Konseyi’ne üye olabilmek için taahhütte
bulunması nedeniyle çıkarmak zorunda kaldığı “Ahıska Türklerinin
anavatanlarına dönüşlerine imkan tanıyacak” yasa, önceleri sevinçle
karşılandı. Sonuçta anavatana dönebilmek, bırakılan evleri,
mezarları görebilmek, geçmişteki hatıraları canlandırabilmek söz
konusu olacaktı. Ancak çıkartılan yasanın içeriğinin belli olmasıyla
birlikte duyulan “sevinç” uzun sürmedi. Zira yasa kabul edilemez
hatta uygulanamaz hükümleri içermektedir.
Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili tarafından 11 Temmuz 2007
tarihinde onaylanarak kanunlaşan yasa metni tasarı halindeyken bazı
değişikliklere uğradı. Yasa tasarısının “anlam yüklenmiş” adı bile
yapılmak istenenler hakkında açıkça bilgi veriyordu. “Zorla
Müslümanlaştırılmış halkların Gürcistan’a dönüşü hakkında” adlı yasa
tasarısıyla dönüş için başvuruda bulunanların Gürcü kökenli
olduklarını kabul ve tescil etmeleri isteniyordu. Gürcü yönetimince
bu “Bir taşla iki kuş vurmak” anlamına geliyordu. Hem Avrupa
Konseyine verilen söz yerine getirilecek hem de yıllardır sürdürülen
Ahıska Türkleri üzerindeki Gürcü devlet politikası çıkartılacak yasa
ile hukuki zemine oturtulacaktı.
Ancak ortaya çıkan tepki üzerine bu mümkün olmadı ve yasanın adı
“Eski Sovyetler Birliği tarafından 20.Yüzyılın 40’lı yıllarında
Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti’nden zorla sürülen kişilerin geri
dönüşü hakkında” şeklinde değiştirildi. Türk oldukları için sürgün
edilen Ahıska Türklerinin geri dönüşlerinde Gürcü olduklarını ileri
sürmek inandırıcılıktan öte gülünçtü ve böyle bir şeyin kabul
edilmesi beklenemezdi. Nitekim öyle de oldu.
Bununla birlikte yasalaşan kanun metninde başvuru için gerektiği
belirtilen hususlar “teknik” ve “insani” açılardan birçok
eksiklikler/yanlışlarla doludur. 31 Temmuz 1944 tarihli sürgün
kararında açıkça Türk kelimesine vurgu yapılırken Geri Dönüş
Kanunu’nda Türk ibaresinin kullanılmamasına özellikle gayret
gösterilmiştir.
Kanunda yer almayan ancak belirtilmesi teknik açıdan bir zorunluluk
olan bir başka husus ise; Ahıska Türklerinin Gürcistan’a
döndüklerinde yerleştirilecekleri bölgelerle ilgilidir. Gürcü
yetkililer Ahıska Türklerinin sürgün edildikleri topraklara geri
dönmelerini arzu etmemekte, bunu sağlayabilmek için de “Bölgede
Ermeni nüfusun bulunduğu, Ahıska Türklerinin de aynı bölgeye
yerleşmesi halinde halklar arasında çatışma olacağı” kurgusunu
bahane olarak göstermektedirler.
Bu bahaneyi teyit eder mahiyette Ermeni siyasilerinin açıklamaları
gündeme gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki Ermeni siyasilerinin
söylemleri, bölge halkının duygularını değil, büyük Ermenistan
hayaline ait resmi görüşü yansıtmaktadır.
Büyük Ermenistan’ı kurma yönündeki nafile gayretlerini her
platformda ifrat boyutunda sürdüren Ermeni siyasilerinin Ahıska
Türklerinin Ahılkelek bölgesine dönüşleriyle ilgili açıklamaları
kimseyi şaşırtmamalıdır. Zira Gürcistan yöneticileri de çok iyi
bilmektedir ki, Ermeniler, Ahıska Türklerinin dönmek istediği
bölgelerde bağımsız bir Ermenistan kurma gayelerini fütursuzca dile
getirmektedirler. Bu açıdan bakıldığında bile Ahıska Türklerinin
Ahılkelek bölgesine yerleştirilmeleri, Gürcistan’ın istikbali için
çok olumlu gelişmedir.
Gürcistan’da irredentist amaçlarla hareket eden Ermenilerin
sözkonusu çalışmaları, Ahıska Türklerinin buraya yerleşmesi sonucu
şekillenecek demografik yapı ile etkisiz hale getirilebilecektir.
Böyle bir gelişme de gerek Gürcistan’ın bütünlüğü gerekse
Kafkasya’daki istikrar için şüphesiz iyi olacaktır.
(Yörtürk Kültür
ve Sanat Dergisi) |