İÇ HABERLER

Bize hep "Türkler Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdi" diye öğretildi. Ama arkeoloji böyle söylemiyor. İşte gerçekler...
Prof. Dr. Ekrem Memiş, Türkler'in Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdiği ve bu zaferle Anadolu'nun 1071'de el değiştirdiği iddiasını çürüttü. Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor"

ÇİVİ YAZILI METİNDEKİ TÜRK KRALI
Bugün Gazetesi'nin haberine göre; Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler.
Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."
8 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VAR
Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.
KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK
Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.
TÜRK ADINI TAŞIYAN iLK DEVLET: TURKiLER
Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.
YETKİLİLER KULAK VERSİN
"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.

Bara çevrilen Balkan camileri için Tarih Kurumu devrede
Balkanlar'daki Osmanlı eserlerini inceleyen Türk Tarih Kurumu, yürek burkan bir manzarayla karşılaştı. Camilerin çoğu tahrip edilmiş durumda, bazıları bar olarak kullanılıyor. Başkan Halaçoğlu, bu yapıların kurtarılması için ilgili ülkelere mektup yazdı: Biz kiliseleri yıkmadık, siz de camilere saygı gösterin. Balkanlar'daki camilerin envanterini çıkaran Türk Tarih Kurumu, içler acısı bir durumla karşılaştı. Osmanlı'dan kalma tarihî yapıların çoğu tahrip edilmiş, bazı dinî mekânlar bar ve gece kulübüne dönüştürülmüş. Bulgaristan'ın Filibe şehrindeki Taşköprü Camii içkili lokanta, Romanya Köstence'deki ecdat hatırası ise gece kulübü olarak kullanılıyor. Bu duruma isyan eden TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu, dinî mekânların kurtarılması için harekete geçti. İlgili ülkelerin yöneticilerine mektup yazan Halaçoğlu, "Biz kiliselere hiçbir zaman zarar vermedik, tahrip etmedik, müze veya cami haline dönüştürerek kullandık. Sizlerden de aynı davranışı bekleriz. İbadet mekânlarına saygısızlık yapılması kabul edilemez." dedi. Türk Tarih Kurumu'nun hazırladığı rapor, Balkanlar'daki camilerin son durumunu ayrıntılarıyla anlatıyor. Buna göre, 16. yüzyılda inşa edilen ve 1940'lara kadar ibadete açık olan Filibe'deki Taşköprü Camii'nin minaresi yıkılmış. Lokanta haline getirilen caminin duvarlarına da cinsel içerikli dekorasyon yapılmış. Mihraba dev bir vazo konulurken, pencerelere renkli camlar takılmış. Caminin kurşun kaplı kubbesi ile taş duvarları ise ayakta durmayı sürdürüyor. Aslî özelliklerini kaybeden mekânı, Yunanlı bir lokantacı işletiyor. Filibe Müftülüğü'nün hemen yanındaki Çukur Cami de lokantaya dönüştürülen Osmanlı eserlerinden biri.
Türk Tarih Kurumu'nun raporunda Bulgaristan'ın Filibe şehrindeki Çukur Cami ile halk arasında adı Perşembe Pazarı Camii olan Taşköprü Camii'nin içkili lokantaya, Romanya Köstence'deki bir caminin ise gece kulübüne dönüştürüldüğü belirtildi. Filibe Müftülüğü yakınlarındaki Çukur Cami de lokanta olarak kullanılan başka bir Osmanlı eseri. Binanın ikinci katında üstü açık hizmet verilirken, minareden kalan kaide, çiçeklendirilerek mini bahçeye dönüştürülmüş. Musevi olduğu öğrenilen bir kişinin işlettiği lokantada her türlü içki servisi yapılıyor. İbadethanelerin gece kulübü veya içkili mekanlar haline dönüştürülmesinin hiçbir din mensubuna yakışmadığını söyleyen Halaçoğlu, söz konusu camilerin bulunduğu ülke yöneticilerine seslendi: "Buraları müze ya da hiç olmazsa kilise yapın, yine saygı duyulan mekanlar olsun." Halaçoğlu, ülkelerle iletişime geçerek camilerin asli vazifelerine kavuşturulması için çalışacaklarını da aktardı.

Karayılan öldürüldü mü?

Paketleme timlerimiz Kandil’de
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından 150 teröristin etkisiz hale getirildiği Kandil’e yönelik hava operasyonu sonrası, “paketleme timleri” görevde. Tam bir panik havası yaşayan PKK yönetici kadrosunu yakalayıp getirmek için özel timler oluşturuldu. PKK, Kandil operasyonu öncesi kongre yaparak ve bu görüntüleri Roj TV aracılığıyla yayınlayarak, “ayaktayız” mesajı verecekti. Ancak Savaşan Şahin’ler PKK’nın bu planını hüsranla bitti. TSK’nın en seçkin birliklerinden olan Bordo Berelilerden oluşan timler, terör örgütünün lider kadrosuna kilitlendi. Bir süre önce PKK’nın sözde bölge sorumlularına yönelik bir operasyon gerçekleştiren MİT de operasyonlara özel katkı verdi. Paketleme timlerinin hedefinde, etkisiz hale getirildiklerine ilişkin iddialar ortaya atılan, Murat Karayılan ve Suriyeli Fehman Hüseyin’in yanı sıra, Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Kadri Çelik ile bölge sorumluları da yer alıyor. Örgüte yakın kaynaklar da Karayılan ve Hüseyin’in hayatta olup olmadığına bir açıklama yapmazken, bu sessizlik hali anlamlı bulundu.
TSK, operasyonlar sonrası PKK’nın Türkiye’ye yönelik olası sızma girişimlerine karşı da sınır önlemlerini artırdı. Kuzey Irak sınır bölgesinde sürekli güvenlik uçuşları gerçekleştirilirken İnsansız Hava Araçları (İHA) ile Haftanin, Avaşin, Zap ve Hakurk bölgeleri dakika dakika izleniyor.
TSK ayrıca sınır bölgesindeki Cudi, Gabar, Tanin ve Kato gibi dağların yüksek bölgelerine yeni karakollar ve helikopter pistleri oluşturuyor. Hakkari-Şırnak sınır bölgesinde 12 yeni karakol ve pist alanı belirlendi.
ARALIK 2007 hava operasyonları ve Şubat 2008 tarihli kara harekatından sonra ağır kayıplar veren örgüt, havaların ısınması ile birlikte tekrar toparlanma gayreti içine girdi. PKK yönetimi bu amaçla büyük bir kongre yapılmasını kararlaştırdı ve örgüt üyeleri kademeli olarak Kandil’de toplanmaya başladı. Plana göre Kandil Kongresi gövde gösterisine dönüştürülecek ve birkaç gün sonra Roj TV’de yayınlanacak görüntülerle, örgüt “ayaktayız” mesajı verecekti. PKK’nın Kandil’de 1 Mayıs akşam saatlerinde toplanmaya başlaması üzerine operasyon için düğmeye basıldı. Diyarbakır 2’nci Hava Taktik Komutanlığı’na bağlı F-16 ve F-4 filoları saat 23:15 ten itibaren havalanmaya başladı. İki kol halinde hareket eden uçaklar Türkiye-İran sınır çizgisi ve Kuzey Irak üzerinden Kandil’e ulaştı. Saat 23:30’dan itibaren de Kandil Dağı’nın belirlenen bölgeleri yoğun ateş altına alındı.

Vatan Topraklarını TOKİ, ispanya modeli ile 20 milyar dolara satacak!..
Maliye Bakanlığı, TOKİ'nin sahil bölgelerinde yabancılar için yapmayı planladığı konut ve tatil köylerinde kullanılacak hazine arazilerinin devrine onay verdi
20milyar dolar gelir beklenen projenin ilk uygulaması, Antalya-Finike ve Didim, Aydın-Kuşadası, Muğla-Bodrum, İzmir Konak-Mersinli ve Çeşme'de yapılacak. Uygulamaya ilişkin hazine arazileri TOKİ'ye devredilirken, TOKİ ve Maliye, satış gelirini yüzde 50-50 paylaşacak. Anayasa Mahkemesinin yabancılara yönelik mülk satışının durdurulmasına yol açan kararı konusunda yeni mevzuat hazırlıkları sürerken, “İspanya Modeli” kapsamında, yabancılara sahil kentlerinde konut ve tatil köyü yapılıp satılmasına ilişkin proje hızla ilerliyor. Yabancılara satmak amacıyla proje uygulanacak arazilerin Toplu Konut İdaresi'ne (TOKİ) devrine ilişkin karar, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından onaylandı. Konutların satış gelirini, TOKİ ve Maliye Bakanlığı yüzde 50-50 paylaşacak.
SATIŞIN VADESİ 8 YIL OLACAK
TOKİ Başkanı Bayraktar, uygulamada en çok gelir paylaşımı yönteminin kullanılacağını belirtirken, “Öncelikle Antalya-Finike, Didim, Aydın-Kuşadası, Muğla-Bodrum, İzmir Konak-Mersinl ve Çeşme'de deneme uygulamaları yapacağız. Arsalar hazır, yasal düzenleme bekleniyor. Uzun vadede 20 milyar dolarlık gelir beklenen bir proje. Önce bir deneme yapacağız sonra genişleteceğiz” dedi. Bayraktar, yabancılara satışın, peşin veya taksitli olabileceğini, 7-8 yıla kadar vade uygulanabileceğini kaydetti. Yetkililer, proje ile İspanyol firmaları dahil, çok sayıda yabancı firmanın ilgilendiğini belirttiler.Yabancılara yönelik mülk satışında “İspanya modelinin” Türkiye'de hayata geçirilmesine dönük protokol, Maliye Bakanlığı ile TOKİ arasında bu yıl Mart ayında imzalanmıştı.

