|
Padişahlık Sırası |
6 |
|
Saltanatı |
29
Yıl |
|
Cülûsu |
I.
1421 II.1445 |
|
Babası |
Sultan Celebi Mehmed Hân |
|
Annesi |
Emine Hatun |
|
Doğumu |
1404 |
|
Vefâtı |
3
Subat 1451 |
|
Kabri |
Bursa Muradiye'dedir |
|
Altıncı
osmanlı sultanı. Babası Çelebi Sultan
Mehmed, annesi dulkâdir âilesinden Emine
Hâtun olup, 1404'te Amasya'da doğdu.
Çocukluğu Amasya, Bursa ve Edirne'de
geçti. Küçüklüğünden itibaren devrin
büyük âlimlerinden okuyarak yetişti.
1415'te on iki yaşındayken idâri ve
askeri bilgileri öğrenip, tecrübe sâhibi
olması için, lalası yörgüç Paşanın
yanında Amasya Valiliğine tâyin edildi.
Şehzâde
Murâd, ilk vazife yeri Amasya'dayken,
1416'da âsi Börklüce Mustafa isyânını
bastırdı. 1421'de Anadolu Beylerbeyi
Hamza Bey ile İsfendiyaroğullarından
Samsun'u aldı. Babasının vefâtıyla 25
Haziran 1421'de Bursa'da tahta çıktı.
Sultan ikinci Murâd Han 1422'de Osmanlı
Devleti için büyük tehlike arz eden
Bizans'ın entrikalarına son vermek ve
Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve
sellem tarafından vaad edilen mânevi
müjdelere kavuşmak için İstanbul'u
kuşattı. Bunun üzerine Bizans
İmparatoru, Anadolu Beyliklerini Osmanlı
Devleti aleyhine kışkırttı. sultan
İkinci Murâd Hanın kardeşi küçük Mustafa
isyan ederek Karaman ve Germiyan beylik
kuvvetleriyle Bursa'yı kuşatınca,
İstanbul'da kâfi miktarda kuvvet
bırakıp, Edirne'ye gitti. Edirne'den
Bursa'ya geçti. Küçük Mustafa yakalanıp,
cezâlandırıldı. Karaman, Eflak beyleri
ve Venedikliler ile antlaşma yapıldı.
Candarlı İsfendiyar Bey itâat altına
alındı. İstanbul kuşatmasını hızlandıran
Murâd Han İmparatorun şehri Venedik
hâkimiyetine teslim edebileceği
ihtimâliyle 22 Şubat 1424'te
Bizanslılarla antlaşma yaptı. Bu
antlaşma ile Ege ve Karadeniz kıyılarını
Osmanlılara terkeden bizanslılar, yıllık
otuz bin düka altın haraç vermeyi kabûl
ettiler. Anadolu'da İzmir, Menteşe ve
Teke beylikleri Osmanlı hâkimiyetine
geçti. Germiyan beyliği, Osmanlı
Devletine katıldı. 1425'te Selânik'i ele
geçiren Venedikliler Osmanlılara karşı
Macarlar ile ittifâk kurdular. 1426'da
Batı Anadolu'dan hareket eden Türk
denizcileri, Venediklilere âit Eğriboz,
Modon ve Koron'a sefer yaptılar.
Osmanlı- Venedik Harbi 1425-1430 yılları
arasında devâm etti. Venediklilerin batı
ve doğu devletleriyle ittifâk kurmasına
rağmen, Sultan İkinci Murâd Han Şubat
1430'da Selânik'i fethetti. Venedik
donanması Gelibolu'da Türk donanmasına
taarruz ettiysede müthiş bir bozguna
uğradı. Temmuz 1430'da Osmanlı- Venedik
Harbine son veren Lapseki Antlaşması
imzâlandı. Selânik Osmanlılarda kaldı.
Venedikliler yıllık vergiye bağlandı.
İtalyanların hâkimiyetindeki Yanya'da
ahâli despot kavgalarından bıkmıştı.
Yanyalılar Selânik'te bulunan Osmanlı
Sultanı İkinci Murâd Hana mürâcaat edip,
Türk adâletine sığınarak hürriyet
istediler. Rumeli Beylerbeyi Sinân Paşa,
ahâlinin hürriyetine dâir Sultan Murâd
Hanın fermânını getirince, şehrin
anahtarı Osmanlılara teslim edildi.
Böylece 1431'de Yanya ve çevresi de
Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu.
