|
Padişahlık Sırası |
22 |
|
Saltanatı |
8 Yıl |
|
İslâm Halifelik Sırası |
87 |
|
Cülûsu |
6 Şubat 1695 |
|
Babası |
Sultan Dördüncü Mehmed Hân |
|
Annesi |
Emetullah Rabia Gülnûş
Sultan |
|
Doğumu |
5 Haziran 1664 |
|
Vefâtı |
29 Aralık 1704 |
|
Kabri |
İstanbul Turhan Vâlide
Sultan Türbesi'ndedir |
|
Osmanlı padişahlarının yirmi
ikincisi ve İslâm halifelerinin
seksen yedincisi. Sultan Dördüncü
Mehmed'in Râbia Gülnûş sultandan
oğlu olup 5 Haziran 1664'te
İstanbul'da doğdu. Devrin
âlimlerinden iyi bir tahsil gördü.
Devlet idâresi ve harp oyunlarını
öğrendi. Mahâretli bir okçu ve
silahşördü. İkinci Ahmed Hanın 6
Şubat 1695'te vefâtıyla tahta çıktı.
Padişah olduğundan, Osmanlı Devleti
on iki yıldan beri Avusturya,
Lehistan, Rusya ve Venediklilerle
harp ediyordu. Gayretli ve kahraman
bir hükümdar olan Sultan Mustafa
Han, tahta çıkışının üçüncü günü
sadrazama gönderdiği fermânda;
''Cenâb-ı
Hak, bu âciz, bu günâhkar kuluna bir
cihân padişahlığı ihsân etti.
Padişahların hangisi zevk ve sefâya;
kendi nefsinin râhatına düşmüş ise,
eli altındaki memleketlerinin ve
tebeasının huzûru ve râhatı
kaçmıştır. Biz, bugünden zevki ve
sefâyı kendimize haram kıldık.
Düşmana karşı ceddim (Kânuni) Sultan
Süleymân gibi kendim sefere çıkmaya
kat'i niyet ettim. Sizler ki
veziriâzamım, vüzerâ, ulemâ, vükelâ
ve ocak ağalarısınız, cümleniz bir
yere gelip, bu hatt-ı hümâyûnumu
okuyup düşününüz, gazâya gitmem mi
makbul, yoksa Edirne'de oturup,
kalmamız mı münâsip? Din ve devlet
ve halka hangisi faydalı, Allah için
söyleşüp, doğruyu bana bildiriniz
vesselâm.'' buyurarak vazifeye
başladı. Bu hatt-ı hümâyûn devlet
adamlarını, âlimleri, kumandanları,
askerleri ve ahâliyi çok memnun edip
coşturdu. Hocası Seyyid Feyzullah
Efendiyi yanından ayırmayıp,
sultanlığında da çok istifâde etti.
Ordunun başında sefere karar verip,
saltanatının ilk günlerinde
sevindirici zaferler kazanıldı. 18
Şubat 1695'te sakız Adasının Venedik
İşgâlinden kurtarılmasını temin eden
Koyun Adaları Zaferi kazanıldı.
Venediklilerin sekiz harp gemisi ve
bir cephânesini zapt eden Koyun
Adaları Zaferi kumandanlarından
kalyonlar kaptanı Mezemorta hüseyin
Paşa, Kaptan-ı deryâlığa
yükseltildi. Venediklilerin Sakız'a
tekrar saldırmasıyla Mezemorta
Hüseyin paşa 15 Eylül 1695'te
düşmanı çekilmeye mecbûr etti.
Venedik, donanmasını tâkip eden
Hüseyin paşa 18 Eylül 1695'te
Midilli'nin Zeytinburnu
açıklarındaki deniz muhârebesinde de
parlak bir zafer kazanarak düşmanın
on üç gemisini tahrip etti.
Sultan
İkinci Mustafa Han, 30 Haziran 1695
târihinde Avusturyalıların
işgâlindeki Macaristan'ı kurtarmak
için ilk Avusturya seferine çıktı.
Belgrad'da 9 Ağustos'ta topladığı
harp Divanında Janova- Lippa, Lugos
ve havâlisinin işgalden
kurtarılmasına karar verildi. 9
Eylül'de Lippa Kalesi feth edildi.
