|
Padişahlık Sırası |
2 |
|
Saltanatı |
33 Yıl |
|
Cülûsu |
1326 |
|
Babası |
Osman Gâzi Hân |
|
Annesi |
Mal Hatun |
|
Doğumu |
1288 |
|
Vefâtı |
1359 |
|
Kabri |
Bursa'da Osman Gâzi Türbesi'ndedir |
|
Erkek Çocukları |
Süleyman Paşa, Birinci Murad, İbrahim,
Halil, Kasım. |
|
Kız Çocukları |
Fatma Hatun |
|
Osmanlı
sultanlarının ikincisi. 1281 yılında Söğüt’te doğdu.
Babası Osmanlı Devleti ve hânedânının kurucusu Osman
Gâzi, annesi Şeyh Edebâli’nin kızı Mal Hâtundur.
İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. İyi bir eğitim ve
öğretim gösterilerek büyütüldü. Gâzilerin gazâlarını
ve meşhur İslâm mücâhidlerinin, âlimlerinin,
evliyâların menkıbelerini dinleyerek şuurlandı.
Osman Gâzinin kumandanları ve arkadaşlarından silah
tâlimi gördü. Devrin silahlarını mahâretle
kullanmasını ve muhârebe taktiklerini öğrendi.
Osmanlı Devletinin kuruluşunda hizmet aldı. Küçük
yaştan îtibâren devletin teşkilâtlanıp
müesseseleşmesinde lâzım olan tecrübelere sâhip
oldu.
Orhan
Gâzi, gençliğinden îtibâren Bizans tekfurlarıyla
yapılan gazâlara katıldı. Muhârebelerde gösterdiği
muvaffakiyetle babasının ve gâzilerin takdirini
kazandı. 1298’de Bizanslıların tertiplediği Osman
Gâzinin de dâvet edildiği sûikast plânlı düğüne
katıldı. Tedbirli hareket eden Osman Bey, Yarhisar
ve Bilecik’i fethederken Bilecik tekfurunun oğluna
gelin gitmekte olan Yarhisar tekfurunun kızı
Holofira’yı da esir aldı. Holofira İslâmiyeti kabul
edip, Müslüman oldu. Nilüfer adını aldı. Orhan Bey,
Nilüfer Hâtunla evlendi. BabasıOsman Gâzi, 1299
târihinde istiklâlini îlân edince, devleti idârî
bölgelere ayırdı. Orhan Gâzi 1301’de Sultanönü
bölgesinin beyliğine tâyin edildi. 1302’de Yenişehir
ile İznik arasındaki Köprühisar’ın fethine
gönderildi. Köprühisar’ı fethedip, Çavdarlı
aşiretinin Osmanlı hudûduna tecâvüzlerinin önüne
geçti. 1315’te Çavdar beyini esir alıp, Çavdarlı
aşîretinin suçlularını cezâlandırdı. 1317’de
Karatekin, Karacebeş, Tuzpazarı, Kapucuk ve
Keresteci kalelerinin fetih harekâtına katıldı.
Muhârebelerde gösterdiği muvaffakiyetle babası ve
gâzilerin kendisine olan güvenini daha da arttırdı.
