|
65,
GÜNÜM 15 SÜMBÜL
Sabah makamımda çay içiyordum. Savunma ve Saldırı Bakanım Şahin Bey
yanıma geldiler.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, biraz sonra Amerika Başkanı kuvvet
komutanlarıyla bir toplantı yapacak. İzlemek isterseniz, Yebis Ajan
Yebarolarımız yayını gerçekleştirsinler.
-Sel Yebaroya söyle, bu
toplantıyı en son ayrıntısına kadar izlemeliyiz. Tüm Bakanlarım,
Yardımcı Yebarolarım ve Bilgin Bey makamıma gelsinler. Toplantıyı
baştan aşağıya kayda alalım.
………………..
Amerika’da toplantı
başlamıştı. Amerika Başkanı tüm kuvvet komutanlarıyla Beyaz Saray’da
toplantı yapıyordu. Savunma Bakanı söz aldı:
Sayın Bakanım, 15 gün
sonra Ürdün’de deprem olacağı dedikodusu Bozkurt Han tarafından tüm
Dünyaya yayıldı. Sizin ve Türkiye Başbakanının dövüldüğü haberleri
Müslüman Araplar ve Türkler tarafından coşkuyla karşılandı. Yine,
İsrail’in işgal edileceği dedikoduları sistematik bir şekilde
Bozkurt Han tarafından duyuruldu. İsrail’den kaçan kaçana. İsrail
adeta şu anda boşalmış durumda. Muhtemelen Bozkurt Han kuvvetleri
deprem olacağı gün Ürdün’de olacaklar. Sizin ve yardımcılarınızın
güvenliğini sağlamak üzere, bir takım önlemler almayı düşünüyoruz.
Gerçekten, olup olmayacağı konusunda hiçbir bilgimiz yok. Bilim
adamlarımız kesin bir şey söyleyemiyorlar. Ürdün’de deprem olmasının
binde bir ihtimalinin olmadığını televizyonlarda açıklıyorlar.
Daha sonra Hava
Kuvvetleri Komutanı devam etti:
-Sayın Başkanım, eğer
Bozkurt Han Dünyaya gelecek olursa, Yere 5 bin km yukarıda üs
kuracaktır. Dev gemileriyle kuracakları üssü derhal fark edebiliriz.
Hatta, 7 bin km yukarıda olsalar bile, vurma ve yok etme imkanlarına
sahibiz. Ancak daha yukarılarda üs kurarlarsa, fark etsek bile,
müdahale edemeyiz. CIA raporları dün bana ulaştı. Muhtemelen Suriye,
Lübnan, Ürdün ve İsrail topraklarında, görünmez araç ve robotlarıyla
basit kuvvetler oluşturacaklar. Daha önce gelişlerinde, araçlarının
ve robotlarının gazlara karşı dayanıksız olduklarını keşfettik.
Füzelerimizin başlığına etkilendikleri gazları takalım. Gördüğümüz
yerde onları imha edebiliriz. Lazerli tarama radarlarımız görünmez
robotları ve uçan uzay araçlarını fark edebilir.
Deniz Kuvvetleri
Komutanı bu fikri beğenmedi:
-Sayın Başkanım,
Amerikalıların adını Bozkurt Han katile çıkarttı zaten. ‘uzaylıları
yok edelim’ derken, toplu sivil ölümlere neden olabiliriz. Dünya
kamuoyunun güvenini kaybedebiliriz. Bana kalırsa, Akdeniz’deki;
Türkiye, Suriye, Lübnan ve İsrail açıklarına denizaltılarımızı
konuşlandıralım. Uzaylı robotların denizin altında bizim
gemilerimize müdahale etmeleri mümkün olmaz. Acele olarak İsrail’de
sivillerin boşalttığı yerlere, askerlerimizi yerleştirelim. Morokko
ve Adriyatik’te bulunan uçak gemilerimiz Akdeniz’de mevzilensinler.
Türkiye’deki üç üssümüzü, alarma geçirelim. Ürdün’de deprem
söylentisi olan 5 ayrı bölgeye Irak’tan 40 bin askerimizi ve yeterli
aracımızı kaydıralım. Bu askerlerimize BM ve NATO elbiselerini
giydirelim.
Şahin Bey çok
sinirlenmişti. Yerinde duramıyordu. Söz istedi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, bu alçaklar bizi çok ilkel
yaratıklar olarak görüyorlar. Bana yetki veriniz, bunları haritadan
sileyim efendimiz!..
-Şahin Bey, Dünyanın
jandarması Amerikalıları haritadan silmemiz mümkün mü sizce?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, Yeba Gezegeni kainatın en büyük
medeniyetine sahipti. Ama bir katil ağaca yenik düştük. Bu da
Allah’ın bize ön gördüğü bir cezadır. Eski Bilgi İşlem Merkezimiz
tekrar yer üstüne çıkartıldı. Bizim eskiden sahip olduğumuz 20 bin
km menzilli bir uzay silahımız var. Bu silahımız daha önce
işaretlediğimiz binlerce hedefi saniyeler içerisinde güneş
ışınlarıyla yok etmektedir. İsterseniz bu silahın gücünü size daha
sonra gösterebilirim.
-Yebis Yebaro,
Amerikalıların toplantılarını kaydedin. Toplantıdan çıkan kararları
çok yakından takip edelim. Hangi uçak gemileri nerede, hangi
denizaltıları nerede, daha sonra bilmek istiyorum. Amerikalıların ve
diğer Dünya katillerinin askeri hareketlerini eksiksiz izlemeliyiz.
Toplantımız şimdilik bitmiştir. Şahin Bey, Bilgin Bey ve tüm
Yardımcı Yebarolarım sizlerle Bilgi İşlem Merkezimizde toplantımıza
devam edeceğiz.
Yeni Bilgi İşlem
Merkezimizde, 500 bilim adamının aynı anda çalışabileceği ofisler
kurmuştuk. Şahin Bey Gezegen batmadan önce uzay saldırı birliğinde
üst seviyede görevler yapmıştı. Dosyasını inceledikten sonra zaten
kendisini Savunma ve Saldırı Bakanlığına atamıştım. Şahin Bey’in
Bilgi İşlem Merkezimizde kurulan ofisine girdik. Bana gösterilen
koltuğuma oturdum. Bilgin Bey’de yanıma oturdu. Şahin Bey dev ekranı
çalıştırdı. Dünya ile yapacağımız savaş için en etkili Yeba silahını
tanıtmaya başladı:
-Efendimiz, Dünyanın yer
yüzeyine 10 bin km uzaklıkta üssümüzü kuracağız. Üssümüzde, 5 adet
dev 20 katlı gemimiz, 100 adet kargo uçan aracımız ve 250 adet sizin
planladığınız komuta aracımız olacak. Sizin planladığınız komuta
araçlarını Asker Yebarolarımız kullanacaklar. Her araçta; Bir kaptan
Yebaro ve 35 nişancı Yebaro görev yapacak. Tüm araçlarımız bu
silahlarla donatılacak. Böylece, 250 aracımızda, 8 bin 750 adet
güneş ışınıyla çalışan silahımız olacak. 6 saniye arayla hedefe ateş
etme yeteneğine sahibiz. Dünyanın neresinde bir düşman hedefi
görürsek, yok edeceğiz. 10 dakika içerisinde 875 bin hedefi yer
üstünde, havada, denizde veya denizaltında erimiş metale
çevireceğiz.
Aman Allah’ım, sadece 10
dakikada 875 bin hedef yok edilebilecek. Dünya devletlerinin hayal
bile edemeyeceği müthiş bir silah bu. Silahın gücünü görmeliydim;
-Şahin Bey, bu silahı
biraz anlatıp, uygulamalı görebilir miyim?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, daha önceki tatbikat
uygulamalarımızı size gösterebilirim. Yebis ve Asker Yebarolarımız,
yok edeceğimiz hedeflere 2 mm çapında yuvarlak bir mühür vuruyorlar.
Bu vurdukları mühürler numaralandırılıyor. Burada merkezimizde bu
numaraları kodlandırıyoruz. Diyelim ki; 1 milyon hedef tespit ettik.
Bu 1 milyon hedefi 250 aracımızda bulunan 8 bin 750 Asker Yebaromuza
paylaştırıyoruz. Her silahımız 114 veya 115 hedefi yok etmek üzere
kodlanıyor. Savaşı başlattığımız zaman, bu hedefler sıfır hata ile
vuruluyor.
-Peki, daha önceden
kodlamadığımız bir hedefte hareketlilik tespit edersek, geç
kalırsak…
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, Yebis ve Asker Yebarolarımız çok
hızlı uçarlar. Dünyayı 2 bin parsele bölüyoruz. Her parselde bir
Asker Yebaromuz uçacak. Yönlendirdiğimiz bir hedefe sadece ve sadece
4 saniyede mühür vurabilecekler. Eğer, fark edemediğimiz bir
hedeften bize saldırı yapılırsa, bize fırlatılan cephaneyi ve
fırlatan silahı vurmamız sadece 10 saniyemizi alacak. Şimdi size
silahımızın gücünü biraz anlatmak istiyorum: Her silahımızda 300
mercek bulunmaktadır. Bu mercekler sayesinde, güneş ışınlarını 5 bin
kez yükseltebilmekteyiz. Daha sonra, mesela gece güneş yokken bu
yüksek ışınları kullanabilmekteyiz. Silahımızı işaretli hedefe veya
işaretlenmemiş hedefe doğrulttuğumuz zaman, 30 bin km’ye kadar
menzildeki hedefleri saniyeler içerisinde metal eriyiği haline
çevirebiliyoruz. Sadece gözle görülen veya işaretlenen hedefleri
değil, mesela; denizin altında, yerin altında bulunan hedefleri de
gece ve gündüz yok edebiliriz. Denizaltında bulunan bir düşman
gemisini sonarlarımız hemen bulabilecek. Üzerine bu ışınları
göndereceğiz. Denizin 1 mil çapındaki küresel alanında sıcaklığı 90
dereceye yükselterek, denizaltıyı su yüzeyine çıkmaya zorlayacağız.
Çıkarsa eriyik olacak, çıkmazlarsa, haşlanmış karidese dönecekler.
İşaretlenmiş hedefi sıfır hata ile vurabiliyoruz. Ancak;
işaretlenmemiş hedefin, en fazla 200 metre uzaklığına ışınları
göndererek kaydırma sonucu vurabiliyoruz. Burada da kesin sonucu
alıyoruz. Ancak, kaydırma nedeniyle 2 veya 3 saniye kaybımız
olabiliyor.
-Şahin Bey peki,
işaretlediğimiz sabit hedeflerdeki işaretleri kaybetme riskimiz ne
kadar?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, sabit bir hedefe mühür basmış isek,
aradan binlerce yıl da geçse, bu mühürler silinmez, solmaz, toprak
altına veya denizaltına gömülse bile etkilenmezler. Kaldı ki, bu
mühürlerin yerleri değişse, mühür vurulan yüzey çökse, yıkılsa,
yansa bile, biz yeni mührü eski yerine vurma imkanlarına sahibiz.
Dolayısıyla, mührün yeri değişince, cihazlarımız bizi ikaz etmekte,
eski ve yeni yüzeyi göstermektedir.
-Şahin Bey, gerçekten
aklım almıyor. Çok ileri bir medeniyete sahip Yeba gezegenine
başkanlık etmek bana büyük onur veriyor. Şimdi, derhal bu komuta
araçlarımızı yapalım. Silahlarımızı monte edelim. En kısa zamanda da
tatbikat yaparak deneyelim. Şahin Bey, size merak ettiğim bir şeyi
sormak istiyorum: Diyelim ki; Akdeniz sahillerine 5 adet 20 katlı
dev gemimizi konuşlandırsak, Amerikalılar bizi fark etseler, ne
kadar mesafeden bize ateş edebilirler? Ateş etmeden, biz onları
nasıl bu silahlarla yok edebiliriz?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, diyelim ki; Bu 5 gemimizi Akdeniz’e
indirdik. Veya inmek üzere alçaldık. Amerikalılar bizi vurmadan önce
hedef kilitlemesi yapacaklar. Gemilerimize düşman algılayan sonarlar
monte ettik. Siz Dünyadan getirilirken, bu sonarların göktaşlarını
nasıl algıladığını ve size çarpamadığını gördünüz. Bu sonarlarımız
başka bir yerden aracımızı hedef alan düşmanı algılar. Gemimizi
hedef alan düşmana, otomatik olarak kilitlenir. Muhtemelen onların
100 kat daha kısa bir zamanında imha eder. Sadece hedefi değil,
hedeften gönderilen mermi, başlık veya füzeleri de sıfır hata vurur.
Efendimiz, siz gerçekten avcılığı çok iyi biliyorsunuz!..
