|
Dünya nüfusunu oluşturan
milletlerin fertlerinin çoğunluğu semavi dinlere inanıp
iman ederler. Her semavi dinde yaratan tektir. Tahrife
uğramış olan yeni ve eski ahide inanan toplumlar her ne
kadar yaratıcıyı üçlü olarak tanımlasalar da; yaratanın
tek olduğuna iman ederler.
Bu gün dünya üzerinde
Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik çoğunluktadır.
Azınlıkta kalan binlerce ve yüz binlerce inancın
tamamını ele almamız elbette mümkün değildir.
Her inancın kutsal
değerleri vardır. Bu kutsal değerler sabittir.
(orijinaldir) Bu sabitliği bozmaya kalkarsanız; mevcut
bulunan Zebur, Tevrat ve İncil’de olduğu gibi tahrifata
sebebiyet verirsiniz. Aradan bir süre geçtikten sonra da
elinizde orijinal kalmadığı için, tahrif olmuş
hurafelerin istilasına uğramış bir inanca sahip
olursunuz.
İşte bu yüzdendir ki;
Allah (cc) son kitap olan Kur’an-ı Kerimi kendi koruması
altına almıştır. Kıyamete yakın bir sürede, Kur’an-ı
Kerim’in bir tek harfini insan oğlu tahrif
edemeyecektir. Tahrife uğramış olan nüshalar da Kur’an-ı
Kerim vasfını taşımayacaktır. Bu Allah’ın güvencesi
altındadır. Bir örnek vermek gerekirse; Türkçe dahil bir
çok dilde Kur’an-ı Kerim meali – tercümesi
bulunmaktadır. Hiçbir tercüme orijinal olmadığına göre
de; hiçbir Kur’an Meali, Kur’an-ı Kerim sayılamaz.
Dağılan Osmanlı
coğrafyasında olduğu gibi yüce dinimize karşı; Rusların,
Ermenilerin, Çinlilerin, İran Fars şovenistlerinin, AB
ülkelerinin, Yahudilerin, ve ABD’nin bitmek tükenmez
saldırıları olmuş, Necip Milletimiz dini asimilasyon ve
baskılara maruz kalmıştır. Ufak yaşta din eğitimi
yasaklanmış, diğer dinlerden alıntı hurafelerle Necip
Milletimiz dini değerlerinden saptırılmak istenmiştir.
Bu nedenledir ki; misyonerler kademe kademe içimizdeki
azınlıkları ve kendilerini Müslüman kabul etmeyen
toplulukları kullanma yoluna gitmişlerdir. Allah’a
şükürler olsun ki; 500 milyonluk Türk dünyasında, Necip
milletimizi; Musevi, Hıristiyan, put – perest, Kızılbaş
yapmaya güçleri yetmemiştir.
Askeri ihtilallerle,
ülkemizin milli yayını TRT ile veya özel TV
kanallarıyla, Simavi ve Aydın Doğan misali zehir –
zemberek yayın yapan veya yine ‘Dini Basın’ adını
verdiğimiz daha zehirli hurafeci, dinden uzak – dini
yayın yapan mevkutelerle Necip milletimizin inançlarına
saldırılar yapılmış ama çok şükür ki toplu din
değiştirme hadisesini gerçekleştirememişlerdir. Bu
yüzden de son 80 ihtilali ile İmam Hatip liseleri,
İlahiyat fakülteleri ve hatta Kur’an Kurslarımız derin
devletin işgaline uğratılmış, İmam Hatip yetiştiren
mümtaz okullarımızda papazlar ders verir hale gelmiştir.
Zekeriya Beyaz, Yaşar Nuri Öztürk gibi milletin
kafasını karıştıran ve Kızılbaş tekkelerinde yetişen
hocalar camilerimizde imamlık yapacak yavrularımıza
zehir – zemberek saptırıcı eğitim vermektedirler. Amaç;
yarının imamlarının camide içki içmelerini, zina
yapmalarını sağlamak, Necip milletimizin asırlardır
cemaat oluşturduğu mekanlarını güvensiz hale
getirmektir.
