|
Padişahlık Sırası |
24 |
|
Saltanatı |
24 Yıl |
|
İslâm Halifelik Sırası |
89 |
|
Cülûsu |
2 Ekim 1730 |
|
Babası |
Sultan İkinci
Mustafa Hân |
|
Annesi |
Sâliha Vâlide Sultan |
|
Doğumu |
2 Ağustos 1696 |
|
Vefâtı |
13 Aralık 1754 |
|
Kabri |
İstanbul Yeni Camide
Turhan Sultan
Türbesindedir
|
|
Yirmi dördüncü Osmanlı sultânı.
İslâm halîfelerinin seksen
dokuzuncusudur. Babası İkinci
Mustafa Han, annesi Sâlihâ
Vâlide Sultandır. İstanbul’da, 2
Ağustos 1696 târihinde doğdu.
Şehzâdeliğinde, yüksek fen ve
din ilimleri öğretilerek
yetiştirildi. Aklı, zekâsı,
kâbiliyeti ve anlayışı
kuvvetliydi.
Üçüncü Ahmed Han, Patrona Halil
ayaklanması sonunda tahttan
çekilince, Şehzâde Mahmud, 2
Ekim 1730 günü Osmanlı sultânı
oldu. Üçüncü Ahmed Hanın tecrübe
ve tavsiyelerinden istifade
etti. İlk icrâatı, Lâle Devrinde
yapılan ilim, kültür ve sanat
eserlerinin tahrîbini durdurmak
oldu. Âsî Patrona Halil’i ve
zorbaları imhâ ettirdi.
İstanbul’da emniyet ve asâyişi
sağladı. Ülkede huzur dolu,
mesud günler başladı. İçişlerini
düzelten Sultan Birinci Mahmud
Han, doğuda hududa saldıran İran
Safevîleri ile, batıda Avusturya
ve Rusya’ya karşı tedbir aldı.
Doğuda İran ile Üçüncü Ahmed Han
devrinden beri devam eden
hâdiselere son vermek istedi.
Ancak İran Şâhı bir taraftan
anlaşmak üzere hey’etler
gönderirken, diğer taraftan
büyük kuvvetlerle Revan üzerine
yürüdü. Şah’ın elçi
göndermekteki maksâdının Osmanlı
hükûmetini yanıltmak ve oyalamak
olduğu anlaşıldığından elçi ve
maiyeti Mardin Kalesine
hapsedildi. Osmanlı kuvvetleri,
İran Seraskeri Ahmed Paşa ile
Erzurum Vâlisi ve Revan
Seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa
kumandası altında iki koldan
harekete geçti. 30 Temmuz
1731’de Kirmanşah alındı. 15
Eylülde Kûrican Sahrasında İran
kuvvetleri bozguna uğratıldı.
Urmiye ve Tebriz ele geçirildi.
İran Şahının sulh istemesi
üzerine Ocak 1732’de Ahmed Paşa
Antlaşması imzalandı. Buna göre
Aras Nehri iki devlet arasında
hudud olarak kabul edilirken
Revan, Gence, Nahçıvan, Bitlis,
Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara;
Tebriz, Kirmanşah, Hemedan,
Luristan ve Erdelan eyaletleri
ise İran’a bırakıldı. Ancak
1733’te İran’da iktidarı ele
geçiren Nâdir Şah, Osmanlıların
fethettiği bölgeleri almak için
tekrar savaş açtı. 1735’te
Arpaçay’da yapılan muhârebeyi
Osmanlılar kaybetti. Gence,
Tiflis ve Revan İran’ın eline
geçti.
Osmanlı Devletinin doğuda İran
ile mücâdelesinden istifâde eden
Avusturya ve Rusya da iki
cepheden harekete geçmişti. Azak
Kalesini ele geçiren Ruslar
Osmanlı kuvvetlerinin
toparlanmasına meydan vermeden
Gözleve, Kılburun ve Urkapı’yı
da işgal ettiler. 12 Temmuz
1737’de harekete geçen Avusturya
ordusu ise Bosna, Sırbistan ve
Eflak’a girdi. Bu mağlubiyetler
ve düşmanın girdiği yerlerde
büyük tahribat ve mezâlim
yapması Sultan Mahmûd Hanı son
derece üzdü. Sedarete getirdiği
Muhsinzâde Abdullah Paşayı Rusya
üzerine, Hekimoğlu Ali Paşayı da
Avusturya üzerine sefere memur
etti. Muhsinzâde süratli bir
hareketle Özi ve Kılburun
kalelerini ele geçirirken,
Hekimoğlu Ali Paşa ise
Banyaluka’yı kuşatan Avusturya
kuvvetlerine büyük bir darbe
indirdi. Yapılan savaşta
Avusturya kuvvetlerinin asker
zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu
Ali Paşanın bu zaferi
İstanbul’da büyük bir sevince
sebep oldu. Bu zaferler üzerine
Avusturya ve Rusya barış istemek
zorunda kaldı.
Nihayet 18 Eylül 1739 târihinde
Avusturya ve Rusya ile Belgrad
Antlaşması imzâlandı. Avusturya
Devleti ile yirmi yedi yıllık,
Rusya ile süresiz olan
antlaşmaya göre, Belgrad Osmanlı
Devletine kaldı. Avusturya ile
Tuna ve Sava nehirleri tabiî
hudud kesildi. Ruslar, Azak
Denizi ve Karadeniz’de donanma
bulundurmayacaktı. Kazaklar
Osmanlı topraklarına, Kırım
Hanlığı da Rusya’ya akın
etmeyeceklerdi.