-Şahin Bey, avcılıkla ne
ilgisi var bu işin?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, 5 adet dev gemimizi yem olarak
Amerikalıların önüne atmadınız mı? O ilkel yaratıklar da, balık gibi
attığımız yemi yutmayacaklar mı? Gizli ve sinsi hedeflere karşı bu
sizin yönteminizi biz savaş tatbikatlarında sık sık eskiden
kullanırdık efendimiz…
-Şahin Bey hiç zamanımız
yok. Derhal üssümüzde kullanacağımız araçları Dünyaya göndermeye
başlayalım. Araçlarımız ve Yebarolar benden 10 gün önce üsse
intikal edebiliyorlar. Tüm Bakanlarım ve Bilgin Bey, Tabip, Biyolog,
Yardımcı, Sekreter ve Aşçı Yebarolarım, yarın benim planladığım iki
adet komuta aracıyla Dünyaya hareket edeceğiz. Diğer Yardımcı
Yebarolarım üssün kurulmasında görev alacaklar. Canlıları taşıyan bu
iki komuta aracımıza da hemen bugün bu silahlar monte edilsin.
Araçların bakımı ve gıda ikmali yapılsın.
Toplantıdan sonra,
konutuma geçtim. Tek Yebaroyu yanıma çağırdım:
-Çok acele Umut Han Bey
ve ailesini buraya getiriniz.
Aşçı Yebaroya yemek
hazırlamasını söyledim. Yemek hazırlanırken, görevli Yebarolar Umut
Han Bey, eşleri ve çocuklarını getirmişlerdi. Yebarolar çok hızlı
çalışıyorlardı. Mesela, Umut Han Bey’i getirmeye gitmiyorlar, Ona en
yakın Yebarodan getirmesini istiyorlardı. Yemeği yedikten sonra,
eşlerim ve çocuklarım da Dünyaya gitmek istediklerini söylediler.
Ortam müsait olmasa da, onlar için bir heyecan ve değişiklik
olabileceği için kabul ettim. Yemekten sonra çaylarımızı içerken
Umut Han Bey’e:
-Ben ve ailem,
Bakanlarım, ve Komutanlarım yarın akşam, Dünyaya hareket edeceğiz.
Benim yokluğumda Gezegenimize ve meclisimize eskiden olduğu gibi sen
başkanlık yapacaksın. Dünyadan dönüşümüzde, taze meyve, bitki örtüsü
için tohum, canlı hayvan ve arı kovanları getireceğim. Senin sesin
çok güzel. Bir hafız olarak çok güzel Kur’an okuyorsun. Yaklaşık
olarak yarım saatlik bir Kur’an suresini ve Sabah ezanını makamında
oku. Yebarolar kayda alsınlar. Tüm Ürdün’e uzaydan canlı olarak
yansıtacağız. İlk ve Sel Yebarolar sana yardımcı olsunlar. Hz. İsa
ve Hz. Meryem hakkındaki ayetler tercihin olsun.
Daha sonra, Yardımcı 41
Yebaromu yanıma çağırdım;
-Yarın akşama doğru
Dünyaya hareket edeceğiz. Dönüşte getireceğimiz cinsini ve
miktarını belirlediğim; kuru üzüm, incir, arı kovanı, canlı inek,
koyun, keçi, devekuşu bitki örtüsü tohumları ve ilaç yapımında
kullanacağımız malzemelerin temini için, 500 İşçi Yebaromuz Dünyaya
gitsinler. Daha önceden olduğu gibi, satın aldıkları malın bedelini
altın külçeleriyle ödesinler. Doğadan topladıkları mallar, ormanlık
alanda depolasınlar. Daha sonra uçan kargolarımıza aktarırız. Tek
Yebaro, deprem olmadan öncesi, gece sabaha kadar Ürdün semalarında
çok buutlu bir görüntü yayınlamak istiyorum. 41 Yardımcı Yebarom
olarak sizler süt beyaz elbiseler giyseniz, Dünyadaki Lazer
gösterileri gibi bir görüntüyü kaydedebilir miyiz?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, Lazer gösterileriniz çok ilkel. Biz
çok buutlu, canlı gibi yansıtma tekniklerine sahibiz. Benim bir
önerim daha var. Siz bize komutanlık yapınız. Biz sizin askerleriniz
gibi, düzenli bir sıralamada arkanızda yürüyelim. Bazı sloganlar
belirleyip, bu sloganları hepimiz söyleyelim.
-Tamam, bu akşam bu
görüntüleri kaydedelim.
Eşim ve çocuklarımla
sohbete başladık. Dünyada yer yüzüne inmeyeceğimiz halde Onlarda
benimle gelmekte ısrar ediyorlardı. Çekilecek olan filmde rol almak
istiyorlardı. Moda ve giyimden sorumlu Yardımcım Gimo Yebaroyu
yanıma çağırdım,
-Bundan sonra savaşlarda
giyeceğim bir kıyafet tasarlayın bana.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, gezegenimizin Başkumandanı olan
sizin için tarihi Türk kıyafetlerini daha önceden tasarlamıştık.
Dilerseniz, hazırladığımız bu kıyafetleri size giydirebiliriz.
Eşlerinizin de fikirlerini alarak, gerekli değişiklik ve
düzeltmeleri yapabiliriz.
Gimo Yebarolar dört ayrı
çeşit savaş kıyafetleri hazırlamışlardı. Bu kıyafetler eski Türk
Kumandanlarının elbiselerine çok benziyordu. Mecburi mankenlik
yaparak, kıyafetleri giyinerek eşlerimin beğenisine sundum. Eşim
Fatma bazı bedensel müdahalelerde bulundu. Terzilikten anladığı
belli oluyordu. Fatih Sultan Mehmed Han’ın kıyafetlerine benzeyen
bir tasarımı beğendi ve üzerinde bazı değişiklikler yapılması için
işaretler koydu. Bu kıyafetten 10 adet acele hazırlanmasını Gimo
Yebaroya söyledi. Eşim Fatma ayrıca, kendi çizdiği, kendilerinin ve
çocukların giyeceği kıyafetlerden de 3’er adet acele hazırlanmasını
Gimo Yebaroya söyledi. Daha sonra eşlerim ve çocuklarımla akşam
yemeği yedik. Hep birlikte kıyafetlerimizi giyinerek filmin
çekileceği alana gittik.
Eşlerim Turkuaz renkli
kıyafetler giyinmişlerdi. Başlarında fes üstü, altın ve elmaslarla
bezenmiş yemeniler vardı. En güzel ve şık sultanları kıskandıracak
güzellik ve zarafetleri vardı. Kızım Asena’ya sırtında Bozkurt olan
bir pelerin giydirilmişti. Oğlum Adem, bir Türk akıncısı gibi
giydirilmişti. Sırtındaki pelerinde Yeba bayrağı vardı. Bayrağın
altına Arapça ve Türkçe harflerle: ‘Yeba Sultanı Adem’ yazılmıştı.
Elinde Yeba sancağı taşıyordu. Filmin çekileceği alanda tüm
Yebarolarım bizi bekliyorlardı. Ben en öne geçtim. Yarım adım
gerimde, sağımda Adem, solumda Asena durdular. Bir adım gerimde
eşlerim yerlerini aldılar. Onların bir adım gerisinde 40 Yardımcı
Yebarom 4’erli 10 sıra yaptılar. Tek Yebaro yönetmenlik yapıyordu.
Tek Yebaro kulaklığımdan bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, siz 100 metre ilerideki sarı
çizgiye kadar uygun adım yürüyünüz. Arkanızdakiler size ayak
uydurarak takip edecekler. Siz hariç tüm takip edenler, ses
efektlerini tekrar ederek, bağırarak en yüksek sesleriyle slogan
atacaklar. Daha sonra biz bu sesleri düzenleyeceğiz.
Ben Tek Yebaronun
söylediği şekilde uygun adım yürümeye başladım. İşarete kadar
disiplinli bir şekilde yürüdüm. Arkamdakiler de bu disiplini
bozmadan yürüdüler. İşarete gelince durdum. Tek Yebaro tekrar yanıma
geldi. Karşımda dev bir ekran kurulmuştu. Tek Yebaro bana;
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, ekranda yazanları yüksek sesle
bağırınız. Biz Arapça ve Türkçe bunları düzenleyeceğiz. Ayrıca el
bileklerinizi ışın cihazları yerleştirdim. Siz el ve kollarınızı
hareket ettirdikçe, ışınlar çok buutlu olarak izleyenlerin gözüne
ulaşacak. Siz elerinizi be kollarınızı konuşmaya göre sallayın
yeter!..
Ben ekranda yazanları
bağırmaya başladım. Bir taraftan da ellerimi ve kollarımı hareket
ettiriyordum;
-Kainatın tek efendisi,
Hz. Muhammed (sav) salat ve selam olsun!.. Ben Kainatın yaşayan
efendisi, Müslüman Türk soylu Bozkurt Han’ım… Kainata Allah’ın
emrettiği düzeni sağlamak üzere aranızdayım. Geldiğim Yeba
gezegeninde sağladığım düzeni Dünyada da sağlamak için geldim. Çok
kısa bir zaman sonra, Bütün Dünya egemenliğim altına girecek.
Egemenliğime girecek olan Dünyada: Ticaret yapılmayacak, kimse
kimseyi soymayacak, öldürmeyecek, kimse kıtlık ve yokluk
çekmeyecek.. Allah’ın hepimize verdiği rızıklardan herkes eşit
olarak istifade edecek. Hiç kimse; açlık ve öldürülme korkusu
yaşamayacak. Dünyaya Allah’ın verdiği nimetleri eşit ve ücretsiz
olarak dağıtmaya geldim. Gücünüzü aşan işleri robotlarımız
yapacaklar. Geldiğim gezegende bu robotlara Yebaro adını verdik.
Arkamda duran benim 41 Yardımcı Yebaromdur. Dünyada size hizmet
verecek robotlarımızın adı: Düro olacaktır. Tüm ev işlerinizi,
sağlık ve eğitim hizmetlerini Dürolar vereceklerdir. Ey Dünya
insanları, Allah’ın verdiği nimetleri israf etmeden yiyiniz, içiniz
ve O’na şükrediniz!... Sizleri ırkınıza, dilinize ve dininize göre
değerlendirmeyeceğim. Aranızda asla ayrım yapmayacağım. Benimle
savaşmayanlara savaş açmayacağım. Savaşırken ölenler hariç, esir
aldığım veya yargıladığım hiçbir mahkumun canını almayacağım. Ben
Müslüman bir Türküm. Oğuz Han soyundan geliyorum. Benim dinimi
seçenler cennetlik olanlardır. Seçmeyenler tamamen dinlerinde özgür
olacaklardır. Ey Dünyalılar, hedefimin kısalması sizler için büyük
bir velinimet olacaktır. Zira, bir tek topal, çolak, kör, sakat ve
hastalıklı insan kalmayacak. Hepinize kendi kanınızdan organlar
kopyalayarak, ömrünüzü en az 10 kat artıracağız. Şimdi, Ürdün’de
birkaç saat sonra meydana gelecek olan depremin, insanlara vereceği
zararları yok etmek için tüm yardımcılarım seferber olacaklar. Allah
yar ve yardımcıları olsun!... Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber!..
Tüm Yebarolar bir
ağızdan bağırmaya başladılar:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han efendimiz, sen çok yaşa!.. Allah seni
başımızdan eksik etmesin, gücünü daim etsin!.. Ya Allah, Bismillah,
Allah-u Ekber!..
Tek Yebaro kulaklığımdan
seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, uçunuz efendimiz, uçmaya başlayınız!..
Hiç uçmamıştım. Ama,
uçma, yüzme ve deniz dibinde yaşama gücü bana daha önce verilmişti.
Öğretildiği üzere, ayaklarımın ucunda Yebarolar gibi hafif öne
eğildim. Kollarımı havaya kaldırdım. Ayaklarım yerden kesildi,
uçmaya başladım. Yardımcı Yebarolarım çocuklarımı ve eşlerimi
kollarına takarak, arkamda uçmaya başladılar. Uçarken hep birlikte
tekbir getiriyorduk.
-Allah-u ekber, Allah-u
ekber, Allah-u ekber La ilahe illallah-u Allah-u ekber. Allah-u
ekber velillahil hamd.
Çekim bitikten sonra,
çekimi izlemeye gelen misafirlerin seyretmeleri için bir alan tahsis
edilmişti. Alanı tüm lojmanlarımızda oturanlar doldurmuşlardı.
Filmin montajı 5- 10 dakika içerisinde tamamlandı. Ses ve ışık
efektleri eklendi. Daha sonra, gökyüzünde büyük bir nur patlaması
oldu. Yerden yaklaşık 100 metre yukarıda, canlı hissi veren biraz
önceki çektiğimiz film havada ve boşlukta oynamaya başladı. Adeta
ses ve ışık efektleriyle yer ve gök titriyordu. Film bittikten sonra
Umut Han Bey’in sesi duyuldu. Kur’an-ı Kerim okuyordu. Kur’an
okuması bittikten sonra, İlk Yebaro anons yapmaya başladı:
-Ben Yeba Gezegeninin
robot temsilcisi, Kainatın yaşayan yüce efendisi, Bozkurt Han’ın
Yardımcı robotu, İlk Yebaroyum. Değerli Müslüman ahali, Ürdün’ün
daha önce belirlediğimiz bölgelerinde 7,5 şiddetinde bir deprem
meydana gelecek. Bu depremler esnasında, evlerin yüzde 60’ı
yıkılacak ve oturulmayacak hale gelecek. Bu yüzden, şu andan
itibaren, evlerinizdeki değerli eşyalarınızı alarak uzaklaşınız.
