|
Padişahlık Sırası |
1 |
|
Saltanatı |
27 Yıl |
|
Cülûsu |
1281, 1284, 1299 |
|
Babası |
Ertuğrul Gâzi Bey |
|
Annesi |
Hayma Ana |
|
Doğumu |
1258 |
|
Vefâtı |
1326 |
|
Kabri |
Bursa'da Osman Gâzi Türbesi'ndedir |
|
Erkek Çocukları |
Pazarlı Bey, Çoban Bey, Hamid Bey,
Orhan Bey,
Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savcı Bey. |
|
Kız Çocukları |
Fatıma Hatun |
|
Osmanlı sultanlarının ilki. Dünyânın en uzun ömürlü
hânedanının ve en büyük devletlerinden Osmanlı
Devletinin kurucusu. 1258 tarihinde Söğüt'te doğdu.
Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundan Ertuğrul Gâzinin
oğludur.
İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. İslâmi ilimler
öğretildi. Devrin örf ve âdetince mükemmel bir askeri
tâlim ve terbiyeyle yetişti. Ertuğrul Gâzinin silâh
arkadaşı ve kumandanlarından kılıç kullanmayı, kargı
savunmayı, ata binmeyi öğrendi. Onların gazâlarını
dinledi. Yaptıklarından ibret alarak, gençliğindeb
itibâren gazalara katılıp, zaferler kazandı, kumandanlık
vasıflarını geliştirip kuvvetlendirdi.
Bizans'ın hâkimiyetindeki Batı Anadolu cihat memleketi
olduğundan, bölgede gazâ niyetiyle pekçok kumandan
mücâhid, derviş ve her biri birer gönül sultanı şeyh ve
âlim bulunuyordu. Osman Gâzi; Anadolu'nun
İslâmlaştırılıp, Türkleşmesi faaliyetine katılan bu
gönül sultanlarından, ahilerden, Şeyh Edebâl'nin
sohbetlerine katılıp, mâneviyâtını yükseltti.
1277 yılında, on dokuz yaşındayken bir gece rüyâsında;
Şeyh Edebâli'nin böğründen bir ay çıkıp, göğsüne
girdiğini, sonra göbeğinden, bütün âfâkı, gökyüzünü
kaplayan bir ağacın çıktığını, yüksek dağ ve pınarlara
gölge saldığını ve insanların ondan çok
faydalandıklarını gördü. Rüyâsını Şeyh Edebâli
hazretlerine anlattı. Hocası; ''Müjde ey Osman! Hak
teâlâ sana ve senin evlâdına saltanat verdi. Bütün
dünyâ, evlâdının himâyesinde olacak, kızım Mâl Hâtun da
sana eş olacak.'' diyerek rüyâsını tâbir etti. On dokuz
yaşındayken Şeyh Edebâli'nin kızı Mâl Hâtun ile evlendi.
Edebâli'nin kızının Bâlâ Hâtun olduğu da rivâyet
edilmiştir.
Osman Gâzi cesâreti, zekâsı, cömertliği, İslâm dinine
sadâkati ve tatbikatı herkesçe takdir edildiğinden
babası tarafından Kayı boyu beyliğine aday gösterildi.
Ertuğrul Gâzi, 1281 yılında vefât edince Kayı beyi oldu.
Anadolu Selçuklu Devletinin Bizans hudundaki Kayılar,
Söğüt kışlağı ile Domaniç yaylağı arâzisine hâkimdiler.