Osman Gâzi, 1320 yılından îtibâren, yaşının
ilerlemesi ve romatizmasının şiddetlenmesiyle,
oğlunun idâresini görmek istedi. Orhan Gâziyi
seferlerde kumandan tâyin etti. 1321 Mudanya-Gemlik
Seferinde, Mudanya’yı fethetti. Bursa’nın denizle
irtibâtını kesti. 1325’te Bursa’nın güneyindeki
Atranos’u fethedince, şehrin ablukasını daha da
şiddetlendirdi. 1326 yılında Bursa’nın Pınarbaşı
mevkiine gelerek, karargâhını kurdu. Şehrin kalesini
kuşattı. 1314 yılından beri abluka altındaki Bursa
Kalesini kurtarmaktan ve yardımdan ümîdini kesmiş
olan kale kumandanı, teslim şartlarını görüşmeye
mecbur kaldı. Orhan Bey, 6 Nisan 1326 târihinde
Bursa’yı teslim aldı. Osman Gâzi Bursa’nın fethini
işitince memnun olup, Orhan Beyi yerine vâris tâyin
etti. Diğer evlatlarının ve kumandanlarının Orhan
Beye bîat edip, ona karşı itâatli olmalarını
bildirdi. Osman Beyin Bursa’nın fethinden önce,
fetih sırasında veya fetihten sonra öldüğüne dâir
kaynaklarda muhtelif rivâyetler mevcuttur. Ancak bu
kaynakların çoğuna göre Osman Bey, Bursa’nın
fethinden hemen sonra vefât etmiş ve Gümüşlü Kümbete
defnedilmiştir.
Osmanlı
Devletinin ikinci sultânı olarak tahta geçen Orhan
Gâzi, Alâaddîn Paşayı vezir tâyin etti. Devlet
Merkezi Yenişehir’den Bursa’ya nakledildi. Askerî,
idârî faâliyetlere ağırlık verilip, iktisâdî
müesseseler kuruldu. Aşîret kuvvetlerine ilâveten
“yaya” denilen piyâde sınıfı orduya dâhil edildi.
Orhan Gâzi, 1327’de Bursa’da gümüş akçesini
darbettirdi. Tâyinlerde bulunup, Akçakoca’ya
Kandıra, Kara Mürsel’e İzmit Körfezinin güneyi ve
Abdurrahmân Gâziye de yeni fethedilen Aydos ve
Samandra’nın idâresi verildi. Bu kumandanlar,
bulundukları mevkilerde fetihlerle de
vazîfeliydiler.
Osmanlıların Boğaz sâhillerine kadar genişlemeleri
Bizans’ı telâşlandırdı. Türklerin Sakarya Irmağı
sâhilinden Karadeniz istikâmetinde ilerlemesini
durdurmak ve İznik kuşatmasını kaldırtmak için,
Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos ordu hazırladı.
1329 yılında İstanbul’un Anadolu yakasına geçti.
Floken’de karargâhını kurdu. Orhan Gâzi, İznik
kuşatmasına bir miktar asker bırakarak, sekiz bin
kişilik kuvvetle Bizanslılara karşı harekete geçti.
Maltepe (Pelekanon) mevkiinde düşmanla karşılaştı.
1329 Mayısında meydana gelen Osmanlı-Bizans
muhârebesi, sabahtan akşama kadar sürdü. Bizans
İmparatoru bir günlük muhârebenin sonunda, büyük
ümitlerle Rumeli’nden Anadolu’ya geçirdiği
ordusunun, Osmanlılar karşısında dayanamayacağını
anladı. Gece karanlığından istifâde etmeyi düşünen
İmparator, muhârebe meydanından karargâhına dönmek
isterken Orhan Gâzi, fırsatı kaçırmadı. Gece
muhârebe şartlarını iyi bilen ordusuyla Bizanslıları
tâkibe geçti.
Bizans
ordusu gece taarruzuna uğrayınca, paniğe kapılarak,
birbirine girdi. İmparator yaralı vaziyette canını
kurtarabildiyse de, ordusu imhâ edildi. Savaşı
kazanan OrhanGâzi, İznik şehrinin kuşatmasını
şiddetlendirdi. Bizanslıların İznik kumandanı,
Pelekanon Muhârebesinin netîcesini öğrenince, artık
kendisine yardım edilemeyeceğini kestirdiğinden,
Osmanlıların adâletine sığınarak teslim oldu. Kaleyi
teslim alan Orhan Gâzi, ahâliden arzu edenlerin
eşyâlarıyla birlikte gitmesine müsâade etti.