Size ışıklarla işaret edeceğimiz bölgelere gidiniz. Buralar toplanma
merkezleridir. Size gıda ve barınak yardımları yapılacaktır. Gerekli
tüm önlemleri şimdiden aldık. Paniğe ve korkmanıza hiç gerek yok. Şu
anda Ay’ın hareketlerini izliyoruz. Tespitlerimize göre deprem;
10,54’te başlayacak. Biz bu depremi Efendimizin emriyle
engelleyebilirdik. Depremin olmasının önüne geçebilirdik. Ama
müşrikler, bu depremi bizim planladığımızı Dünyaya daha önce yalan
haber olarak yaydılar. Bu yüzden de bunu yapmadık. Ancak yine de,
enkaz altında kalan insanlar olabileceğini hesaba katarak¸sizlerin
yanında olmaya, kurtarma ve yardım faaliyetlerini sürdürmeye geldik.
Şimdi tüm deprem bölgesinde, zarar görenler için 10 milyonluk çadır
evler yaptık. Sizlere eksiksiz olarak yiyecek ve giyecek yardımları
yapacağız. Efendimizin planladığı ilk Dünya şehri Ürdün’de
kurulacak. Sizler için ileride kalıcı dubleks evler yapacağız. Tüm
elde ettiğiniz ve bizim size verdiğimiz şeyler için asla bir ücret
ödemeyeceksiniz. Çalışmayacaksınız. Eşleriniz, çocuklarınız, hısım
ve akrabalarınızla bolluk ve bereket içerisinde yaşayıp Allah’a
şükredeceksiniz. Şu anda saat; 05,15 hemen derhal ışıkla
işaretlediğimiz bölgelere gidiniz. Orada sizi yeni bir hayat
bekliyor.
İlk Yebaronun vaatleri
tuhafıma gitmişti. İlk Yebaro her halde beni kendisi sanarak, bol
keseden Ürdün halkına vaatlerde bulunuyordu. Kendisine sordum:
-İlk Yebaro kendini Yeba
gezegeninde mi sanıyorsun? Bu kadar çadırı, yiyeceği, tuğlayı,
çimentoyu nereden temin edeceğiz? Kısa zamanda kalıcı 10 milyonluk
bir şehri nasıl kurmayı planlıyorsun?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Dünyada bulunan yebis Ajanlarımız ile ben de
zaman zaman çevrime katılıyorum. Ürdün Kralı Suudi Arabistan’a
gitti. Deprem sonrası yaklaşık 250 bin Ürdünlü mağdur olacak.
Yardımlarına sadece biz gidebileceğiz. Bu yüzden de Yebarolar olarak
bizler, bir takım önlemler aldık. İlk etapta bu mağdurları, Maan
bölgesine nakledebilmemiz için, deprem öncesi tüm araçları konvoy
yapacağız. Depremden uzaklaşanları Maan’da kuracağımız çadırlara
yerleştireceğiz. Kendilerine gıda, sağlık ve giyecek yardımları
yapacağız. Ürdün ve Suriye’de faaliyet gösteren çimento, demir, ve
tuğla fabrikalarını şimdiden satın aldık. Gıda ve inşaat
malzemelerini Maan’da satın aldığımız arazide istiflemeye başladık.
Bize Müslüman ahali çok destek oluyorlar. Biz onlara sadece tarif
ediyoruz. Bu yüzden de Amerikalılar bizi hala fark edemediler.
İsterseniz makamınıza geçelim. Yaptığımız faaliyetleri size ve
eşlerinize dev ekranda gösterelim.
Eşlerim ve çocuklarımı
da alarak, makamıma geçtik. İlk Yebaro dev ekranda, Ürdün’de
yapılanları canlı olarak göstermeye başladı. Geçici şehrimizin
benzeri Maan’da inşa ediliyordu. Bu arazide 10 milyondan fazla insan
geçici olarak iskan edilebilecekti. Ürdün’ün toplam 92 bin 300 km2
toprağı, yaklaşık olarak 6 milyon nüfusu vardı. 1921 yılında Türk
toprağı olan Ürdün, kan emici İngilizlerin egemenliğine geçmişti.
Ürdün’ün başına, her işgal edilen Osmanlı toprağında olduğu gibi;
‘kurtarıcı’ olarak Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah İngilizler
tarafından getirilmişti. 1948 yılına kadar Türk toprağı olan
Filistin’de korsan İsrail devleti kurulmuştu. Buraya Dünyanın dört
bir yanından getirilen kan emici 3 milyon savaşçı Yahudi
yerleştirildi. Kısa zamanda, nakillerle 7,5 milyona yükseldi. 1948
yılından bu yana, bu topraklarımızda yaşayan Filistinli Arapların
çocuklarına karşı bir soykırım harekatı başlatıldı. Her gün
sistematik bir şekilde 2 Filistinli çocuk Yahudiler tarafından
kurşuna dizildi. Vahşet hala devam ediyor. Kala kala; 500 ila 550
bin açlık ve sefalet içerisinde, hapishane hayatı yaşayan Filistinli
kalmıştı. Hastalarını bile doktora götüremiyorlardı. Kıyamet tüm
mevcut dinlerdeki rivayetlere göre, bu coğrafyadan kopmaya
başlayacaktı. Akşam ve Yatsı ezanı Dünyada her dakika okunduğuna
göre de kıyamet 24 saatte kopacak, Dünya yok olacaktı. Bilemiyorum,
belki de; bu rivayetlerin ilk başlangıcı ben olacaktım. Kıyameti
koparmak için, ilk düğmeye ben basacaktım. Kim bilir? İsrail devleti
bu coğrafya için bir çıban sayılırdı. Yeni kuracağım Dünya
düzeninde, Yahudilere de adalet götürecektim. Müslümanlarla
Yahudiler arasında hiçbir ayrım yapmayacaktım. Şu dakika itibariyle,
onlar da yaşadıkları hayattan memnun değillerdi. Her an bir canlı
bombaya hedef olamamak için, kuyruğu kopan yılanla, oğlunu sokup
öldürdüğü köylünün birlikte yaşadığı gibi, her an korku içerisinde
hayatlarını sürdürüyorlardı. Bu yüzden de, Yahudiler için Amerika
kıtasında yeni bir güvenli yerleşim yeri kurmalıydık. Bu coğrafya
Ermenilerden ve Yahudilerden temizlenmeliydi. Deprem sonrası yıkılan
bölgede ve boşaltılacak olan Filistin, İsrail ve Lübnan topraklarına
Müslüman halkı yerleştirmeyi planlıyordum. Ermenileri ve Gürcüleri
boş olan Rusya topraklarına nakletmeliydik. Dünyadaki dini tarikat
dağılımı ve ırkların dinlere göre dağılımını iyi yapmalıydık.
Mesela; Müslüman Türkler için, Kızılbaşlar için, Kürtler için ayrı
şehirler kurmalıydık. Bir arada yaşamaları mümkün görünmüyordu.
Türkiye’deki Kızılbaş bürokratlar Sünni halkın inançlarına
zulmediyorlardı. Aslında, Müslüman Türkler, Kızılbaşlar ve Kürtler
arasında günlük yaşamda bir sürtüşme yoktu. Binlerce yıl bu
coğrafyada vatandaş olarak birlikte huzur içerisinde yaşamışlardı.
Her hangi bir savaş yaşamamışlardı. Ama, ihtilallarla orduyu ele
geçiren Kızılbaşlar ve bölücü Kürtler, kurumların başlarına da
yandaşlarını getirmişlerdi. Cuntanın her dediği Türkiye’de oluyordu.
Halkın söz hakkı elinden alınmıştı. Aslında, Kızılbaşlar ve
Kürtlere en büyük haksızlığı cuntadaki generaller yapıyordu. Anarşi
bir türlü bitirilmiyordu. Anarşi ‘bitti’ dendiği anda cuntanın
peydahladığı sivil örgütlenmiş çeteler devreye giriyordu.
Ailecek makamımdan
ayrılarak, gece geç saatlerde konutumuza gittik.
66. GÜNÜM 16 SÜMBÜL
Sabah eşlerim ve
çocuklarımla birlikte kahvaltı yaptık. Daha sonra makamıma gittim. 4
Yeba günü sonra, Ürdün depremi olacaktı. Depremden bir gün önce,
Dünya zamanlamasına göre; saat: 17’de Yebarolarımızın uzayda
hazırladıkları üsse, intikal edecektik. Benim planladığımın komuta
aracında, canlılar olacaktı. Eşlerim, çocuklarım, Bakanlarım ve
Bilgin Yeba bu araçla gidecektik. Çok hızlı gideceğimiz için,
hepimiz 4 Yeba, 6 Dünya günü uyutularak götürülecektik. Bu yüzden
de aracımızda Yardımcı tüm Yebarolarım biz uyurken kumandayı ele
alacaklardı. Bizim sağlığımızı kontrol altında tutacaklardı.
Benim planladığım, 250
savaşan komuta aracının peyderpey üretimleri yapılıyordu. Üretimi ve
donanımı biten araçlar derhal Dünya üssümüze gönderiliyordu. Biz
varınca üs tamamlanmış olacaktı.
Öğle yemeğimizi yedikten
sonra 41 Yebaromla bir toplantı yaptık. Dünyadan getireceğimiz
ihtiyaç maddelerinin, gıdaların ve tohumların listelerini gözden
geçirdik. Kendi istedikleri tıbbi ve şifalı bitkileri de listemize
ekledik. Daha sonra Yebada kalacak olan Meclis üyelerimizle ayrı bir
toplantı yaptık. Biz dönünceye kadar, Umut Han bey gezegen Meclisine
başkanlık yapacak, Kaplumbağa Yebaların ameliyatlarıyla yakından
ilgilenecekti. Laboratuarlarımızda çalışan 150 Bilgin Yeba ve kalıcı
şehirlerimizden gelen 7 bin operatör Yeba bu konuda aralarında görev
bölümü yapmışlardı. Bilgin Bey, suni böbrek kopyalamalarını
bitirmişti. Akşam yemeğini yemeden, Biyolog Yebaronun hazırladığı
gıda haplarını aldıktan sonra uyutulacaktık. Eşlerim hamile
oldukları için, Tabip ve Biyolog Yebarolar bizim için ayrı bir
basınç ve oksijen odası tahsis etmişlerdi. Bizi Dünyaya götürecek
olan benim planladığım komuta aracına hep birlikte bindik. Bize
ayrılan odaya girdikten sonra, ellerimiz ve ayaklarımızdan Yebarolar
bizi bağladılar. Her birimize birer kase dolusu ayrana benzer sıvı
içirdiler. Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı. Biyolog Yebaroya
bağırmaya başladım:
-Aşşağılık Biyolog
Yebaro, bu senin işin. Ayran diye bize uyuşturucu verdin değil mi?
-Kainatın yaşayan ve
uyumak üzere olan yüce efendisi, Bozkurt Han, hayır efendimiz!..
aşşalık heref Tabip Yebaro yaptı bu kötülüğü size!..
Tabip Yebaro mahcup bir
ifadeyle cevap verdi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, sizi seyahatiniz için uyutmam gerekiyordu. 6
gün 6 gece bu araçtaki tüm canlılar uyuyacaksınız.
Tabip Yebaroyu
duymuyordum artık. Derin bir uykuya dalmıştım. Uyandığımda eşlerim
ve çocuklarım yanımda yoktu. İlk Yebaro yanıma geldi;
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Dünya üstünde kurduğumuz üssümüze intikal
ettik. Çocuklarınız ve eşleriniz diğer komuta aracımıza
nakledildiler. Sıra sizde. Uzayda uçarak komuta aracınıza
geçeceksiniz. Bu sizin uzayda ilk uçuşunuz olacak. Hem üssümüzdeki
konuşlandırdığımız araçlarımızın denetimini de yapabileceksiniz. 41
Yardımcı Yebaro, yanınızda uçacağız. Korkmayın ve bu işin zevkini
çıkarınız!..
-İlk Yebaro ben bir
robot değilim. Uzayda uçmaktan zevk alacağımı da hiç zannetmiyorum.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, uzayda uçabilen ve yaşayabilen tek insan
sizsiniz.
Komuta aracıma yaklaşık
2 mil mesafe vardı. Eşlerimi, çocuklarımı ve kumandanlarımı
pencerelerinden görebiliyordum. Bir elimde Biyolog Yebaro, diğer
elimde Diplomat Yebaro vardı. Sol elime Tabip yebaro bir saat taktı.
Diplomat Yebaro:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, elinizdeki saat Dünyaya ayarlandı. Şu anda
Ürdün saatini gösteriyor. Saat: 17,05
Biyolog yebaro kolumdaki
saatin camına bastı. Elimden sürükleyerek beni uzaya fırlattı. Ben
hem uçuyor ve hem de Biyolog Yebaroya bağırıyordum:
-Aşşalık Biyolog
Yebaro!..