22 Eylül 1695'te Kırım Hanı Selim
Giray'ın da iştirâk ettiği Lugos
Muhârebesinde Osmanlı ordusu gâlip
geldi. Lugos zaferinden sonra Sultan
Mustafa Han, sefer mevsimi
geçtiğinden, 18 Kasım 1695'te
İstanbul'a döndü. Rus Çarı Deli
Petro, Karadeniz'e inmek için Azak
Kalesini üç aydan fazla kuşatmışsa
da, muvaffak olamamıştı. 13 Ekim
1695'te elli bin ölü vererek
Azak2tan çekilen Deli Petro, Kefe
Beyl erbeyi Mustafa paşa ve Kırım
Kalgayı Kaplan Giray'ın tâkibi
sonucu daha da kayıp verdirilerek
ateşli silahları zapt edildi. Azak
yenilgisinin öcünü almak isteyen
Deli Petro, Venedik, Avusturya,
Hollanda ve Prusya'dan teknik eleman
ve yardım alarak 1696'da kaleyi
tekrar kuşattı. Azak Kalesini
müdâfaa için bırakılan beş yüz kadar
asker, Deli Petro'nun yüz binlik
ordusuna karşı altmış dört gün
dayanabildi. Yardıma gönderilen
kuvvetlerin zamanında yetişememesi
üzerine Azak Kalesi 6 Ağustos
1696'da vire ile teslime mecbur
oldu. Bu hal Sultan Mustafa Hanın ve
bütün ülkenin büyük üzüntüsüne sebep
oldu. Azak Kalesinin ikmâlini ihmâl
eden ve yardıma memur edilip,
zamânında yetişmeyen kumandanlar
cezâlandırıldı. Kuban Nehri ağzına
Açu'ya kale yaptırılarak, Moskof
yayılmasını durdurma çâresi
düşürüldü.
İkinci
Avusturya seferine 1696 baharında
çıkan Sultan Mustafa Han
kumandasındaki Osmanlı ordusui
Saksonya Kralı Nalkıran Friedric ile
General Heisler kumandasındaki
düşman kuvvetleriyle 1696 yazında
karşılaştı. 27 Ağustos 1696'da
Olasch yakınlarında meydana gelen
muhârebede şiddetli taarruzlar oldu.
Düşman ordusu fazla dayanamayarak,
yenildi. Tameşvar tekrar zaptolundu.
Muzaffer padişah Avusturya'ya son ve
kesin bir darbenin vurulması için
yeni bir seferin lüzumuna
inanıyordu. Ancak 17 Haziran 1697'de
bu maksatla çıkılan sefer, sadrazam
Elmas Mehmed paşa ile Tameşvar
Muhâfızı Koca Câfer paşanın
padişah'ı yanlış yola sevketmeleri
sonucu Zenta bozgununa sebep oldu.
Savaşta sadrazam Elmas Mehmed paşa
ile on üç beylerbeyi ve binlerce
asker şehit oldu. Sultan Mustafa Han
süvâri kuvvetleriyle Tameşvar'a
çekildi. Sadrazamlığa Amcazâde
Hüseyin paşayı getirdi. Zenta
bozgunun tesiriyle Osmanlı ordusunda
disiplin kalmamıştı. bundan
faydalanan Avusturya kuvvetleri Sav
Nehrini geçerek Bosna eyâletini
kadar girdiler. Saray Bosna şehrine
kadar olan sahalar tahrip edildi.
Ancak Bosna beylerbeyliğine
getirilen Daltaban Mustafa paşa
Bosna'da bulunan Avusturyalılara
taarruz ederek onları memleketlerine
kadar sürmeye muvaffak oldu.
Zenta
Vak'ası Osmanlı devlet adamlarını
sulha tarafdar hâle getirdi.
Avusturya da harbe tarafdar olmadığı
için İngiliz ce Flemenk (Hollanda)
elçilerinin tavassut teklifi her iki
devletçe de kabul edildi.