AyrıcaOsmanlı Devletinin tebaası olarak kalıp,
yalnız cizye vermek şartıyla, âdet ve ananelerini
muhâfaza edebileceklerini de îlân etti. Halkın büyük
çoğunluğu Osmanlı idâresini tercih etti. Muhârebe ve
kuşatmada eşleri ölen kadınlar, Orhan Gâziye
mürâcaat edip, sâhipsiz kaldıklarını, Müslüman olup,
Osmanlılardan isteyenlerle evlenebileceklerini
bildirdiler. Orhan Gâzi, İznik’in yerli kadınlarının
arzularını îlân edip, isteyenlerin bunlarla
evlenebileceklerini ve bunlarla evlenenlerin İznik
muhâfazasında vazîfelendirileceğini açıkladı. Ayrıca
halktan İznik’te kalıp Müslüman olmayanlara,
İslâmiyetin gayri müslimlere olan hukûku tatbik
edilip, vergilendirildi. Osmanlı Devletinin merkezi,
geçici olarak İznik’e taşındı. Şehir îmâr edilip,
İslâmî eserlerle süslendi. Orhan Gâzi, İznik’in en
büyük kilisesini câmiye çevirtip burada Cumâ
namazını kıldı. Manastırını da medreseye çevirtti.
İmâret yaptırdı. Orhan Gâzinin hayırsever hanımı
Nilüfer Hâtun, imâret; oğlu Süleymân Paşa medrese ve
diğer hayır sâhipleri de şehirde pekçok sosyal tesis
kurdular. Bundan sonra, bölgenin ticârî bakımdan
meşhur şehirlerinden olan İzmit’in kuşatılması
şiddetlendirildi. Bizans İmparatoru, deniz yoluyla
İzmit’in yardımına geldi. Orhan Gâzi Osmanlı
Devletinin ilk sulh antlaşmasını, İzmit’in
muhâsarası esnâsında, Bizans İmparatoru Üçüncü
Andronikos ile yaparak kuşatmayı kaldırdı.
1331’de
Taraklı, Mudurnu ve Göynük kasabaları Osmanlı
ülkesine katıldı. 1333’te Gemlik, 1336’da Kirmasti,
Mihaliç ve Ulubad kasabaları fethedildi. 1337’de
şiddetli bir şekilde tekrar kuşatılan İzmit teslim
olmak zorunda kaldı. İzmit’in fethiyle Kocaeli
Yarımadasının tamâmı Osmanlıların eline geçti. Daha
sonra Hereke, Yalova ve Armutlu’nun da
fethedilmesiyle Osmanlı Devletinin hudûdu Boğaz
sâhiline dayandı. Bizans’ın Anadolu ile irtibatı
sâdece Şile veBoğaziçi’nde kaldı. Orhan Gâzinin
Bizans’ı iyice sıkıştırması, Üçüncü Andronikos’u
antlaşmaya mecbur etti. 1341 Osmanlı-Bizans
Antlaşmasına göre Anadolu’daki Şile ve Üsküdar Orhan
Gâzinin akıncılarından emin olmak şartı ile diğer
yerler Osmanlı Devletine kaldı.
Diğer
taraftan Karesi beyinin ölümü üzerine, babasının
yerine geçen Demirhan’a muhâlefet eden kardeşi
Dursun Bey ölüm korkusu yüzünden Orhan Gâziye
sığındı. Dursun Bey, birâderlerinin yerine hükümdâr
olmak için Orhan Gâziden yardım istedi. Dursun Bey
yardım edildiği takdirde Balıkesir ile berâber bâzı
şehirleri Osmanlılara vermeyi vâd etmesi üzerine
Orhan Gâzi, Karesi üzerine sefere çıktı. Demirhan
Bey, Orhan Gâzinin üzerine geldiğini duyunca,
Balıkesir’den Bergama’ya kaçtı. Bergama’nın
muhâsarası sırasında Dursun Bey kaleden atılan okla
öldü. Teslim olmaya mecbur kalan Demirhan Bey
Bursa’ya getirildi. Balıkesir, Manyas, Edincik,
Kapıdağı ve havâlisi Osmanlı topraklarına katıldı.
