|
Irak’ın
işgaliyle başlayan süreçte, İran’ın etkisi altındaki Şii oluşumların
siyasi nüfuz elde etme çabaları, İran dini lideri Ayetullah Ali
Hamaney’in, Pakistan’dan Lübnan’a uzanan bir “Şii İmparatorluğu” kurma
planını doğruluyor. Bu konuya dikkat çeken Avrupalı güvenlik
uzmanları, 21 Mayıs 2004 günü, İran, Pakistan, Lübnan, Bahreyn’de ve
bu ülkelere ilaveten, Irak’ın Kerbela, Necef ve Küfe şehirlerinde,
Cuma namazı sonrasında yüz binlerce Şii’nin aynı anda “Kutsal Şii
Mekanları Savunma” adıyla yaptıkları gösterilerin tesadüf olmadığını
savunuyor. Hatta, bu olaylar “Enternasyonal-Küresel Şii İntifadası”
olarak tanımlanıyor. “21 Mayıs”ta yaşananların, İran’ın, sorunu Irak
dışına taşıyabileceğini, Şii dünyasını ABD’ye karşı seferberliğe
geçirebileceğini gösterdiği belirtiliyor.
Lübnan, Pakistan ve Irak’ta yüz binlerce Şii’yi aynı gün, aynı
anda, eşzamanlı olarak harekete geçiren gizli sözcüğün, bizzat dini
lider Ali Hamaney’den geldiği, gösteriler sırasında taşınan Iraklı
Ayetullah Sistani ve Humeyni’nin posterlerinin her şeyi açıkladığı
ifade ediliyor. Bir süre önce, İran kaynaklı Baztab internet sitesinde
yayınlanan bir haberde de, Mart 2005’de, İran yanlısı Hizbullah
taraftarı bir milyon kişinin Beyrut’ta bir araya gelmesi, “Şii
Hilalinin tamamlanması” olarak yorumlanmıştı. Şu an Irak genelinde
yaşanan gelişmelere bakıldığında, İran’ın bu karmaşadan istifade
ederek Irak’taki nüfuzunu ve hakimiyetini güçlendirmeye çalıştığı
görülmektedir. El Vatan El Arabi Dergisi’nin 4 Haziran 2004 tarihli
sayısında, “Şii İmparatorluğu Planı”nın, dini lider Ali Hamaney’in
başkanlığında toplanan İran Milli Güvenlik Kurulu’nun çok gizli
stratejik bir toplantısında karara bağlandığı ifade ediliyor.
Görünen o ki, ABD ve İran arasındaki bütün çatışmalar, gizli ve
açık görüşmeler, suçlamalar; İran’ın, Irak ve Körfez ülkeleri ile Arap
ülkelerine doğru genişlemeyi öngören stratejik planının bir parçası.
İran rejimi, bir çok Arap ve İslam ülkesine “girmeyi-sızmayı”
hedefleyen bir planı uygulamaya soktu. Aralarında Lübnan, Kuveyt,
Bahreyn ve Irak’ın bulunduğu çok sayıda İran Büyükelçiliği’ne, 2004
yılında yaptığı bir dizi atama ile dini lidere bağlı Devrim Muhafızı
ve istihbarat subaylarından oluşan şahısların ilgili ülkelere
girmeleri sağlandı. Bazı diplomatik kaynaklar, Suriye’de de
faaliyetlerini yürüten İran’ın, Suriye halkını Şii mezhebine geçirmek
için kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü bildiriyor. Bu çerçevede,
Rakka’daki Afadile ve Homs’taki Muvali Aşiret’ine mensup bazı
Sünnilerin 2005 yılı içerisinde Şii mezhebine geçtikleri ve İran’ın bu
şahıslara aylık 20 bin Suriye Lirası yardım yaptığı belirtiliyor.
Nüfusunun % 85’i Müslüman olan Suriye’de, Müslümanların sadece % 1,5
kadarını İsmaili ve Şiiler oluşturuyor ve bu nedenle Suriye, ülkedeki
Şii topluluğu kendisine tehdit olarak algılamıyor. Hatta, ABD’nin
baskıları üzerine uluslar arası düzeyde yalnızlığa itilen ve kendisine
bölgesel müttefikler arayan Suriye’nin bu davetine ilk cevap veren
İran oluyor.