Karlofça'da antlaşma görüşmeleri
devâm ederken, Sultan mustafa Han,
hudut tecâvüzlerine karşı serdâr
tâyin edilen sadrazam Amcazâde
Hüseyin paşa kumandasındaki yüz bin
Osmanlı ve otuz bin Kırım askerini
Belgrad'a gönderdi. Akdeniz,
Karadeniz ve Tuna donanmaları yeni
gemilerle takviye edilerek, harekete
hazır hâle getirildi. Semendre ve
Belgrad önlerinde bekleyen Osmanlı
ordusu, uzun süren görüşmeler
üzerine Kasım 1698'de geri döndü.
Uzun görüşmeler den sonra Avusturya,
Venedik ve Lehistan, 26 Aralık
1699'da Karlofça Antlaşmasını
imzâladı. Buna göre; Macaristan'la
Erdel Avusturya'ya terk edilerek,
Sava ve Unna nehirleri hudut
kesildi. Mora, Dalmaçya ve Aya Mavri
Adası Venediklilere Ukrayna ve
Podolya Lehistan'a verildi. Rusya
ile antlaşma 14 Temmuz 1700'de
yapıldı. Azak Kalesi Ruslara
bırakıldı.
Sultan
Mustafa Han, Karlofça Antlaşmasından
sonra askeri ve mâli teşkilâtlarla
ıslâhat hareketlerine girişti.
Donanmada çektiri usûlünün
kullanılması terk edilerek kalyon
sistemine geçildi. Bahriyenin ıslahı
ve ihtiyaçlarının giderilmesi için
bir kânunnâme ilan edildi. Ancak
bilhassa kapıkulu ocakları arasında
yapılan ıslâhatlar yeniçeri ve
sipâhilerin hoşuna gitmedi. Bâzı
devlet adamlarının tahrikiyle
başlayan ayaklanma sonunda Sultan
Mustafa Han 22 Ağustos !703'te
tahttan indirildi. Saray geldiğinde
kapıda kendisini feryâd ederek
karşılayan Vâlide Sultanın elini
öptükten sonra; ''Kul beni tahttan
indirmişler, yerime karındaşım
Sultan Ahmed'i padişah eylemişler.
Allah mübârek eyleye, evlâtlarım
kendisine Allah emâneti olsun.''
sözleriyle kendisine ayrılan özel
dâireye çekildi. Mustafa Han,
hizmetleri ortadayken karşılaştığı
bu durumdan dolayı çok müteessir
oldu. İstiskâ hastalığından da
muzdarip bulunan Sultan, nihâyet 20
Aralık 1703'de vefât etti. Yeni Câmi
yanında Vâlide Sultan Türbesine
defnedildi. Babası Dördüncü Mehmed
Han da bu türbededir.
Dokuz
yıla yakın Osmanlı sultanlığı yapan
İkinci Mustafa Han muktedir ve
dğerli bir padişahtı. Ordulan
başında sefere giden son Osmanlı
sultanıdır. Âlimlere ve hocasına
karşı hürmeti çok fazlaydı.
Edebiyâta meraklı olup Meftûni ve
İkbâli mahlasıyla şiirler yazardı.
İkinci Mustafa Hanın devrinde devlet
adamları ve âlimler kıymetli ilmi ve
sosyal müesseseler yaptırmışlardır.
Hocası Seyyid Feyzullah Efendi,
Fâtih'de yaptırdığı medrese ile
değerli ve nâdide kitapların
toplandığı bir kütüphâne, sadrazam
Amcazâde Hüseyin paşa Saraçhâne'de
bir medrese, kütüphâne ve çeşme,
sadrazam Rami Mehmed paşa Eyüp'te
bir mektep ile çeşme, Dâmâd Ali paşa
bir kütüphâne yaptırmışlardır.
Sultan Mustafa Hanın silâhtârı olan
Çorlulu Ali paşa tarafından tersâne
içinde iki katlı câmi yapılmıştır.
Mihrabı üstüne Kâbe taşı
yerleştirilmiştir. İkinci Mustafa
Hanın hanımı Sâliha Sultan, oğlu
Birinci Mahmûd Han zamânında
Azapkapısı'nda sebil, çeşme, hamam
ve mektep yaptırıp Arap Câmiin tâmir
ettirerek genişletti. Câmide mevlid
ve Kur'ân-ı kerim okunmasını
vakfiyesinde belirtmiştir. |