Osman Gâzi, Kayı beyi olunca, hudut komşusu Bizans
tekfurları ile iyi geçinmeye çalıştı. Bunlar arasında en
çok Bilecik tekfuru ile anlaşıyordu. Boyda, eskiden beri
yaylağa çıkarken, ağır eşyâları Bilecik Tekfuruna emânet
etmek, buna karşılık tekfura bâzı hediyeler sunmak
geleneği vardı. Emânetin teslimi ve alınması, silahsız
kimseler ve kadınlar tarafından yapılırdı. Aşiretlerin
yaylaya çıkış ve dönüşlerinde, İnegöl Tekfuru yollarını
keserek, onlara zarar veriyor, bu yüzden sık sık
çarpışmalar oluyordu. Osman beyin kuvvet ve nüfûsunun
devamlı arttığını gören İnegöl Tekfuru Nikola,
komşularından tekbir alınmasını istedi. İnegöl
Tekfurunun Bizanslılara ittifak teklifi, Bilecik Tekfuru
tarafından Osman Gâziye haber verildi. Tekfur Nikola'nın,
pazarköy (Ermenibeli) kuvvet topladığı tespit edilince,
Osman Gâziye haber verildi. Tekfur Nikola'nın,
pazarköy'de kuvvet topladığı tespit edilince, Osman
Gâzi, Kayı ileri gelenleri, kumandanlar ve
arkadaşlarından Akçakoca, Abdurrahman Gâzi, Aykut Alp,
Konur Alp ve Turgut Alp ile görüşme yaparak, İnegöl'ün
fethine karar verdi. 1284'te Pazarköy'de meydana gelen
muhârebede, Osman Gâzinin yeğeni Bay Hoca şehit düştü.
Muhârebe ardından Kulaca Kalesi fethedildi. Mağlubiyet
üzerine İnegöl Tekfuru ile Karacahisar Tekfuru
birleştiler. 1288 yılında Domaniç yakınında Erice (Ekizce)
'de yapılan muhârebede, tekfurlar tekrar mağlup
edildiler. Bu muhârebede de Osman Gâzinin Ekizce
muvaffakiyeti, Anadolu Selçuklu Sultânı Gıyâseddin
Mes'ûd Şah tarafından mükâfatlandırıldı. Gönderilen bir
fermanla Söğüt Osman Gâziye yurt olarak verildi.
Sultandan aldığı duâ sonrasından gazâ akınlarını daha da
hızlandıran Osman Gâzi, bir baskınla İnegöl Tekfurunu ve
pekçok askerini öldürdü. İnegöl'den pekçok ganimet aldı.
İnegöl Tekfurunun öldürülmesi ve Osman Gâzinin devamlı
genişlemesi, Bursa ve İznik tekfurlarını telâşlandırdı.
Osman Gâzinin Bizans tekfurlarına karşı tâkip ettiği
siyâset; Anadolu Selçuklu Sultanlığınca takdir edilip,
tekrar mükâfatlandırıldı. 1289'da bir fermanla Söğüt'e
ilâveten Eskişehir ve İnönü tarafları verilip, miri
vergiden muaf tutuldukları gibi Beylik âlametlerinden
alem, tuğ, kılıç ile gümüş takımlı at da gönderildi.
Selçuklu sultanının hediyeleri alınıp, fermanı okununca
Osman Gâzinin gazâ akınları iyice hızlandı. İznik'e akın
tertiplendiyse de kale alınamadı pekçok ganimetle
dönüldü. Karacahisar ile Yarhisar tekfurları, Osman Gâzi
aleyhine ittifak kurdular. 1291'de Karacahisar
fethedilince, alınan ganimetlerin beşte biri Anadolu
Selçuklu Devleti başşehri Konya'ya gönderilip, kalanlar
muhârebeye katılan gâzilere dağıtıldı. 1292'de Sakarya
ırmağının kuzeyine akın yapıldı. Bu akınlarda Sorgan
köyü, Göynük, Taraklı Yenicesi ve Mudurnu taraflarının
askeri mevkileri tahrip edilip, pekçok ganimet alındı.
Osman Gâzi, gazâlarda alınan ganimetleri hâlen kuruluş
safhasında olan devletin ihtiyaçlarını tamamlamakta
kullanıyor, kalanlarını muhârebelere katılan gâzilere
dağıtıyordu. Osman Gâzinin teşkilâtlanmaya verdiği
ağırlık 1298 yılına kadar devam etti. Osman Gâzinin
ileriye dönük faaliyetlerini, huduttaki Bizans
tekfurlarını daha da telaşlandırdı. Bilecik tekfuru da
Osman Gâzi aleyhine ittifak içine girdi. Bizans- Rum
tekfurları, Osman Gâziyi muhârebe meydanında öldürüp
yenemeyeceklerini anlayınca, entrikaya başvurdular.