Bir kartal gibi uzayda
süzülüyordum. Daha önce uçma dersleri almıştım. Kollarımı ileriye
doğru uzattığım zaman hızlanıyordum. Ayaklarımı dizlerimden kastığım
zaman hızım düşüyordu. Gitmek istediğim yöne dönmek istediğimde, o
yöndeki kolumu çevirmem gerekiyordu. Başımı havaya kaldırınca
yükseklere, kollarımı aşağıya götürdüğümde inişe geçiyordum. Acemi
bisiklet sürücüleri gibi, korkulu ve titrek uçuyordum. Daha sonra
yanıma Spor ve Araç Yebarolar geldiler. Beni ellerimden tutarak,
uzayda dans ettirmeye başladılar. Acemiliğim geçmişti. Ellerimi
Yebarolardan kurtarıp, özgürce uçmaya başladım. Daha sonra,
eşlerimin bulunduğu komuta aracıma yaklaştım. Pencerelerden beni
izlemekte olan Bakanlarımı, eşlerimi ve çocuklarımı elimle
selamladım. Daha sonra giriş kapısına yöneldim. İçeriye girdiğim
zaman araçta bulunanlar beni tebrik ettiler. Lavaboya giderek elimi
ve yüzümü yıkadım. Daha sonra hep birlikte yemek masasına oturduk.
Aşçı Yebaronun hazırladığı yemekleri yedik. Çaylarımızı içtikten
sonra komuta aracımızda her birimiz için ayrılan yerlerimize gittik.
Aracımızda 36 komuta kokpiti vardı. Pilot Yebaro araca kaptanlık
yapıyordu. Tüm Bakanlarım, benim ve Yardımcı bazı Yebarolarım için
ayrı kokpit ve kumanda locaları yapılmıştı. Solumdaki kokpitte
Bilgin Bey, sağımdakinde de Şahin Bey oturuyordu. Eşlerim ve
çocuklarım hemen arkamdaki koltuklarına kurulmuşlardı. Bilgin Bey
önündeki cihazla Dünya merkezlerini tarıyordu. Bir takım notlar
alıyordu. Benim önümdeki monitöre Ürdün’de deprem olacak bölgenin
canlı görüntüleri getirildi. Benim seyrettiğim görüntüleri,
arkamdaki monitörden eşlerim ve çocuklarım da takip edebiliyorlardı.
Suriye – Ürdün sınırından başlayan 6 saatlik otobüs süresi,
kesintisiz uzayan konvoylar Maan istikametinde ilerliyordu. Mahalli
halkın kıyafetlerini giyen görevli Yebarolarımız, toplanma
merkezlerine giriş yapanları hem kaydediyor ve hem de çadırlarına
yerleştiriyorlardı. Toplanma merkezlerine dev ekranlar
yerleştirilmişti. Burada toplananlara ara ara haberler verilecekti.
Anonslar yapılacaktı. Türkiye’den gelen, Suriye’den geçen, Ürdün’e
giren ve Suudi Arabistan’a gitmekte olan tüm trenlere, otobüslere el
koymuştuk. Türkiye’den, Suriye’den ve Suudi Arabistan’dan satın
alarak temin ettiğimiz mallar toplanma merkezlerimize taşınıyordu.
Yebarolar çok sistematik çalışıyorlardı. Onları mahalli halkın
kıyafetlerini giydikleri için, pek ayırt edemiyorduk.
Savunma ve Saldırı
Bakanım Şahin Bey kulaklığımdan bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, şu andaki son durum raporunu size sunmak
istiyorum: Akdeniz’de şu anda 7 adet Amerikan ve İngiliz uçak
gemisi, bu gemilerde 445 adet helikopter ve uçak, 5 bin 400 adet
silahlı asker var. Yine Akdeniz altında; 12 Amerikan, 4 İngiliz, 2
Fransız, 1 İtalyan ve 1 Alman denizaltısı var. Almanya’daki 3 ayrı
merkezdeki askeri amaçlı nükleer tesislerden 2 tanesi,
İngiltere’deki 2 adet biyolojik tesislerden 1 tanesi, Türkiye’deki 3
Amerikan üssünün 3’ü de, İsrail’deki 7 üssün 7’side, Ermenistan,
Azerbaycan, Gürcistan ve Irak’taki Amerikan üsleri alarm
durumundalar. Size Almanya’daki üslerden biraz bahsetmek istiyorum:
1970’li yıllarda Almanya’ya Türkiye’den kaçak yollarla giden 5 bin
Türk yakalanarak hapsedilmişler. Bunların tamamı okuma ve yazma
bilmiyormuş. Bunları Alman ordusuna teslim etmişler. Amerika’ya ait
3 adet yerin 900 metre altında nükleer tesis inşasında bu Türkleri
çalıştırmışlar. Daha sonra değişik hastalıklara kapılan bu 5 bin
Türk işçinin ellerine paralarını ve valizlerini vererek sınır dışı
etmişler. Hastalıklı bu Türkler birkaç yıl yaşadıktan sonra
ölmüşler. Gezegenimiz batmadan önce Yebis Ajan Yebarolarımız bu
dosyayı hazırlamış ve kaydetmişler. Efendimiz, son durum bu
emirlerinizi bekliyorum.
-Şahin Bey, önce
Almanya’daki Amerikan üslerini mühürleyip vuralım.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, biz daha önce tespit ettiğimiz 10 bin tesis
ve üssü zaten mühürlemiştik. Siz emredin, 6 saniye sonra haritadan
silebiliriz.
-Tamam ama, Almanya’daki
bu üslerin nükleer olduğunu söylemiştin. Biz vurunca sivil halk
etkilenmez mi?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, silahlarımızla yer üstündeki tesisleri
vuracağız. Nükleer ve biyolojik silahları yerin 900 metre altında.
Biz üsleri üstten vurduğumuz zaman, sivillerin etkilenmesi söz
konusu olamaz.
-Alarma geçen tüm üslere
karşı saldırı pozisyonu alalım. Halen alarmdaki tüm üsleri imha
etmemiz ne kadar zamanımızı alır?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, yaklaşık yarım Dünya saatinde hepsini imha
edebiliriz.
-Hemen saldırıya
geçiniz. Denizaltı ve uçak gemilerini de vurunuz. Haydi Bismillah!..
Yebis Yebaro
kulaklığımdan bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, İsrail’deki Amerikan komutanı General,
Ürdün’deki geçici toplanma merkezimizin vurulması için
denizaltılarına ateş emri verdi. Yüz binlerce sivil hayatını
kaybedebilir. Öncelikle İsrail açıklarındaki Uçak gemilerinden
saldırı yapacaklar.
-Şahin Bey, Yebis
Yebaroyu duydun…
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, efendimiz önünüzdeki monitörden gözünüzü
ayırmayın!..
Önümdeki monitörde,
İsrail açıklarındaki iki adet Amerikan uçak gemisi belirdi. Bir
tanesinden 12 uçak kalkış için pistte ilerliyordu. Şahin Bey
önündeki kumanda tuşlarına kodu yazdı. Korkunç bir ışık kümesi
gemiye isabet etti. Deniz üzerinde sadece dalgalar kalmış, dev uçak
gemisi yok olmuştu. İkinci gemiden iki adet uçak havalanmayı
başarmıştı. Şahin Bey bana tekrar seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, başınızın üstündeki kaskı indirin ve uçaklara
bakın!..
Başımdaki
Kaskı aşağıya indirdim.
Vayyy!... Asker Yebarolarımız ikişerli grup olup, sesten hızlı uçan
uçaklara yaklaştılar. Pilotlar Yebarolarımızı göremiyorlardı.
Yebarolarımız uçağın üst camını kırarak, pilot koltuklarının koluna
basıp, pilotları uçaktan havaya fırlattılar. Daha sonra uçağı ele
geçirip, Akdeniz’in derin sularına çaktılar. Şahin bey tekrar bana
seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, görünmez araçlarımızı ve Yebarolarımızı
görmek istediğiniz zaman kaskınızı başınıza geçirmeniz yeterli.
Şimdi size İsrail’deki Amerikan üssünü göstereceğim. Binlerce
Ürdünlüyü toplanma merkezinde katletme emrini veren Amerikan
Generali monitörünüzde…
Dünya ile savaşım
istemeden de olsa erken başlamıştı. İsrail’deki Amerikan üssündeki
General ve subaylar şaşkındı. İki adet uçak gemileri saniyeler
içerisinde kaybolmuştu. Asker Yebarolarımız General ve subaylarının
bulunduğu hareket merkezine girdiler. Şahin Bey emir verince,
enselerinden yakalayarak havalandırdılar. 500 metre yukarıda
bekleyen uçan aracımıza atıp kelepçelediler. Şahin Bey bana tekrar
seslendi;
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Almanya, İngiltere, Amerika, İsrail, Türkiye,
Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan temizlendi. Sıra hareket
halindeki Uçak gemilerinde ve denizaltılarda…
Ürdün, Suriye ve
Türkiye’de havai yayın yapan dev ekranlar kurulmuştu. Yebarolarımız
kalabalık gördükleri mahallere bu dev ekranları basit bir
projeksiyon aletiyle oluşturuveriyorlardı. Vurulan hedeflerin
görüntülerini bu ekranlardan halk canlı olarak izliyordu. Ayrıca tüm
Dünya televizyon kanalları bu görüntüleri canlı olarak
yayınlıyorlardı. Benim Dünyaya bir anons yapmamın zamanı gelmişti.
Sel Yebaroya seslendim:
-Benim sesimi
görüntülere ekleyiniz, anonslar yapacağım.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, siz konuşmanıza başlayınız, görüntüyü ikiye
ayıracağız. Sizin görüntünüzü ve sesinizi tüm Dünya görüp
dinleyebilecek.
-Ey Dünya insanları!...
Ben de sizler gibi bir Dünyalıyım. Müslüman Türk ve Türkiyeliyim.
Adım Bozkurt Han, Oğuz soyundan geliyorum. Hiçbir Dünyalı korkuya
kapılmasın. Bize savaş açmayan, bizimle savaşmayan hiçbir Dünyalıya
zarar vermeyeceğiz. Dünyanın değişik ülkelerinde bulunan biyolojik
ve nükleer tesisler, toplu katliamlar yapmak üzere planlanmış ve
faaliyete geçirilmiştir. Şu anda bu hedefleri vurmamızın nedeni;
alarma geçirilmiş olmalarından kaynaklanmıştır. Yarın Ürdün saatiyle
10,54’te 7,5 şiddetinde bir deprem meydana gelecek. Biz depremzede
en az 4 milyon insana yardım etmek için Dünyaya geldik. Ama,
Amerika, İngiltere ve AB ülkeleri yöneticileri, ‘Kurtarıcı’ olarak
Müslüman coğrafyasına atadıkları kuklalarına emir vererek,
depremzedelere yardıma çalışan birliklerimize ve depremzede, biçare
insanlara saldırma emri verdiler. Bu soysuz ve vicdansız hareketin
hiçbir dinde yeri yoktur. Dünyanın hangi noktasından bize saldırı
emri verilirse verilsin, anında ve saniyeler içinde çok şiddetli
cevabını vereceğiz. Sadece saldıranı değil, saldırı emrini verenleri
de cezalandıracağız. Çok kısa bir zamanda, Osmanlı coğrafyasında
‘kurtarıcı’ olarak tanınan kuklaları ve iplerini oynatan vampirleri
tutuklayarak gezegenimizin doğal uydusunda bulunan hapishanemize
götüreceğiz. Orada sadece ağaç yaprağı yiyerek yaşayacaklar. Çok
kısa bir süre sonra, gıdasızlıktan belleri kamburlaşacak. Değerli
insanlar!.. Sizlere Allah’ın yarattığı bol nimetleri ücretsiz
dağıtmayı, çalışmadan eşit yaşamayı, hırsızlık, savaş ve
cinayetlerin olmadığı, paranın, değerli madenlerin geçmediği, temiz
bir Dünya vaat ediyorum. Sizleri ırklarınıza göre, inançlarınıza
göre tasnif ederek, ayrı şehirler ve ülkeler kuracağız. Sizlere eşit
davranacağız. Dünyayı yine sizler yöneteceksiniz. Biz ancak kötülere
müdahale edeceğiz. Tüm askeri birlikler, kısa bir süre sonra terhis
edilip, tüm silahlar imha edilecektir. Hiçbir gün, bu gününüzden
kötü yaşamayacağınıza, kıtlık ve yokluk çekmeyeceğinize kefil
oluyorum. Allah’ın verdiği nimetlere hiçbir ücret ödemeden sahip
olacaksınız. Tıpkı bedava nefes alıp verdiğiniz gibi. Her nimeti
bedava olarak ayağınıza getireceğiz. Yiyiniz, içiniz ve Allah’a
inandığınız şekilde şükrediniz. Adaletli bir Dünya için biz
buradayız. Siz, çocuklarınız ve torunlarınız artık açlık ve yokluk
çekmeyecek. Yarınlarından herkes emin yaşayacak.
Konuşma metnimi
Yebarolarımız tüm Dünya dillerine çevirerek tekrarladılar. Türkçe
bilen ülkelerde halk sokaklara dökülmüşlerdi. Hep bir ağızdan
haykırıyorlardı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, ölümüne arkandayız. Kahrolsun Amerika,
Kahrolsun Kahpe İngilizler!..
Şahin Bey kulaklığımdan
seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, etkili bir konuşma yaptınız. Sizi tebrik
ediyorum. Dünya ile savaşımızın yüzde 90’ını kazandığımızdan eminim.