Bu arada Bizans’taki saltanat mücâdelesinde taht
iddiâcıları Orhan Gâzinin desteğini sağlamak
istediler. Altıncı Yuannis Kantakuzen, kızı
Teodora’yı Orhan Gâziye verdi. Orhan Gâzi, 5000
Osmanlı askerini Avrupa kıtasına geçirip
Kantakuzen’e yardımcı gönderdi. Yardım için
Trakya’ya geçen Osmanlı askeri, bölgede keşif
yaparak çevreyi tanıdı. Orhan Gâzinin desteğiyle
Bizans tahtına sâhip olan Altıncı Yuannis Kantakuzen,
1347’de dâmâdını Üsküdar’a dâvet ederek görüştü.
Orhan Gâzi Üsküdar’da üç gün misâfir kaldı.
Kantakuzen, Bizans tahtındaki yerini
sağlamlaştırınca Papa’yla gizli irtibat kurdu ve
Akdeniz, Ege, İstanbul ve Karadeniz’de koloni
rekâbetindeki Venediklileri destekledi. Buna
karşılık Orhan Gâzi de Cenevizlilere yardım etti.
Ayrıca 1352’de Üsküdar ve Kadıköy ile Marmara
adalarını fethettirdi. Kantakuzen aleyhine Bulgarlar
ve Sırplar batıdan harekete geçince Osmanlılara
karşı Papalık ile ittifak içinde olmasına rağmen,
Orhan Gâziden yardım istedi. Orhan Gâzi,
Bizanslılardan Gelibolu Yarımadasındaki kalelerden
birinin verileceğine âit söz alınca oğlu Vezir
Süleymân Paşa kumandasında on bin kişilik bir
Osmanlı kuvveti gönderdi. Kantakuzen, Osmanlı
askerinin yardımıyla Dimetoka’da Bulgar ve Sırplara
karşı başarılı muhârebeler yaptı. Orhan Gâzinin oğlu
Süleymân Paşa Anadolu’ya dönerken Bizans
İmparatorunun Gelibolu Yarımadasında Osmanlılara
verdiği Çimpe Kalesinde asker bıraktı. Osmanlıların
1353’te Çimpe Kalesine yerleşmeleriyle Rumeli’deki
fetihler için üsse sâhip olmaları, bölgenin
kontrolünü sağladı. 1354’te Gelibolu’nun fethi ile
Avrupa kıtasındaki Osmanlı toprakları devamlı
genişledi. Süleymân Paşa kumandasındaki Osmanlı
kuvvetlerinin Bolayır ve Tekirdağ’ına kadar, bütün
Marmara kıyılarına hâkim olmaları, Kantakuzen’i
telaşlandırdı. Osmanlıları bölgeden atma faâliyeti
içine girdi. Orhan Gâzi ile İzmit’te görüşüp, Çimpe
Kalesini on bin altın karşılığı satın alabileceğini
söyledi ve Osmanlı kuvvetlerinin Gelibolu’dan
çıkmalarını istedi. Orhan Gâzi, teklifleri kabul
etmedi. Kantakuzen, Balkan ve Hıristiyan
devletleriyle ittifak kurmak istediyse de müttefik
bulamadı. Kantakuzen, 1355’te Bizans tahtından
indirilince, yerine Yuannis Paleolog getirildi.