Yarhisar Tekfurunun kızıyla evlenecek olan Bilecik
tekfurunun düğününe dâvet edip, öldürmeyi plânladılar.
Osman Gâziye suikast tertibi, dostu Harmankaya Tekfuru
Köse Mihal tarafından haber verildi. Gerekli tedbirleri
alan Osman Gâzi, Bizans tekfurları ile berâber dâvet
edildiği düğüne, hediye olarak kuzu sürüsü
gönderdi.Düğün sonrası yaylaya çıkacağını bildirerek,
eskiden olduğu gibi değerli eşyâlarının kadınlar
vâsıtasıyla kaleye alınmasını istedi. Bilecik Tekfuru,
Bizans tekfurlarıyla ittifâk hâlinde olduğundan Osman
Gâzinin teklifini kabul edip, düğün yeri olan
Çakırpınarı'na gitti. Osman Gâzi aşiretin eşyâsı yerine
atlara silâh yükletip, harp hilesiyle, kırk kadar gâziyi
kadın kılığında Bilecik'e gönderdi. Aşiret kâfilesi
Bilecik'e gidip, şehri ele geçirdi. Osman Gâzi de
düğünden dönen tekfurları kurduğu pusuyla yenilgiye
uğratıp, düğüne katılanların ve askerlerinin çoğunu
öldürttü. Osman Gâziye karşı tertiplenen Bizans
entrikası lehe çevrilip, gelin dâhil, düğüne
katılanların bir kısmı esir alındı. Geline Nilüfer adı
verilip, Osman Gâzinin oğlu Orhan Gâziye nikâhladı.
Fethe devam edilip, ertesi gün Yarhisar Kalesi kuşatıldı
ve ele geçirildi. Osman Gâzinin kumandanlarından Turgut
Alp ve gâziler de İnegöl'ü fethettiler.
Osman Gâzi Batı Anadolu'da Bizans hududunda fetihlerde
bulunurken, Moğolİlhanlılar da Anadolu'yu istilâ
ettiler. İlhanlı Hükümdarı Gazan Han Anadolu Selçuklu
Sultanı Alâeddin Şahı İran'a götürdü. Bütün Türkiye
Selçuklu Devletinin toprakları, İlhanlıların eline
geçti. İlhanlı zulmünden hicret eden birçok Anadolu
Selçuklu emiri ve mâiyeti, Osman Gâzinin gazâlarına
katılmak için hizmete geldi. Böylece Osman Gâzi 1281
yılından beri arâzisini devamlı genişletip, gazâ
niyetiyle hizmetine katılanlarla devamlı güçlendi.
Anadolu Selçuklu Sultanlığının fetret devrindeki iktidar
boşluğundan faydalanan Türk beyleri istiklâllerini ilân
ettiler. Osman Gâzi de iyice kuvvetlenmişti. 1299'da
istiklâlini ilân edip, tabilikten kurtuldu. Osman Gâziye
istiklâl alâmetleri olan ferman, sancak, alem, tuğ,
kılıç ve at ile takımı önceden verildiğinden,
istiklâlin, ilân etmesiyle, devlet teşkilâtının
müesseselerini kurup, her kaleye subaşı, dizdar, kâdı
tâyin etti.Köyler timar olarak sipâhilere dağıtıldı. Bu
arada Yundhisar ve Yenişehir kalaleri fethedildi. Osman
Gâzi, yeni fethedilen Yenişehir'i merkez, hâline
getirdi. Burada idâri, iktisâdi ve sosyal müesseseler
inşâ ettirip, evler, dükkanlar, çarşı ve hamamlar
yaptırdı. Devleti beş idâri bölgeye ayırdı. Her bölgenin
idâresine güvendiği, kâbiliyetli ve âdil kumandanlar
tâyin etti. Oğlu Orhan beye Sultanönü, Gündüz Alp'e
Eskişehir, Aykut Alp'e İnönü, Hasan Alp'e Yarhisar,
Turgut Alp'e İnegöl bölgelerinin idâresini verdi.