CHP'nin kapatılma dosyası bir yıldır Anayasa Mahkemesi'nde bekletiliyor!
Anayasa'nın 69., Siyasi Partiler Kanunu'nun 67. ve 70. maddelerini ihlal eden CHP için bir yıl önce Anayasa Mahkemesi'ne başvurulduğu ortaya çıktı. Bir TV kanalına yasadışı yollarla 3 milyon YTL aktardığının sabit görülmesi halinde CHP de kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Mahkeme, CHP'nin dosyasını işleme koyar mı acaba!?  Türkiye, DTP ve AK Parti'ye açılan kapatma davalarının ardından üçüncü bir şokla karşı karşıya. CHP'nin Kanal Türk'e verdiği 4 milyon YTL'lik paranın yaklaşık 3 milyon YTL'si faturalandırılamadı. Üstelik Kanal Türk'ün bu parayı başka kurum ve kişilerden almış gibi gösterdiği tespit edildi. Anayasa'nın 69. ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 67 ve 70. maddelerine aykırı olan bu durum Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından 9 Mayıs 2007'de Anayasa Mahkemesi'ne iletildi. Yüksek Mahkeme, dosyayı CHP'nin 2004-2005 muhasebe kayıtlarıyla birlikte incelenmek üzere raportöre teslim etti. Başvuru sırası dikkate alındığında CHP davasının önümüzdeki günlerde sonuçlandırılması gerekiyor. CHP ile Kanal Türk arasındaki yasa dışı ilişki, ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na resmî bir yazıyla bildirildi. Konuyla ilgili detaylı belgelerin yer aldığı dosya 20 Mart 2008 itibarıyla da siyasi partilere kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın önünde. Bu gelişme Türk siyasetinde ilginç bir tablo oluşturdu. 22 Temmuz seçimlerinin ardından Meclis'te grup kuran üç partinin kaderi artık mahkemenin 11 üyesinin iki dudağı arasında.
Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt CHP'yi kapanma riskiyle karşı karşıya getiren olay geçen yıl patlak verdi. Maliye Bakanlığı incelemesinde CHP'nin Kanal Türk'e 3 milyon dolar aktardığı tespit edildi. CHP yönetimi bu iddia karşısında bir süre sessiz kaldı. Olayın büyümesi üzerine CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, bir basın toplantısı düzenleyerek sözkonusu paranın 'hibe' değil 'avans' olarak verildiğini ileri sürdü. 'Kanalım CHP'nin emrinde' diyen Tuncay Özkan ise Özyürek'i açığa düşüren bir açıklama yaptı. Özkan, "Bir kişi çıkıp da (biz reklam dışında Kanal Türk'e para verdik) der ve bunu belgelerse intihar ederim." dedi. Maliye'nin derinleştirdiği araştırma olayın gerçek yüzünü ortaya koydu. Buna göre CHP Kanal Türk'e tam 4.102.109,86 YTL aktardı. Bu paranın sadece 1.180.000 YTL'sine fatura kesildiği, geriye kalan kısmın ise açıktan verildiği belirlendi.
Yargıya intikal eden belgelere göre, para aktarımı İş Bankası kanalıyla CHP Genel Merkezi adına yapıldı. Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri Anonim Şirketi'nin Finansbank'taki hesabına EFT yoluyla gönderilen paraların miktarları farklı. Aralık 2004'te önce 500 milyar lira, ardından 2 trilyon 245 milyon lira havale edildi. 2005 yılında 685 milyar 500 milyon, 268 milyar 200 milyon ve 403 milyar 230 milyon lira olmak üzere üç ayrı ödeme daha yapıldı. CHP'den aktarılan bu paranın küsuratlarıyla birlikte toplam 2 trilyon 922 milyar 109 milyon 86 liralık kısmının faturası yok. Bu para Kanaltürk'ün hesaplarında başka kişi veya kurumlardan alınmış gibi gösterilmiş. Kayıtlara göre, Alınan Avanslar Hesabı'nda yer alan borç halen devam ediyor. Belgelendirilen 1 trilyon 180 milyarın fatura tarihi ise 31 Mayıs 2005. '020199' No'lu faturadaki hizmetler şöyle sıralanmış: Atatürk'ün kurduğu partinin öyküsü belgeseli (13 bölüm) Araştırma, planlama koordinasyon Röportaj bilgi belge
Hem Anayasa hem yasalar çiğnendi
Hukukçular kurulma aşamasında Kanaltürk'e gönderilen paraların CHP'yi TV'nin gizli ortağı yaptığına işaret ediyor. 'Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre siyasi partiler radyo ve televizyon yayın izni almış şirketlere ortak olamıyor. CHP'nin bu hükme aykırı davrandığına dikkat çekiliyor. Siyasi Partiler Kanunu'nun 67, Anayasa'nın 69. maddesindeki 'ticarî faaliyette bulunma' yasağı da çiğnenmiş durumda. Yine Siyasi Partiler Kanunu'nun 70. maddesinde yer alan 'bir siyasi partinin amacına aykırı şekilde gider yapma yasağı' yok sayılıyor. SPK'nın 72. maddesine göre 'parti üyelerine, diğer gerçek ve tüzel kişilere' hiçbir şekilde borç verilemiyor. Ancak CHP yönetimi bu maddeyi görmezden gelmiş.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, 9 Mayıs 2007'de konuyu Anayasa Mahkemesi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletti. Anayasa Mahkemesi, 2851 sayılı evrakı CHP'nin dosyasına belgeleri ile birlikte koydu. Belgeler siyasi partilerle ilgili dosyaları tutan ve SPK ile Anayasa hükümlerine aykırı eylemleri mütalaa edip gerekirse kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na da 20 Mart 2008'de gönderildi.
Yazıda, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'nun ilgili hükümleri hatırlatılırken Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya'nın konuyu değerlendirmesi istendi. 2075 sayılı evrakta şu ifadeler kullanıldı: "SPK'nın 74'üncü maddesinde 'Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesi'nce yapılır. Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunu denetler. Siyasi partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı birer örneğini haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi'ne ve bilgi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na vermek zorundadırlar.' hükmü vardır. Bu itibarla Başsavcılığın bilgilendirilmesi ile konunun (Anayasa ve yasada yer alan) hükümler açısından Başsavcılığınızca değerlendirilmesi hususunda bilgi ve gereğini arz ederim."
Kutlu Doğum coşkusu Trabzon'dan başlıyor
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Kutlu Doğum etkinliklerini bugün Trabzon'da başlatıyor. Hafta boyunca yurt genelinde panel ve sempozyumlar düzenlenecek, sağlık taraması yapılacak ve cezaevleri ziyaret edilecek. Kutlu Doğum etkinlikleri bugün başlıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, 14-20 Nisan tarihleri arasında yurtiçi ve yurtdışında çeşitli kutlamalar yapacak. Kutlu Doğum etkinlikleri Trabzon'da Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun da katılacağı törenle başlayacak. Yurt genelindeki etkinliklerde hafta boyunca paneller ve sempozyumlar düzenlenecek, sağlık taramaları yapılacak, cezaevleri ve hastalar ziyaret edilecek, 'kutlu doğum aşı' ve gül dağıtılacak. Ayrıca şiir, kompozisyon ve makale yarışmaları düzenlenecek. Peygamber Efendimiz'in (sas) dünyaya gelişinin yıldönümü münasebetiyle düzenlenen Kutlu Doğum etkinliklerinde 'din, kardeşlik ve dostluk, birlik ve beraberlik' mesajları öne çıkacak. Diyanet, Kutlu Doğum'un amacına uygun kutlanması amacıyla müftülüklere ve yurtdışındaki temsilciliklere 3 ayrı genelge gönderdi. Genelgelerde; il ve ilçelerde mülki amirin bilgi ve onayı dahilinde müftülerin başkanlığında 'kutlama komiteleri' kurulması, faaliyetlerin bu komitelerce belirlenmesi ve takip edilmesi istendi. Etkinliklerin toplumun her kesimini kucaklayıcı nitelikte olmasının istendiği genelgede, konu dışına taşılmaması ve siyasi malzeme konusu yapılmamasına azami hassasiyet gösterilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Genelgede ayrıca, toplumu rahatsız edecek söylem ve davranışlardan kaçınılması, istismar edilme ihtimali bulunan faaliyetlerin yapılmaması talimatı verildi.  Hafta boyunca, Peygamber Efendimiz'in hayatını anlatan kitaplar başta olmak üzere Kur'an meali, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları ücretsiz olarak dağıtılacak.
Amsterdam'daki Türkler stada sığmadı
Hazreti Muhammed'in doğum yıldönümü dolayısıyla Hollanda'da başlatılan Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri kapsamında, başkent Amsterdam'daki Arena Stadyumu'nda bir kutlama programı yapıldı. Hollanda Diyanet Vakfı'na bağlı Eyüp Sultan, Fatih, Hacı Bayram, Kuba ve Emir Sultan camilerinin birleşerek ortaklaşa düzenlediği kutlama programına 3 bin vatandaş katıldı. Kur'an-ı Kerim ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla açılan programda ilahiler, şiirler okundu, Hz. Muhammed'in hayatı anlatıldı. Konuşmalarda, Peygamber Efendimiz'in hayatıyla tüm insanlara örnek kişi, barış ve sevgi dağıtan bir insan olduğu vurgulandı. Hayatının bütün Müslümanlarca örnek alınması istendi ve Müslümanların yaşam biçimini ve ahlakını ona benzetmesi halinde bugün yaşanan sorunların kolaylıkla ortadan kalkacağı, İslam'a yapılan haksızlık ve saldırıların da tamamen kalkacağı vurgulandı.
Kutlamalar İstanbul'da erken başladı

Kutlu Doğum Haftası, İstanbul Gösteri Merkezi'nde düzenlenen coşkulu törenle başladı. 5 bin kişinin katıldığı törende bir konuşma yapan İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, 20. kez düzenlenen programın bu yıl daha coşkulu kutlanacağını açıkladı. "Peygamberimiz Hz. Muhammed'i anmak için bu yıl İstanbul genelinde 700 etkinlik düzenleyeceğiz." diyen Çağrıcı, hafta sonu olmasına rağmen salonu dolduran inananlara teşekkür etti. Kutlu Doğum'un her geçen yıl topluma daha çok mal olduğuna dikkat çeken Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Er, Peygamber'i anlayıp anlatabilmek için yurt çapında 13 bin etkinlik düzenleneceğini açıkladı.

Güle güle gazimiz,

Allah (cc) Cennette kavuştursun!..

İstiklal Savaşı gazisi Yakup Satar, hayatını kaybetti.
İstiklal Savaşı gazisi 110 yaşındaki Yakup Satar, Eskişehir'de evinde hayatını kaybetti. Hacı Seyit Mahallesi'ndeki evinde kızlarıyla yaşayan gazi Satar saat 22.50 sıralarında hayata gözlerini yumdu. Şanlı Mücadele'nin son kahramanlarından Yakup Satar, 1898 yılında Kırım'da doğdu. Ailesiyle Eskişehir'e göç eden Satar, Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'na katılmasıyla Basra Cephesi'nde savaştı. Sakarya Meydan Muharebesi'nde de düşmana karşı mücadele eden Satar, savaş sonunda Eskişehir'e döndü. Uzun süre çiftçilik yapan Satar, eşini kaybetmesinin ardından kızları Zekiye Tali ve Bedriye Kalaş ile yaşıyordu. Satar'ın, 6 çocuğu, 50'ye yakın torunu bulunuyor. Son 10 yıldır çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle evinden dışarı çıkamayan Gazi Satar, geçen yıl dünyaya gelen bebeklerle torunlarının torunlarını görmüştü.

Allah bu memlekete bundan sonra Türk asıllı Maliye ve İçişleri bakanı gelmesini nasip etsin!..

ADALETE TÜRK HAKİMLERİNE GÜVENMEK YETERLİ!..

PARTİ KURMAK İSTEDİĞİ İÇİN KOPMLO BASKINLARA UĞRAYAN HAKKI DEDELER  İKİ KEZ BERAAT ETTİ.......

Büyük Turan Partisi’ni kurmaya karar veren Gazeteci ve Yazar Hakkı DEDELER’in başına gelmedik kalmadı. Önce Hırsızlık dosyalarını açtı, hakim değişikliği yapılarak tazminata çarptırıldı. Dava kesinleşmeden, avukat kurnazlık yapıp kendi İstanbul adresine tebligat çıkarttırdı…  18 sene önceki kapatılan firmasına vergi borcu tahakkuk ettirildi… İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın İzmir’e tayin edilmesinden sonra; işyerine komplo baskın düzenlendi. 229 adet cd’ye el kondu. İki ayrı dava açıldı. Baskını yapan polisler yalan beyanda bulundular. Adaleti yanıltıcı ifadeler verdiler. Bilir kişi yalan rapor düzenledi, polis memurları yalan yere mahkemede yemin ettiler,  düzmece belgeleri mahkemeye sundular ve……. Hem Sınayi Haklar Mahkemesinde ve hem de Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davalardan Hakkı DEDELER beraat etti. Adalete güvenmenin semeresini DEDELER bir kez daha gördü. Ancak; İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın vurdumduymazlığı nedeniyle DEDELER 100 bin YTL zarara uğradı, zaman ve itibar kaybetti. Yine de DEDELER kendisini mağdur edenlerden davacı olmayacağını söyledi. Kendisiyle konuştuğumuz DEDELER şunları söyledi: “Gazi Paşamızın kurduğu cumhuriyetimizin kazanımı olan kurum ve kuruluşlara sahip çıkmamız vatan görevidir. Bu kurumlarımızın başındaki kişileri sevsek de sevmesek de o kurumlarımıza zarar verici hareketlerden kaçınmamız gerekir. Ama bana İzmir Emniyeti komplo düzenlemek istemiş bunda da başarılı olamamışlardır. Gerektiği ve ihtiyaç duyulduğu zaman bana komplo düzenleyen kurumlardaki görevliler hakkında siyasi mücadeleyi vereceğim. Ben bana yapılanı 50 sene unutmam Allah bu memlekete bundan sonra Türk asıllı Maliye ve İçişleri bakanı gelmesini nasip etsin”

* Müslüman Necip Türk Milleti işte böyle uyutuluyor!..