Yuannis, Osmanlıların Avrupa kıtasındaki
hâkimiyetine karşı koyulamayacağını bildiğinden
Orhan Gâzi ile iyi geçinme yolunu seçti. Orhan
Gâzinin oğlu Halil’i korsanlardan kurtarıp, on
yaşındaki kızını Osmanlı şehzâdesine vermeyi
kararlaştırdı. Ancak daha sonra Papalık ile
münâsebetlerde bulundu. Hattâ Bizans’ın Ortodoksluğu
bırakarak katolikliğe geçmesini plânladı. Böylece
Lâtin devletlerinden daha çok yardım alacağını ümit
ediyordu. Buna karşılık Orhan Gâzi fetih hareketini
hızlandırdı. Süleymân Paşa, 1356 senesinde Doğu
Trakya’ya geçerek Malkara ile Keşan ve Çorlu’yu
aldı. Bölgedeki Osmanlı hâkimiyetini kuvvetlendirmek
için Anadolu’dan Türk-İslâm nüfûsu getirilerek iskân
edildi. Rumeli fütûhatında, Osmanlıların yerli
ahâliye iyi muâmelesi, din, mezhep, dil hoşgörüsü;
can, mal, ırz, emniyeti sağlaması, bölgeye sulh,
sükûn, huzur ve refâh getirdi.
Trakya’da bu son fetihlere kardeşi Murâd Beyle devâm
eden Süleymân Paşa, 1359 senesinde bir avı tâkibi
sırasında düşerek kırk üç yaşında vefât etti. Rumeli
fethine Gâzi Murâd Bey devam etti. Oğlunun vefâtına
ziyâdesiyle üzülen Orhan Gâzi rahatsızlandı.
Veliahtlığa getirdiği Murâd Beye şu nasîhatlarda
bulundu:
“Oğul,
saltanatına mağrûr olma. Unutma ki, dünyâ, hazret-i
Süleymân’a kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı
geçicidir, lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda
hizmet ve Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi
ve sellem) şefâatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi
değerlendir. Dünyâya âhiret ölçüsüyle bakarsan ebedî
saâdeti fedâ etmeye değmediğini göreceksin. Oğul!
Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır, sen o
cânibe yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniye’yi
ya fethet, yâhut fethe hazırla, civardaki Türk
beyleriyle mesele çıkarmamaya çalış. Ahâli her ne
kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler,
beyliklerinden geçme taraftârı gözükmez. Daha bir
zaman idâre edecekler, lâkin sonunda olmuş meyve
gibi avucuna düşecekler. Anadolu’da gâile çıkmazsa
Rumeli işini rahat halledersin. Bu yüzden
Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et.
Cennetmekân babam Osman Gâzi Han, Söğüt ve
Domaniç’ten ibâret bir avuç toprağı beylik yaptı.
Biz Allah’ın izniyle beyliği hanlığa çevirip
sultanlığı ikmal ettik. Sen daha da büyüğünü
yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek
yetmez. Zîrâ i’lâ-yı kelimetullah azmi dünyâya
sığmayacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun
vârisi biz olduğumuz gibi Roma’nın vârisi de biziz.
Oğul, Kur’ân-ı kerîm’in hükmünden ayrılma. Adâletle
hükmet. Gâzileri gözet. Dîne hizmet edenlere hizmeti
şeref say. Fakirleri doyur. Zâlimleri ise
cezâlandırmakta tereddüt gösterme. En kötü adâlet,
geç tecellî eden adâlettir. Sonunda hüküm isâbetli
dahi olsa, geciken adâlet zulümdür. Oğul, biz yolun
sonuna geldik, sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ
saltanatını mübârek kılsın.”
1360’ta
rahatsızlığı artarak vefât etti. Bursa’daki Gümüşlü
Kümbet’e defnedildi.
Şahsiyeti nesillere örnek mâhiyette olan Orhan Gâzi,
halîm selîm olup, son derece merhametliydi. Kolay
kızmaz, kızınca da belli etmezdi. Askerlerini ve
tebeasını kendisinden fazla korurdu. Muhârebelerde
zâyiât durumuna dikkat ederdi. Zâyiâta sebep olacak
yerlerin fethini kuşatmayla kolaylaştırıp, teslimini
beklerdi. Çok âdildi. Dîni bütün bir Müslüman olup,
ülkede İslâm hukûkunu tereddütsüz tatbik ettirirdi.