Balkanlarda ahâlinin Osmanlı adâletini,
kendi ırk, din, dil ve kültüründen olan
idâreye tercihi, başta Papalık olmak
üzere Hıristiyan kral, despot ve
prenslerini telaşa düşürdü. Balkan
milletlerinin Osmanlı idâresini tercih
etmelerinin önüne geçmek için, içeride
ahâliye zulüm, dışarda da diğer
devletlerle ittifak kurdular. Türkü
Türke düşürmek için, hâkimiyet
mücâdelesindeki Anadolu beyliklerini
Osmanlılar üzerine saldırtırken,
Papanında teşvikiyle büyük bir Haçlı
ordusu kurmak için hazırlıklara
başladılar.
1435'te
Karamanoğlu İbrâhim Bey yola
getirildikten sonra İkinci Murâd Han
Rumeli'ye geçti. Akıncı Beyi Ali Bey'e
Macaristan'ı vurma emri verildi. 1437'de
Ali Bey'in kırk beş gün süren Macaristan
akınında, Demirkapı geçilerek Erdel'e
girildi. Akıncılar Macar şehirlerinin
askeri mevkilerini tahrip edip, yetmiş
bin esir alarak, pekçok ganimetle
döndüler. Osmanlılara karşı düşmanca
tavır alan Sırp kralı Brankoviç'ten,
1439'da ülkesinin başşehri Semendire'nin
anahtarı istendi. Brankoviç, Osmanlı
teklifini kabul etmediği gibi ayrıca
ordu hazırlattı. Osmanlıların taarruz
harekâtını haber alan Brankoviç,
Semendire'nin müdâfaasını oğluna
bırakıp, Macar kralına sığındı. Üç ay
kuşatmadan sonra Semendire kalesi 27
Ağustos 1439'da fethedildi. Almanya
imparatoru ve Macaristan kralı İkinci
Albert, Semendire'yi kurtarmak için
sefere çıktı. Macaristan seferi
kumandanlarından İshak Bey ve Osman
Çelebi kumandasındaki Osmanlı ordusuyla
karşılaşan İkinci Albert, muhârebe
başlamadan ordusuyla kaçmaya başladı.
Macar ordusunun müthiş bir bozgun
havasıyla kaçışı, İkinci Albert'i de
korkuttu. Albert bu telaş içinde canını
zor kurtardı. Bu seferden ürken Bosna
kralı Tvartko yıllık yirmi bin düka
altın vergisini, yirmi beş bin düka
altına çıkardı. 1441'de Belgrad
kuşatmasının neticesiz kalışı
Avrupalıları ümitlendirip, yeni bir
ittifaka heveslenmelerine sebep oldu.
Macarların milli kahramanı Hunyadi
Yanoş'un Bosna'ya girişi, Balkan
hükümdârlarının ve Anadolu beyliklerinin
Osmanlılara karşı birleşmesine yol açtı.
Bu sırada İkinci Murâd Hanın
Karamanoğulları meselesiyle müşgul
olmasından istifâde eden Haçlı ordusu,
1443'te Tuna'yı aşarak Sofya ve Niş'i
aldı. 1444'te Yalvaç Muhârebesinde iki
taraf da kesin bir üstünlük kuramadı.
Haçlılar, geri çekildiler. Neticede 12
Temmuz 1444'te Macarlarla on yıl süreli
Segedin Sulh Antlaşması imzalandı.
Sultan İkinci Murâd Han, Segedin
Antlaşmasından sonra; Hacı Bayram-ı
Veli'nin İstanbul'u fethedeceğini işaret
buyurduğu oğlu Mehmed (Fatih) lehine;
''Sağlığımda oğlumun padişahlığını
göreyim'' diyerek saltanattan çekildi.
Osmanlı tahtına on iki yaşındaki İkinci
Mehmed Hanın geçirilmesi on yıllık
Segedin Sulh Antlaşmasına rağmen, başta
papalık ve Macarlar olmak üzere Avrupa
Devletini ümitlendirdi. Osmanlılara
karşı birleşerek hazırlıklarını süratle
tamamladılar. Hunyadi Yanoş Segedin
Antlaşmasını bozarak, yanında papalık
kuvvetleri de olduğu hâlde, büyük bir
Haçlı ordusuyla hareket etti. On iki
yaşındaki Sultan Mehmed Han, ömrünün
yirmi sekiz yılını muhârebe
meydanlarında geçiren babası ikinci
Murâd Hanı yaşından ümit edilmeyecek
ifâdelerin bulunduğu târihi dâvet
mektubu ile tahta geçmeye çağırdı.