* Adalet siyasallaşırsa; demokrasi lafta kalır!..

* Apo'dan sonra Perinçek de avukatları kullanıyor. Böylesi adalet sadece bizde var!.. O avukatların diplomasını yok sayacak adalet adamlarına da ihtiyaç yok mu sizce?.. asilkan.org/ÖZEL HABER

Emniyetteki sorgulamaları sırasında VIP ağırlanan Ergenekon sanıklarından tek tutuklu Doğu PERİNÇEK, sorgulamaları esnasında tıpkı İmralısaray'da yatan bebek katili Apo gibi avukatlarını kullanarak sağa, sola mesajlar göndermeyi başardı. 24 Mart Pazartesi bugün itibariyle İşçi Parti Genel Merkezi aracılığıyla; "İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bugün (22 Mart 2008) Avukatı aracılığıyla aşağıdaki metni Türk Milleti’ne açıklamıştır." açıklamalar yayımlanmaya başladı. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: "Perinçek millete avukatlarıyla aracılığıyla mesaj gönderebiliyorsa, tutuksuz diğer sanıklara nasıl mesaj gönderemez?" Ne diyelim, İmralısaray'dan sonra Bayrampaşa Palas'a da Necip Türk Milleti yutkunarak katlanmak zorunda. İşçi Partisini kapatabilecek zihniyet var mı bu ülke kaldırımlarının köşe başlarında oturan, meçhul güçlerin atadığı atanmışların arasında?

Hakkı DEDELER'den tarihi beyanat:

Ne dediysem, ne yazdıysam o!..

Hakkı DEDELER BÜYÜK TURAN PARTİSİ’Nİ KURMA ÇALIŞMALARINA ARA VERDİ

Parti resmi sitesi donduruldu

Bir ülkede demokrasi yoksa, partiler de olmaz!Parti kurup, yer üstü siyaset yapma devri bir kez daha yok edilmiştir.

AKP’nin kapatılma talebiyle; Egemenliğin TBMM’nin elinde olmadığı bir kez daha kamuoyuna izah edilmiştir.  

Baykal’ı Cumhurbaşkanı, Perinçek’i de başbakan yapın olsun – bitsin

Türkiye’de egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletimizin yani TBMM’nin elinde değilse; halkın hiçbir söz hakkı da olamaz.. Halka rağmen rejim ve halka rağmen devlet esir edilen ve müstemlekeyle idare edilen ülkelerde olur..

MHP’nin yaptığı açıklama Türk Milliyetçilerini utandırmıştır..

CHP Kızılbaşlığın odak noktası haline gelmiştir. Neden kapatma davası açmazlar?

DTP, PKK’nın odak noktası haline gelmiştir. Neden kapatamazlar?

AKP hakkında kapatma davası açılmasını değerlendiren,  Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı Hakkı DEDELER; “5 yıldır ne yazdıysam, ne konuştuysam aynen gerçekleşmiştir. ‘AKP ve MHP Müslüman Necip Türk Milleti’ni kandırmak istiyor’ dedim ve işte oldu” dedi.

Kendisiyle konuştuğumuz Hakkı DEDELER şunları söyledi: “Kadife bir halk devrimi yapılamazsa, Vaka-i Hayriye tipi bir vak’a gerçekleştirilemezse;  türban, Kur’an Kursu, İmam – Hatip okulları, İlahiyat fakülteleri gibi konuları gündeme getirmek, tartışmak ve hatta kanun çıkarmak – anayasayı değiştirmek abesle iştigal olur. İnönü’den sonra Türkiye Kızılbaşlığın odak noktası haline gelen CHP’nin işgali altındadır. Bu kadroları söküp atmak mümkün değilken, Gazi Paşamızın kurduğu Cumhuriyetimizin koruyup kollamamız gereken kurumlarımızdaki Marksist ve Materyalist 68 kuşağı temizlenmeden atacağınız her adım bu ülkeye ve bu necip Millete hizmet yerine, husumet getirir. Kurum ve kuruluşlarımız zarar görür. Demokratikleşmede bir adım ileri gidemezsiniz. Dağılan Osmanlı vatan topraklarımıza şöyle bir bakarsanız, oralarda ne oluyorsa, buralarda da aynısı oluyor. Müslüman Necip Türk Milleti Normandiya Çıkarmasından sonra idari olarak yabancı konsorsiyumların  hükümranlığı altına girmiştir.  İşgal edilen Osmanlı vatan topraklarımız üzerinde yaşayan Türkler ve Araplar esirdir. Camiler zincire vurulmuş, Kur’an-ı Kerim yasaklanmış, gelenek ve görenekler dinamitlenmiştir. Daha bugün Filistinli mazlumlara yardım götüren bir derneğimizin görevlileri  Mısır’da tutuklanmışlardır. Müslüman bir ülke olan Mısır bunu yapar mı? Eğer konsorsiyum kuklaları tarafından yönetiliyorsa  şaşırmanıza ben şaşırırım. AKP ve MHP’nin türban konusundaki girişimleri kağıt üzerinde kalmaya mahkum bir aldatmacadan ibarettir. Bu güne kadar ne yazdıysam, ne söylediysem odur. AKP Siyonist bir partidir. Önü kesilmelidir. Ama kapatarak ve yerel seçimler öncesi hazine yardımlarını kesip, kurmay takımına yasaklar getirerek değil. Vak’a-i Hayriye veya Kadife Devrim’e gücünüz yetmiyorsa; kalçanızı kırıp oturun oturduğunuz yerde. AKP hakkında kapatma davası mutlaka açılmalıydı. Vatan topraklarını satmaktan, ülkenin milli değerlerini yabancılara peşkeş çekmekten, Siyonistlere - Yahudilere yardım ve yataklık yapmaktan  kapatılmalıydı. Müslüman Necip Türk Milleti’nin dini ve manevi değerlerine sahip çıkma görüntüsünden değil. Bu dava AKP’ye taze kan kazandırmaktan başka bir işe yaramaz” 

BÜYÜK TURAN PARTİSİ'Nİ KURMA ÇALIŞMALARINA ARA VERİLMESİYLE İLGİLİ GENİŞ AÇIKLAMA DEDELER TARAFINDAN BİLAHARE YAPILACAKTIR..

Yazarımız Av. Sadun KÖPRÜLÜ: "Irak Türkmenleri, katliam endişesi yaşıyor"
Haber ITC/ Bir sivil toplum örgütünün düzenlediği "Kaybolan Kerkük" isimli konferansa davetli olarak Yalova'ya gelen Köprülü, yaptığı açıklamada, kara harekatı nedeniyle Irak'ta yaşayan Türkmenler de katliam edilme endişesi olduğunu söyledi.
Bir sivil toplum örgütünün düzenlediği "Kaybolan Kerkük" isimli konferansa davetli olarak Yalova'ya gelen Köprülü, CİHAN'a yaptığı açıklamada, kara harekatı nedeniyle Irak'ta yaşayan Türkmenler de katliam edilme endişesi olduğunu söyledi. Irak Türkmen Cephesi Türkiye Enformasyon ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Avukat Sadun Köprülü, Türkiye'nin kara harekatını başlatmasından sonra Irak'ta yaşayan Türkmenlerin katliam tehdidi altında olduğunu söyledi. Bir sivil toplum örgütünün düzenlediği "Kaybolan Kerkük" isimli konferansa davetli olarak Yalova'ya gelen Köprülü, yaptığı açıklamada, kara harekatı nedeniyle Irak'ta yaşayan Türkmenler'de katliam edilme endişesi olduğunu söyledi. Avukat Sadun Köprülü, "Hava harekatı yapıldığı zaman PKK ve Peşmergeler,Türkmen bölgelerine broşürlerle katliam yapma tehditinde bulundular" dedi. Kara harekatının Türkiye'nin güvenliği için çok önemli olduğunu söyleyen Köprülü, "Türkiye'nin yaptığı kara harekatı Kuzey Irak'ta yerleşen PKK'nın Türkiye'deki eylemlerini durduracaktır." şeklinde konuştu. Türkiye'nin Kuzey Irak'tan kaçan PKK'lıların Irak devletine sığınmaları konusunda Talabani'ye karşı uyarılarda bulunmasına da değinen Avukat Sadun Köprülü, PKK ile Peşmergelerin iç içe yaşadığını değinerek, şunları söyledi: "Barzani, PKK'ya kucak açtı ve maddi destek verdi. Irak'ta yaşayan Türkmenler olarak bu zamana kadar yapılan baskılar ve katliamlara karşı bir güvence verilmesini istiyoruz. Irak'ta yaşayan Türkmenlerin Birleşmiş Milletler'in verdiği güvencenin yanında Türkiye'den de güvence verilmesini istiyoruz. Sadece Türk olduğumuzdan dolayı çok zor günler yaşıyoruz."
Irak'ta yaşayan Türkmenler olarak baskılara ve katliamlara maruz kaldıklarını belirten Köprülü, "Irak'ta yaşayan Türkmenlere Türk hükümeti ve Türk medyası tarafından destek çıkılması ve yaşanan katliamların dünya gündeme getirilmesi gerekir" dedi.
Irak'ın kuzeyindeki Habur sınır kapısına da değinen Sadun Köprülü, "Habur sınır kapısından en çok yararlanan Barzani'dir. Türkler hiçbir zaman Habur'dan yararlanmadı. Türkmenler olarak Türkiye'den isteğimiz Habur'dan başka Oba köyünden de bir kapı açılmasıdır. Çünkü Türkmenler Habur sınır kapısından geçtiği zaman işkenceye maruz kalıyor. Evlerine gidene kadar 10'dan fazla kontrol noktasından geçiyorlar. Ellerinde Türkçe CD ve kitap bulunan Türkmenler yargılanıp bilinmeyen bir yerlere götürülüyorlar" diye konuştu.
"Atatürk olsaydı Irak Türkmenlerinin durumu böyle olmazdı" diyen Sadun Köprülü, "Atatürk eğer sağ olsaydı Hatay meselesinde olduğu gibi Musul ve Kerkük'ü söz verdiği gibi Türkiye topraklarına katacaktı. Bizler de Hatay gibi Türkiye'ye bağlı, Türkiye'den bir parça olurduk. Bu da bize büyük bir mutluluk verirdi" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin Irak'ta yaşayan Türklere destek vermesi, yanlarında olmasını isteyen Köprülü, "Çünkü bizler de sizlerin bir parçasıyız, bizler de Irak'ta Türkleri temsil etmekteyiz. Türkiye'nin bizim çektiğimiz çilelere cevap vermesini istiyoruz. Bizim yanımızda olması, bizimle beraber olması yeterlidir" şeklinde sözlerini tamamladı.

Yine kudurdular, yine müdahale görmediler!