Neticede dört yüz çadırla Türkiye Selçuklu bizans
hududuna yerleştirilen Kaya Aşireti, 1299'da Osman
Gâzinin adına izâfeten Osmanlı hânedanı ve devletini
kurmuş oldu. Osman Gâzi İslâm dininin esaslarını, Türk
örfünü teşkilât ve müesseselerini safha safha
yerleştirip, mükemmelleştiriyordu. Teşkilât ve
müessesini kurarken, İslâm dininin farzlarından cihat
emrini de yapıyorlardı. Devamlı genişleyip,
teşkilâtlanan Osmanlı tehlikesini huduttaki tekfurlarla
hâlledemeyeceğini anlayan Bizans Kayseri ikinci
Andronikos Poleologos, hassa kumandanlarından Musalon'u
Osman Gâzi üzerine sefere gönderdi. Musalon
kumandasındaki Bizans kuvvetleriyle Osman Gâzi 1302'de
İznik'in kuzeydoğusundaki Koyunhisar Kalesi mevkiindeki
karşılaştılar. 27 temmuz 1301 târihinde yapılan
Koyunhisar Muhârebesinde Osman Gâzi muzaffer oldu. !302
yılında Köprühisar Kalesi fethedildi. 1303'te
Yenişehir'in güneybatısındaki Marmaracık Kalesi
fethedilip, İznik'in kuzeyindeki Katırlı Dağı eteğine
kale yapıldı. Kaleye Taz Ali kumandasındaki yüz asker
bırakılarak İznik ablukaya alındı. 1306'da Bursa
Tekfurunun idâresindeki müttefik Bizans tekfurlarına
karşı sefer yapıldı. Osman Gâzi müttefik Bizans
tekfurlarının kuvvetini Dinboz'da mağlup etti. Kestel,
Kite ve Ulubad kaleleri Osmanlıların eline geçti.
1306'da Osmanlılar, ilk defâ Ulubat tekfuruyla askeri
antlaşma imzâladılar. Antlaşmaya göre; mülteci Kite
Tekfuru Osmanlılara iâde edilecek, Türkler Ulubat
Nehrini geçmeyecekti. Osman Gâzinin Osmanlı arâzisini
devamlı genişletmesi Bizanslıları telaşa düşürdü.
Bizanslılar, İlhanlılarla akrâbalık kurarak, Osmanlı
taarruzlarından kurtulmak istediler. Bizans Kayseri kızı
Maria'yı İlhanlı hükümdarı Gazan Hana nişanladı. Onun
ölümüyle de Olcaytu Hana nişanlayarak, kalelerini Osman
Gâzinin taarruzlarından kurtarıp, Osmanlı
hakimiyetindeki arâzilerin geri alınmasını ümit etti.
Osman Gâzi, Bizans Kayserinin ittifak arayışı içinde
olduğu zamanda da gazâlarını sürdürdü. 1307'de İznik
kuşatılıp, Yalova'ya akın düzenlendi. böylece
Osmanlılar denize ulaştı. 1308'de Marmara Denizindeki
İmralı Adası fethedilip, deniz üssüne sâhip olundu.
Bizans'ın Bursa ile deniz ulaşımı ve irtibatı kontrol
altına alındı. İznik civârındaki Koçhisar fethedildi.
Osmanlıların Bizans hududunda tesis ettiği âdil idâre;
tekfurların zulmünden, vergilerin ağırlığından bıkan
hıristiyan ahâliden başka, kumandanların da takdirini
kazanmıştı. 1313'te Harmankaya Tekfuru Mihal de Osman
Gâzinin maiyetine girip, Müslüman oldu. Köse Mihal Gâzi
adını alarak, pekçok muhârebeye katıldı. Osmanlı
Devletine çok hizmeti geçti. Marmara sâhilinden
Karadeniz istikâmetinde gazâ akınlarına devâm eden
Osmanlılar, 1313'te Akhisar, Geyve, Lüblüce, Lefke,
Hisarcık, Tekfurpınarı, Yenikale, Karagöz ve
Yanıkçahisar kalelerini fethettiler. Bursa, Osmanlı
arâzisi ortasında bırakıldı. Bursa ablukaya alınıp,
Kaplıca ve Uludağ istikâmetlerine iki kale yapıldı.
