Kiliseler çan değil, 

ülke dilinde şarkılar çalsın!



Dr. Doğan DEMİRHAN

Dünya nüfusunu oluşturan milletlerin fertlerinin çoğunluğu semavi dinlere inanıp iman ederler. Her semavi dinde yaratan tektir. Tahrife uğramış olan yeni ve eski ahide inanan  toplumlar her ne kadar yaratıcıyı üçlü olarak tanımlasalar da; yaratanın tek olduğuna iman ederler. Bu gün dünya üzerinde Hıristiyanlık,  Müslümanlık ve Musevilik çoğunluktadır. Azınlıkta kalan binlerce ve yüz binlerce inancın tamamını ele almamız elbette mümkün değildir.

Dünya nüfusunu oluşturan milletlerin fertlerinin çoğunluğu semavi dinlere inanıp iman ederler. Her semavi dinde yaratan tektir. Tahrife uğramış olan yeni ve eski ahide inanan  toplumlar her ne kadar yaratıcıyı üçlü olarak tanımlasalar da; yaratanın tek olduğuna iman ederler.

Bu gün dünya üzerinde Hıristiyanlık,  Müslümanlık ve Musevilik çoğunluktadır. Azınlıkta kalan binlerce ve yüz binlerce inancın tamamını ele almamız elbette mümkün değildir.

Her inancın kutsal değerleri vardır. Bu kutsal değerler sabittir. (orijinaldir) Bu sabitliği bozmaya kalkarsanız; mevcut bulunan Zebur, Tevrat ve İncil’de olduğu gibi tahrifata sebebiyet verirsiniz. Aradan bir süre geçtikten sonra da elinizde orijinal kalmadığı için,  tahrif olmuş hurafelerin istilasına uğramış bir inanca sahip olursunuz.

İşte bu yüzdendir ki; Allah (cc) son kitap olan Kur’an-ı Kerimi kendi koruması altına almıştır. Kıyamete yakın bir sürede, Kur’an-ı Kerim’in bir tek harfini insan oğlu tahrif edemeyecektir. Tahrife uğramış olan nüshalar da Kur’an-ı Kerim vasfını taşımayacaktır. Bu Allah’ın güvencesi altındadır. Bir örnek vermek gerekirse; Türkçe dahil bir çok dilde Kur’an-ı Kerim meali – tercümesi bulunmaktadır. Hiçbir tercüme orijinal olmadığına göre de; hiçbir Kur’an Meali, Kur’an-ı  Kerim sayılamaz.

Dağılan Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi yüce dinimize karşı; Rusların, Ermenilerin, Çinlilerin,  İran Fars şovenistlerinin, AB ülkelerinin, Yahudilerin,  ve ABD’nin bitmek tükenmez  saldırıları olmuş, Necip Milletimiz dini asimilasyon ve baskılara  maruz kalmıştır. Ufak yaşta din eğitimi yasaklanmış, diğer dinlerden alıntı hurafelerle Necip Milletimiz dini değerlerinden saptırılmak istenmiştir.  Bu nedenledir ki; misyonerler kademe kademe içimizdeki azınlıkları ve kendilerini Müslüman kabul etmeyen toplulukları kullanma yoluna gitmişlerdir. Allah’a şükürler olsun ki; 500 milyonluk Türk dünyasında, Necip milletimizi; Musevi, Hıristiyan, put – perest, Kızılbaş  yapmaya güçleri yetmemiştir.

Askeri ihtilallerle, ülkemizin milli yayını TRT ile veya özel TV kanallarıyla, Simavi ve Aydın Doğan misali zehir – zemberek yayın yapan veya yine ‘Dini Basın’ adını verdiğimiz daha zehirli hurafeci, dinden uzak – dini yayın yapan mevkutelerle Necip milletimizin  inançlarına saldırılar yapılmış ama  çok şükür ki toplu din değiştirme hadisesini gerçekleştirememişlerdir. Bu yüzden de son 80 ihtilali ile İmam Hatip liseleri, İlahiyat fakülteleri ve hatta Kur’an Kurslarımız derin devletin işgaline uğratılmış,  İmam Hatip yetiştiren mümtaz okullarımızda papazlar ders verir hale gelmiştir. Zekeriya Beyaz,  Yaşar Nuri Öztürk gibi milletin kafasını karıştıran ve Kızılbaş tekkelerinde yetişen hocalar camilerimizde imamlık yapacak yavrularımıza zehir – zemberek saptırıcı eğitim vermektedirler. Amaç; yarının imamlarının camide içki içmelerini, zina yapmalarını sağlamak, Necip milletimizin asırlardır cemaat oluşturduğu mekanlarını güvensiz hale getirmektir.