ŞIRNAK’ın Cizre İlçesi’nde dün teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilişinin 9’uncu yıldönümü nedeniyle korsan gösteride çıkan olaylarda, başına taş isabet ederek ölen 15 yaşındaki Yahya Menekşe’nin bugünkü cenaze töreninde PKK yandaşları yine terör estirdi. İlçedeki açık işyerlerini taş ve sopalarla tahrip eden, camlarını kırıp sahiplerini döven saldırganlar, direkteki Türk bayrağını indirdi. Sarı- yeşil- kırmızı renkli beze sardıkları Yahya Menekşe'nin tabutunu, Abdullah Öcalan ve bölücü örgüt lehine sloganlar atarak 2 kilometre omuzlarda taşıyan PKK yandaşları, Asri Mezarlık'da yine sloganlarla toprağa verdi.
Cizre’de teröristbaşı Abdullah Öcalan için dün izinsiz gösteri yapan yaklaşık 150 kişilik grubun polisle çatışması sırasında başına taş isabet etmesi sonucu ölen hurdacı 15 yaşındaki Yahya Menekşe'nin cenaze töreni de olaylı geçti.
İlçede hurdacılık yapan ve dünkü izinsiz gösteriye katılan Yahya Menekşe’nin cesedi, gönderildiği Malatya Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsisinin ardından sabaha karşı Cizre’ye getirildi. Cenaze bu sabah Yahya Menekşe’nin evinin de bulunduğu Nur Mahallesi Camii’nde götürülüp burada cenaze namazı kılındı.
YİNE TERÖR ESTİRDİLER
Yahya Menekşe’nin, sarı-yeşil- kırmızı renkteki beze sarılı tabutu aralarında çocuk ve gençlerin bulunduğu yaklaşık 1000 kişilik grup tarafından saat 11.00'de camiden alınıp Cizre Asri Mezarlığı’na götürülmek üzere omuzlarda taşınmaya başlandı.
Cenazeye DTP’li belediye başkaları ile il ve ilçe parti yöneticileri de katılırken, Nusaybin Caddesi üzerinde tabutu omuzlarında taşıyan kalabalıktan bazı gruplar, açık olan işyerlerine saldırdı. PKK yandaşları, taş ve sopalarla 100 kadar işyerlerinin camlarını kırdı, sahiplerini dövdü.
TABUTU 2 KİLOMETRE TAŞIDILAR
Nusaybin Caddesi’nin savaş alanına döndüğü olaylar sırasında caddeden geçen sivil otomobil ve otobüsler de taş yağmuruna tutuldu. Bu sırada Cizre'den geçen bazı kamyon şoförlerinin, araçlarının taşlanmasını önlemek için korna çalarak, protestoculara destek veriyormuş gibi davranmak zorunda kaldı.
Göstericiler daha sonra kaldırımları sökerek büyük beton blokları cadde üzerine bırakıp yolu araç trafiğine kapattı. Cadde üzerinde bulunan Karayolları 75’inci Şube Şefliği'ne yönelen PKK yandaşları, direkte asılı Türk bayrağını indirdi. Göstericiler daha sonra 300 metre uzaklıktaki Belediye Parkı'ndaki Türk bayrağını da indirdi.
Cenazenin taşınması sırasında bir grup, caddeden ayrılıp ilçe merkezine yöneldi. Ancak bu kişileri, diğer gruplar ikna ederek engelledi. Yaklaşık 2 kilometre omuzlarda taşınan cenaze Asri Mezarlığa getirildi. Mezarlıkta PKK flamaları ve teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın posteri açılırken sık sık, ‘PKK halktır, halk burada’, ‘Katil iktidar’, ‘Apo’nun fedaileriyiz’ sloganlar atıldı. Yahya Menekşe’nin cenazesi toprağa verdikten sonra ilçeye dönen PKK yandaşları, bazı mahallelerde de gösteri yaptı.
POLİS MÜDAHALE ETMEDİ
Güvenlik güçleri cenaze nedeniyle Cizre’de çok sıkı güvenlik önlemleri alırken, ilçeye başta Şırnak olmak üzere Şanlıurfa, Siirt ve Gaziantep'ten polis takviyesi yapıldı.
Ancak göstericiler Cizre'yi yine savaş alanına çevirirken cenaze töreni boyunca müdahale etmeyen polis, göstericilerin dönüşte ilçe merkezinde gösteri yapmasını önlemek için müdahalede bulundu. Halkın büyük bölümü evlerine kapanırken, ilçe merkezinde gösteriler yer yer devam etti. Olaylar sırasında göstericiler görüntü alan gazetecileri tartakladı.

PEPSİ'NİN İKİ YÜZLÜ TAVRINI ARAPLARA ANLATACAĞIZ

Yeni Şafak (Haber kısmı)Türkiye'de uzun yıllardır kolalı içecek sektörünün en iddialı markası olan Pepsi'nin tüketicilerin ilgisini çekmek amacıyla başlattığı 'duygularını göster' adlı yarışmanın katılım koşullarında yer alan ifadeler büyük tepki topladı. "Pepsi ile göster duygularını" adı ile www.duygularinigoster.com adresinde başlatılan kampanyanın katılım koşullarında, türbanlı fotoğrafla üye olanların katılamayacağı bilgisi yer aldı. Pepsi Kurumsal İletişim Müdürü Didem Şinik de, 'duygularını göster' adlı yarışmanın katılım koşullarında 'türbanlı fotoğraflar kabul edilmez' ibaresinin kullanıldığını doğruladı.

SUUDİ ARABİSTAN'DA VE BAZI ARAP ÜLKELERİNDE COCA COLA SATIŞI YASAK... BU ÜLKELERDE PEPSİ (BİBSİ) KARA ÇARŞAFLI ARAP KADINLARININ GÖZDE İÇECEĞİ.. MÜSLÜMAN NECİP TÜRK MİLLETİNİN KADINLARINA ECNEBİ GÖZÜYLE BAKAN ARAP KADINLARINA PEPSİ KOLA'NIN TÜRKİYE'DEKİ İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜ www.asilkan.org YAYIN YOLUYLA ANLATACAK

Pepsi'den türban ile katılım yasağı

Kolalı içecek sektörünün iddialı markası Pepsi yeni bir kampanyasında bir ilke imza attı. Pepsi, duygularını göster kampanyasına katılacak olanlar için hazırlanan şartnamesinde türbanlıların katılmamasını istedi.

Türkiye'de uzun yıllardır kolalı içecek sektörünün en iddialı markası olan Pepsi'nin tüketicilerin ilgisini çekmek amacıyla başlattığı 'duygularını göster' adlı yarışmanın katılım koşullarında yer alan ifadeler büyük tepki topladı. "Pepsi ile göster duygularını" adı ile www.duygularinigoster.com adresinde başlatılan kampanyanın katılım koşullarında, türbanlı fotoğrafla üye olanların katılamayacağı bilgisi yer aldı. Pepsi Kurumsal İletişim Müdürü Didem Şinik de, 'duygularını göster' adlı yarışmanın katılım koşullarında 'türbanlı fotoğraflar kabul edilmez' ibaresinin kullanıldığını doğruladı.

YANLIŞ İFADE KULLANILMIŞ

İfadenin yanlış kullanıldığını ve bir katılımcının önceki akşam gönderdiği mail üzerine cümlenin düzeltildiğini kaydeden Şinik, 'Yanlış anlaşılmalara sebebiyet veren bir ifade kullanıldığı doğru. Ancak burada bir artniyet aranmamasını rica ediyoruz. Amacımız hehangi bir dini siyasi simgenin malzeme olarak kullanılmasını önlemekti. Aynı şekilde bayrak, silah ya da sigara içerikli bir fotoğrafın da kullanılmayacağını katılım koşullarında yazdık. Toplumsal değerlere saygılı bir kurumuz. Yarışmamıza, gerçekten olumsuz bir durum oluşturacak koşullar dışında herkes başvurabilir. Durum tamamiyle yanlış ifade kullanımından kaynaklandı.Toplumsal değerleri gözardı etmeyiz' dedi. Pepsi markası olarak markayı kimin içtiğinin önemli olmadığını dile getiren Didem Şinik, 'Biz hiçkimseyi rencide etmek istemedik. Ama arkadaşlarımız ifadenin sınırını tam olarak çizememişler' dedi.

Reklamcılar: BÜYÜK HATA

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, kullanılan ifadenin herşeyden önce büyük bir iletişim hatası olduğunu söyledi. Bir markanın tüketicilerini başörtülü ya da örtüsüz şeklinde ayrılmasının mümkün olamayacağını ifade eden Gezgin, ”Mesleki açıdan çok büyük bir hata yapılmış. Bu, Türkiye'de reklam da kampanya da söz konusu olsa, bir ayrımcılık yapıldığının göstergesidir. Aynı zamanda türban tartışmalarına gösterilen bir tepki ve insan haklarına da aykırı bir müdahale olarak yorumlayabiliriz' dedi.

Tüketiciler dava açabilir

Mazlum- Der Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, şunları söyledi: 'Pepsi firmasının düzenlediği kam- panya ile ilgili türbansız fotoğraf talebi, olayın uluslararası yansıması. Firmalar bazında pek yasaklara rastlanmıyor. Belki de gözden kaçırıyoruz. Pepsi firmasının başörtüsüz fotoğraf istemesi Türkiye'ye has bir uygulama. Bizler kabullenmişliği kabul etmemeliyiz. Bu aynı zamanda tüketici hakkı ihlalidir. Dava konusu bile yapılabilir.'

Pepsi'ye 'türban' boykotu

Duygularını Göster isimli yarışmada türbanlı fotoğrafa yasak getiren Pepsi'ye, Esnaf ve Sanatkarlar Derneği ile İstanbul'daki bir market zincirinden boykot kararı çıktı. Pepsi ise Türkiye'deki kültürel değerlere saygılı olduğunu iddia etti.

 “Duygularını Göster” isimli fotoğraf yarışmasında, 'türbanlı fotoğraf kabul edilmeyecektir' şartını sunan fakat gelen tepkiler sonucunda bu şartını kaldıran Pepsi'ye çok sayıda tepki yükseldi. Esnaf ve Sanatkarlar Derneği'nden (ESDER) kamuoyundan özür dileyene kadar üyelerinin Pepsi ürünlerini boykot edeceğini açıkladı. İstanbul Güngören'de bulunan Enecik Hipermarket Zinciri de, Pepsi Cola ürünlerine karşı boykot kararı aldı. Pepsi dolaplarının üzerine, haberi manşete taşıyan Yeni Şafak'ın önceki günkü kupürünü asan market, üzerine de “Protesto Ediyoruz” ibaresini koydu.  Pepsi ürünlerini boykot kararı alan Lütfü Enecik, “Pepsi firması yetkililerinin açıklaması bizi tatmin etmedi. Biz de firma yetkililerine, şirket olarak aldığımız boykot kararından vazgeçmeyeceğimizi ve bir hafta boyunca firmanın ürünlerini satmayacağımızı söyledik” diye konuştu. Enecik ayrıca, “Müşterilerimizde duyarlılığımızdan dolayı bizleri tebrik ettiler. Onlar da bizim aldığımız boykot kararına uyarak, bu firmanın ürünlerini boykot ediyorlar” dedi.

Sevgi Erenerol'un biletini AKP ve Fener mi kesti?

Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, dün tutuklanmadan önce İstanbul Adliyesi’nde yapılan sorgusunda, evinde ele geçirilen, öğretim üyeleriyle ilgili fişleme dosyalarından haberi olmadığını iddia etti. Erenerol, ifadesinde özetle şunları söyledi: "Belgeler nasıl evime girmiş, kim tarafından gönderilmiş bilmiyorum. Akademik yönüm olmadığından bilemem. Ofisimde ele geçirilen ’Derin Ergenekon’ konulu CD’den haberim yok. Herhangi bir istihbarat örgütü ile ilişkim yok. İsnat edilen suç beni çok rahatsız etmektedir. Çünkü dedem, Fener Rum Patrikhanesi’nin Yunanlılar’la işbirliği içine girerek Türkiye’yi işgali sırasında, Müslüman ve Hıristiyan Türkleri örgütleyerek, milli mücadeleye katılmalarını sağlamıştır. Bu şekilde Hıristiyan Türkler’in Yunanlılar tarafından devlet aleyhine kışkırtılmasının önüne geçmiştir."