Rusya ve Avusturya devletleriyle
antlaşmalar sağlayan Birinci
Mahmûd Han yeniden İran üzerine
döndü. Nadir Şah ise bu vaziyet
karşısında Osmanlılarla baş
edemiyeceğini anlayınca Kasr-ı
Şirin Antlaşması maddeleri
üzerinden yeniden antlaşma
teklifinde bulundu ve bu istek
kabul edildi (1746).
Böylece 1739 Belgrad
Antlaşmasıyla batı ve kuzey,
1746 Osmanlı-Avşar Antlaşmasıyla
da doğu hudutlarını emniyet
altına alan Birinci Mahmûd Hana
muhârebelerdeki muzafferiyet
üzerine Gâzi ünvanı verildi.
Mahmûd Han bundan sonra ülkede
pekçok îmâr faâliyetlerinde
bulunup, ilim, kültür, sanat
sâhalarında çok kıymetli eserler
yaptırdı. Kâğıthâne civârındaki
Bahçeköy ile Balaban köyleri
arasında geçen iki çayın
sularını toplayan Topuzlu
Bendini yaptırdı. Burada
toplanan sular, Taksim’deki
depodan, Tophâne’deki Meydan
Çeşmesi ile Azapkapı’da Sâlihâ
Sultan Çeşmesi ve Beşiktaş,
Galata, Kasımpaşa, Tepebaşı
semtlerinin çeşitli yerlerindeki
kırk kadar çeşmeye su verildi.
Ahâli bol ve tatlı suya
kavuşturuldu. Pekçok saray,
kasır inşâ ve tâmir ettirildi.
Beşiktaş Sarayının bir çok
kısımlarını ve Bayıldım Kasrını
yeniden yaptırdı. Yûşâ Tepesi
civârındaki Tokat Köşkünü
donatıp, Hümâyûn-âbâd, Kandilli
Sarayını îmâr ettirerek Nevâbâd
isimleri verildi. Kanlıca’da
Mihr-âbâd Kasrını yaptırdı.
İstanbul’da Ayasofya Câmii
içine, Fâtih Câmii yakınında ve
Galatasaray’da olmak üzere üç,
Belgrad’da bir kütüphâne
yaptırdı. Ayasofya Câmii
Kütüphanesine sarayın hazîne
odasından pek nefis, kıymetli,
nâdide kitaplar gönderdiği gibi,
devrin devlet adamları da
hediyelerde bulunarak dört bin
cilt nâdide kitap toplandı.
Ayasofya Kütüphânesine İslâm
âleminin en meşhûr
hattatlarından Ya’kût-ı
Musta’sımî, Şeyh Hamdullah ve
Hâfız Osman hatlarıyla Mushaflar
ve hazret-i Osman ve hazret-i
Ali’ye âit olduğu söylenen iki
Kur’ân-ı kerîm de kondu.
Kütüphânenin masrafını
karşılamak için de Cağaloğlu’nda
çifte hamamı yaptırıp, gelirini
vakf etti. Ayasofya’ya bitişik
aşevi yaptırıp, huzûrunda
tertiplenen merâsimle açıldı.
Galatasaray ocağında yaptırmış
olduğu kütüphâneye, saraydan
kitaplar gönderip, açılış
merâsiminde, kütüphânenin iki
tarafına yaptırılmış olan
çeşmelerin hazînelerine şekerli
şerbet doldurulup, halka ikrâm
edildi. Nûruosmâniye Câmiinin
yapımını başlattıysa da,
vefâtından bir yıl sonra
tamamlanabildi. Beşiktaş’da Arap
İskelesi Câmii, Rumeli
Hisarı’nda İskele Câmii,
Üsküdar’da Sultan Mahmûd Câmii
ve Kandilli, Defterdârkapısı,
Tulumbacılar odası, Yalıköşkü,
Yıldıztepe mescidlerini
yaptırdı.
Birinci Mahmûd Han devrinde,
ilim kültür ve sanat
faaliyetleri arttı. İkinci defâ
matbaa açıldı. Matbaa ve
hattâtların artan kâğıt
ihtiyâçlarının karşılanması için
Yalova’da kâğıt fabrikası
kuruldu.
Ülke içinde ve dışında Osmanlı
Devletine azamet devri yaşatan
Birinci Mahmûd Han, 13 Aralık
1754 târihinde Cumâ selâmlığı
yapıp, Cumâ namazını kıldıktan
sonra vefât etti. İstanbul’da
Yeni Câmii yanındaki Turhân
Sultan türbesine defn edildi.
Çok zekî, anlayışlı, hamiyetli,
lütufkâr ve merhâmetli idi.
Askerî ıslâhât taraftarıydı.
Askerî kitaplar yayınlattı.
Lütuf ve merhâmeti çok
olduğundan, devrindeki İstanbul
yangın ve zelzelesinde zarar
görenlerin ızdırâbına
samîmiyetle ortak olup, yanan,
yıkılan yerlerin yeniden
yapılması için çok yardım etti.
Devlet adamları ile memurları
kontrol ettirdi. Faaliyetleri
ciddiyetle tâkib ettirip,
zamânın ve memleketin durumuna
göre icrâatlarda bulunurdu.
İlim, sanat, edebiyât
meclislerindeki sohbetlere
katılır ve Sebkâti mahlâsıyla
şiirler yazardı. |