Şu anda Amerika, İngiltere, Rusya ve Çin meclisleri olağanüstü
toplantı halindeler. Dünyanın tüm noktalarındaki alarma geçen üsleri
imha ettik. Bize yönelebilecek uzak veya yakın hiçbir tehlike
kalmadı.
Yebis Yebaro seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, İngiliz ve Amerikan hazinelerine el koyduk.
Az sonra da AB ülkelerinin hazinelerini kargo araçlarımıza
yükleyeceğiz. Tüm Dünyalılara paranın ve değerli madenlerin
geçmeyeceğini, stok yapmamalarını anonslarla duyuruyoruz. Fakir
ülkelere yiyecek ve giyecek yardımlarımızı hızlandırdık. Uçan
Yebarolarımız tüm ülkelere bildiriler dağıtıyorlar. Yiyecek
sıkıntılarını o ülkede kurduğumuz irtibat telefonlarına bildirmeleri
halinde, derhal yardım göndereceğimizi duyuruyoruz. Hemen hemen her
ülke şehrinde bir büro kurduk. Gönüllü Müslüman Araplar ve Türkler
bu bürolarda görev yapıyorlar.
Zaman çok hızlı akıyor
ve biz çok hızlı yol alıyorduk. Denizcilik Bakanım Bahriye Beye
talimat verdim:
-Bahriye Bey, İsrail’in
Başşehri Tel Aviv’e Yebarolarımız sizi indirsinler. Emrinize 2 bin
Asker Yebaro ve yeterli sayıda Yebis Ajan Yebaromuz verilsin.
İsrail’in işgal ettiği tüm topraklar taransın. Askeri birlikler ve
üsler imha edilsin. İsrail’de ikamet eden sivil halkı, incitmeden
dev 20 katlı 5 gemimizle geçici olarak Amerika’ya naklediniz. Parası
olmayana altın ve dolar veriniz. Hem de bol miktarlarda dağıtınız.
Yolculuk esnasında müşfik davranınız. Aç ve susuz bırakmayınız. Çok
kısa bir süre sonra tüm Yahudilere korkusuz yaşayacakları bir ülke
vaat ettiğimi aktarınız. Daha sonra bölgede bulunan Filistin
halkının yaralarını sarmaya başlayınız. Onları şimdilik boşalan
evlere yerleştiriniz. Sağlık, gıda ve giyecek yardımlarını hemen
yapınız.
Sel Yebaroya seslendim:
-Yebadan Umut Han Beyi
bana bağlayınız.
Umut Han Bey görüntülü
olarak bağlandı. Kendisine:
-Umut Han, sevgili
kardeşim, daha önce seçerek kursa tabi tuttuğumuz 50 bin Yebaya
Dünyada yönetici olarak görev vereceğiz. Bu Yebalarımızın listeleri
Sayım Yebarolarımızda mevcut. Aileleriyle birlikte Dünyaya gelmek
üzere hazırlansınlar. 36 saat sonra, 5 adet 20 katlı dev gemimizi
senin emrine vermek üzere buradan göndereceğim. Bu 50 bin Yönetici
Yebanın Dünyaya aileleriyle birlikte nakillerini sorunsuz olarak
yapmaya başlayınız. Gemilerimiz buradan size canlı hayvan, bitki
örtüsü için tohum ve bazı ilaç yapımında kullanılacak bitkileri
getirecek. Onların tasnif, depolama ve araziye serpme işlemlerinin
projeleri sizde mevcut. Gereğini yapınız.Umut Han Beyin işi bir
hayli zorlaşmıştı. Şahin Bey; Türkiye, tüm Kıbrıs, Suriye ve Suudi
Arabistan yönetimlerine sırasıyla el koyacaktı. Türkiye’de Milli
Güvenlik Konseyi toplantı halindeydi. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve tüm
Kuvvet komutanı generaller toplantıdaydı. Asker Yebarolarımız Şahin
Beyin emriyle harekete geçtiler. Toplantıyı bastılar. Hepsini
tutuklayarak, uçan araçlarımızla üssümüze getirdiler. Tutuklananlar
YB2 doğal uydumuza gidecek olan kargo araçlarımıza nakledildiler.
YB2’deki hapishanemize yeni koğuşlar yapılmayacaktı. Mahkumlar açık
alanda ve katil ağaçların arasında ikamet edeceklerdi. YB2 uydumuzda
katil gençten başka tutuklu yoktu. Onu da Gardiyan Yebaların başına
getirttim. Kendisine gıda da veriliyordu. Rahatı iyiydi. Yebaya
gidecek olan malzeme ve gıdalar Adana limanına naklediliyordu.
İsraillilerin Amerika’ya nakli yarın öğlen bitecekti. 5 adet 20
katlı dev gemimiz malları ve mahkumları Yebaya götürecekti. Yebis
Yebaroya seslendim:
-İmralısaray’da 40 bin
insanın, katili bebek katili var. Onu ve onu tek davadan yargılayan
güdümlü savcı ve hakimi de kapın. Acele üssümüze getirin!..
Asker Yebarolarımız,
Türkiye’deki askeri birliklere giriyorlardı. Asker önce içtima
ediliyor, daha sonra subay ve astsubaylar tutuklanarak uçan
araçlarımızla üssümüze taşınıyorlardı. Askerler terhis ediliyor,
silahlar ise müsadere ediliyordu. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Sayıştay, Danıştay, ve Yök basılmıştı. Tüm başkan ve üyeleri
tutuklandı. Daha sonra TRT, bazı özel televizyon ve radyo binaları,
gazete idarehaneleri basılarak sahip ve tanınmış idarecileri
tutuklandılar. Diyanet İşleri Başkanlığı, TÜRSAB, TÜSİAD EBSO ve
solcu tüm sivil toplum kuruluşları basıldı. Tün daire ve şube
başkanları, birlik başkanları tutuklandı. İzinde olanların hepsi
adreslerinde yapılan baskınlarımızla ele geçirilip tutuklandılar.
Şehirlerdeki valiler, bazı belediye başkanları, bir takım şaibeli iş
adamları tutuklandılar. Türkiye’den kaçmaya kalkışan yabancı misyon
ve ajanlar havaalanlarında kelepçelenerek tutuklandılar.Türkiye,
Suriye, Kıbrıs’ın tamamı, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Irak’ta
eş zamanlı operasyonlarımız sürüyordu. Terhis ettiğimiz Türk ve Arap
askerler evlerinde dönmeyip, birliklerimize gönüllü olarak kayıt
yaptırıyorlardı. Yebarolarımız bulundukları ülkelerde halkın
sevgisini kazanmışlardı. Gece yarısı olmak üzereydi. Kolumdaki saat
Ürdün Saatiyle 00,10’u gösteriyordu. Tabip Yebaro bana ve tüm
komutanlarıma uykusuzluk ilacından içirdi. Yarın akşama kadar
hepimiz diri kalacaktık. Ne de olsa, gelirken 6 gece ve 6 gündüz
uyumuştuk. Komuta kokpitinden kalkarak, eşlerimin ve çocuklarımın
yanına gittim. Hep birlikte yemek masamıza oturduk. Eşlerim ve
çocuklarım da uyumamışlar, heyecanla Dünya savaşımızı naklen
izlemişlerdi. Şahin Bey ve Bilgin Bey sırayla nöbetleşe yemek
yiyeceklerdi. Boşalan kokpitlere Yardımcı Yebarolarım komuta etmek
üzere oturdular. Daha henüz yemeye başlamıştım ki; Şahin Bey
kulaklıktan bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Dünyanın en tehlikeli silahı Rusların elinde.
Rusya Güvenlik toplantısından alarm kararı çıktı. Muhtemelen tespit
ettikleri birliklerimize nükleer başlık fırlatacaklar.
-Rusya Güvenlik
toplantısı bitti mi? Rusya Devlet Başkanı ve Komutanlar dağıldılar
mı?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Başkan mecliste toplantı halinde. Komutanlar
da Genel Kurmayda. Rusya Gizli servisinde de 23 üst seviyede general
var.
-Şahin Bey beni duyuyor
musun?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, emrediniz efendimiz!..
-Rusya’daki bu adresleri
Asker Yebarolarımız bassınlar. Tüm general ve subayları tutuklayıp
üssümüze taşısınlar. Şahin Bey,
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, emrediniz…
-Rusya’da şu ana kadar
kaç hedef belirlemiştik?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, 4 büyük üs ve 22 küçük birlik daha kaldı
efendimiz…
-Hepsini yerin dibine
gömün. Acele edin, önce büyük hedefleri yok edin. Daha sonra askeri
birlikleri lağvetmeye başlayınız.
Önümüzdeki monitörden
Ürdün görüntüleri canlı olarak yayınlanmaya başladı. Önce
hazırladığımız film gökyüzüne yansıtıldı. Tüm Dünya televizyonları
canlı olarak bu görüntüleri kendi dillerinde yayınlıyorlardı.
Amerikan ve İngiliz televizyonları; Bozkurt Han, iki eşi, biri kız
diğeri erkek iki evlatlığı ve 41 bayan Yardımcı robotu Ürdün’de diye
flaş haber olarak, görüntülerimizi canlı olarak yayınlamaya
başladılar.
Yebis Yebaro
kulaklığımdan bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, monitörünüze gönderdiğim canlı yayını
izlemenizi istiyorum.
………………………….
İzmir’de boşandığım
eşimin evi. İki öz kızım ve bir de oğlum annelerini ziyarete
gelmişler. Üvey babaları da orada. Eski eşim çok yaşlanmıştı. Şu
anda 50 yaşındaydı. Ailecek televizyondan canlı yayın veren
kanalları izliyorlardı. Eski eşim birden çocuklara bağırmaya
başladı:
-Bu O!.. Bozkurt Han
dedikleri adam babanız!.. Vallahi de billahi de o!.. Bozkurt Han
sizin babanız…
Eşlerim Fatma ve
Ayşe’ye, çocuklarım Adem ve Asena’ya yanıma gelmelerini işaret
ettim.
-Şu gördüğünüz eski
eşim. Yanındakiler de; oğlum 29 yaşında adı Kenan… 27 yaşındaki
kızım Handan ve 18 yaşındaki Sinem… Yanlarındaki adam da üvey
babaları…
Eski eşim çocuklara hala
bağırıyordu:
-Bu O… Bozkurt Han denen
adam babanız… Vallahi, billahi de Bozkurt Han babanız…
Öz oğlum kafasını
salladı. Ellerini televizyona doğru kaldırarak;
-Anne sen bunadın
galiba!.. Bozkurt Han benden küçük. 23-24 yaşında gösteriyor. Ama
benim babam 53 yaşında. Yok, yok sen kesin bunadın. Kafayı yedin,
kesin yedin!..
Kızlarım da
ağabeylerinin fikrine katılarak gülüşmeye başladılar. Kızlarımın
ikisi birden:
-Anne ağabeyimiz haklı.
Sen kesin tımarhaneliksin!..
Eski eşim hiç vakit
kaybetmeden ayağa kalktı. Salondaki gümüşlüğün kapağını açarak bir
fotoğraf albümü getirdi. Çocuklara bağırarak:
Bakın bakalım, Bozkurt
Han babanız mı değil mi?
Çocuklarım bir fotoğrafa
bakıyorlar, bir de benim Ürdün semalarında yayınlanan görüntülerime
bakıyorlardı. Hepsi birden, üvey baba da dahil bağrıştılar:
-Bu O, Bozkurt Han.
…………………………
Filmin gösterimi sessiz
olarak, uygun adım yürüyüş sahneleriyle devam ederken, Umut Han
Bey’in Kur’an-ı
Kerim okuduğu ses kaydı yayına sokuldu. Tüm Ürdün bu görüntüleri
izliyor ve bizi duyuyordu. Diğer Dünya ülkeleri, Ürdün görüntülerini
televizyonlardan izliyorlardı. Bilgin Bey telaşlı bir ses tonuyla,
kulaklığımdan seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Çin’de hareketlilik var. Çin’in güneyindeki
Hainan adasında, yüzlerce denizaltı ve uçak gemisi hareketlenmeye
başladılar.
-Rusya operasyonlarımız
ne durumda?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Dünyanın en büyük kitle imha üslerini
Rusya’da vurduk. Tüm Rus yöneticilerini ve Generallerini tutukladık.
-Çin komuta üssüne,
meclisine, konseyine ne haltsa ulaşmamız mümkün mü?
Yebis Yebaro araya
girdi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Siz üzülmeyin efendimiz, biz çoktan Çin
Başkanına ulaştık. Yanlış emir verdikleri anda, tüm silahlı
birliklerini eriyik haline getireceğimizi söyledim. Bir saat sonra
Çin meclisinde Başkan bir toplantı yapacak. Bu toplantıda savaş
konusunda bir karar çıkabilir. Çin Başkanının emriyle, 8 Çin uydusu
hareketlenerek, Ürdün üstündeki bir yörüngeye oturtulacak. Ürdün
üzerinde şu anda; 3 Amerikan, 2 İngiliz ve bir de Alman uydusu var.
5 adet Rus uydusu da Ürdün’e doğru kaydırılıyor.
-Yebis Yebaro,
operasyonlarımızın devam ettiği ülkeler üzerindeki tüm uyduları
bulundukları 900 – 980 kilometre mesafeden, 5 bin kilometre
yüksekliğe çıkartalım. Uyduları imha etmeyiniz. Sadece yüksekte ve
etki alanları dışında tutalım.