Orhan Gâzinin İslâm ahlâkına hayrân olup adâletine
gıbta eden Hıristiyanlar, kendi soyundan ve dîninden
hânedânların yerine, Osmanlı idâresini tercih
ederlerdi. İyi bir teşkilâtçı, cesur bir kumandan
olduğu gibi mükemmel bir idâreciydi. İlme, âlimlere
ve gönül sultanı mânevî şahsiyetlere hürmetkârdı.
Âlimlerin sohbetinde bulunup, onlarla istişâre
ederdi. Îmâr ve iskân siyâsetine önem verip,
devrinde fethedilen beldelere Türk-İslâm nüfûsu
yerleştirirdi. Osmanlı ülkesinin nüfûzunu arttırıp,
devleti müesseseleştirdi.
Devletin
topraklarını altı misli büyüten Orhan Gâzinin vefâtı
sırasında Osmanlı Devleti Bilecik, Bursa, Balıkesir,
Bolu ve civârı, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir,
Çanakkale, İstanbul’un birkaç kalesi hâriç Anadolu
yakası, Ankara, Ayaş, Beypazarı, Nallıhan,
Kızılcahamam, Haymana, Polatlı, Soma, Kırkağaç,
Domaniç, Bergama, Dikili, Kınık, Marmara Adaları,
Trakya’da Tekirdağ, Lüleburgaz, İpsala, Keşan gibi
şehir ve kalelere hâkim bulunuyordu.
Orhan
Gâzi, Sultan olunca, devlet teşekküllerini
kuvvetlendirdi ve yenilerini kurdu. Saltanatının
üçüncü yılında hükümdârlık alâmetinden olarak
Bursa’da gümüşten akçe kestirdi. Akçenin bir
tarafında Kelime-i şehâdet ile Hulefâ-i Râşidîn’in (radıyallahü
anhüm) isimleri yâni; Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Ali
yazılı idi. Diğer tarafında; Orhan bin Osman,
basıldığı târih olan H.727 ve Osmanlıların mensup
olduğu Kayı boyunun damgası vardı.
Osmanlı
Devletinde ilk fütûhatı yapanlar aşîret kuvvetleri
olup, hepsi atlı idi. Bu kuvvetler uzun süre
muhâsara hizmetlerinde bulanamadıkları için
muvaffakiyetler gecikiyordu. Orhan Gâzi, bu yüzden
Bursa’nın fethinden sonra, askerî teşkilâtta
yenilikler yaptı. Türk gençlerinden dâimî ve esaslı
bir yaya ordusu kuruldu. Askerî birliklerde onluk
sistem tatbik edildi. Piyâde askerler, onar, yüzer
kişilik manga ve bölüklere ayrıldı. On kişiye onbaşı
ve yüz kişiye yüzbaşı zâbitler tâyin edildi. Bin
mevcutlu kuvvetlerin başındakilere de binbaşı
rütbesinde subaylar tâyin edildi. Müsellem denilen
süvârî kuvvetinin otuz askeri, bir ocak kabûl
edildi. İlk plânda biner kişilik birlikler hâlinde
kurulan yaya ve müsellem askerlerinin sayıları
zamanla arttırıldı. Günlük birer akçe olan
ücretleri, iki akçeye çıkartıldı. Ayrıca muhârebe
dışında işleyebilecekleri arâziler de verildi. Timar
sisteminin tatbikiyle askerî hizmete tâyin
edilenlerin miktârı, tertip edilen kadroyu çok
geçtiğinden, bunların nöbetle sefere gitmeleri ve
sefere gidenlere, gitmeyenlerin yardımcı olmaları
kânun hâline getirildi. Sefere gitmeyenlere “yamak”
denildi. Yamaklara yardım karşılığı ücret verilirdi.