Öte yandan kendisiyle konuştuğumuz Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı Hakkı DEDELER, Sevgi Erenerol'la ilgili olarak şunları söyledi: "Sevgi hanım, Fener Rum patriği ile çok mücadele etti. Kendisi ve geçmiş ailesi Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Gazi Paşamıza çok büyük bağlılık göstermişlerdir. Ben partiyi kumaya teşebbüs ettiğim zaman, aynı milliyetçi görüşe sahip olmadığımız halde;  beni ve Büyük Turan Partisini ilk tebrik eden de Sevgi hanımdır. Bu memlekette çok garip dümenler dönüyor. 20-30 sene vergi ödersiniz. İşiniz bozulur, borçlarınızı ödeyemez hale gelirsiniz, maliye borcundan sizi hapse atarlar. Bu memlekete siz ve aileniz 50-60 sene hizmet edersiniz, bir gün gelir hapsi boylarsınız. Yargıya saygımız tümdür. Ancak, Sevgi hanım Siyonist AKP'ye ve Fener Rum Patriğine kurban edilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı tek azınlık temsilcisi Sevgi Hanımdır. Devletimiz Sevgi Hanıma sahip çıkmalıdır. Cezası varsa çekmelidir. Ancak Siyonist AKP ve Fener istedi diye Sevgi Hanım'ın ipi çekilmemeli, komplolara karşı devletimiz O'nu korumalıdır"

KÜÇÜK: PEKER’İ TANIRIM
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ise şunları söyledi: "Dostumun oğlu olması nedeniyle Sedat Peker’i tanırım. JİTEM’i ben kurdum. Görev sırasında değişik yerlerden oluşan belgeleri dosyalayarak muhafaza ettim. Emekli olduktan sonra da bu şekilde gelen bilgilere yer verdim. Beni sevenler de bu tür bilgi ve belge akışını sağlarlar. Evimde bulunan gizlilik niteliği yüksek belgeler karakterimin bir yansımasıdır. Alparslan Arslan’ı tanımam. Dünya Azarbaycanlılar Kongresi’nde birlikte çekilen fotoğrafın fotomontaj olduğunu düşünüyorum."
TESPİH GETİRECEKTİ
Kuvvayı Milliye Derneği’nin kurucu Başkanı Mehmet Fikri Karadağ da, Türk Ortodoks Kilisesi’ne, 1922 yılında Atatürk tarafından kurulduğu ve onaylandığı için 2’nci Patrik Selçuk Erenerol’un ölüm törenine Muzaffer Tekin ile birlikte gittiğini söyledi. Örgüt tarafından suikast için görevlendirildiği iddia edilen tetikçi Selim Akkurt’u, Selim Akkurt olarak tanımadığını iddia eden Karadağ, "Selim bana Rusya’dan bir tespih getirecekti. sanırım o günlerde de ben Selim’i aradım. Selim’i herhangi bir şekilde Harbiye Orduevi’ne davet etmedim" dedi.
Bu arada soruşturma kapsamında gözaltına alınan, Hollywood yıldızlarının da üyesi olduğu Scientology tarikatı eski üyesi İhsan Göktaş ile Recep Sipahioğlu, savcılık sorgusunun ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde sevk edildi. İki zanlı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Sevgi Erenerol'un babası tarafından hazırlanan "Musevilerle 500 Yıl adlı kitabı Turizm Bakanı Prof. Dr. Abdulkadir Ateş bastırarak TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy'a dağıttırmıştı. Türklerin 500 yıl önce İspanyolların zulmüne maruz kalan Musevilere kucak açtığını anlatan kitap Fener Rum Patriğince hoş karşılanmamıştı.

Yaptığımız hatalar bize silah olarak geri döndü

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, terörle mücadelede insanlığın yüksek değerleri olarak tarif ettiği barış, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi kavramları ellerinden kaçırdıklarını belirterek "Ben o kurumu, bu kurumu suçlamıyorum. Hepimiz, biz de dahil kaçırdık. Bunlar bize silah olarak döndü" dedi. Genelkurmay Başkanı Org Yaşar Büyükanıt, terörle mücadele konusunda tarihi açıklamalar yaptı. TSK'nın da içinde olduğu devlet kurumlarının terörle mücadalede insanlığın yüksek değerleri şeklinde tarif ettiği demokrasi, insan hakları gibi kavramları “ellerinden kaçırdığını” söyleyen Genelkurmay Başkanı “Bunlar bize silah olarak geri döndü” dedi.

KUSURLUYUZ ÇÜNKÜ...

Genelkurmay ATASE Başkanlığı Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi'nin (SAREM) Merkez Orduevi'nde düzenlediği "PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi" konulu sempozyuma konuşan Orgeneral Büyükanıt şunları söyledi: “1984 yılından beri yapılan terör mücadelesinde insanlığın yüksek değerlerini, bazı değerleri elimizden kaçırdık. Ben o kurumu, bu kurumu suçlamıyorum. Hepimiz, biz de dahil kaçırdık. Bunlar çok önemli. Onlar bize sonra silah olarak döndü. Bu değerler dört tane. Birincisi insan hakları, ikincisi demokrasi, üçüncüsü özgürlük veya özgürlükler, dördüncüsü barış. Şimdi dikkatinizi çekiyorum. Bu kavramlar insanlığın yüksek değer verdiği kavramlar. Bunları şu anda kim kullanıyor? Biz mi kullanıyoruz, terör örgütü mü kullanıyor? İnsan hakları adeta terörist hakları haline dönüştü. Demokrasi öyle. Hepsinin konuşmasında dikkat ederseniz demokrasi, demokratik cumhuriyet... Özgürlük, kavramını bunlar kullanıyor. Barış, bütün yaptıkları şey; Barış Anneleri'ni tutun, barış babalarını tutun her neyse bu kavramlar bizim elimizden çıktı. Şimdi burada bizim kusurumuz var.”

PKK'ya dış ve iç desteğin birbirlerini tetikleyen dinamikler olduğunu anlatan Büyükanıt, “Kendinizi bir yabancının yerine koyun; birileri var Türkiye'de, durmadan insan haklarından, barıştan bahsediyor. Bir grup da bunlara karşı mücadele ediyor, kim bunlar? Diyelim ki asker, polis. Bu kavramlar elimizden çıktığı için kendimizi savunmaya başlıyoruz teröriste karşı. Ama terörist özgürlükten, barıştan bahsediyor. Ne oluyor; biz özgürlüklere tahammül göstermeyen, barıştan nefret eden bir şey halinde... İşte psikolojik harekat bu" dedi.

TERÖR ÖRGÜTÜ MECLİS'TE LEGALLEŞTİ

Büyükanıt konuşmasında bazı katılımcıların, “terörün siyasallaştığını" söylediğini belirterek "Legalleşmeyen tek, onun silahlı terör boyutu. Silahsız terör boyutu, ona bir katılımcı yorum da yaptı, siyasallaşması bitti. Örgüt bazında legalleşme, örgütün legalleşmesi kaldı. O teklifler, şunlar, bunlar Anayasa değişiklikleri....” dedi. Büyükanıt çıkışta gazetecilerin Anayasa değişikliği eleştirisini sorması üzerine sözlerine açıklık getirdi. Büyükanıt "(DTP'lileri kastederek) Anayasa ile ilgili değişiklik teklifi veriyorlar” dedi. Büyükanıt, “pişmanlık yasası" tartışmalarıyla ilgili olarak da "O konuda bir yorum yapmam, polemik yapmak istemem"dedi.

PKK'nın kurşununa AB de ortak

Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun “PKK Kongra/Gel Terör Örgütüne Yönelik Ekonomik ve İdeolojik Desteğin Kesilmesi” konulu sempozyumun açılış konuşmasında Kırmızı Bülten'le aranan teröristleri parlamentosunda konuşturan AB ülkelerini eleştirdi. Saygun, “Bu ülkeler Türkiye Cumhuriyeti'nin uğradığı can ve mal kayıplarına, terör örgütüyle birlikte ortak” dedi.

'TERÖRİST' DİYEMİYORLAR!

Konuşmasında terörle mücadelede askeri tedbirlerin yanı sıra mali, psikolojik ve benzeri desteklerin de kesilmesinin önemine değinen Saygun ABD, AB ve NATO'nun PKK ile ilgili aldıkları kararları hatırlattı. Saygun, AB'nin son dönemde PKK ile mücadele konusunda ümit verici adımlar attığının görüldüğünü, ancak terör örgütü üyeleri ve yandaşlarının Avrupa Parlamentosu ile Fransa ve İngiltere Parlamentolarında terör örgütünün propagandasını yapan konferanslarının da dikkatlerden kaçmadığını belirtti. Saygun, “Toplantılar düzenleyenlerin, terör örgütüne sahip çıkmasını, bunların bu şekilde desteklenmesi, direnme gücü ve ümidi verilmesini, siyasi destek sağlanmasını, Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle mücadelede uğradığı can ve mal kaybının sorumluluğunu teröristlerle beraber paylaşmasını dikkatlerinize sunmak isterim. 'PKK gerillaları', 'silahlı isyancılar', gibi mahcup ifadeler kullanılmasını, bunlara bir türlü terörist diyememelerini anlamak mümkün değildir. Bazı ülkelerin tutum ve davranışları terör örgütünün kendisine yaşam alanları bulmasında en büyük etkendir” dedi.

www.asilkan.org DUYURU

Bu Emekli Kıdemli Albay’ı Tel’in ediyoruz

Sayın Emekli Dz. Kur. Kd. Albay H. Vural Vural Bey’e Üzümgözlüm Grubundaki eleştirilerinden dolayı cevabımızdır.

Ülkemizin sahte Atatürkçülerden çektiğinin bariz bir örneği de; www.asilkan.org sitesinde yazan Hakkı DEDELER hocamıza, Sayın Emekli Albayın verdiği cevaptır. Ne yazık ki; bu ülkede Atatürk’ten bir satır bilgisi olmayan cahil ve cühelaların hem kurmay ve hem de Kıdemli Albay rütbesine erişebildiklerini görüyor ve ispatlaya da biliyoruz. Değerli Hocamız Sayın DEDELER aşağıdaki yazısını uydurmamış, uydurandan iktibas etmemiştir. (alıntı yapmamıştır) Hocamızın yazısı Nutuk: 31 Kânunuevvel 1919 Harbiye Nazırı Cemal Nutuk Vesika 220’dir.  Bu ülkede bunu bilmeden konuşanlara ve rütbe alanlara yazık!.. Emekli olur olmaz, üniformalarını çıkartır çıkartmaz soluğu Necip Milletimizin teveccühünü kazanamayan Kızıl Çin peyki İşçi Partisinde alan, Gazi Paşamız Atatürk’ü dillerine pelesenk eden ama Nutuk’tan bir tek satır bile bilmeyen inançsızların az da olsa aramızda dolaştıklarını biliyoruz. Dileriz Üzümgözlüm adlı gruba bu yazıyı gönderen Albayın ismi takma olsun. Zira hayatında hiç Nutuk okumadığı anlaşılan bu kişinin hem Kurmay ve hem de Kıdemli Albay olması bizi derinden yaralamış sayılacaktır. Cevap hakkı saklı kalmak kaydıyla tel’in ediyoruz.

Sinan KAR, Hakkı DEDELER Özel Kalem Md.

www.asilkan.org Yazı İşleri Md, Yard.

İşte o bilmeden fikir ileri süren Emekli Albayın Hakkı DEDELER hocamızın son yazısına Üzümgözlüm adındaki gruba gönderdiği eleştiri;

“HADİ CANIM SENDE , DEVRİMLER BİR BÜTÜNDÜR.  NEDENLERİ BELLİDİR. ÖNCE SEN OKU - ÖĞREN , YALAN - YANLIŞ PROVAKASYON / PROPAGANDA YAPMA DERİM. ULUÖNDERİMİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN RESMİNİ VE ADINI KULLANMAYIN. EKTEKİ İLKE VE DEVRİMLERİ ÖĞRENMEN İÇİN GÖNDERİYORUM.

H. VURAL VURAL  ( E ) Dz. Kur. Kd. Alb.”

Yorumu Necip Türk Milleti olarak siz www.asilkan.org okuyucularımız yapacaktır.