Yebis Yebaro tekrar
seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, İzmir Emniyet Müdürü, çocuklarınızın
bulunduğu evi çevirdi.
-Yebis Yebaro, müdahale
etmeyiniz. Bırakın tutuklasınlar. Yardıma gitmeyiniz. Ancak, tutuklu
bulundukları yeri tespit edelim. Bana karşı koz olarak kullanmak
isteyebilirler. İzmir valisini ve Emniyetteki tüm müdürleri derhal
tutuklayınız.
Görüntülere bakılırsa,
çocuklarım ve eski eşim bir panzere bindirilerek, Buca cezaevine
götürüldüler. Nizamiye kapısında arbede yaşanıyordu. Gardiyanları
Yebarolar dövüyordu. Kaskımı kafama indirerek, görüntüye zum yaptım.
O da nesi? Biyolog Yebaro gardiyan kılığına girmişti. Diğer Yardımcı
Yebarolarım da yanındaydı.. Biyolog Yebaro oğluma sordu:
-Bozkurt Han efendimiz
öz babanız mı?
Çocuklarımın hepsi
birden:
-Evet, Bozkurt Han öz
babamız.
Biyolog Yebaro kollarını
havaya kaldırdı. Ben korkmuştum. Vurursa öldürebilirdi. Ama vurmadı.
Konuşmaya devam etti:
-Siz Bozkurt Han
efendimizi, babanızı en son ne zaman gördünüz?
Oğlum cevap verdi:
-10-12 yıl önce
görmüştük.
Biyolog Yebaro devam
etti:
-10-12 yıl önce
gördüğünüz babanız size göre; sizi kurtarmaya gelecek mi dersiniz?
Kızlarıma döndü:
-Ya siz hanımefendiler,
Kainatın yaşayan tek efendisi Bozkurt Han öz çocuklarını kurtarmak
için parmağını oynatacak mı dersiniz? O yeni eşleri ve çocuklarıyla
şimdi çok mutlu. Yakında da iki oğlu daha dünyaya gelecek. Şimdi
cezaevine girin ve cezanızı çekin!..
Biyolog Yebaro yanındaki
Jandarma Mehmetçiklere seslendi:
-Götürün bunları Cezaevi
Müdürünün odasına!..
Saat 04,30, sabah ezanı
vakti gelmişti. Yürüyüş filmimiz sessiz olarak devam ediyordu. Ürdün
ve Suriye camilerinin tamamına Umut Han Beyin okuduğu ezan sesi
iletildi. Yer ve gök ezan sesiyle inliyordu. Ezan bittikten sonra,
ağır ağır gün ağarmaya başladı. Suriye sınırından Maan şehrine kadar
tüm yerleşim bölgeleri boşalmıştı. İnsanlar ele geçirdikleri
araçlarla Maan’da kurduğumuz toplanma merkezlerimize intikal
ediyorlardı. Yebarolarımız boşalan yerleşim merkezlerinde Arapça
anons yapıyorlardı. Evlerin boşaltılmasını ve canlı hayvanların
unutulmamasını duyuruyorlardı. Bazı Yebarolar, sokak köpeklerini ve
kedilerini topluyorlardı. Kedileri kovalarken, ilginç ve komik
manzaralar ortaya çıkıyordu. Kedi duruyor, Yebaro da durarak
bekliyordu. Daha sonra kendisini Yebarodan daha hızlı hisseden
kediye, Yebaro ansızın saldırıyor ve yakalıyordu. Bir saniye önce
kendisini aslan zanneden kedi, yakalanınca miyavlayarak el, aman
dileniyordu. Bu işi yapmaya Yebarolar gerçekten bayılıyorlardı!..
Hatta kediyi serbest bırakıp, tekrar deniyorlardı. Köpeklerin durumu
daha da ilginçti. Yebaro ile karşılıklı bakışıyorlar, daha sonra
dişlerini gösterip, korkutmak istiyorlardı. Yebarolar da onlarla
alay etmeye başladı. Yebarolar köpekleri ansızın yakalıyorlar ve
daha sonra serbest bırakıyorlardı. Birkaç denemeden sonra, köpekler
Yebaroların galibiyetini kabullenip, kuyruk sallamaya başlıyorlardı.
Panik içerisinde kaçışan insanların geride bıraktıkları ahır ve
kümes hayvanları Yebarolar tarafından toplanarak, açık araziye
bırakılıyordu. Askeri birlikleri Yebarolarımız çevirmişlerdi. Sabah
içtiması sırasında, subay ve astsubaylar tutuklanarak götürüldüler.
Askerler terhis edildi. Silahlar Yebarolar tarafından müsadere
edildi. Askerlerin bir kısmı toplanma merkezimizde gönüllü çalışmak
için götürüldüler. Saat; 10,00’ı gösteriyordu. Yebis Yebaro
kulaklığımdan seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Ürdün temiz. Bir tek ateşli silah kalmadı.
Asker ve polis güçleri dağıtıldı. Türkiye, Suriye, İran, tüm
Kıbrıs, İsrail ve Lübnan temiz… Tüm silahlar ve askeri birlikler yok
edildi. Irak’ta bulunan Amerikalı yüksek rütbeli tüm subaylar
tutuklandılar. Amerikan askerleri uçan araçlarımızla Amerika’ya
naklediliyorlar. Irak halkı sizin yürüyüş filminizden çok
etkilendiler. Kendi aralarında: “Kanı bozuk olmayan bir Türk çıkacak
ve bizi kurtaracak diyorduk. İşte O, Yüce Bozkurt Han imdadımıza
geldi” diyerek sizden bahsediyorlar.
Saat: 10,50 Yebarolar,
alarm sirenleri çalmaya başladılar. Tüm Ürdün titriyordu. Deprem anı
canlı olarak tüm Dünyaya gösterilecekti. Ürdün’ün Başkenti Amman
senalarında Yebarolar telaşlı telaşlı uçuşmaya başladılar. 5 katlı
bir evin 3. katının penceresinden bir Yebaro uçarak dalış yaptı.
Komuta merkezimizden pür dikkat onu izliyorduk. Bilgin Bey bağırmaya
başladı:
-Bu manyak Yebaroyu kim
programladı?
Biyolog Yebaronun sesi
duyuldu:
-Bilgin Bey diye aşşalık
bir herrrefff programlamıştı!...
Yer sarsılmaya başladı.
Birkaç saniye içerisinde binalar kağıt gibi devrilmeye başladı. Gök
yüzünde tekbir sesleri yükselmeye başladı. Umut Han bey daha önce
Yebarolara; “deprem başlayıp bitene kadar halka Tekbir getirtin”
diye talimat vermişti. Deprem bittikten sonra, binaların yüzde
60,70’i yıkılmıştı. Yıkılmayan binalarda ağır hasarlar meydana
gelmişti. Tekrar kullanılamayacak haldeydi.
Yebaromuz dalış yaptığı
5 katlı binanın enkazı altında kalmıştı. 20’ye yakın Asker Yebaromuz
enkazı temizlemeye başladılar. Konvoy halinde toplanma merkezine
gitmekte olan Ürdün halkı da yardım etmek istediler. Ama
Yebarolarımız enkaz alanına onları sokmadılar. Bir anda binlerce
Ürdünlü enkaz alanı çevresinde toplandı. Yebarolarımız dev kolon ve
beton artıklarını tek elleriyle fırlatıp atıyorlardı. Seyredenler
onları görmüyordu. Ama orada olduklarını anlıyorlardı. Enkazın çöken
iki katı tamamen temizlenmişti. Ben Yebis Yebaroya seslendim:
-Yebis Yebaro, enkazın
altındaki Yebaromuzla iletişim kurabiliyor muyuz?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, siz arkadaşımızı hiç merak etmeyiniz. Az bir
süre sonra, size o bir güzel olayı yaşatacak!..
Evin giriş
merdivenlerine Asker Yebarolar ulaşmayı başardılar. Merdiven
altında, genç bir anne yeni doğmuş bebeğine sarılmış yerde
yatıyordu. Dalış yapan Yebaromuz, anne ve bebeğin üzerine adeta kol
kanat germiş, üzerlerine çöken beton yığınlarını beliyle tutmayı
başarmıştı. Anne ve bebekte çizik bile yoktu. Hatta anne enkaz
üzerinde yürüyerek uzaklaşmaya çalışıyordu. Enkaz temizliği yapan
Asker Yebarolarımız görünür oldular. Enkaz alanında çember oluşturan
Ürdünlüler Yebarolarımızı alkışlıyorlardı. Tüm Dünya televizyonları
bu görüntüleri canlı olarak defalarca yayınlıyorlar ve televizyon
izleyenler de Yebarolarımızı alkışlıyorlardı. Sel Yebaroya emir
verdim:
-Ürdün’deki tüm
yebarolarımız görünür olsunlar.
Yebarolarımız Ürdün
şehirlerinde dolaşıyorlardı. Görünür moduna geçmişlerdi. Kiminin
kucağında yaşlı bir kadın, birkaç çocuk, koyun veya keçi, kedi veya
köpek ve hatta İnek ve eşek taşıyan Yebarolarımız vardı. Dünya,
Yebarolarımızın gücünü ve iyi niyetini anlamıştı. Tabip ve
veteriner Yebarolarımız şehir merkezlerine yakın mahallerde
ameliyathaneler kurmuşlardı. Veteriner Yebaromuz bir deve yavrusuna
ameliyat yapıyordu. Diğer bir Yebaromuz yeni doğmuş bir kuzunun
bacağını dikiyordu. Terk edilmiş yatalak hastalar, yaşlı ve çocuklar
enkaz altından kurtarılmış, sahra hastanelerimize getirilmişlerdi.
Burada ameliyat ediliyorlardı.
Sel Yebaroya seslendim:
-Sesimi tüm Dünyaya
duyur.
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Konuşmaya başlayınız, biz hazırız…
-Ey insanlar, gördüğünüz
gibi, Ürdün Depremi sıfır ölümle atlatılmıştır. Görevli robotlarım
artçı depremlerin devam edeceğini bildikleri için, depremin meydana
geldiği alanlara girilmemesi için anonslar yapıyorlar. Bu depremi
bizim planladığımızı öne sürerek iftira kampanyası açan ve bize
savaş ilan eden; Amerika, İngiltere, Rusya ve Çin yöneticilerini
kınıyorum. Bir çoğunu yakaladık. Onları pek yakında sizler
yargılayacaksınız… Çok kısa bir süre sonra, Dünya’da yayın yapan
televizyonların yöneticilerini, uzay üssümüzde ağırlayacağım. Bu
ağırlama sırasında sizlere daha önemli açıklamalarda bulunacağım.
Şimdi sizi yönetenlere sesleniyorum: Dünyadaki tüm özürlü insanlara
yeni iç ve dış organlar kopyalayacağız. Bir tek ama, çolak veya
topal insan kalmayacak. Beyin özürlü olanları bile kısmen
sağlıklarına kavuşturabileceğiz. Yaşlı insanların görünümünü, 24
-25’li çağlarına geri döndüreceğiz. Ömrünüz en az 700 sene uzayacak.
Şimdi bütün bunları yapmaya keşke bugün başlayabilsem. Ama siz alçak
düşünceli yöneticiler, elinizde bizi yok edecek bir tek silahınız
olmadığı halde, anlamsız ve mantıksız davranışlar göstererek,
bizimle savaşmak isteyeceksiniz. Ve biz de sizleri yenip, yargılamak
üzere Gezegenime götüreceğiz. Orada sadece katil ağaç yaprağı
yiyerek besleneceksiniz. Aylar sonra beliniz bükülecek,
kamburlaşacaksınız. Bir çoğunuz katil ağaçlarla baş edemeyecek ve
yerin 200 metre derinine gömülecekler. Katil ağaçların arasında
temiz bir çarşafta yatabilmenin hayalini kuracaksınız. Ama nafile!..
Öyleyse, hiçbir yönetici bize savaş açmasın. Anlamsız hiç kimse
hayatını kaybetmesin. Kaldı ki; Dünyayı tekrar sizler
yöneteceksiniz.
Konuşmam bittikten
sonra, araçta bulunan tüm Bakanlarımı ve 41 Yardımcı Yebaromu
yanıma çağırdım. Onlara hitaben;
-Değerli Bakanlarım,
komutanlarım ve değerli Yebarolarım, Ürdün depreminde göstermiş
olduğunuz başarılarınızdan dolayı sizleri ve Dünyada halen hizmet
vermekte olan tüm Yebaları ve Yebaroları kutluyorum. Umut Han Bey,
çok kısa bir süre sonra, 50 bin Yönetici Yebayı Dünyaya göndermeye
başlayacak. Bu Yebalarımız öncelikle Ürdün’deki toplanma ve geçici
Şehrimizde aileleriyle ikamet edecekler. Daha sonra, bu Yebalarımız
kurtarılan ülkelerin başına tarafımdan tayin edilecekler. Halen
bizimle savaşmayan hiçbir birliğe saldırmayacağız. Dünyanın her
ülkelerinde, sabah içtiması yapan tüm askeri birlikleri
lağvedeceğiz. Ağır ve hafif silahları müsadere ederek, askerleri
terhis etmeye başlayacağız. Askeri tüm araçlar müsadere edilecek.