İkinci Murâd Han, Manisa'dan Edirne'ye
geldi. Murâd Hanın kumandayı ele
almasından sonra, tecrübe, dirâyet ve
askerlerin içten bağlılığının da verdiği
kuvvetle, Varna'da Haçlılara karşı
İslâm- Türk târihinin en muhteşem
zaferlerinden biri daha kazanıldı.
Tekrar tahta çıkan Murâd Han, ilk
seferini bizans imparatorunun kardeşi,
mora despotu Konstantin'in tecâvüzkârâne
faâliyeti üzerine yaptı. Despot
Konstantin'den, Mora'da tecâvüzleri
durdurması ve işgal ettiği arâziden
çekilmesi istendiyse de reddedildi. Elde
edilen bilgiler neticesinde Turahan Bey
kumandasında öncü akıncı kuvvetleri
gönderildi. Sultan Murâd kumandasındaki
asıl osmanlı ordusu 1446'da korent ve
Balyabadra'yı zaptetti. 1447'de
Arnavutluk isyânı bastırıldı.
Macarların milli kahramanı Hunyadi
Yanoş, Varna Muhârebesi mağlubiyetinin
lekesini silmek için Macarlardan başka
Eflak, Bohemya ve Almanya'dan kuvvet
toplamıştı. Âsi Arnavutluk Beyi dönme
İskender ile de ittifak kuran Hunyadi
Yanoş kendisiyle berâber olmayan
Sırbistan'ı işgal edip, Tuna'yı geçti.
Osmanlı Sultanı Murâd Han, Haçlı ,ttifakına
karşı cephe alan Murâd Han, Türk İslâm
anânesince Muhârebeden önce antlaşma
teklif ettiyse de Haçlılar kabul etmedi.
17 Ekim 1448'de başlayan ve üç gün devam
eden meydan muhârebesi Haçlıların
bozgunu ile neticelendi. Hunyadi Yanoş
canını güçlükle kurtarabildi. Murâd Han,
1450'de Arnavutluk seferine çıktıysa da
tamamlayamadı. 3 Şubat 1451 târihinde
vefât etti. Vasiyetnâmesini tanzim edip
vezirlere şâhitlik ettirdi. Bursa'ya
defnedildi. Türbesi, Bursa'da Murâdiye
mahallesinde yaptırmış olduğu câmi
yanındadır.
Sultan
Murâd, büyük bir sarsıntıdan yeni çıkmış
olan devletin hükümdarı olduğu zaman çok
gençti. Anadolu'da Timûr Hanla yeniden
ortaya çıkan Türk Beyliklerinin;
Rumeli'de ise devletin zaafından
istifâde etmek için fırsat gözleyen
Balkan ve Avrupa devletlerinin korkunç
ihtiraslarıyla karşı karşıya idi.
Bizans, devletin başına her gün yeni bir
gâile, bir iç buhran açmak için sinsi
sinsi çalışıyordu. böyle buhranlı bir
devirde devlet idâresini eline alan
Sultan Murâd Han, hayâtı boyunca,
Anadolu'da Türk birliğinin kökleşmesi
için çalıştı. Rumeli'de tabii hudutlar
içinde yaşamayı tercih etmesine rağmen,
memleket menfaatı icab ettiği vakit aslâ
vazifeden kaçmayacak ve hayâtını bu
uğurda fedâdan çekinmeyecek kadar cesur,
metin, irâdeli, azimkar idi. İç ve dış
gâilerle geçen hükümdârlık hayâtı
sonunda, sâdece siyâsi ve askeri
bakımdan değil, medeniyet bakımından da
yeniçağı açacak olan oğlu Sultan
Mehmed'e mâmur ve her türlü ilmi
gelişmeye hazır bir ülke bıraktı. Murâd
Han, ince rûhlu,hassas, lütûfkâr âdil,
merhametli olup sözüne sadık, cesur ve
tedbir sâhibi, kumanda kâbiliyeti yüksek
bir devlet adamıydı. On iki yaşında
şehzâde iken başlayan muhârebe hayatı,
vefâtına kadar devâm etti.
İlmi
sohbetleri sever, âlimleri himâye eder
ve onların ihtiyaçlarını karşılardı.