Suriye ile İran arasındaki ittifak, 16 Şubat 2005 tarihinde, Suriye
Başbakanı’nın Tahran’ı ziyaret etmesiyle doğrulandı. İran ittifak
çerçevesinde ilk adımını, Lübnan Meclisi’nde güçlü bir partiye sahip
olan Şii örgütü Hizbullah’ı harekete geçirerek, Suriye’ye yardım
etmekle attı. Lübnan’da 2 milyon kadar Şii yaşamakta olup çoğunlukla
Güney Lübnan’da yerleşiktir. Suriye, Lübnan’daki emellerine Şiilere
destek vererek ulaşmaya çalışmakta ve yeni Lübnan Yönetimi’ne karşı
Şii kartını oynamaktadır. Zira, Hizbullah, Lübnan Komunist Partisi ve
Şii Emel Hareketi, Suriye’nin desteklediği Şii örgütlerdendir. Bu da
Suriye ve İran’ın yollarının kesişmesine neden olmakta ve bu iki
ülkeyi ittifak kurmaya yöneltmektedir. Lübnan’da son zamanlarda
telaffuz edilen “Suriye yanlıları ve karşıtları” bölümlenmesi her
geçen gün daha da keskinleşmektedir. Hizbullah öncülüğünde ve
Suriye’nin desteğiyle, 8 Mart 2005 tarihinde, Beyrut’ta
gerçekleştirilen gösterilerde, sosyal ve mezhepsel mesajlar
verilmiştir. Bütün dünya gösterileri, Lübnan halkına karşı Şiilerin
varlığının teyidi olarak algılamıştır.
Uzmanlar, verilmek istenen bir diğer mesajın da, “Suriye
birliklerinin çekilmesine rağmen Hizbullah’ın hala yerel ve bölgesel
önemini yitirmediği ve lider Hasan Nasrullah’ın Suriye’nin oyununa
hizmet ettiği” olduğu belirtilmektedir. Seyit Hasan Nasrullah, İran
İslam Devrimi’nin eğitim ve kültürünün bariz bir örneğidir.
Nasrullah’ın İran’a olan vefası, 2000 yılında Arap Dünyasında yılın
adamı seçilmesi ve 2001 yılında Arap liderlerin şaşkın bakışları
önünde İran Devrim Lideri’nin elini öpmesiyle tecelli etmişti. Bu
İran’ın, dünyadaki gelişmelere etki etmekte ne kadar potansiyele sahip
olduğunu göstermek açısından iyi bir fırsattı.
Ortak çıkarlar bağlamında, Irak Şiileri ile yakın bağları bulunan
Lübnan’daki Şiiler konusunda Suriye’nin de desteğini alan İran,
“imparatorluk çalışmalarına” devam etmektedir. Lübnan’daki Hizbullah
kamplarında ve Irak’ta bulunan binlerce Şii genç, ileri eğitim
amacıyla Tahran’a gitmekte ve daha sonra Bedr Kuvvetleri’ne dahil
olmaktadır. Bedr Kuvvetleri, Irak’ta faaliyet gösteren Irak İslam
Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI)’nin askeri gücünü oluşturmaktadır.
SCIRI’nin K.Irak, İran, Suriye, Türkiye ve Lübnan’da temsilcilikleri
bulunmaktadır. Irak’taki Şiilerin devlet yönetiminde aktif rol
almaları Bahreyn’deki, Kuveyt’teki ve Suudi Arabistan’ın doğusundaki
Şii nüfusu da cesaretlendirmektedir. Batı’nın son 25 yıl zarfında
İslam ülkelerindeki uygulamaları, Mısır’daki örgütlerin yanısıra,
Saddam ve Taliban gibi aşırı rejimlere kadar Sünni Vahabi ve Seküler
hareketleri desteklemesi ve Şii hareketleri en sert şekilde bastırmaya
çalışması, Şii oluşumlarını hızlandırmıştır. Ancak, Batı’nın bu
politikası işlerin tersine dönmesine neden olmuş, Sünni radikal
akımlar güç kazanarak Batı’yı hedef almış, İslam dinine yönelik
tepkiler artmıştır. Bu da, İran Devrimi’nin diğer Şiiler ve hatta
Sünniler üzerindeki etkisinin büyümesine neden olmuştur. Batı’nın bu
gelişmelere karşı tutumunu değiştirmemesi halinde İslam Dünyası büyük
bir krizle karşı karşıya kalabilir.
(Yörtürk Kültür
ve Sanat Dergisi) |