Tank, uçak, nakliye aracı, denizaltı, uçak gemisi ve tüm askeri
mekanize birlikleri derhal yok etmeye başlayacağız. Bize ateş
açmayanlara biz de ateş açmayacağız. Öncelikle, Avustralya Kıtasını
tamamen insanlardan arındıracağız. Burası Dürolarımızın merkezi
olacak. Yebadan getireceğimiz katil ağaç yapraklarını bu Kıtada
yetiştireceğiz. Böylece, enerji sıkıntımız olmayacak.
Dünyanın imarına Kanada
denilen ülkeden başlayalım. Çok kısa bir zaman sonra, insanların
Dünyadaki dağılımlarını öğrenebileceğiz. Dinlerine göre ayrılan
insanları daha sonra ırklarına ve dillerine, eğer isterlerse
renklerine göre de yeni şehirlerimizde tasnif edebileceğiz.
Muhtemelen 10 bin yeni şehir inşa edeceğiz. Eski şehirleri, tarihi
binalara zarar vermeden imha edeceğiz. Yerleşim konusunda Yebada
uyguladığımız şehir projelerini Dünyada da uygulayacağız.
67. GÜNÜM SÜMBÜL 17
Sabah kahvaltımı eşlerim
ve çocuklarımla yaptım. Bana Dünyaya inmek için sabırsızlık
içerisinde olduklarını söylediler. Ben de kendilerine; kısa bir
zaman sonra, Türkiye veya İsrail’de bir komuta merkezi
yaptıracağımı, bu merkezde ikamet edebileceğimizi söyledim.
Şahin Bey ve Bilgin Bey
askeri birliklerin lağvedilmesini başarıyla sürdürüyorlardı.
Askerden arındırılan bölgelerde, Yebis ve Asker Yebarolarımız karış
karış arama ve tarama yapıyorlardı. İsrail, Filistin, Lübnan,
Suriye, Ürdün, Irak ve Türkiye topraklarına ağırlık vermişlerdi.
Yebis Yebaroyu yanıma çağırdım:
-Yebis Yebaro, Dünyadaki
ajanlarımıza söyle, Amerikalı televizyon yapımcılarının 50 kadarını
üssümüze cihazlarıyla ve teknisyenleriyle birlikte yarın
getirsinler. Onları birkaç gün üssümüzde ağırlayabiliriz. Buna göre
hazırlıklı olsunlar.
Şahin Bey, Yebanın
geçmişinde de, askeri hizmetlerde bulunmuş değerli bir komutandı.
Komuta kokpitimde, Dünyada yaptığımız operasyonları önümdeki
monitörden izliyordum. Bir ara bana kulaklığımdan seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, şu anda vermiş olduğumuz savaş bana çok ilkel
geliyor. Yebanın geçmişinde kullandığımız, yok edici silahları
düşünüyorum da…
-Şahin Bey, biz Dünyaya
yok etmeye veya öldürmeye gelmedik. Şöyle bir düşünün; tüm insanları
Dünyada yok etme gücümüz olsa ve yok etsek… Dünyanın değeri kalır
mıydı?.. Dünya manasız bir hale gelmez miydi?..
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, haklısınız efendimiz…
-Dikkat ettiysen ben
Dünyanın modern yaşamını veya Yebanın geçmişteki en üst medeni
yaşamını baz alarak, kalıcı Yeba şehirlerini planlamadım. Benim
kalıcı şehirlerinde kurduğum basit yaşam ve kalite siz üst
medeniyetleri yaşamış Yebalara çok ilkel gelebilir. Ancak; çok ileri
medeniyetlerin ölüm riskini artırdığını da unutmamalıyız. Ne kadar
teknoloji ve medeniyet; o kadar değişik ölüm şekli… Bu yüzden de,
Dünyanın ve Yebanın ulaştığı ölüm getirebilecek hiçbir teknolojiden
istifade etmeyeceğiz. Bizim için; insanlara ve Yebalara sağlık,
temizlik, tehlikesiz barınma ve karın dokluğu önemlidir. Bu
imkanları sağlarken, ölüme sebebiyet verecek hiçbir enstrümanı
kullanmamalıyız. Varsın İnsanlar ve Yebalar, sunduğumuz imkanları
ilkel bulsunlar. Biz Yebadan Dünyaya öldürmeye değil, İnsanlara daha
güvenli bir yaşam sunmaya geldik. Tek yapmaları gereken şey;
Sağlıklı, temiz, karnı tok ve güven içerisinde yaşayıp; Yüce
Yaratana şükür etmeleridir.
Bilgin Bey kulaklığımdan
seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Fransa meclisi, toplanma merkezimizdeki
birliklerimize savaş ilan etme kararı aldı. Askeri birlikler kısa
bir süre sonra alarm durumuna geçirilecek…
-Fransızlar hangi
birliklerimize saldırmak istiyor?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, efendimiz, Fransa ile Almanya arasındaki Metz
bölgesinde, toplanma merkezi kurmuştuk. Bu bölgede, eski Almanya
sınır ve gümrük tesisleri bulunuyor.
Yebis Yebaroya
seslendim:
-Fransa meclis
toplantısı bitti mi?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, meclis toplantısı devam ediyor. Kendi
aralarında şiddetli bir şekilde savaş kararını tartışıyorlar.
Parlamenterlerin çoğunluğu bizi yeneceklerinden emin görünüyorlar.
Almanlarla bir olup, bize karşı bir kıskaç harekatı yapmayı
planlıyorlar.
-Şahin Bey ne
yapabiliriz?
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Fransa ve Almanya kamuoyuna bir sesleniş
konuşması yapmalısınız..
Sel Yebaro araya girdi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Almanya’nın ve Fransa’nın en büyük televizyon
kanallarına girerek yayın yapabiliriz.
-Peki, konuşmalarımı
Türkçe yapacağım. Almancaya ve Fransızcaya çevirileri sizler yapmaya
hazır mısınız?
Sel Yebaro;
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, biz tespit ettiğimiz Alman ve Fransız
televizyonlarında alt yazıyla konuşma yapacağınızı duyurmaya
başlayalım. Siz konuşmaya hazır olduğunuzda derhal naklen yayına
geçebileceğiz.
-Alt yazı ile duyurmaya
başlayınız. Beş dakika sonra, Alman ve Fransız halkına sesleneceğim.
Bu arada, ABD’den de büyük bir TV kanalında, alt yazıları, sesli ve
görüntülü naklen yayınımızı gerçekleştirelim…
Kısa bir süre içerisinde
tüm Dünya televizyonları naklen yayına hazır hale gelmişti.
Yapacağım konuşmayı tüm Dünya seyredebilecekti.
Sel Yebaro;
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, konuşmanıza başlayabilirsiniz. Ben sizi
Dünyaya takdim edeceğim. Görüntünüzü tüm Dünya görebilecek…
Şahin Bey beni
kendisinin takdim edeceğini Sel Yebaroya söyledi. Daha sonra Şahin
Bey konuşmaya başladı:
-Dünyadaki tüm İnsanlara
sesleniyorum. Kainatın yaşayan yüce efendisi, Bozkurt Han, Fransa
meclisinin birliklerimize karşı savaş ilan etmesini, şimdi sizlere
değerlendirecek. Şimdi hep birlikte yüce efendimiz Bozkurt Han’ı
dinliyoruz…
Ben konuşmama başladım;
-Dünyadaki tüm
insanlar!.. Biz Yeba gezegeninden buraya savaşmaya gelmedik. Daha
önceki size sesleniş konuşmalarımda, bunu ısrarla vurgulamıştım.
Bizimle savaşmayanlara, savaş açmayacağımızı söylemiştim. Ancak,
kısa bir süre önce Fransa meclisi birliklerimize karşı savaş ilan
etmeyi kararlaştırdı. Bunu müttefiki olan Alman birlikleri ile
gerçekleştirecekler. Şimdi bizim onlara mislisiyle cevap vermemiz
bekleniyor. Biz cevabımızı çok sert verebiliriz. Binlerce Alman ve
Fransız askerini öldürebiliriz. Genç yaştaki yavrularınızın canını
alabiliriz. Ama biz Dünyaya huzur getirmek için buraya geldik.
Canice savaşmayacağız. Ancak bu kararı alan alçak parlamenterleri de
affetmeyeceğiz. Fransa’da bulunan Yebis Ajanlarımız şimdi sizlere;
Tour Eifel ve Fransa meclisi önünden canlı görüntüler getirecekler.
Gerekirse acil olarak şu anda toplantı yapmakta olan Alman
Parlamentosundan da görüntüler aktaracaklar. Değerli Dünyalılar;
yarın bir grup Dünya televizyon yapımcısını üssümüze getirip misafir
edeceğiz. Sizlere kendimizi daha iyi tanıtabilmek için, benimle,
eşlerim ve çocuklarımla, emrimdeki komutanlarım ve robotlarımla
röportaj yapmalarına izin vereceğim. Almanya ve Fransa’nın
kesinlikle zarar görmesini arzu etmiyoruz. Bu yüzden de; savaş
kararı alan tüm Fransız Parlamenterlerini meclis bahçesinde
toplanmaya çağırıyorum. Kendilerine şu andan itibaren yarım saat
süre tanıyorum. Tüm Fransız Parlamenterleri eksiksiz olarak derhal
meclis bahçesinde toplansınlar. Kaçmaya kalkışanlara Asker ve Ajan
Yebarolarımız çok sert davranacaklardır. Bu yüzden de, tüm
Parlamenterler derhal bahçeye inmelidirler. Biz kendilerini
tutuklayıp sizin adınıza yargılayacağız. Eğer, bu yarım saatlik
sürede bahçeye inmezlerse; önce Tour Eifel Kulesini yok edeceğiz.
Daha sonra meclis binasını o parlamenterlerin başına geçireceğiz. Şu
anda olağanüstü toplanan Alman Parlamentosunu da uyarmak istiyorum.
Fransa meclisinin iğrenç oyununa gelmeyiniz. Fransız
Parlamenterlerine yapacağımızın aynısını sizlere de yapma zorunda
bizi bırakmayınız…
100 tank ve onlara eşlik
eden 50 helikopterden oluşan bir birlik Metz yakınlarında bulunan
birliklerimize doğru harekete geçmişti. Önümdeki monitörden onları
izleyebiliyordum. Tekrar Dünyaya seslendim:
-Dünyadaki tüm insanlar,
şu anda birliklerimizle savaşa giden Fransa Metz’deki bir birliğin
başına gelecekleri sizlere naklen göstereceğiz.
Daha sonra Şahin Beye
döndüm:
-Birliği derin
hendeklerle çembere alalım.
Bilgin Bey güneş
ışınlarını odaklayarak, Fransız birliğini geçilmesi olanaksız
dairesel derin hendekle çevirdi. Görünmez Asker Yebarolarımız savaş
helikopterlerinin pervanelerini kopartarak kanadı kırılmış serçeler
gibi yere indirdiler. Daha sonra bin askerden oluşan birliğin silah
ve tezatlarını toplamaya başladılar. Bir Asker Yebaromuz, Fransız
komutanların omuzlarındaki apoletleri sökmeye başladı. Tüm bu
olanları Dünya televizyonları naklen yayınlıyorlardı. Fransa
meclisinde bulunan dev ekrandan, Fransız Parlamenterleri olanları
izliyorlardı. Birkaç tanesi paniğe kapılarak meclis bahçesine
indiler. Yebarolarımız onları kaparak uçan aracımıza taşıdılar.
Verdiğim yarım saatlik süre dolmak üzereydi. Parlamenterlerin
çoğunluğu aşağıya inmemişti. Mecliste anlamsız anlamsız
oturuyorlardı. Sel Yebaro Fransa meclisinde oturan Parlamenterlere
seslendi:
--Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, sizlere uzatmasız yarım saat süre vermişti.
Sürenin dolmasına beş dakika kaldı. Ya inersiniz ya da efendimizin
emirlerini yerine getiririz. Bu son uyarıdır. Bir daha
uyarılmayacaksınız!..
Sel Yebaro kulaklığımdan
bana seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, kaskınızı indirip, Fransa Meclis bahçesine
bakınız!..
Kaskımı indirdim. Aman
Allah’ım!.. 5 adet uçan görünmez kargo aracımız meclis bahçesine
indirilmişti. Yüzlerce Asker Yebaro görünmez olarak hazırda
bekliyorlardı. Meclis çevresinden kuş bile uçurulmuyordu. Meclis
içerisinde ve dışarısında derin bir sessizlik hakimdi. Sessizliği
Şahin Bey bozdu:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han’ın verdiği süre dolmuştur. Şimdi Fransa
meclisine Yüce efendimiz Bozkurt Han adına el koyacağız. Bilgin Bey,
Tour Eifel’in son 30 metrelik tepesini kopartınız!..
Bilgin Bey önce Tour
Eifelin çevresini dairesel derin hendekle çevirdi. Daha sonra da
tepesini odak ışınla koparttı.. Şahin Bey Meclis bahçesinde bulunan
Kaptan Pilot Yebarolara seslendi:
-Şimdi… Kainatın yaşayan
yüce efendisi, Bozkurt Han, adına!.. Mecliste bulunan tüm
Parlamenterleri Kaptan Pilot Yebarolarımız geçici olarak kör
edecekler.