Gazi Paşamız zamanında
Lozan’da esir edilen milletimize bir takım dayatmaları,
bu günün AB görüşmeleri gibi zorlamalar yapılmıştır. Bu
zorlamalar neticesinde Gazi Paşamız Alem-i İslam’ın
kutsal saydığı Cuma gününün tatil olmaktan çıkartılarak;
gavurların kutsal saydığı Pazar gününün tatil edilmesini
ve Ezan-ı Muhammediye’nin orijinal halinden vazgeçilerek
Türkçe okunmasını kanun haline getirilmiştir. Ve bu
kanunları eleştirenlere de ağır cezalar verilmesi
öngörülmüştür. Şimdi bu Gazi Paşamızın istemeyerek kabul
ettiği ve dayatmalar karşısında geçiş dönemi maddeleri
olarak gördüğü şartlar, bir süre sonra mandacılar
tarafından bilhassa İsmet İnönü CHP’lileri tarafından
olmazsa – olmaz ilkeler safına konmuştur. Bir misal
vermek gerekirSE; Gazi Paşamız zamanında Türkçe Ezan
okunmasına karşı çıkanlara ağır cezalar verilmesi
gerekirken, verilmemiş ama, Gazi Paşamızdan sonra gelen
İnönü keferesi sayesinde cezaevleri Türkçe Ezan
karşıtlarıyla doldurulmuş, ağır işkenceler ve zulümler
yapılmıştır. 1960 ihtilalinde Kur’an-ı Kerim okumak ve
bulundurmak bile Lozan Fatihi (!) İnönü tarafından
yasaklanmıştır.
İşte bu aşağılık zihniyet
bu gün Müslüman ahaliye veya İslam dinine yeni kılıflar
dikmeye gayret göstermektedir.. Müslüman kisvesine
bürünen bu aşağılık zihniyet hiç birisi Müslüman Türk
olmayan sinema, sahne ve tiyatro sanatçılarını (!) YÖK
mensuplarını, Kızılbaş Dedeler’ini televizyonlara
çıkartarak saptırma operasyonlarını idame
ettirmektedirler. Yani, Müslüman olmadıkları halde,
Müslümanlığa ve Müslümanlığın kutsiyetlerine
saldırmaktadırlar.
Halbuki yıllarca; ihtilallerle müstemleke ve manda
haline getirilen bizler, bir başka dine ve o dinin
değerlerine saldırma ihtiyacını duymadık. Zaten yüce
dinimize göre de saldırmamız mümkün değil. Şöyle bir
örnek vermek gerekirse; Bir Musevi veya Hıristiyan Yüce
Efendimiz’e (sav) saldırabiliyor. ‘Dili ve elleri
kopsun!’ halbuki biz Müslümanlar bir Hz. Musa’ya veya
Hz. İsa’ya (as) saldıramayız. Zira O’nlar da bizim kabul
ettiğimiz peygamberlerimizdir.
Her Ramazan ve Kurban
aylarında yüce dinimize saldıran aşağılık gayri
Müslimlere verilecek her hangi bir ceza bulunmadığı
için; çok kolayca milli TRT’mizi ve şer basınımızı
kullanarak amaçları doğrultusunda saldırılar
yapmaktadırlar. Ramazan Bayramına; Şeker Bayramı, Kurban
Bayramına Et bayramı gibi aşağılık sıfatlar
getirilmekte, dana ve koyun katliamı yapıldığını öne
sürmektedirler. Halbuki Tüm Musevilerin senede bir gün
aile fertleri başına birer horoz kesmelerine,
Hıristiyanların hindi katletmelerine, kiliselerin keçi
çanı gibi dan – dun ötmesine ses çıkartamamaktadırlar.
Varsa - yoksa Müslümanlığı ve Müslüman’ı hedef
seçmektedirler. Bir İngiliz’den duymuştum; “Ezan
okunurken dinlemekten büyük huzur duyuyorum” diyordu.
Hakkı DEDELER Başkanımız da şöyle anlatmıştı bize:
“Paris Seint Genevieve Enstitüsü’nün kilisesinde çalan
çan sesi bana Ezan-ı Muhammediye’yi hatırlatıyordu.
İnsanların inandıkları doğrultusunda inançlarına sahip
çıkmaları ne kadar güzel bir şey. Ben Çan sesinden
rahatsızlık duymuyordum. Zira o insanlar çan sesiyle
huzur buluyorlardı. Ama bizim içimizdeki kanı bozuk
tahammülsüzler aralarında Ezan-ı Muhammediye’nin sesinin
kısılması veya Türkçe okunması konusunda aralarında imza
topluyorlar. Bir gün tepem atarsa ben de onlara; gidin
keçilere bağladığımız çanları kiliselerinde çalanlara
sataşın. Bizi bırakın! Onlar bulundukları ülkelerin
dilinde kiliselerinde şarkılar söylesinler, çan sesinden
rahatsız oluyoruz, hem de çok ilkel diyeceğim” Evet,
Hakkı Başkanımızın dediği gibi; Fransa’da yaşayan bir
Türk kilisedeki çanın çalmasından rahatsızlık duyup,
imza toplasa başına ne gelir dersiniz? İçimizdeki
dinsiz, donsuz zibidilere ithaf olunur!.. |