Gazi Paşamız zamanında Lozan’da esir edilen milletimize bir takım dayatmaları, bu günün AB görüşmeleri gibi zorlamalar yapılmıştır. Bu zorlamalar neticesinde Gazi Paşamız Alem-i İslam’ın kutsal saydığı Cuma gününün tatil olmaktan çıkartılarak; gavurların kutsal saydığı Pazar gününün tatil edilmesini ve Ezan-ı Muhammediye’nin orijinal halinden vazgeçilerek Türkçe okunmasını kanun haline getirilmiştir. Ve bu kanunları eleştirenlere de ağır cezalar verilmesi öngörülmüştür. Şimdi bu Gazi Paşamızın istemeyerek kabul ettiği ve dayatmalar karşısında geçiş dönemi maddeleri olarak gördüğü şartlar,  bir süre sonra mandacılar tarafından bilhassa İsmet İnönü CHP’lileri tarafından  olmazsa – olmaz ilkeler safına konmuştur. Bir misal vermek gerekirSE; Gazi Paşamız zamanında Türkçe Ezan okunmasına karşı çıkanlara ağır cezalar verilmesi gerekirken, verilmemiş ama, Gazi Paşamızdan sonra gelen İnönü keferesi sayesinde cezaevleri Türkçe Ezan karşıtlarıyla doldurulmuş, ağır işkenceler ve zulümler yapılmıştır. 1960 ihtilalinde Kur’an-ı Kerim okumak ve bulundurmak bile Lozan Fatihi (!) İnönü tarafından yasaklanmıştır.

İşte bu aşağılık zihniyet bu gün Müslüman ahaliye veya İslam dinine yeni kılıflar dikmeye gayret göstermektedir.. Müslüman kisvesine bürünen bu aşağılık zihniyet hiç birisi Müslüman Türk olmayan sinema, sahne ve tiyatro sanatçılarını (!)  YÖK mensuplarını, Kızılbaş Dedeler’ini televizyonlara çıkartarak saptırma operasyonlarını idame ettirmektedirler. Yani, Müslüman olmadıkları halde, Müslümanlığa ve Müslümanlığın kutsiyetlerine saldırmaktadırlar. 
Halbuki yıllarca; ihtilallerle müstemleke ve manda haline getirilen bizler, bir başka dine ve o dinin değerlerine saldırma ihtiyacını duymadık. Zaten yüce dinimize göre de saldırmamız mümkün değil. Şöyle bir örnek vermek gerekirse; Bir Musevi veya Hıristiyan Yüce Efendimiz’e (sav) saldırabiliyor. ‘Dili ve elleri kopsun!’ halbuki biz Müslümanlar bir Hz. Musa’ya veya Hz. İsa’ya (as) saldıramayız. Zira O’nlar da bizim kabul ettiğimiz  peygamberlerimizdir.

Her Ramazan ve Kurban  aylarında yüce dinimize saldıran aşağılık gayri Müslimlere verilecek her hangi bir ceza bulunmadığı için; çok kolayca milli TRT’mizi ve şer basınımızı kullanarak amaçları doğrultusunda saldırılar yapmaktadırlar. Ramazan Bayramına; Şeker Bayramı, Kurban Bayramına Et bayramı gibi aşağılık sıfatlar getirilmekte, dana ve koyun katliamı yapıldığını öne sürmektedirler. Halbuki Tüm Musevilerin senede bir gün aile fertleri başına birer horoz kesmelerine, Hıristiyanların hindi katletmelerine, kiliselerin keçi çanı gibi dan – dun ötmesine ses çıkartamamaktadırlar. Varsa  - yoksa Müslümanlığı ve Müslüman’ı hedef seçmektedirler.  Bir İngiliz’den duymuştum; “Ezan okunurken dinlemekten büyük huzur duyuyorum” diyordu. Hakkı DEDELER Başkanımız da şöyle anlatmıştı bize: “Paris Seint Genevieve Enstitüsü’nün kilisesinde çalan çan sesi  bana Ezan-ı Muhammediye’yi hatırlatıyordu. İnsanların inandıkları doğrultusunda inançlarına sahip çıkmaları ne kadar güzel bir şey. Ben Çan sesinden rahatsızlık duymuyordum. Zira o insanlar çan sesiyle huzur buluyorlardı. Ama bizim içimizdeki kanı bozuk tahammülsüzler aralarında Ezan-ı Muhammediye’nin sesinin kısılması veya Türkçe okunması konusunda aralarında imza topluyorlar. Bir gün tepem atarsa ben de onlara; gidin keçilere bağladığımız çanları kiliselerinde çalanlara sataşın. Bizi bırakın! Onlar bulundukları ülkelerin dilinde kiliselerinde şarkılar söylesinler, çan sesinden rahatsız oluyoruz, hem de çok ilkel diyeceğim” Evet, Hakkı Başkanımızın dediği gibi; Fransa’da yaşayan bir Türk kilisedeki çanın çalmasından rahatsızlık duyup, imza toplasa başına ne gelir dersiniz? İçimizdeki dinsiz, donsuz zibidilere ithaf olunur!..

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com  www.karunpc.com   

  

 

 

  

  

  

Google

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com   

www.karunpc.com