Meclis bahçesinde
bulunan 5 adet uçan kargo aracımız, farlarını meclis pencerelerine
yöneltti. Meclis adeta ışın topuna dönüşmüştü. Ardından tüm Asker
Yebarolarımız Fransa meclisine girdiler. Yakaladıkları
parlamenterleri enselerinden havaya kaldırıp, uçan araçlarımıza
taşıyorlardı. Mecliste adeta can pazarı yaşanıyordu. Yebis yebaro
bana kulaklığımdan seslendi:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Almanya Meclis Başkanının size bir mesajı
varmış. İletmek istiyorlar. Emir buyurunuz!..
-Önce Meclis Başkanının
mesajını tüm Dünya duysun. Sonra ben cevaplayacağım…
Alman Meclis Başkanına
ilk hitap Asker Yebarolarımız tarafından Türkçe olarak
ezberletilmişti. Konuşmaya başladı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Almanya yıllarca Türklere ve Müslümanlara çok
iyi davrandı. Hatta, Hitler zamanında bile, biz Türklerle çok iyi
diyaloglar kurduk. Şimdi şu anda, müttefikimiz olan Fransa
meclisinin aldığı savaş kararına da katılmayacağız. Ancak temsil
ettiğimiz Alman halkının çıkarlarını da meclis olarak korumak
zorundayız. Alacağınız bizimle ilgili kararları, önceden bizimle
tartışmalısınız. Bizi mağdur etmemelisiniz…
-Değerli Alman Meclis
Başkanı, biz Dünyaya huzur dağıtmaya geldik. Hiçbir insan dünkünden
daha mutsuz ve umutsuz olmamalı. Ölüm korkusunu bilhassa hiç
yaşamamalı. Yarın tüm Dünyaya sesleneceğim. Dünyanın tanınmış
televizyoncularını üssümüzde ağırlayacağım. Onlar benimle, eşlerim
ve çocuklarımla, Bakanlarım ve Komutanlarımla ve hatta Yardımcı
robotlarım olan Yebarolarımla röportaj yapabilecekler. Alman meclisi
olarak sizler de bir televizyon ekibinizi üssümüze
gönderebilirsiniz. Bana ve mahiyetimdekilere sorularınız varsa; ekip
aracılığıyla sorabilirsiniz. Öncelikle tüm Parlamenterlerinize, size
ve Alman halkına bu kararınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Gelecekte
Dünya yönetimini yine siz İnsanlara bırakacağız. Halkınızı yönetmeye
yine siz seçilmişler devam edeceksiniz.
Asker Yebarolarımız çok
hızlı iş görüyorlardı. Fransa’nın tamamını abluka altına almışlardı.
Tüm Askeri birlikler ele geçiriliyordu. Önce asker içtima ediliyor,
yüksek seviyedeki subay ve astsubaylar tutuklanıyor, askerler terhis
ediliyordu. Silah ve tesisatlar müsadere edilip uçan kargo
araçlarımıza yükleniyordu. Polis ve Jandarma birliklerinin elindeki
patlayıcılara ve silahlara el konuyordu. Yebarolarımız emrim üzerine
hasar gören Tour Eifel kulesini onarmaya başlamışlardı bile…
Akşama doğru Şahin Bey
ve Bilgin Bey ayrı ayrı savaş raporu verdiler. Şahin Bey:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, bugün Dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan 22
bin 500 hareketli askeri hedefi imha ettik. Milyonlarca patlayıcı
silaha, mühimmata ve mekanize araca el koyduk. 100 binin üzerinde,
uçmakta olan uçak düşürüldü. Pilotların ölmemesine emriniz üzerine
çok özen gösterdik. Tespit ettiğimiz tüm denizaltıları, uçak ve
savaş gemilerini batırıyoruz. Savaş amaçlı kullanılan tüm suni
uyduları, etki alanlarının dışına taşıdık.
Daha sonra bilgi vermeye
Bilgin Bey devam etti:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, savaş nedeniyle bazı ülkelerde gıda sıkıntısı
çekiliyor. Devlet yöneticileri ve fırsatçılar gıda stoku yapmaya
başladılar. Bazı yiyecek maddelerini bulmak zorlaştı. Çin ve
Hindistan pirinç ihracatını durdurdular. Petrol kuyularını
kapatıyoruz. Dünyada petrolle çalışan araçların yarısı stop etti.
Ulaşımda büyük sıkıntılar yaşanıyor. Türkiye, Irak, İran, Suriye,
Lübnan, Filistin ve İsrail tamamen silahlardan arındırıldı. İsrail
şu anda terk edilmiş bir ülke konumunda. Emriniz üzerine, büyük bir
malikaneyi, komuta merkeziniz ve ikametgahınız olarak size ve
ailenize ayırdık. Görevli ve hizmetli Yebarolarınız sizi ve ailenizi
malikanede bekliyorlar. Yebadan gelmekte olan ilk bin 500 kişilik
Yönetici Yeba kafilesi yarın akşamüzeri İsrail’de ikamet
ettirilecek. Her türlü önlemleri aldık. Her hangi bir sıkıntı
yaşamayacaklar. Planlamalarımız doğrultusunda, ele geçirdiğimiz ülke
yönetimlerine bu Yönetici Yebaları atayarak, aileleriyle birlikte
nakledeceğiz. Kalıcı şehirlerimizin yapımına Kanada’nın en Kuzey
ucundan başladık. Ürdün, Almanya – Fransa sınırı ve Türkiye’nin en
Doğu ucunda kalıcı şehirlerimizin inşasını başlattık. Kalıcı
şehirlerimizi 1 milyonu aşmayacak şekilde planladık. Yebada olduğu
gibi; 2 bin m2’lik arsalar üzerinde dubleks evler inşa ediyoruz.
Amerika’ya naklettiğimiz İsrail’deki Yahudileri Kanada’daki ilk
kalıcı şehirlerimize nakletmeye bu hafta sonu başlayacağız.
İnşaatlar çok hızlı bir şekilde devam ettiği için, bir ay içerisinde
tüm Dünyadaki Yahudileri iskana kavuşturabileceğiz. Kanada’daki
askeri birliklerin yarısı dağıtılmış durumda. Muhtemelen yarın
Kanada ülke yönetimi tamamen elimize geçmiş olacak. Hafta sonu
Kanada ile Amerika arasında inşasına başlayacağımız kalıcı
konutların temel atma törenine sizi de davet etmek istiyoruz.
Akşamüzeri yemeğimizi
eşlerim, çocuklarım, komutanlarım ve bakanlarımla birlikte yedik.
Daha sonra yatmak üzere ailecek bize ayrılan odalarımıza çekildik.
68. GÜNÜM SÜMBÜL 18
Sabah kahvaltımı ailemle
birlikte yaptık. Daha sonra Komuta toplantı masasına gittim. Bana
ayrılan baş köşedeki koltuğuma oturdum. Yardımcı 41 Yebarom etrafımı
çevirdiler. Sel Yebaro söze başladı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Efendimiz, bugün bin 500 Yönetici Yebamızı
Uçan 20 katlı uzay gemimizle İsrail’e indirerek, geçici
ikametgahlarına yerleştireceğiz. Umut Han Bey, Kaplumbağa Yebaların
suni böbrek ameliyatlarının tamamlandığını, beslenmeye
alındıklarını, çok yakında organ kopyalama işlemlerinin
başlayabileceğini rapor etti. İlaç yapımı için ihtiyaçları olan ham
maddeleri Dünyadan temin ederek akşam Yebaya gönderdik. Gerekli
formülleri Tabip ve Biyolog Yebarolarınız Yebadaki Bilgin Yebalara
verdiler. Şimdilik her hangi bir aksaklık yok efendimiz.
Sel Yebarodan sonra
Yebis Yebaro söz aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, yaklaşık bir saat sonra, Dünyadan yüz 50
kişilik televizyon ekibi üssümüze intikal ettirilecek. Sel Yebaro
tüm iletişim ve naklen yayın önlemlerini aldı. Televizyoncular
eşleriniz ve çocuklarınızla röportaj yapmak isteyebilirler. Bu
konudaki olumlu veya olumsuz kararınızı önceden bilmemizde yarar
var, efendimiz!..
-Yebis Yebaro, eşlerimi
ve çocuklarımı ben daha önce bu duruma hazırladım. Neyi anlatıp,
neyi anlatmayacaklarını çok iyi ezberlediler. Televizyonculara her
hangi bir kısıtlama getirmeyelim. Bana ve mahiyetime saygısızlık
etmedikleri sürece, onlara her türlü yardımda bulunalım. Haddini
aşanları ve saygısızlık edenleri sizler nasıl cezalandıracağınızı
zaten biliyorsunuz.
Daha sonra Biyolog
Yebaro söz aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Dünyadaki üç öz çocuğunuz şu anda kendi
konutlarında gözetimimiz altındalar. Gelecekleri konusunda
emirlerinizi bekliyoruz.
-Biyolog Yebaro, yarın
muhtemelen büyük bir aksilik olmazsa, ben, eşlerim ve
evlatlıklarımla birlikte İsrail’deki malikanemize yerleşmek üzere
Dünyaya ineceğiz. 41 Yardımcı Yebarom malikanemde yanımda
olmalısınız. İlgili birimlerinizi üssümüzde oluşturunuz. Yerinize
bakacak olan 41 birim Yardımcı Yebaronuzu üssümüzde görevlendirmeye
derhal başlayınız. Öz çocuklarım için İsrail’deki malikanemde
kalacakları misafirhaneler oluşturunuz. Ve hemen bugün üç öz
çocuğumu bu misafirhanelere aileleriyle birlikte yerleştiriniz.
Bilgin Bey söz aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, gıda stoku yapan ülkeler için her hangi bir
önlem alacak mıyız?
-Öğleye doğru tüm Dünya
insanlarına sesleneceğim. Bu seslenişimi lütfen Yebadaki Yebalara da
izleme imkanı verelim. Stokçularla ilgili kararımı sesleniş
konuşmamda zaten açıklayacağım.
Sel Yebaro söz aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Uzay üssümüzü kurduğumuz andan beri, Yeba
Gezegenindeki televizyon istasyonumuz tüm faaliyetlerimizi ve
Dünyadaki tüm kanalları izleyebiliyorlar. Dizi ve filmlere emriniz
üzerine sansür uyguladık. Bugün yapacağınız Dünya İnsanlarına
seslenişinizi de canlı olarak naklen izleyebilecekler…
Şahin Bey söz aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, kalıcı şehirlerimizin Amerika – Kanada
sınırında yapımını gerçekleştirecek olan Yebarolarımızı bölgeye sevk
ettik. Bölgeyi şu anda güven altına almak için Asker ve İşçi
Yebarolarımız işbirliği yapıyorlar. Bölge önce eski yerleşim
kalıntılarından temizleniyor. Burada az miktarda da olsa yaşayan
halk geçici toplanma merkezlerimize mağdur edilmeden nakil
edilecekler. Amerika ve Kanada Hükümetleri kısa bir süre sonra
faaliyetlerimizden haberdar olup, Fransa meclisi gibi olumsuz
kararlar alabilirler. Şimdilik biz işimizi yapmaya devam ediyoruz.
Avustralya Kıtasında yaşayan halkın geçici toplanma merkezlerimize
nakil işlemleri hızla devam ediyor. Bu kıta tamamen askerden
arındırıldı. Kıtanın hafriyatını katil ağaçlar yapacak. Bu yüzden,
kıtada hiçbir canlı bırakmayacağız. Tuzak ve kapanların ormanlık
alana kurulma işlemleri devam ediyor. Hafta sonunda kıtada bir tek
canlı kalmayacak.
Sel Yebaro tekrar söz
aldı:
-Kainatın yaşayan yüce
efendisi, Bozkurt Han, Amerika’ya naklettiğimiz İsrail’de yaşayan
Yahudilerden bir heyet, ısrarla sesleniş konuşmanızdan sonra size,
bir takım sorular sormak istiyorlar. Buna izin verelim mi?
-Sel Yebaro, bu benim de
beklediğim bir fırsat. Konuşmam bittikten sonra, Musevi cemaatine ve
Yahudi halka soru sorma fırsatını verelim. Ancak, bana nasıl hitap
edeceklerini Türkçe olarak onlara öğretiniz. Saygıda kusur edenin,
hakaret edenin veya haddini aşanın sorularına cevap vermeyeceğim.
Bunu onlara şimdiden anlatınız. Ayrıca, Dünyanın çeşitli
merkezlerinden bana soru sormak isteyen halk veya cemaatlere fırsat
verelim. Münferit sorular için zamanımız fazla yok. Bu yüzden de,
topluluklar temsilcileri aracılığıyla sorularını sorabilsinler.
Daha sonra Aşçı Yebaroyu
yanıma çağırdım:
-Aşçı Yebaro, Dünyadan
gelecek olan televizyoncu misafirlerimiz ve üssümüzde görevli
bulunan tüm Yebalar için bir ziyafet sofrası kuralım. Öğle yemeğini
hep birlikte konuşmam öncesi yiyelim. Sel Yebaro bu yemeği canlı
olarak tüm Dünyaya izletsin…
devam edecek |