Kaplıca istikâmetindekinin kumandanlığına Osman Gâzinin
yeğenlerinden Aktimur, Uludağ tarafındakine Balaban
tâyin edilip, kalelere kumandanlarının isimleri
verildi. 1313 yılından itibâren Bursa kuşatmaya alındı.
Moğol istilâsından Batı Anadolu'ya gelip, Kütahya'ya
yerleşen Çavdarlı Aşiretinin Osmanlıya karşı yaptığı
düşmanca hareketler, Osman Gâzinin oğlu Orhan Gâzi
tarafından durduruldu. Oymahisar'da yapılan muhârebede
Çavdaroğlu esir edilip, aşiretin saldırganları
cezalandırıldı. 1317 yılında Orhan Gâzi ve
kumandanlarından Konur Alp, Sakarya ve Karadeniz
istikâmetindeki Karatekin, Ebesuyu, Karacebeş, Tuzpazarı,
Kapucuk ve keresteci kalelerini fethedip, bu mevkileri
Osmanlı hâkimiyetine aldılar. Akça koca Sakarya Nehrinin
batısından İznik Kalesine kadar olan mevkii fethetti.
Buralara, adına izafeten, Koca-eli denildi. Osman
Gâzinin, gençliğinden beri Rum ve düşman tecâvüzlerine
karşı sürdürdüğü askeri hazırlığı ve mücâdelesi, devlet
kurarken gerçekleştirdiği idâri ve siyâsi faaliyetler
onu altmış yaşından itibâren iyice yormaya başladı.
Nikris (romatizma) hastalığından da muzdaripti. Gazâ
akınlarıyla yetişip, yiğitliği, cesâreti, bilgisi ve
dinine sadâkatiyle düşmanların korkusunu, Müslümanların
takdirini kazanan oğlunun idâre tarzını sağlığında
görebilmek için, son yıllarındaki fetih hareketlerinde
ve siyâsi hâdiselerde Orhan Gâziyi vazifelendirdi.
1321'de Orhan Gâziyi Mudanya, Kara Timurtaş Beyi de
Gemlik seferine gönderdi. Mudanya feth edilip, Bursa
ablukası daha da kuvvetlendi. Akınlara devam edilerek
1323'te Akyazı, Ayanköy, 1324'te Karamürsel, 1325'te
Orhaneli denilen Atranos feth edildi. Osman Gâzi, 1314
yılından beri çevresini ablukaya alıp, kuşatma hâlinde
tuttuğu Bursa'nın fethini görmek istiyordu. Orhan Gâzi 6
nisan 1326 târihinde Bursa'yı fethedip, Osman Gâzinin ve
Müslümanların arzusunu yerine getirdi. Gâzilerin
akınları neticesinde, Bolu, Kandıra, Ermenipazarı ve
Devehisarı feth edildi. Bursa dâhil bütün fethedilen
bölgeler imar olunarak, sâhipsiz evler gâzilere
dağıtıldı. Osmanlı teşkilât ve müesseseleri kuruldu.
Hıristiyan ahâliden Osmanlı ülkesinde oturanlar, İslâm
dininin gayri müslimlerle alâkalı hukûku tatbik edilerek
vergilendirildiler. Osman Gâzinin, hastalığı Bursa'nın
fethinden sonra arttı. Hocası Şeyh Edebâli ve hanımı Mâl
Hâtunun vefâtıyla hastalığı daha da şiddetlendi. Vefât
edeceği zaman, oğlu Orhan Beye vâsiyetnamesi, İslâmiyete
olan sevgi ve saygısını, Türk milletinin rahat ve
huzurunu düşündüğünü ve insan haklarına olan gönülden
bağlılığını açıkça bildirmektedir.