Osmanlı
devlet teşkilâtı ilk defâ Orhan Gâzi zamânında
teşkil olundu. İlk devlet teşkilâtında Anadolu
Selçukluları ile İlhanlıların teşkilâtları örnek
alınarak bir hükûmet mekanizması kuruldu. Bunun
esâsı Beylik merkezindeki dîvândı. Bu dîvâna devlet
reisi olan pâdişâh başkanlık ettiği gibi îcâbında
pâdişâh adına vezir de başkanlık yapabilirdi.
Osmanlı Devletinin ilk veziri Orhan Gâzinin tâyin
ettiği Hacı Kemâleddîn oğlu Alâeddîn Paşa idi.
Vezirler “paşa” ünvânını taşırlardı. Devletin askerî
ve idârî bütün işlerinde pâdişâha yardımcı
olurlardı. Şehir ve kazâlar kâdı ve subaşıların
idâresindeydi. Kâdı, idârî ve adlî; subaşı da
âsâyişle askerî işlere bakardı. Orhan Gâzi devrinde
en yüksek kâdılık makâmı Bursa kâdılığı olup,
tâyinlere de bakardı.
Orhan
Gâzi devrinde fethedilen beldeler, ilmî, mîmârî ve
sosyal tesislerle süslendi. İznik fethedilince,
manastırını medreseye çevirterek ilk Osmanlı
medresesini kurdu. Yine İznik’te yaptırmış olduğu
imâretin açılışında kendi eliyle fakirlere ve
gâzilere aş dağıttı. Ahâlisinden müslim ve gayri
müslim hiç kimsenin aç ve açıkta kalmamasına gayret
etti. Bursa’da, câmi, imâret, tabhâne, yol, köprü ve
hamamlar yaptırdı. Hanımı Nilüfer Hâtun da; İznik’te
bir imâret, Nilüfer Çayı üzerinde köprü ve çeşme
gibi pekçok hayrât inşâ ettirdi. İlk Osmanlı
medresesi olan İznik Medresesinin müderrisliğine
zâhirî ve bâtınî ilimlerde derin âlim Dâvûd-i
Kayserî tâyin edildi. Dâvûd-i Kayserî, Şeyh-i Ekber
Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin Füsûs-ül-Hikem adlı
eserini Matla-ı Husûs-il-Kelim fî Şerh-i Füsûs-ül-Hikem
adıyla şerh edip, talebelerine okuttu. Bu eser,
güzel İslâm ahlâkının Osmanlı topraklarında
yayılmasında rol oynadı.
Orhan
Gâzi, gâzilerin yetişmesinde, yeni fethedilen
yerlerin İslâm beldesi olmasında, fetih öncesi
hazırlıkların yapılmasında, cihâd esnâsında askerin
şevke getirilmesinde büyük emekleri geçen âlimler ve
dervişlere de hürmet edip onların barınmaları ve
hizmetlerini kolayca îfâ edebilmeleri için, tekke ve
zâviyeler yaptırdı. Bu dervişlerden Geyikli Baba ve
Derviş Murâd meşhurdur.
Orhan
Gâzi, vefât ettiği zaman; Murâd, İbrâhim ve Halil
ismindeki üç oğlu hayatta idi. Süleymân Paşa ve
Kâsım isimlerindeki oğulları kendisinden önce vefât
etmişlerdi. Süleymân Paşa ile Murâd Bey, Yarhisar
tekfunun kızı Nilüfer Hâtun’dan Halil Bey ve Kâsım
Bey, Bizans kayseri Kantakuzen’in kızı Teodora’dan;
İbrahim Bey ile Fatma Sultan, Rum prensesi olan
Aspurça’dan doğmuştur. Kendisinden sonra oğlu Sultan
Birinci Murâd Han Osmanlı sultânı oldu. |