Allah korusun, İstanbul’da 55 bin, İzmir’de 12 bin ölü
Kuzey Anadolu Fayı’nda biriken enerji bilim adamlarını endişelendirirken, İzmir’de aktif halde iki fayın daha varlığı saptandı. Öte yandan, ünlü Forbes Dergisi’nin yaptığı, muhtemel bir depreme karşı en güçsüz durumdaki 20 kent sıralamasında İstanbul ikinci, İzmir ise yedinci sırada yer aldı.
İZMİR’in Sığacık Körfezi’nde, 2005 yılında meydana gelen depremler ve artçı sarsıntıların analizleri, Seferihisar’da daha önce fark edilmemiş diri fayların varlığını ortaya çıkardı. 17 Ekim 2005 tarihinde saat 05.45’de Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultusunda meydana gelen 5.4 büyüklüğündeki ilk ana şoku, üç saat sonra Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultusu boyunca uzanan kırıktaki 5.8 büyüklüğündeki ikinci ana şok izledi. 20 Ekim’de 5.9 büyüklüğündeki üçüncü ana şok yaşandı. Depremler yerkabuğunda yaklaşık 5-12 kilometre Artçı sarsıntıların ayrıntılı analizi birbirine dik iki fay kuşağının, kendi içlerinde daha küçük boyuttaki kırık sistemlerini içerdiğini de ortaya çıkardı. Meydana gelen deprem aktivitesi bölgede var olduğu bilinen Gülbahçe, Urla, Seferihisar ve Tuzla fayları ile ilişkilendirilemedi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, "Yapılan analizler meydana gelen üç ana şokun da doğrultu atımlı fay özelliği gösterdiğini ortaya koymuştur. Birbirine dik faylar onar kilometre uzunluğunda. Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu fay kuşağı sol yanal atımlı ve Kuzeydoğu-Güneybatı fay kuşağı ise sağ yanal atımlı davranışa sahip. Araştırmacılar bu fayların daha büyük depremler üretebilme potansiyellerinin bilinmediğini ve bu konuda daha fazla gözlem ve araştırma yapılmasına gereksinim duyuluyor" denildi.
Deprem riskinde İstanbul ikinci
ABD’de yayınlanan Forbes Dergisi olası bir depreme karşı en zayıf 20 şehir arasında İstanbul’u ikinci sıraya yerleştirirken, İzmir’e dokuzuncu sırada yer verdi. 6 ya da üzeri bir büyüklükte gerçekleşeceği düşünülen olası bir depremde Nepal’in başkenti Katmandu’da 69 bin kişinin can vereceği hesaplandı. İstanbul depreminin 55 bin can kaybına, olası bir İzmir depreminin ise 11 bin 500 can kaybına yol açacağı belirtildi.
6 ve üzeri bir büyüklükteki bir depremin etkisi ile Hindistan’daki bir şehirde, San Francisco’ya göre çok daha fazla can kaybının olacağı ifade edilirken bu durum başta yoksulluk ve inşaat kurallarına uyulmaması olarak açıklanıyor.

Şok Şok'çunun arkasında Aytaş firması ve DP Genel Başkan adayı babası Kani Aydoğdu var!..

Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere; Türk büyüklerine, Genel Kurmay Başkanı Başkanı Yaşar Büyükanıt'a, Genel Kurmay Başkanlığı kurumuna karşı kurduğu siteler üzerinden saldırılar yapan, bu saldırıları "ŞOK ŞOK" başlığı altında duyuran Mert Aydoğdu'nun yayın yaptığı tüm internet sitelerini Aytaş Tarım Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi finanse ediyor. Bu şirketin Yönetim Kurulu başkanı ise; Babası DP Genel Başkan adayı Kani Aydoğdu. Hakkında TCK 301/2, 285/1-5 maddelerine göre; İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 3 ayrı dava açılan Gökten Mert Aydoğdu'nun babası Kani Aydoğdu mahalli basına yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: " Oğlum Mert Aydoğdu bu tür haberleri, kendisi üretmeyip, diğer internet sitelerinden alıp yayınlamıştır" Halbuki Mert Aydoğdu'nun yayın yaptığı tüm siteler Aytaş A.Ş.'ye ait. Bu şirketin de Yönetim kurulu Başkanlığını Baba - oğul birlikte yapıyorlar. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı ve sitemiz başyazarı Hakkı DEDELER, imkan bulabilirse 'Türk Milleti adına' 2. Asliye Ceza Mahkemesinde müdahil olacağını söyledi. Dedeler konuşmasını şöyle sürdürdü: "Necip Türk Milleti'nin tarihi şahsiyetlerini Yahudi, Ermeni, Rum diye karalayan, Türk Milleti'nin düşmanları olan Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere ait internet sitelerinde yayınlanan karalayıcı yazıları gerçekmiş gibi; kesip - kopyalayıp yapıştırarak yayan Mert Aydoğdu son gaz TSK'ne de saldırmaya devam etmektedir. 32 yaşına gelmesine rağmen vatani görevini yapmayan Mert Aydoğdu'nun vicdani retci olması mümkün değildir. Ya babası tarafından çürük raporu alınmış ya da asker kaçağıdır. belki de tecillidir. Y ada spastik özürlüdür. Bu konuları haber merkezimiz araştırmaktadır. Bu fesat haberleri yayan internet sitelerinin sahibi konumu itibariyle baba - oğul Aydoğdu'lardır. Dolayısıyla Aytaş firması hakkında da işlem yapılması gerekmektedir. Bu yüzden de ilgili mahkememize  Necip Türk Milleti adına, müdahil olarak bilgi ve belgeleri vereceğim" Önceleri Türk Milliyetçisi ve ülkücüsü gibi görünen ve bu yolda yayınlar yaparak internet gruplarında ismini duyuran Mert Aydoğdu ile zaman zaman telefon ve MSN yoluyla konuştuğunu ve haberleştiğini de öne süren DEDELER, şunları da sözlerine ekledi: "Mert önceleri sağlam bir ülkücü gibi sitelerinde yayın yaptı. Sık aralıklarla beni cep telefonlarımdan aradı. Kendisiyle ciddi olan veya gece yarıları MSN üzerinden ciddi olmayan geyik muhabbetleri yaptık. Hatta kendisini yakın görüp borç para bile istedim. Ama daha sonra (şok, şok'çuluğa başlayınca irtibatımı kestim. Mewrt Aydoğdu davasına babası Kani Aydoğdu ve Aytaş firması da dahil edilmelidir. Adaletin tam olarak yerine gelmesi için müdahil olacağım" dedi.

Teskereden çıkan sonuç bu; Al sana kağıttan bomba!..

Türkiye teröristi dağdan inmeye ikna edip örgütü çözmek için atak başlattı.

Operasyonlara katılan helikopterlerden atılan bildirilerde, teröristlere gönüllü olarak örgütten ayrılıp teslim olmaları halinde TCK’nın 221’inci maddesi gereği ceza almayacakları ve devletin sıcak yüzüyle karşılaşacakları anlatılıyor. Bildiriler Çukurca Jandarma Taktik Alay Komutanlığı’ndan kalkan helikopterler tarafından, teröristlerin geçiş bölgelerine ve barınabilecekleri muhtemel dağlık alanlara bırakılıyor. Her gün sınırdaki birliklere, çatışma bölgelerine, asker ve mühimmat taşıyan helikopterler bu kez Çukurca’nın sınıra uzanan Zap Vadisi boyunca Haskel Dağları ile boşaltılan Dutluca, Işıklı, Çayırlı ve Kandil köylerinin yakınlarındaki tepe ve dağlara havadan bildiri yağdırıyor. Ekin pişmanlık affı nedir?
2003 yılında yürürlüğe giren Topluma Kazandırma Yasası’nda, yasadan yararlanmak için “pişman olmak ve örgüte dair bilgiler vermek” ön şartı aranıyordu. Yasadan yararlanma talebinde bulunan 4 bin 101 kişiden PKK üyesi olanların sayısı 1.862, Hizbullah üyesi olanların sayısı ise 1.547 idi. Ancak bunların çok büyük çoğunluğu cezaevlerindeki örgüt üyeleri olmuştu. Yasadan istenen verim alınmaması üzerine yeni TCK’ya sürekli af niteliğinde hüküm konuldu.
Bilgi vermese de affediliyor
1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni TCK’nın 221’inci maddesi önceki pişmanlık veya eve dönüş yasalarından farklı olarak suça karışmamış örgüt üyelerine örgütü çökertecek bilgi vermeseler bile af olanağı veriyor.
SUÇA KARIŞMAYANA CEZA YOK: Herhangi bir suça karışmadan teslim olan örgüt üyesine ceza verilmiyor. Bu kişi teslim olduktan sonra 1-3 yıl arası denetimli serbestlik hükümlerine tabi oluyor. Yani hergün karakola gitme ve imza atma gibi kontrollere tabi oluyor. Aynı şekilde yeni bir örgüt kuran kişi de, örgütü herhangi bir suç işlemeden dağıtırsa hapse girmiyor.
YAKALANAN ÖRGÜT ÜYESİ BİLGİ VERİRSE CEZA ALMIYOR: Kendiliğinden teslim olandan farklı olarak, yakalandıktan sonra, herhangi bir suça karışmadığı anlaşılan örgüt üyesi ise, ancak diğer örgüt mensuplarının yakalanmasını sağlayacak bilgi verirse ceza almıyor.
ÖRGÜT YÖNETİCİLERİNE DE AF VE CEZA İNDİRİMİ VAR: Örgütün yöneticileri de bazı koşullarla “etkin pişmanlık affından” yararlanıyor. Teslim olan örgüt yöneticisi, örgütün yapısı hakkında bilgi vermesi halinde ceza almıyor. Yakalanan örgüt yöneticileri ise, örgütün yapısı hakkında bilgi vermeleri halinde 15-22.5 yıl arası hapis yerine 4 yıl hapis cezası alıyor. Ancak örgütün tepe yöneticileri örgüt yöneticisi olmak suçundan değil, “devleti bölmeye teşebbüs” suçundan yargılandıkları için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamıyorlar.
85’ten sadece 15’i tutuklandı
Bu karar çerçevesinde hakkında herhangi bir eyleme katıldığına dair delil bulunmayan örgüt mensupları teslim olduklarında eyleme katılmadıklarını beyan ettikleri takdirde sorgulamanın ardından tutuklanmalarına gerek görülmüyor. 2005 ve 2006’da teslim olan 85 örgüt mensubundan sadece 15’i tutuklandı. Bu yıl 11 aylık dönemde teslim olan 95 örgüt mensubunun büyük bölümünün ise tutuklanmasına gerek görülmedi.
TERÖRİSTLERE iki tip bildiri atılıyor. Birinin ön yüzünde teslim olan ve yüzü gülen bir teröristle asker fotoğrafı bulunuyor. TCK’nın 221’inci maddesi hatırlatılıyor. Aynı yüzde “Karar ver, örgütten ayrıl. En yakın askeri birlik, jandarma veya polis karakoluna git. Sevgiyle karşılanacaksın” deniliyor. Bildirinin arka yüzünde ise üniformalı bir askerin el fotoğrafı var. Büyük puntolarla ’Elimizi tutmanız yeterli’ yazıyor. İkinci bildiride ise ’Özgürlüğe giden yol’ yazısı ile 155 Polis İmdat ve 156 Jandarma İmdat telefonları yer alıyor. “Karar ver örgütten ayrıl, yandaki numarayı ara” deniliyor. Arka yüzde ise “Özgürlüğe giden yol çok yakın” yazısı Türk Bayrağı ile bir karakol ve elinde telefon olan bir teröristin fotoğrafı bulunuyor.

"BIRAKIN SİYASET YAPSINLAR"

AL SANA SİYASET EY UYUYAN VE UYUTAN BAŞBAKAN!

TAYYİP GİBİ KEFİLLERİ VAR NASILSA!...

'Sayın'lı başladı olaylı sona erdi

DTP'nin Diyarbakır'da düzenlediği mitingde terörist başı Öcalan'ı öven konuşmalar yapılırken, Kuzey Irak'a da mesajlar gönderildi.

Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) Diyarbakır'da 'Onurlu Yaşama Çağrı' sloganıyla düzenlediği ve yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı mitingte, Kuzey Irak'taki yerel yönetime üstü kapalı mesajlar verilirken, DTP Mardin Milletvekili Emine Ayna konuşmasında 'Sayın Abdullah Öcalan" dedi. Mitingten dağılanlar MHP binasını taşlayınca polis göz yaşartıcı bomba kullandı, 48 kişi gözaltına alındı.

DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu, bütün Türkiye'nin Kürt halkının ne istediğini bu meydana bakıp görmesini isterken, “Tecritlere son diyoruz. Sınır ötesi operasyonlara son diyoruz” dedi. Aydoğdu, Kuzey Irak'taki Kürt grupları da eleştirerek, “Hiç kimse kendi demokratik kazanımların bedellerini bizlere ödetmesin” şeklinde konuştu.

'SAYIN ABDULLAH ÖCALAN'

Mitinge mesaj gönderen DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, Diyarbakır'dan çıkan mesajın Kürt sorunun çözümü konusunda çok önemli olduğunu belirtti. Özellikle bu mesajdan IKDP ve KYB'nin ne anladığı ve mesajı nasıl algıladığına önem verdiklerini anlatan Demirtaş, "Türkiye, AB, ABD, KDP ve KYB bir yol ayrımındadır. Türkiye ya Kürtleri'ni kaybedecek, ya da onurlu bir biklikteliği yaşayacaktır. Bu anlamda bu mitingden çıkan mesajlar önemlidir" diye konuştu.

Akan kanın durması için yapılacak şeyler olduğunu kaydeden DTP Mardin Milletvekili Emine Ayna ise, “İç ve dış operasyonların durması lazım. Türkiye'de hukuksuzluk yaşanıyor. İmralı Cezaevi hukuksuzluktur ve acilen kapatılmalıdır. Tüm tutuklu ve hükümlülere tanınan haklar vardır. Sayın Abdullah Öcalan da bu haklarına kavuşturulmaladır” diye konuştu.

9 kişi yaralandı, 48 gözaltı

DTP Diyarbakır İl Başkanlığı'nca düzenlenen “Onurlu Yaşama Çağrı” mitinginde çıkan olaylarda 9 kişi yaralandı, 48 kişi gözaltına alındı. Mitinge katılanlar ellerinde 'Belediyeler yalnız değildir', 'Kahrolsun faşizm', 'DTP irademizdir', 'Hepimiz Kürdüz' yazılı dövizler taşıdı. Mitingte sık sık, 'PKK halktır, halk burada', Kürtçe 'Yaşasın başkan Apo' sloganları atıldı. Mitingin sona ermesinin ardından slogan atarak Ofis semtine doğru yürüyen kalabalık, polise taşla saldırdı. Göstericiler MHP binasını taşlayınca polis göz yaşartıcı bomba kullandı, 48 kişi gözaltına alındı. Çıkan olaylarda 9 kişi de yaralandı. Göstericiler Bağlar semtindeki ara sokaklarda polislere taş atmaya devam ederken, polis ise göstericilere göz yaşartıcı bomba ve panzerlerle su sıkarak karşılık verdi.

GAZİ PAŞAMIZIN AÇTIĞI TBMM BEBEK KATİLLERİNİN BULUŞMA NOKTASI MI OLACAKTI?

DEDELER VE YAZICIOĞLU'NDAN SERT TEPKİLER GELDİ

Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı ve sitemiz Başyazarı Hakkı DEDELER, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'in TBMM'ne konuşma yapması için çağrılmasına sert tepki gösterdi. DTP'nin dün PKK adına Mehmetçiğimize kurşun sıkan afiştelerinin bugün Türk Milletini temsilen Gazi Paşamızın Kurduğu TBMM'ne girmesinin ve Simon Peres'in TBMM'ne konuşma yapmak için davet edilmesinin kabul edilemez hainlik olduğunu söyleyen Hakkı DEDELER sözlerini şöyle sürdürdü: "Bekek katili, insan kasabı Peres'in TBMM'ne sokulması demek; Siyonist Beynelminel, milleti olmayan Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atmak demektir. Bugün Türk Milletini temsilen TBMM'ne sokulan şahısların dün Mehmetçiğimize kurşun sıkanlar olduğunu düşündükçe isyan edesim geliyor. Tıpkı; Gazi Paşamızın Cumhurbaşkanlığından istifa edip, Hatay / Antakya'ya çete reisi olmayı düşlediği gibi bir isyan ciğerlerimi kaplamaktadır. Üzerinde Türk Milleti yok sayılan; Ermenilerden, Yahudilerden, hain Kürtlerden, Sırplardan veya Rumlardan oluşan Beynelminel bir Türkiye Cumhuriyeti var etmek isteyen AKP bunun en büyük misebibidir"  Öte yandan yazılı bir açıklama yapan BBP Genel Merkezi, Yazıcıoğlu'nun, Peres'in konuşma yapacağı sırada Meclis'te bulunmayacağını, Peres'e konuşmasını yapmadan önce geçtiğimiz sene Kana'da katlettiği bebeğin mavi emziğini takarak tüm insanlıktan özür dilemesi tavsiyesinde bulundu. Mazlum milletlere özgürlük önderliği yapmış olan TBMM'nin terörle özdeşleşmiş bir kişinin konuşmasına sahne olmasının TBMM'nin misyonuyla bağdaşmadığını ifade eden Yazıcıoğlu, "Anlaşılıyor ki biz PKK terör örgütüyle ilgili tedbirler alınsın derken, ABD, bizi Pakistan'dan İsrail'e uzanan BOP'un içinde rol üstlenmeye mahkum etmiştir" dedi.

Uludere'de mayınlı tuzak: 2 şehit
Şırnak’ta güvenlik güçlerinin Cudi Dağı’nda yuvalanan PKK’lı teröristlere karşı başlattığı operasyonda çıkan çatışmada şehit olan Piyade Binbaşı Ercüment Türkmen’in Hatay’ın Dörtyol İlçesi'nde oturan ailesi, acı haberle yasa boğuldu. Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak'ın Uludere ilçesinde mayına basan 1 güvenlik görevlisi ile 1 geçici köy korucusunun şehit olduğunu bildirdi. Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan terörle mücadeleye ilişkin duyuruya göre, Şırnak'ın Uludere ilçesi dağlık arazi kesiminde dün akşam yapılan arama ve tarama faaliyeti esnasında, terör örgütü mensupları tarafından tuzaklanmış mayına basma sonucu, bir güvenlik görevlisi ile bir Geçici Köy Koruyucusu şehit oldu. Şırnak'ın Uludere ilçesi Türkiye-Irak sınır hattında görevli birliğe Irak toprakları içerisinden bir grup terör örgütü mensubu tarafından dün saat 19.15'te uzun namlulu silahlarla taciz ateşi açıldı. Açılan ateşe, güvenlik güçlerince anında ve misliyle karşılık verildi. Şırnak ili Uludere ilçesinin dağlık arazi kesiminde güvenlik güçlerince yapılan aramada da terör örgütü mensuplarınca tuzaklanmış bir adet el bombası ve bir adet lav silahı bulundu. Osmaniye'nin dağlık arazi kesiminde muhtelif gıda maddesi ve yaşam malzemesi ele geçirildi. Çukurca - Hakkari karayolunda da terör örgütü mensuplarınca yol üzerindeki bir menfeze yerleştirilmiş patlayıcı madde düzeneği bulunarak imha edildi. Bingöl'ün Kiğı ilçesi dağlık arazi kesiminde güvenlik güçlerince önceki gün yapılan aramada ise bir adet mayın ile tuzaklanmış el bombası bulunarak etkisiz hale getirildi. Şırnak'ın Cudi Dağı bölgesinde yapılan aramada 2 adet patlayıcı madde düzeneğinin bulunarak etkisiz hale getirildiği belirtilirken, güvenlik güçlerince Cudi'de yürütülen operasyonların da sürdüğü kaydedildi.

Turna havalandı
Motor kısmı hariç tasarımı ve üretimi Türk mühendislerince yapılan hedef uçağı 'Turna' ilk test uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.
TUSAŞ Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI) tarafından geliştirilen motoru hariç tümü özgün bir hedef uçak sistemi olan “Turna”, ilk test uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.
Turna'nın ilk test uçuşu TUSAŞ tesislerinde yapıldı. Havacılık alanında dışa bağımlılığın azaltılması ve azami yurt içi faydanın sağlanmasını teminen yerli uçak-yerli motor entegrasyonu amacıyla TAI ve TEI arasında 11 Eylül 2007'de İşbirliği Protokolü çerçevesinde üretilen Turna'nın 'tamamen milli bir ürün kimliği kazanmasına” çalışılıyor. TAI, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

 “90 libre itme gücünde, 6 bin 500 maksimum pervane devrine sahip turboprop motorun güvenilirlik testlerini takiben, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren ilk özgün hava platformu Turna'nın standart motoru olması öngörülmektedir. Turna, 2001 yılından itibaren hava savunma birliklerinin eğitiminde kullanılmakta ve bugüne kadar yüzlerce saat uçuşu başarıyla gerçekleştirmiştir.”

Hasdal'da görevli astsubayın evinde TNT kalıpları bulundu 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Gaziosmanpaşa'daki bir adrese mahkeme kararı ile operasyon düzenledi. 

Hasdal'da Hava Üs Tabur Komutanlığı'nda görevli astsubay Murat Z.'ye ait olduğu tespit edilen evde 1 adet mayın, 683 adet G-3 mermisi, işaret fişekleri ve TNT kalıpları bulundu. Evinde bulunan askerî malzemeleri görev yaptığı yerlerden getirdiğini belirten Murat Z.'nin, 9 adet mayını da daha önce Alibeyköy Barajı'na attığını söylediği iddia edildi. Adliyeye çıkarılan astsubay Murat Z., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Geçtiğimiz yıl 12 Haziran'da Ümraniye'deki bir gecekonduya yapılan baskında 27 adet el bombası, TNT kalıpları ve fünyeler ele geçirilmişti. Bombalarla ilgili yürütülen Ergenekon soruşturması kapsamında emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli astsubay Oktay Yıldırım, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de aralarında bulunduğu toplam 47 kişi tutuklanmıştı.

Gerekçe: Savaş'tan Küpür: Perinçek'ten Talimat: Selçuk'tan

Başsavcı'nın AK Parti'yi kapatma gerekçeleri eski Başsavcı Vural Savaş'ın kitabıyla örtüşürken, gazete kupürlerini de İP lideri Perinçek'ten aldığı ortaya çıktı. İddianame talimatı ise Cumhuriyet başyazarı İlhan Selçuk'tan geldi.

ALİ EYVAZ ANKARA

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AK Parti'yi kapatma gerekçeleri eski Başsavcı Vural Savaş'ın kitabındaki 'fikirlerle' örtüşürken, İP lideri Doğu Perinçek de 'kapatma iddianamesi için 3 dosya verdim' dedi. Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk da, dava talimatını şöyle verdi: Dava açma, görürsün gününü!..

SAVAŞ: DELİLLER TAMAM

Refah ve Fazilet partilerinin kapatılma davalarını açan eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın Şubat'ta yayınlanan 'AKP çoktan kapatılmalıydı' adlı kitabındaki suçmalar, aynı cümlelerle iddianamede yer aldı. Savaş, AK Parti'ye kapatma davası açmak için acele etmek gerektiğini vurgularken, eski cumhurbaşkanı Sezer'in atadığı Anayasa Mahkemesi üyelerinin emekli olacağını hatırlattı. Savaş, “Ben türban istismarı yapıyor diye iki parti kapattım. AKP'nin de bu nedenle şimdiye kadar kapatılması gerekirdi. Eğer kapatılmış olsaydı, Gül cumhurbaşkanı olamayacaktı” dedi.