Haftanın iki gününü ilim meclisinde
sohbetle geçirirdi. Kendisinin de ilmi
ve ibâdeti çok; zühd, verâ ve takvâsı
pek fazlaydı. Oğlunu ve kızlarını
evlendirdikten sonra, bir gün veziri
Çandarlı İbrâhim Paşaya dönmüş; ''Koca
Çandarlı! Bu dünyâda arzulanan nedir ki?
Oğul evermek, kız çıkarmak. Bunları
Allahü teâlânın izniyle yerine getirdik.
Geriye iman ile gitmek kaldı'' demişti.
Hemen bütün ömrünü gazâ meydanlarında
geçirdiği hâlde, imar işlerine ehemmiyet
verip çok eser bıraktığı için Ebü'l-Hayrât
diye anıldı. Bursa, Edirne ve başka
şehirlerde, yoksullar için imâret ve
ulemâ için medrese yaptırdı. Edirne'de
dârülhadis ve buna gelir olarak
Tahtakale Hamamı, Alacahamam ve Üç
Şerefli Câmiini yaptırıp, bunları birçok
vakıflarla destekledi. Bursa'da Muradiye
semtinde câmi, medrese ve imâret
yaptırdı. Edirne'de Ergene civârında bir
köprü yaptırıp, Uzunköprü kasabasını
kurdu. Selânik ve İpsala'da da câmiler
inşa ettirdi. Her yıl Kudüs, Halil-ür-Rahmân,
Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere
yoksulları için otuz beş bin altın
gönderirdi. Ankara bölgesinde
Balıkhisarı adlı büyük bir subaşılığın
köylerini Mekke yoksullarına
vakfetmişti. bulunduğu şehirde her yıl
on bin altını kendi eliyle seyyidlere
paylaştırırdı. Tebeasının hakkına
ziyâdesiyle riâyet eder, kul hakkından
pek sakınırdı.Babası Çelebi Sultan
Mehmed Handan kalma, Mekke-i mükerreme
ve Medine-i münevvere fakirlerine,
Resûl-i ekrem efendimizin (sallallahü
aleyhi ve sellem) komşularına hediye
gönderme âdetini devâm ettirdi.
Tezkirelerin kendisini şiir söyleyen ilk
Osmanlı sultanı olarak zikrettikleri
ikinci Murâd Han;
Gerçi-
kim haddim değüldür bûseni kılmak dilek,
Ârif olan çün bilür ânı ne lâzım
söylemek.
Gibi
ustaca şiirler yazabilecek kadar
kuvvetli bir şâirdi.İlme ve âlimlere çok
hürmet edip evliyâya izzet ve ikrâmda
kusur etmediği için memleketi âlim ve
evliyâ yurdu oldu. Herkesin duâsını
aldı, pek kıymetli eserlerin
yazılmasına, tercüme edilip Türkçeye
kazandırılmasına ve kıymetli ilim
müesseselerinin inşâsına vesile oldu.
Yazılan eserlerde açık bir dil
kullanılmasını emrederek Türkçe yazmak
husûsunda titizlik gösterdi. Devrinde
Osmanlı sarayı, âlim ve şâirlerin
buluştuğu bir yer oldu. Büyük âlim Molla
Yegân bile ona hac dönüşünde hediye
olarak, Fatih'in hocası âlim Molla
Gürâni'yi getirmişti. bu husus hiçbir
milletin kültür târihinde rastlanılmayan
eşsiz bir hâdise olup, ikinci Murâd
Hanın ilme verdiği değeri de gösterir.
Osmanlı Devletinde devrinde en çok eser
yazılan padişah olması bakımından
dikkat çeker. Gerçekten onun devrinde
manzûm, menzur pekçok eser yazılmış ve
Osmanlı sarayı eserler hazinesi durumuna
gelmiştir. Yine tezkirelerin
kaydettiğine göre, Osmanlı padişahları
içinde şiirleri ilk defâ kaydedilen
padişahtır. Devrinde şuarâ
tezkirelerinde temel teşkil eden bâzı
nazire mecmûaları da onun adına ithâf
edilmiştir. Ayrıca adına ithâf edilen
pekçok eser vardır ve hemen hepsinde
İrşâdü'l- Murâd ile'l-Murâd, Mesnevi-i
Murâdiyye ve Murâdnâme gibi bu pâdişâhın
ismi geçer. Devrinde görülen geniş
tabanlı bu kültür faaliyeti sonraki
asırlara da temel teşkil etmiştir. |