Vasiyetnâmenin özü şöyledir:
''Allahü teâlânın emirlerine muhalif bir iş eylemiyesin!
bilmediğini şeriat ulemâsından sorup anlayasın! İyice
bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itâat edenleri hoş
tutasın! Askerine in'âmı, ihsânı eksik etmeyesin ki,
insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adâletle
şenlendir ve Allah için cihâdı terk etmeyerek beni şâd
et! Ulemâya riâyet eyle ki, şeriat işleri nizâm bulsun!
Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm
göster! Askerine ve malına gurûr getirip, şeriat ehlinde
uzaklaşma! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız
Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa, kuru kavga ve
cihângirlik davâsı değildir. Sana da bunlar yaraşır.
Dâima herkese ihsânda bulun! Memleket işlerini noksansız
gör! Hepinizi Allahü teâlâya emânet ediyorum.''
Osmanlı sultanları, bu vasiyetnâmeye candan sarılmış,
devletin 600 sene hiç değişmeyen anayasası olmuştur.
Osman Gâzinin misâfir kaldığı evde Kur'ân-ı kerim'e
hürmeti, kurduğu osmanlı devletinin 623 yıl din-i İslâm
ile idâre edlip, 620 yıllık iktidarıyla yorumlanır.
Osman Gâzi vasiyetini yaptıktan sonra 1 ağustos 1326
târihinde Söğüt'e vefâT ettiİ. kabri Bursa'daki Gümüşlü
Kümmettedir. Osman Gâzinin Orhan beyden başka Alâeddin
Bey, Çoban Bey, Hâmid Bey, Melik Bey, Pazarlu Bey adında
oğulları, Fatma Hâtun adında bir kızı vardı. Ölümünden
sonra devletin başına oğlu Orhan Bey geçti. Osman Gâzi
sâlih bir Müslüman olup, İslâm ahlâkının iyi ve güzel
vasıflarına sâhipti. Az sayıdaki aşiret kuvvetleriyle,
Bizans ordusunu ve tekfurlarını üst üste mağlup edip,
zaferler kazanan üstün bir kumandandı. Dünyânın en uzun
ömürlü hânedanına ve en büyük devletlerinden birini
kurdu. Osman Gâzi kurduğu hânedanla; üç kıta, yedi
iklim, her çeşit ırk, dil, din, mezhep, fikir, kültür ve
medeniyetteki insanı, bünyesinde Osmanlı adı altında
toplayan, Kur'ân-ı kerim, hadis-ü şerif ve İslâm
âlimlerince övülen mânevi hizmetlerin mirasçısı ve
idârecilik vasfının 13. yüzyılından 20. yüzyıla kadar
nesillere intikalcisidir. Osmanlı Devleti şer'i
meselelerini, kuruluşundan itibaren Hanefi mezhebi
hükümlerince hâlletti. Kazâ merkezlerine, şehirlere
tâyin edilen, Hanefi mezhebine göre karar verirlerdi.
Osman Gâzi zamânında askeri teşkilat oğuz töresine göre
olup, aşiret kuvvetlerine dayanıyordu.
Târihçilerin, Osman Gâzi ve kurduğu devlet hakkındaki
ortak fikirleri özetle şöyledir:
Türk ve İslâm târihinin en muhteşem devri Osmanlıların
eseridir. Onlar, milli ve İslâmi mefkûrelerinin dâhiyâne
terkibi, siyâsi istikrar ve sosyal adâletleri sâyesinde
üç kıtanın ortasında ve Akdeniz havzasında, beşer
târihinde nizâm-ı âlem dâvâsının en kudretli
temsilcileri olmuşlardır. Osmanlı hânedanı, dünyâda
hiçbir âileye nasib olmayan büyük ve dâhi padişahları
bir biri ardından yetiştirmekle, bu devlete yanlız en
büyük hayâtiyeti bahşetmedi. Onu milli, İslâmi ve insanı
ideâller çerçevesinde milletin kalbini kazanarak cihân
hâkimiyeti düşüncesinin de en sağlam teşkilâtı hâline
getirdi. İslâm dininin, beşeriyeti saâdete, adâlete ve
insanlığa eriştirmek için, ilân ettiği yüksek esaslar ve
dünyâ nizâmı mefkûresi, Eshâb-ı kirâmdan sonra en ileri
derecesine osmanlı devrinde ulaşmıştır.