PERİNÇEK: 3 KLASÖR VERDİM

Yeni Şafak'a konuşan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, AK Parti'nin kapatılması talebiyle üç defa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu ve bu kapsamda Başsavcı'ya, içinde gazete kupürlerinin de bulunduğu dosyalar verdiğini açıkladı. Sorularımızı cevaplandıran Perinçek, “İlkini 29 Temmuz 2004'te, ikincisini 2005 yılında, üçüncüsünü ise 26 Mart 2007'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na AKP hakkında suç duyurusunda bulunarak, klasörler dolusu kupürler, deliller sundum. Bir benzerlik var mı; elbette olacak. Çünkü cumhuriyeti katleden bir olay var, benden yararlanmış olmasında garipsenecek ne var! Ancak tabi ki Yargıtay Başsavcısı derin hukuki bilgisi ve meslek tecrübesiyle bizlerden yararlanmaya ihtiyacı olmayan bir savcımız. Ancak biz de kendi topladığımız kanıtları, delilleri ona sunduk. Partinin yaptıkları bakımından değişik kaynakların derlediği delillerin benzer olması normaldir” dedi.

SELÇUK: GÖRÜRSÜN GÜNÜNÜ!

Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk'un 24 Ocak 2008 tarihli yazızında, Başsavcı Yalçınkaya'ya yönelik şu ifadeler yer aldı: “Yargı gücünde devlet görevlisi bir savcı ille de görevini yapmak zorundadır. Savcı, kırmızı çizgiyi çiğneyip bölücülük ya da dincilik yapan siyasal partiye dava açmasın. Görür gününü. Başsavcı, dava açması gerekiyorsa, dava açacaktır. Cumhurbaşkanımız dosyalı zanlı. Başbakanımız dosyalı zanlı. Bir de iktidar partimiz zanlı oldu mu, gel keyfim gel.”

Doğu Perinçek'in katkıları

Perinçek'in Başsavcı Yalçınkaya'ya verdiği 26 Mart 2007 tarihli dosyadaki şu ifadeler, Yalçınkaya'nın iddianemesine aynen girdi:

'Bu ülemanın işidir, ulema ne diyorsa o olur.'

'Bir tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye, millet isterse tabi ki gidecek...',

'Ben Müslümanım diyenin aynı zamanda laikim demesi mümkün değil.'

'Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in '21. yüzyıla girerken dünya ve Türkiye gündeminde İslam' konulu sempozyumda yaptığı konuşma...Dinçer'le ilgili tüm bilgiler.'

'2004 yılı ekim ayında Tayyip Erdoğan desteğinde Saidi Nursi sempozyumu 25 Aralık 1925 tarili Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına dair kanuna ters düşmektedir.'

Bozkurt’un manasını bilmeyeni MHP milletvekili yaparsan sonucu bu olur!..

PKK operasyonunda eski MHP’li vekilin kızına tutuklama

İstanbul'da PKK sempatizanlarına yönelik operasyonda gözaltına alınan MHP eski milletvekilinin kızı Fatma Kayayerli 8 kişiyle birlikte tutuklandı. Kayayerli mahkemede “Sadece mitinge katıldım suçsuzum” dedi

İstanbul'da, terör örgütü adına izinsiz gösteriler yaparak molotofkokteyli attıkları iddiasıyla mahkemeye sevkedilen 10 kişiden, MHP eski Milletvekili Müjdat Kayayerli'nin kızı Fatma Kayayerli'nin de bulunduğu 8 kişi tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevkedilen 10 kişi, İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargıç karşısına çıktı.

BROŞÜRLERİ MİTİNGTE DAĞITTILAR

Müjdat Kayayerli'nin kızı Fatma Kayayerli'nin de aralarında bulunduğu 8 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilirken, 2 kişi serbest bırakıldı. “Yasadışı örgüte yardım” suçlamasıyla tutuklanan Kayayerli mahkemede verdiği ifadede, “Üzerinde bulunan terör örgütü PKK propagandası yapılan broşürlerin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Kadıköy'deki mitingde dağıtıldığını ve polis tarafından fotoğraflarının burada çekildiğini” öne sürerek “Sadece mitinge katıldım suçsuzum” dediği öğrenildi.

PKK’lıları bu kadar dövmediler!

Adana'da Tekel'in özelleştirilmesine karşı çıkan sendika üyeleri yolu trafiğe kapatmak isteyince polis engeliyle karşılaştı ve olanlar oldu: 3'ü polis memuru 6 kişi yaralandı. Adana'da dün Tek Gıda-İş Sendikası'nın düzenlediği "Tekel Adana Sigara Fabrikası'na Sahip Çık" yürüyüşü vardı.

Yürüyüş, İnönü Caddesi'ndeki Türk-İş 4. Bölge Temsilciliği önünden başladı. CHP İstanbul Milletvekili Bayram Meral, Adana Milletvekili Tacidar Seyhan ile Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç'ın da destek verdiği grup, Tekel Sigara Fabrikası'na doğru yürüdü.

COPLAR HAVADA UÇUŞTU

Fabrikaya yaklaşıldığı sırada yürüyüşçüler D-400 karayolunu kapatmak istedi. Bunun üzerine protestocular ile polis arasında arbede yaşandı. Arbede sırasında milletvekili Tacidar Seyhan da kafasına darbe aldı. Arbedede 3 polis memuru ile katılımcılardan Fadime Kıray (34), Ahmet Özyürek (35) ve Fatma Koç (38) hafif yaralandı. CHP İstanbul Milletvekili Bayram Meral yürüyüşteki çatışma için "Polis arkadaşların tavrını hoş bulmuyorum. Emeğini savunan işçilere karşı daha duyarlı olunmalı" dedi. Meral, mitingin ardından Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ekiplerinin yanına giderek, çalışmalarında başarılar diledi. Hükümet ve özelleştirme aleyhinde sloganlar atan göstericiler, daha sonra dağıldı.

ARTIK GERİ DÖNÜLEMEZ

Tek Gıda-İş Sendikası Güney Anadolu Bölge Temsilcisi Gürsel Diliçıkık, "Tekel işçisi, 22 Şubattan beri geri dönülmez bir yola girdi" dedi.

Eşleri ve çocuklarıyla yüzlerce Tekel işçisinin fabrikalara kapandığını belirten Diliçıkık, şunları söyledi: "Tekel işçisi, 22 Şubat'tan beri geri dönülmez bir yola girdi. Vatan nöbetindeyiz. Annemiz, babamızla yakınlarımızla helalleşerek geldik. Kefenlerimizi giyip geldik. Tekel direnişi sadece Tekel işçisi ve fabrikaları için değildir. Bu direniş, Tüpraş, Telekom, bankalarımız, topraklarımız içindir. Tekel işçisi tam 15 yıldır direniyor."

Alevlerden 2 Şehit çıktı
Polis otosu, benzin ikmalinden dönerken takla attı. Elektrik direğine çarpıp alev alan makam otomobilindeki iki polis memuru yanarak hayatını kaybetti. ÜSKÜDAR Emniyet Amiri Serdar Cengiz dün sabah, 4 yıllık polis makam şoförü Ömer Eşkil (25) ile korumalığını yapan 3 yıllık polis Hacı Duman’ı (22) Dudullu’daki Şehit Salih Sevgican Polis Merkezi yakınındaki benzin istasyonuna gönderdi. Polisler, benzin aldıktan sonra dönerken Ömer Eşkil, O-2 Otoyolu ile O-1 Karayolu bağlantısı, Ünalan Köprüsü mevkiinde direksiyon hákimiyetini kaybetti. Sağ şeritten sol şeride geçen 34 A 63201 plakalı otomobil, aydınlatma direğine çarpıp takla attı ve su kanalına düştü. Otomobil alev topuna döndü. Ömer Eşkil ile Hacı Duman dışarı çıkamadı.  Kazayı müdürler gördü
Kazayı, göreve giden İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hulusi Çelik ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Tuğrul Pek gördü. İtfaiye ve ambulansa haber veren müdürler, yola fırlayan tepe lambasından, yanan otomobilin polis aracı olduğunu fark ettiler ancak yaklaşamadılar. Yangın söndürme tüpleri yetersiz kalırken olay yerine gelen Kadıköy İtfaiye ekipleri, alevleri kısa sürede söndürdü. Eşkil ve Duman şehit olurken kazanın otodaki mekanik bir arızadan mı yoksa aşırı hızdan mı meydana geldiği araştırılıyor.
Emniyet Amiri’nin yıkıldığı an
Emniyet Amiri Serdar Cengiz, göreve gönderdiği makam şoförü Ömer Eşkil ile polis Hacı Duman’ın şehit olduğu kazanın ardından olay yerine koştu. Cengiz, gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Olduğu yerde çöktü ve başını ellerinin arasına aldı.

PKK iner, DTP çıkar nasılsa!
DTP'nin Cudi ve Gabar Dağları'nın ortasındaki Kasrik beldesinde düzenlediği eyleme yaklaşık 4 bin kişi katıldı. Operasyonların durdurulması istendi
DTP, yoğun operasyonların yapıldığı Cudi ve Gabar Dağları'nın ortasındaki Kasrik beldesinden hükümete, "Operasyon tezkeresini geri çekme" çağrısı yaptı. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, PKK'yı bitirmenin çözüm olmadığını belirterek, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınmasını ve genel af ilan edilmesini istedi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınır ötesi operasyonlarını protesto etmek amacıyla başlatılan, "Demokratik Çözüm Yürüyüşü" kapsamında Kasrik beldesinde yapılan çadır eylemi dün sona erdi. Sayıları 4 bin olarak açıklanan DTP'liler, önceki geceyi dağda kurulan çadırlarda ve ateş başında geçirdi. Aralarında DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün de bulunduğu bir grup milletvekili, TBMM'deki anayasa değişikliği görüşmesi nedeniyle Ankara'ya döndü. 

Ayna, Grup Başkanvekilleri Selahattin Demirtaş, Fatma Kurtulan, milletvekilleri Hamit Geylani, Sabahat Tuncel, Sevahir Bayındır, Gülten Kışanak ve İbrahim Binici geceyi eylemcilerle birlikte geçirdi.
DTP'liler, "operasyonlara son" yazan tişörtler giyerken, Cudi Dağı'nın bulunduğu yamaçlara çıkarak, Abdullah Öcalan posterleri, 'PKK bayrakları' ve pankartlar açtı. Topluluk, "selam İmralı'ya bin selam", "Erdoğan şaşırdın bizi dağa taşırdın" sloganları attı.

'Sayın Öcalan'

Ayna, dün saat 07.00'de DTP'nin "çözüm deklarasyonu"nu okudu. Ayna, elleriyle Cudi ve Gabar dağlarını göstererek şunları söyledi:
"Silahlar Türk-Kürt tanımıyor. Kürt sorununun bir sonucu olan PKK'yı bitirmek, kökünü kazımak söylemleri çözüm değildir. Çözüm, tek millet, tek dil üzerine kurulu olan Kürtleri inkâr ve imha politikalarından vazgeçmektir. Çözüme giden yolda Sayın Abdullah Öcalan'ın sağlığı ve yaşam koşullarının düzeltilmesi, sorunun çözümüne küçümsenmeyecek bir katkı yapacaktır. Kürt halkının kimliğinin anayasal güvenceye alınması süreci başlatılmalıdır. Herkesi kapsayan bir genel af olmalıdır."
Birçok noktada güvenlik kontrolü yapılırken bazı otobüs şoförlerine kravat takmadıkları için para cezası kesildi. Bazı otobüslerde, "canlı bomba" ihbarı nedeniyle arama yapıldı.
Milletvekilleri 1 gece Cudi'de çadırda kaldı
Bazı DTP milletvekilleri geceyi Kasrik beldesi sınırları içinde kurulan çadırlarda geçirdi. Dağın zirvesine çıkmak isteyen DTP'liler mevzilenmiş askerler tarafından engellendi.