Osmanlı sultanları ilmi ve ilim adamlarını memleketlere
sâhip olmaktan üstün tuttular. Kemâl sâhibi ilim
erbâbını dâima takdir edip onlara rağbet gösterdiler.
Pâdişahlar, savaşta ve barışta, kânunların
düzenlemesinde, dinin bildirdiği hükümlere sâdık
kalmakla yükselip kuvvetlendiler. İşlerinde âlimlerle
istişâre eylediler. Devlet nizamlarının hazırlanıp,
düzenlenmesini ve teftişini onlara havâle edip, idâri
mesuliyetlere onları da dâhil ettiler. Bunun için
Osmanlı Devletinde ulemâ sınıfı, hürmetli bir
mevkideydi. Bu yüzden korkutmaya dayanmaktan çok,
adâleti yerleştiren kânunlar yapıldı.
Osmanlı Devleti, kavimler, dinler ve mezhebler arasında
sağlam bir âhenk, halk kitleleri arasında hiçbir fark ve
tezâda müsâade etmemekle, dünyâ târihinde milletlerarası
en kudretli ve cihânşümûl bir siyâsi varlık teşkil etti.
Osmanlı Devleti ve sultanlarının dâvâlarıda kendi
tâbirleriyle ''Nizâm-ı âlem'' üzerinde toplanıyor. koca
devletin hikmet-i vücûdu ve cihâdı da, bu milli, İslâmi
ve insani esaslara bağlı bulunanbir cihân hâkimiyeti
düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce, gerçekten
Türk-İslâm târihinde en yüksek derecesini bulmuş ve
müstesnâ bir kudret kazanmıştı. Bu büyük siyâsi varlık,
eski ve yeni devletlerden farklı olarak, ne dışta istilâ
tehditlerine ve ne de içeride çeşitli ırk, din, mezhep
mensubları ve grubların huzursuzluk endişelerine mâruz
bulunuyordu. Osmanlı cihân hâkimiyeti ve dünyâ nizâmı
ideâli, şüphesiz milli şuur ve uyanış yanında asıl
kaynağını İslâm dini ve onun cihâd rûhundan alıyordu.
Şeyh ve evliyânın himmetleriyle yükselen gazâ rûhu,
küçük söğüt kasabasından Bursa'ya ve bu medeniyet
merkezinden de Rumeli'ne yayılıyordu. bu arada Osmanlı
Devletinin kuruluş ve cihâd rûhunun yükselişinde
tasavvuf da büyük kudret kaynağı idi. Gerçekten de
Osmanlı Devletinin kuruluş ve yükselişinde tasavvuf
tarikatleri, şeyhler, veliler ve dervişler birinci
derecede rol oynamıştır. Osman Gâzi ve haleflerinin
etrâfı din adamları ve evliyâ ile dolmuş ve daha ilk
günden Osmanlı akınları gazâ mâhiyetini almıştır.
Nitekim Osman Gâzi, dâmâdı olduğu büyük tasavvuf âlimi
Şeyh Edebâli'ye intisâb ederek her hususta onunla
istişârede bulunurdu. Kendisinden sonra gelecek Osmanlı
sultanlarına da İslâm âlimlerine hürmet edilmesini,
onlara her türlü kolaylığın gösterülmesini ve her işte
kendilerine danışılmasını tavsiye etti. Bu vasiyete
lâyıkıyla uyan Osmanlı sultanları, fethettikleri yerleri
medrese, zâviye, imâret, dârülkurrâ ve türbelerle
kutsileştirmişler, buralarda yetişen âlimlerle dünyâya
İslâmiyeti yaymışlar, asırlarca maddi ve mânevi güç ve
emeklerini bu uğurda harcamışlardır. |